Ahmed Kalkan'la "İtikaf" üzerine söyleşi

Akit Gazetesi Muhabirlerinden Hüseyin Kulaoğlu Ahmed Kalkan'la İtikâf konusunda bir söyleşi gerçekleştirdi. Söyleşinin metnini sizinle paylaşıyoruz;

04-07-2015


Hocam, sizinle unutulmuştan ziyade unutturulmuş önemli bir sünnet olan itikâf hakkında konuşmak istiyorum. Nedir itikâf, nerede ve nasıl yapılır?  

İtikâf kelimesinin kökü olan “a-k-f”, “bir şeye yapışmak, tutunmak, ondan ayrılmamak, kendini bir şeye vermek, vakfetmek, bir şeyle meşgul olmak, vaktini onunla doldurmak, bir şey içinde sürekli kalmak, bir yerde inzivâya çekilmek” mânâlarına gelmektedir.

İtikâfın terim anlamı ise, “Bir mescid veya o hükümdeki yerde ibâdet için özel şekilde beklemek ve bulunmak”, “Ramazan ayı içinde ve bazen diğer zamanlarda da günler ve geceler boyu bir câmiye veya mescide kapanarak zarûrî olmayan bütün dünyevî faâliyetlerden uzak bir şekilde kendisini tamamen ibâdete ve tefekküre hasretmek” demektir. İtikâf yapana “mu’tekif” denir. İtikâf; mü'minlerin Allah için her şeylerini fedâ edebilecek bir bilinç kuşanmak maksadı ile, belirli bir süre, özellikle Ramazan ayının son on günü içerisinde, kendilerini ibâdete kapatmaları demektir. Rasûlullah, hiçbir Ramazan ayında bu ibadeti terk etmez, Ramazanın son on gününde itikâfa çekilirdi.

Ramazan ayı, itikâf mevsimi olduğu ve her Ramazan'da Peygamberimiz'in itikâfı hiç terketmediği halde; bugün "müslümanım" diyen kalabalıklar itikâfın adını bile telaffuz etmekte zorlanır. Faydasız nice konuların yön verdiği gündeminde itikâfın hiç yeri olmadığından, belki ilk defa sizden duymuş oluyordur bu kelimeyi. Bırakın dâvâsı İslâm olmayan sıradan vatandaşları, câmi cemaatine anket yapılsa, "itikâf nedir?" diye, bilenler çok az çıkacak, onlar içinde de uygulayanlar hemen hiç bulunmayacaktır. Böyle bir zaman diliminde itikâfı ihyâ etmenin çok büyük ecri vardır. İbn Mâce’nin rivâyet ettiği hadiste şöyle buyrulur: “Kim, benden sonra terk edilmiş sünnetimden bir sünneti ihyâ ederse, ona, insanların o sünnetle amel etmesinin ecri kadar ecir/sevap verilir.” Başka bir hadis rivayeti de şöyledir:"Ümmetimin fesâdı zamanında, kim, benim sünnetime sarılırsa o kimse için bir şehid sevâbı vardır."  

 

Anlaşıldığı şekliyle, camiilerde oluyor itikâf. Evimizden, çoluk-çocuğumuzdan, işimizden, alışkanlıklarımızdan uzaklaşacağız itikâfta? Ne amaçlanıyor bu ibâdetle?

Tabii, her şeyden önce Allah’ın rızası amaçlanıyor. Önce, Allah istedi diye ibadet ederiz. Fayda ve hikmetleri geri plandadır. Bununla birlikte, kısaca hikmetlerini sayabiliriz: Tebdîl-i mekânda ferahlık vardır. İnsan, bazen yaşadığı çevrenin dışına çıkıp, kendini saran şartlara ve hatta kendisine dışarıdan bakabilmeli, bazen farklı bir kimse gibi kendini gözlemleyebilmeli ki, objektif değerlendirmelerde bulunabilsin, muhâsebe yapabilsin. Bu nefis muhâsebesi/otokritik, öyle bir otomatik hale gelmeli ki, kişi bir taraftan konuşurken, diğer taraftan yabancı bir kimse gibi bu konuşmayı eleştiri gözüyle dinleyip kritik edebilmeli; sokakta yürürken, nehy-i ani'l-münker görevini kendi nefsine de yapabilecek kontrole ve olgunluğa sahip olabilmelidir. İşte bu özellikleri insan, itikâf rûhunda yakalayabilir, bu rûhu koruyarak her zaman tümüyle hayatına geçirebilir. İtikâf, insana kendini gözlemleyebilme, sorgulayabilme, hesaba çekebilme ve öncelikle kendine ma'rûfu emredip öncelikle kendindeki münkerlere karşı çıkarak nefsini ıslah edebilme yolunun anahtarını kazandırır.

