ARINMAYA GÖNLÜN VAR MI?

Şinasi ULUDOĞAN


BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHÎM
 
“ONA DEKİ: ARINMAYA GÖNLÜN VAR MI?"
 
Hamd, her daim göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olanların Rabbi olan Allah azze ve celleye, salât ve selam O’nun göndermiş olduğu Resullere ve onların takipçileri olan tüm müminlere olsun.
 
Allah azze ve celle Risaletle görevlendirdiği Hz Musa’yı Firavuna gönderdiğinde ona şöyle demesini buyurmuştu:
 
“15- Musa'nın haberi sana geldi mi?
 
16- Tiva'da, kutsal bir vadide, Rabbi ona şöyle hitab etmişti:
 
17- "Firavuna git çünkü o azdı.
 
18- Ona de ki: Arınmaya gönlün var mı?
 
19- Rabbine giden yolu göstereyim ki O'na saygı duyup korkasın."
 
20- Bunun üzerine ona en büyük mucizeyi gösterdi.
 
21- Fakat o Musa'yı yalanladı, karşı geldi.
 
22- Sonra sırtını döndü; çalışmağa koyuldu.
 
23- Adamların: toplayıp seslendi:
 
24- "Sizin en yüce Rabbiniz benim" dedi.
 
25- Allah bunun üzerine onu dünya ve ahiret azabına uğrattı.
 
26- Doğrusu bunda. Allah’tan korkan kimseye ders vardır. (Naziat Suresi)
 
Naziat Suresi'ndeki bu ayetler tüm çağlardaki firavunlara ve onların yandaşlarına ve tüm insanlığa apaçık bir davet ve apaçık bir uyarıdır. Zira Kitabımız Kur’an’ı Kerim’in her suresi her ayeti, insanlığın dünyevi ve uhrevi mutluluğunu yani kurtuluşunu tesis etmeye yöneliktir. Hiçbir ayet gereksiz ve boş değildir. Bu ayetler öylesine etkileyici, öylesine okşayıcı, öylesine uyarıcı, öylesine müjdeleyici ve yine öylesine korkutucu bir özelliğe sahiptir ki ondan nasiplenmek isteyenler için bulunmaz bir cevherdir.
 
Hz. Muhammed’e Vahyin indirilmeye başladığı o günden bu yana onlarca asır geçmiş olmasına rağmen bu yüce kitabın bir harfine bir halel gelmiş değildir. Orijin olarak elimizde bulundurduğumuz bu kitap büyük bir kâbusun içinde olan dünyamız için tek kurtuluş reçetesidir.
 
Evet, ben bu yüce ayeti bize yönelik olarak “ARINMAYA GÖNLÜMÜZ VARMI?” şeklinde düşünmemiz gerekir.
 
Gördüm ki yaşadığımız bu yüzyılda da arınmaya çalışan çok az insan dışında kimsecikler yok ortada. Oysaki arınmak için bizden istenen gücümüzün yettiğinden fazlası da değil. Bakara Suresi 286: “Allah hiç kimseye kapasitesini aşacak bir yükümlülük yüklemez. Herkesin kazandığı iyilik kendi yararına ve işlediği kötülük de kendi zararınadır.”
 
“Rayına oturmuş gidiyor dünya oyna da oyna kafana göre oyna” şeklinde mizansen bir terane eşliğinde hayatlarını sürdüren yığınlar küresel kapitalizmin vahşiyane siyasetlerine kurban gittiklerinin farkına bile varamamaktadırlar. Zira öylesine uyuşturulmuş öylesine kendinden geçmiş bir ruh haliyle yaşıyorlar ki cellâdına âşık olan adam misali ölüme bile bu aşk duygusu içinde gönüllü rıza gösteriyorlar.
 