İtikâf, mü'min için, özellikle dâvetçi için mânevî azıktır. Sporcular, önemli maç öncesi hazırlık için kampa alınır, enerji depolar ve dış dünya ile ilgi ve ilişkilerini koparır; tebliğci bir mü'min açısından da içindeki ve çevresindeki düşmanlara karşı yapacağı mücâdele için kampa çekilmedir. Koruyucu hekimliktir, chek-up yaptırmak, tedâvi olmaktır itikâf. Her gün yarım saat, bir saat olsun tefekkür, zikir, yatakta da olsa ölüm ve şehâdet râbıtası yapmak, itikâf rûhunun insana kazandırdığı lezzetli gıdâlardır. İtikâf, insanı Rabbiyle ve kendisiyle barıştıran bir ibadettir.       

Toplumun yanlışlıklarına alışmış, artık yadırgamaz hale gelmiş dâvetçi, bazı zamanlarda sadece Allah'la kalabilmeli ki, toplumu hayra doğru değiştirme bilinci bilensin. Hangi şuur ve tavsiye içerdiği belli olmayan bir söz var: “Kendine iyi bak!” İki arkadaşın birbirinden ayrılırken selâm ve temennî yerine söyledikleri bu sözü konumuza adapte edebiliriz: Günümüz insanı nefsinin hevâsına gösterdiği ilgiyi, kendisini insan yapan özelliklere,  fıtratına göstermiyor. Modern insan, Rabbini unuttuğu için Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu (59/Haşr, 19) günahkâr yapı arzetmektedir. İtikâf gibi ibâdetlerle Rabbine dönmeli ki kendine dönmüş, kendini bulmuş olsun. İnsan, kendine bakmasını bilmeli, alıcılarını ıslah edip parlatmalı ki; kendini ve çevresini objektif ve sâlim olarak gözlemleyebilsin; alıcı sağlam değilse, vericilerden gelen etkilerin doğru algılanması mümkün değildir çünkü. Günahlarla kirlenmiş/hastalanmış gözünü, gönlünü, beynini temizleyip tedâvi ederek sağlığına ve uzaklaştığı fıtratına yeniden kavuşmalı ki; tanım, yorum, bakış ve değerlendirmeleri doğru yapabilsin; işte itikâf bunu sağlar. Göz ve gönül aynasını berraklaştırır, paslarını siler, temizler itikâf.

 

İtikâf, niye câmide yapılıyor ve niye Ramazan ayında icrâ ediliyor?

"Mekân" önemlidir; bulunulan yer, insanı etkileyen ciddî bir unsurdur. Bir sefâhet mekânı, ya da çokça haramlar işlenen yer ile Mescid-i Haram'ı mukayese edince; insanın inanç, düşünce ve davranış yönleriyle nasıl farklı mekânlarda çok farklı etkiler altında olacağı daha iyi anlaşılır. İnsanın Kâbe’nin kapısına yüzünü dayayıp Allah için gözyaşı dökenlerin arasındaki duygusuyla Taksim’de fingirdeyenlerin arasındaki duyguları aynı olmaz elbet. İşte itikâfın, Allah'ın evi kabul edilen câmilerde yapılması, insana kazandıracağı olumlu açılımlar yönünden değerlendirilmelidir. İnsan üzerinde büyük etkisi olan unsurlardan biri de "zaman"dır. İtikâfın herhangi bir zaman diliminde yapılmasının câiz olmasıyla birlikte, kâmil anlamda Ramazan'da ve özellikle de Kadir gecesinin bulunduğu tahmin edilen bu kutlu ayın son on gününde olması boşuna değildir.

 

Gecelerin en önemlisi olan Kadir gecesini itikâfla geçirmeli, diyorsunuz. Peki,  Kadir gecesinin bin aydan hayırlı olmasının bizim açımızdan önemini biraz irdeler misiniz?   

Ramazan ayının değerli oluşu, insanlığı kurtaracak mesajın bu ayda indirilmesinden kaynaklanmaktadır. Kadr sûresi, üçüncü âyette ifade edildiği gibi; Kur’an’ın indirildiği gece bin aydan, yani otuz bin günden hayırlı olduğuna göre, Kur'an'ı okumaya, anlamaya ve yaşamaya ayrılan bir gün de, otuz bin günden daha hayırlı olacağı değerlendirilmelidir. Her gün ve gece Kur'an'a uygun olarak ihyâ edilmelidir. Kur’an’ı indiriliş gayesine uygun olarak okuyup hükümlerini ferdî olarak itikadî, ibâdî, ahlâkî ve ekonomik bütün yönleriyle yaşarsak, sosyal ve siyasal hayata hâkim kılıp tatbik ettirme çabasında bulunursak, yani vahyi gönlümüze ve yaşayışımıza indirirsek, o zaman biz de otuz bin insandan daha hayırlı oluruz, böyle yaşadığımız gün ve geceler de otuz bin gün ve geceden daha üstün olur.

Değeri Kur'an'dan kaynaklanan Ramazan, Kur'an'dan daha çok önemsenirken, Kur'an ihmal edilmiştir. Kur’an’ın indiriliş amacına uygun yaşadığımız gün ve gece bizim için Kadir gecesi, böyle yaşadığımız ay bizim için diğer aylardan çok üstün Ramazan’dır. Yoksa rahmet çeşmesinin büyüklüğü, ondan yararlanmasını bilmeyen, susuzluğunu gidermek için su kabını veya ağzını çeşmenin altına yerleştir(e)meyen kimseler için hiçbir şey ifade etmez.

 

İtikâf cami dışında yapılamaz mı? Yine, mutlaka Ramazan ayında mı yapılması gerekir? 

İtikâf, kâmil anlamda kalabalık câmilerde ve Ramazan ayında, özellikle son on gününde yapılır. İtikâf, câmiden kopa(rıla)n insanımızın Allah'ın eviyle tekrar kucaklaşması, Ramazanın rûhu olan ibâdeti her âna yaymanın prototipidir. Bununla birlikte; itikâfı, sadece Ramazandan Ramazana yapmak, günümüz şartlarında ölümcül hastalıkların tedâvisini geciktirmek ve belki de o hastalıklarla ölmeyi göze almak demektir. İhtiyaç duydukça, hemen her gün beş - on dakika da olsa Allah'ın evine bu gâye ile sığınmalı, Allah’tan yardım istenmeli, O'nun dâvetine icâbet edip ziyâfetine katılmalıdır. Câmilere sığınma imkânını da sıkça bulamayan kimse, evinde, işinde, sokakta ve hatta yatakta itikâf rûhunu yakalayabilmelidir; zâten Allah'ın arzı mescid değil midir? Öyleyse en güzel itikâf Ramazan ayında ve câmilerde yapılsa da, itikâf rûhunu başka alanlara taşıma gayretinde bulunmamak, ibâdetleri câmi gibi alanlara mahkûm edip diğer yerleri başka sahte ilâhlara ayırmak gibi fecî durumlara yol açabilir. Her an itikâftaki gibi Allah'la beraber olma ve her yeri Allah'a ibâdet edilen mekân haline getirme gayreti, aynı zamanda cihad sevabına da ulaşmak demektir. Yine, günümüz şartlarında insanlar, on gün gibi bir zamanı ayırmakta zorlanırlar. Hiç olmazsa, hafta sonları bir gün, iki gün olsun itikâf yapabiliriz. Bir mü’min, itikâfa niyet ederek, bir – iki dakikasını bile mescidde Allah’a adamış olsa, itikâf yapmış kabul edilir.     