Yeryüzünün halifesi olan bu kadar insanı, arınma şöyle dursun daha da bataklığa, pisliğe, şirke zulme, tuğyana yeryüzünde ekini ve nesli yok etmeye yiten cellâtlara ve ya nedenlere itaat ettiren şeyler nelerdir?
 
Tüm bu ve buna benzer soruları çoğaltmak elbette ki mümkündür, ancak temel sorun yine vahyin ışığında değerlendirilmediği müddetçe sorular ve cevaplar kifayetsiz kalacak ve yine arınma gerçekleşmiş olmayacaktır.
 
Bu yazımızda arınmayla iligili zikredilen olumlu ve olumsuz birkaç ayetle bakış açımızı sunmaya çalışmış olacağız.
 
Evet, arınmanın yolu Hz Âdemin /İnsanın yeryüzü serüveninin başlamasıyla yaşıttır dersek sanırım yanılmış olmayız. Zira Hz Âdem ve nesli, arzda yaşamaya başladığı günden bu yana sonsuz kerem ve lütuf sahibi Rabbimiz tarafından sahipsiz ve başıboş bırakılmamıştır. Ve onlara hidayetini indirmiştir. Bakara suresi 38. ayette  “Dedik ki; "Hepiniz oradan aşağı inin. Tarafımdan size bir yol gösterici geldiğinde kim benim hidayetime uyarsa onlar için korku yoktur ve onlar artık hiç üzülmezler." buyurulmaktadır.
 
Evet, kim O’ndan gelen yol göstericiye ve hidayete tabi olursa arınmaya başlamış demektir o kişi. Zira Allah azze ve celle “kullarından yana küfre razı değildir”  Zümer Suresi 7. Ayet  “Eğer inkâr ederseniz bilin ki, Allah sizin imanınıza muhtaç değildir. Fakat kulları için küfre razı olmaz. Ve eğer şükrederseniz sizden hoşnut olur. Hiçbir günahkâr, diğerinin günahını çekmez. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir. O size, yaptıklarınızı haber verir. O, kalplerde olanı bilir."
 
Küfre saplanıp kalmak arınmanın zıddıdır. Oysaki Küfür aynı zamanda nimete nankörlüğü ifade eder. Nankörlük tepeden tırnağa manevi kirliliğin hayat tarzı edildiğinin göstergesidir. Bu konuda örnek verilebilecek en çarpıcı örnek yine İsrail oğullarıdır. Çünkü onlar kendilerini firavunun zulmünden kurtaran, gökten selva ve bıldırcın eti indiren onlar için kayların içerisinde su gözeleri fışkırtan Allah’a sürekli isyan ede gelmişlerdir.
 
Bununla birlikte çok fazla değil sadece bakara suresi 177. Ayetine bakarak arınmanın ne demek olduğunu ve İsrail oğullarının nankörlüğünün tersine şükrün ne ifade ettiğini çok net olarak görebiliriz.  “Yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz iyilik değildir. Asıl iyilik, o(kimsenin iyiliği)dur ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere inandı; sevdiği malını yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilencilere ve boyunduruk altında bulunan(köle ve esir)lara verdi; namazı kıldı, zekâtı verdi. Andlaşma yaptıkları zaman andlaşmalarını yerine getirenler; sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabredenler, işte doğru olanlar onlardır, (Allah'ın azabından) korunanlar da onlardır.”
 
Arınmayla ilgili sadece bu ayetleri değil bu ayetlere muhalif olarak sunulanlara da dikkat çekmeliyiz. Evet, kurtuluş dini olan İslam’ın tüm insanlığa olan mesajı olan “ARINMAYA GÖNLÜN VAR"MI?" çağrısını, zıddı ile de anlamaya çalışmanın faydalı olacağını düşünüyorum. Ancak, bunlarla zıt kutupta yer alan vermeme, esirgeme, hayrı engelleme, teşvik etmeme, parayı depolama (cem’, kenz), çoğaltma yarışı (tekâsür), cimrilik (buhl), bencillik (şuhh), saçıp savurma (isrâf, tebzîr), gösteriş (riyâ, betar) ve ribâ gibi kavramlar da bu çerçevede dikkate alınmalıdır. Alınmalıdır zira “her şey zıddı ile kaimdir”  ilkesi bunu gerektirmektedir.
 