 

Biraz da itikâfın, insana kazandırdıklarından bahsetseniz…

İtikâf özellikleriyle mü'min, meleklik tarafını (rûhî, mânevî yönünü) her çeşit ibâdetlerle arttırmış, açlık (oruç) sâyesinde ve şehvetten/cinsel temastan perhiz yaparak hayvanî taraflarını da azaltmış olur. İtikâftaki mü’mine mu’tekif denir. Mu'tekif melekleşir, yani meleklerin temel özelliği olan "Allah'a isyan etmemek ve O'nun emirlerini tümüyle yerine getirmek" sıfatlarına sahip olur. Çünkü itikâfta temel ibâdetlerin tamamına yakını mevcuttur. Ana/doğurgan bir ibâdettir itikâf. Her çeşit ibâdetin fayda ve hikmetleri, tümüyle ve en kâmil şekliyle itikâfta vardır. İtikâfla, nefis terbiye ve tezkiye edilip sabır zırhına bürünülerek cihada hazırlanılmış olur. İhmal edilen gönlün tâmiri, bakımı, tedâvisidir; gönül aküsünün şarz edilmesidir itikâf rûhu. Zühd, takvâ, ihlâs, huşû ile edâ edilip zevk alınan ibâdet, mânevî haz gibi konularda derinleşmektir. Muhâsebe ve olgunluğa tırmanıştır itikâf.

İtikâf, pek çok ibâdeti içeren ana ibâdettir. Başka bir ibâdette bu kadar çok özellik bulunmaz.  İtikâf; kişinin, namazı vaktinde cemaatle ve huşû ile edâ etmesine yardımcı olur. Nâfile namaz kılma ve gece hayatına, yani Allah için uykuyu bölüp teheccüdle neşelenme imkânına ve alışkanlığına ulaştırır. Mu’tekifin (itikâf yapan kimsenin) orucu, takvâya ulaştırır;  çünkü onun orucu; gıybet ve yalan gibi haramlardan, hatta gereksiz sözlerden uzak, mescid gibi bir mekânda yerine getirilen oruçtur. İtikâf, özellikle fesâdın yayıldığı günümüzde, gözün, kulağın ve dilin, dolayısıyla da gönlün haramlardan korunmasına vesîledir. İtikâf, insanı dünyevîleşmekten, hırs ve tatminsizlikten kurtarır.

İtikâf, mü’minin Allah ile olan imânî bağını kuvvetlendirip nefsini tezkiye ederek arındırır, çevre baskılarına ve fitnelere karşı daha dayanıklı hale getirir. İtikâf sâyesinde insan, ahlâk ve ibâdetlerle ilgili zaaflarını gidermek için gerekli adımlar atabilir. Kötü alışkanlıklarını bırakma imkânına kavuşur. Bildiği doğruları ve güzellikleri hayata geçirme gayret ve çabasına kavuşur. Sözlerin yalama olduğu, muhâtapların güzel konuşmalardan değil; ancak güzel yaşayıştan etkilendiği günümüzde, hal diliyle güzel bir tebliğdir itikâf. Başkalarına iyiliği emrettiği halde kendi nefislerini unutanlara da önemli bir derstir. Allah için ağlayıp tevbe etmeyi unutan takvâ ve ihlâs konusunda büyük ihmalleri olan ve yaptığı ibâdetlerden zevk alamayan insan için bir şahsiyet okuludur. Kişinin Rabbine yaklaşabilmesi ve kendini O’na adayacak seviyeye yükselebilmesi için fiilî bir duâdır.   

İtikâfın en önemli amacı; her ibâdetin gâyesi olan Allah'ın rızâsıdır. Bu temel hedefin gerçekleşmesi için mü’minin/dâvetçinin, dünya meşgalelerinden kendini soyutlayarak Rabbi ile yalnız kalması ve nefsini muhâsebe etmesi sâyesinde, hayatını ve amellerini O’nun rızâsı doğrultusunda tanzim etme, takvâ sahibi bir insan olma hal ve şuuruna erebilmesidir. Allah’ın rızâsı için gerekli olan namaz, oruç, zikir, ibret, tefekkür, muhâsebe, nefsi kontrol, geleceği planlama ve tekâmüle ulaşmasıdır.