Firavunun ve Karunun, yüce Allah’ın kendilerine bahşetmiş olduğu dünyevi nimetlerin neticesi yeryüzünde tekebbür etmeleri ve Hz. Musanın getirmiş olduğu mesajı red etmeleri onların manevi kir ve günahtan arınmaya hiçte niyetli olmadıklarını gösteriyordu. Onlar Hz. Musa’nın Naziat Suresinde haber verilen çağrısına şu şekilde yanıt vermişlerdi. “Onlar dediler ki: Babalarımızı üzerinde bulduğumuz (dinden) bizi döndüresin ve yeryüzünde ululuk sizin ikinizin olsun diye mi bize geldin? Hâlbuki biz size inanacak değiliz." "Sen bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin ya Musa?" Firavun ve avenesi Hz. Musa’nın ve kardeşinin getirmiş oldukları mesajı Mısırın sahibi olma arzularının bir göstergesi olarak algılaşmışlardı. Zira Firavunun görmüş olduğu rüya da onların bu zannını haklı çıkaracak cinstendi. Oysaki asıl gerçek hem Mısır halkına Tevhid ve adalet mesajını tebliğ etmek hem de İsrail oğullarını firavunun zulmünden kurtarmak ve onların sadece Allah’a tapar kullar olmasını sağlamaktı.
 
Ama daha önceki kavimlerin peygamberlerini inkâr etmeleri ve onlara karşı savaş açmaları gibi firavun ve eşrafı da kendilerine gelen gerçeğe itibar etmediler ve Musa’yı ve kavmini ortadan kaldırmayı amaçladılar.
 
Sonuç, malum olduğu üzere içinde barındıkları mülkten ayrılarak Musa’nın ve kavminin peşine takılan azgın firavun ve askerleri içine daldıkları deryada boğularak helak oldular ve onların bıraktıklarına Allah İsrail oğullarını mirasçı kıldı.
 
Firavunun mali olarak finansörü sayılabilecek Karun’un konumu da ondan aşağı kalır değildi. Zira o Allah’ın kendisini imtihan amaçlı vermiş olduğu çok büyük bir servetin üzerine kurulmuştu. Kur’an’ı Kerim Karun’dan bahsederken şöyle der
 
“Kârûn, Mûsâ’nın kavminden idi de, onlara karşı azgınlık etmişti. Biz ona öyle hazîneler vermiştik ki, anahtarlarını güçlü-kuvvetli bir topluluk zor taşırdı. Kavmi ona şöyle demişti: –Şımarma! Bil ki Allâh, şımarıkları sevmez!” (el-Kasas, 76)
 
“Allâh’ın sana verdiğinden (O’nun yolunda harcayarak) âhiret yurdunu iste; ama dünyâdan da nasîbini unutma! Allâh sana ihsân ettiği gibi, sen de (insanlara) ihsanda bulun! Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama! Şüphesiz ki Allâh, müfsitleri sevmez!” (el-Kasas, 77)
 
Hz Musa’nın kavminden olan Karun’a verilen hazinenin ona veriliş nedeni olarak Kasas 77. Ayetin başlangıç paragrafını gösterebiliriz. “Ahiret yurdunu istemesi yani bir nevi arınması gerekiyordu. Ancak o arınmayı değil daha çok biriktirmeyi ve kirlenmeyi tercih etti. Halkının karşısına şımarmış bir vaziyette gurur ve kibir içerisinde çıktı. Kendisine verilenlerin ancak kendi bilgisi sayesinde elde ettiği vehametine kapıldı. Onun bu zannı onu felakete sürükledi. Dün onun yerinde olmayı isteyenler ne kadar yanıldıklarını çok zaman geçmeden anlamış oldular. Zira dünya hayatı gelip geçici olandır.  Asıl hayat ebedi kalınacak olan ahiret yurdudur." O yurtta rahat bir hayatın yegâne yolu dünyadaki arınmadır. Ve bu arınma her kavme gönderilen elçilerin getirmiş oldukları mesajlarla çok net olarak ortaya konmuştur.
 