İslâm’ı öncelikle kendi gönüllerinde ve benliklerinde hâkim kılamayan insanlara Allah’ın yardım edip onlara devlet gibi nimetler vermesi beklenemez. Dünyada Allah’ın râzı olacağı devlete, âhirette insanın râzı olacağı cennete kavuşmanın yolu, öncelikle tam mânâsıyla müslüman olup Allah’a teslim olmaktır. İslâmî bir şahsiyete ve irâdeye sahip olmak, nefsi tezkiye etmek, ma'siyetlerden, günahlardan, ayıp ve ahlâksızlıklardan arınmaktır. Rûhuna özen göstermeyen bir dâvetçi mü’minin Cenâb-ı Hak’tan hidâyet ve nusret beklemeye hakkı yoktur. Zira, “bir toplum, kendi durumlarını değiştirmedikçe Allah onların durumlarını değiştirmez.” (13/Ra’d, 11)

İtikâf; halîfelik görevlerini yerine getirmek için enerjisini doldurmak, arınmak, azıklanıp rûhunu gıdâlandırmak, sosyal faâliyetlere ve cihâda daha bir hızla atılmak için, geri çekilip gerilmek ve kısa bir süre Rabbiyle baş başa kalmaktır. Hasta olanın, hastalıklardan tedâvi için muvakkat bir zaman hastanede kalıp ilâç ve perhize devam ederek tedâvi edildikten sonra hastaneden çıkıp daha sıhhatli bir halde işlerine dönüp çalıştığı gibi, müslüman için itikâf da böyledir. Kısa bir müddet itikâfta kalır; yenilenip rektefe edilmiş, sabra alışan ve her ânını ibâdete dönüştüren özellikleriyle sosyal hayata daha kuvvetli olarak çıkar. Mânevî yönden daha güçlü olarak Rabbine yaklaşır, iman ve yakîn nûru ile kalbini düzeltir ve huzur içinde Allah’a yönelir. Nice kimseler vardır ki, fâni olan cisminin sağlığına gösterdiği özeni mânevî yapısına göstermez. Dünya rahatına verdiği önem kadar ebedî hayatını düşünmez. Yatağa düşürecek mikroplardan ve hastalıklardan sakındığı kadar, cehenneme götürecek kalp hastalığından ve mânevî mikroplardan kaçınmaya çalışmaz. Yatırımını sadece dünyaya yapan, rûhî ve mânevî gıdâlarını ihmal eden modern insan, tek kanatlı kuşa dönmüştür, döndürülmüştür. İşte itikâf, huzura, esas hayata ve tükenmeyen saâdete erdirecek tüm imkânlarını, kendisiyle kucaklaşan herkese sunmaya hazırdır.

Yarışmalardan önce sporcuların özel hayatlarından koparılarak kampa alınmaları, belli bir süre enerji depolamak için olduğu kadar, onları gerideki ilgilerin etkisinden sıyırmayı da hedef alır. Gözlerinden biri hastalanan kimse için eşyanın yarısı nasıl bulutların arkasında gölge bir varlık gibi silik ve bulanık gözükürse, dikkati vâkıalara takılıp kalan, kendine bakmasını ve kendisini Hakka vermesini bilmeyenler için de hakikatin yarısı kaybolmuş demektir.    

Yılda en az bir defa, Ramazan ayında itikâfa girmek, Peygamberimizin unutulan önemli bir sünnetini ihyâ etmektir. İtikâftaki Allah’a adanmışlık rûhunu ve işe kendimizden başlamamız gerektiği bilincini her an canlı tutmak, müslümanca yaşayıp müslümanca ölmek için mecbûrî istikametimizdir. Toplumdaki şerleri değiştirmek niyetiyle kendimizi yetiştirip ıslah için haydi itikâfa!

(Söyleşi: Hüseyin Kulaoğlu / Yeni Akit)

Etiketler : #Ahmed   #Kalkan'la   #İtikaf   #üzerine   #söyleşi   
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
İlginizi çekebilecek diğer haberler

Makaleler

Hava Durumu


VAN