Hz.Muhammed (s)’e gelen vahyin ilk surelerinden olan Âlâ ve Leyl Surelerinde bu konu çok çarpıcı bir şekilde şu şekilde geçmektedir. 
 
14.Doğrusu felah buldu (günahtan arınan ) temizlenen.
15.Rabbinin adını anıp namaz kılan. (Âlâ Suresi)
 
17. En çok korunan ise ondan (ateşten) uzak tutulur. 
18. O ki, Allah yolunda malını verir, temizlenir. 
19. Onun nezdinde hiçbir kimseye ait şükranla karşılanacak bir nimet yoktur. 
20. O ancak Yüce Rabbinin rızasını aramak için verir. 
21. Ve o (buna kavuşarak) hoşnut olacaktır. (Leyl Suresi)
 
Bu ayetler de gösteriyor ki insanın dünya ki yaşam serüveninin başladığı andan itibaren bu arınma gerçeği hep karşımızda durmakta ve bizlerden gereğini yapmamızı beklemektedir. Aksi davrananların yukarda örneklerini verdiğimiz şekilde helâke sürüklendiklerini gördük.
 
Yine gördük ki çağının en zengin en otoriter en zalim yöneticileri aynı akıbeti yaşadılar. Onlar kendilerine imtihan amaçlı olarak verilen saltanatlarını kendi hevâ heveslerini tatmin için kullandılar. Şeytan onları ardına taktı ve kendisiyle birlikte ebedi felaket sürükledi.
 
Arınmaya giden yolda ilerlerken bizlere rehber olsunlar diye anılan örnek Resulleri ve örnek şahsiyetleri anmadan konumuzu izah etmede yetersiz kalacağımız açıktır.
 
Yüz yaşında baba olan ama kedisine verilen çocuğu Allah’ın bir emri gereği Allah’a kurban eden   ve hayatının tüm alanlarında tabi tutulduğu imtihanı başarıyla verdiğinden dolayı alemlere “imam” tayin edilen Hz. İbrahim’i, Mısırda köle iken sultan olan Hz. Yusuf’u, Hz Mesih’in annesi mabede adanmış iffet timsali Hz. Meryem’i Kavimlerinin zulmünden kaçan mağara yarenlerini (eshabı kehf) Hz. Muhammed’in hicretini, Bedirini,Uhudunu, Hendeğini, Hz Huseynin kerbelasını Hz Zeyneb’in feryadını anlamadan arınmanın ne manaya geldiğini fark etmiş olmayız olamayız.
 
Sonuç olarak arınmak Allah azze ve cellenin 114 surede bizlere emretmiş olduğu şeyleri yerine getirmek ve sakının dediği şeylerden de sakınmak demektir.
Bu yüce kitab’ta bizlere örnek olarak sunulan ne varsa onların tamamını örnek olarak almak ve ibret ve öğüt alınması istenilen yerlerden de ibret ve öğüt almak demektir arınmak.
 
Konumuzu Rabbimizin bizlere büyük bir lütfu olarak verdiği Kur’an’ı Kerimin ilk suresinin son ayetlerini zikrederek tamamlayalım.
 
"BİZİ DOĞRU YOLA İLET, NİMET VERDİKLERİNİN YOLUNA. DALALETE VE SAPKINLIĞA DÜŞMÜŞLERİN YOLUNA DEĞİL." 
 
Selam ve Duâ ile.
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

Makaleler

Hava Durumu


VAN