HAK YOLCULARI DUMAN OLDU!

Şinasi ULUDOĞAN


BİSMİLLAHİRRAHMANİRAHÎM

Hamd göklerin ve yerin ve bunların içerisindekilerin Rabbi olan Allah’a sâlat ve selam O’nun biz insanlar için göndermiş olduğu Resullere, Nebilere, Şehidlere ve onların yolunu yol edinmişlere olsun.

28 Şubat Türkiye İslami hareketinde bir milat oldu. Aslına bakılırsa bu hareketin müntesibi olduğunu söyleyen birçok kişi bu davaya bir duygusallık ve bir tepki sonucu girmiş bulunmaktaydı. Zira doksalı yılların başlarında hız kazanan İslami hareket gerek siyasi anlamda gerekse kültürel anlamda en yoğun yıllarını yaşıyordu. Laik, demokratik Kemalist devletin izin verdiği ölçülerde siyasete atılan İslami hassasiyetleri bulunan kimi çevreler partileşerek iktidar mücadelesini bu platforma taşımışlardı. Aslında Türkiye halkının büyük bir kısmı İslam’ı sadece bireysel olarak yaşamaktan yana bir çizgiye sahipti. İslami söylemleri ya da bireysel özgürlükleri ve de ekonomik olarak sermayeyi tabana yaymaya çalışan topluma refah vaad eden bazı İslami görünümlü partiler (ki bunların başında Refah Partisi geliyordu) 90'lı yılların ortalarında özellikle de belediyelerde iktidar olmaya başladılar. Bu süreç 1996 yılında Refah partisini iktidara taşıdı. Bu partiye sempati ve yakınlık duyanlar kendilerince seçimlerde onu birinci parti yaparak İslami anlamdaki hassasiyetlerine cevap verecek ve onlara sahip çıkacak bir partiyi iktidara taşımış oldular.

Fazlaca teferruata girmeden bu malumu ilan ettikten sonra böyle bir başlık altında böyle bir yazıyı yazmama neyin sebep olduğunu da itiraf etmek istiyorum.

Geçenlerde bir arkadaşın orada dinlemiş olduğum bir Âşık Mahsuni türküsünden esinlenerek yazıyı yazmaya karar verdim.

O türkünün başlığı “ÖYLE BİR ZAMANA GELDİK” idi. Ve ilk iki kıtası şöyleydi:

Öyle bir zamana geldik
küfrün adı iman oldu
doğru dürüst gider iken
hakkın yolu duman oldu

koyun sesi kurdun sesi
bir çıkıyor neyin nesi
adamın adam sevmesi
geçti hayli zaman oldu

Tabi türküde yer alan “Hakkın yolu duman oldu” şeklindeki ifadeyi ben "Hak yolcuları duman oldu" şeklinde yazımın ana teması olarak değiştirdim.

Zira biliyoruz ki Hakkın yolu hiçbir zaman duman olmaz. Olsa olsa o yola girenler o yolda sebat etmediklerinden dolayı tabiri caizse kayış atarak duman olurlar.

İşte bunun zamanımızdaki en çarpıcı örneklerini 28 Şubat sürecinden sonra birçok İslami çevrede ve bu çevrelerin önde gelenlerinde görmüş olduk ve halada artarak görmeye devem ediyoruz.

Hakla batılın en yoğun bir şekilde birbirine karıştırıldığı asrımızda “küfrün adı iman” oldu. Vahyin bir mizan yani bir hak terazisi olduğu unutulduğunda artık ne adalet kaldı nede huzur.

İslam’ı değil referans, adını dahi telaffuz etmekten çekinen, fakat İslam’ı bir sıçrama tahtası olarak kullananların da son yıllardaki yoğun çabası ile, ülkede namazlı abdestli insanların çoğalmasına, tam tersi olarak ta Allah’ın indirdiği vahyi esaslara göre toplumsal hayatın şekillenmesi davasından ve erk’in yani toplumun oluşturduğu devletin kanunlarını oluştururken Kur’an’ı esas alması talebinden fersah fersah uzaklaşılmasına sebebiyet verdiğini görmekteyiz.

Allah’ın belirlediği kutsallar dışında insanların hevalarından ürettikleri kutsalları koruma ve onların arkasına sığınarak çıkarlarını devam ettirip artıranlar toplumlarında cehaletinden yararlanarak saltanatlarını asırlar boyu sürdüre gelmişlerdir.

Aslına bakılırsa küfrün önderleri için asıl olan ülkeyi toplumu neyle nasıl yönettikleri değil, kendi iktidarlarını nasıl devam ettirecekleridir. Onlar gerektiğinde kuzu potuna bürünmüş kurt misali İslam’ı kullanmaktan da çekinmemişlerdir ve çekinmiyorlar da.

Evet, yukarda bir nebze olsun hatırlatma babından ifade etiğimiz 28 Şubat süreci ve sonrası ülkemizdeki toplumsal sapmanın daha da derinleşerek devam ettiğini üzülerek görmekteyiz.

Allah’ı indirdiği vahyi sürekli sadece okunarak sevap elde etme aracı olarak görenler ve göstermeye çalışanlar aslında kendilerini ebedi bir felakete sürüklediklerinin farkında değillerdir ya da farkına varmak istememektedirler.

İman, esas itibariyle isbat ister. Test edilmeyen hiçbir iman Allah katında sadece bir bilgiden öteye geçmez geçemez. Zira Kur’an’ın İman ifadesinin geçtiği her ayetin sonunda bir ve ya birkaç eylem talebi gelmektedir. İman edildiği iddia edilen şey eyleme dökülmeden kişiye bir getirisi olmamaktadır.

“Ey iman edenler! Namazı kılın, zekatı verin..” ayetinden yola çıkarak anlıyoruz ki Allah’a ahiret gününe iman ettiği iddiasında olan bir kişi mutlaka namaz kılmalı ve mali gücü yerinde ise  de mutlaka zekat vermelidir. Bu fiilleri yapmayan ancak bu fiilleri emreden ayetleri güzel sesli karilerden dinlemek yahut ta bizzat okumak kişiye bir kazanım sağlamamakta tam tersi Allah katında vebale sebebiyet vermektedir.

Bu vahim gerçek ülkemizin ve ümmetin İslami hayatının temel yanlışlarındandır. Bir kere gömleğin düğmesinin yanlış iliklenmesi gibi yanlışlar, hatalar, günahlar önüne geçilemez bir hale gelmektedir.

Kur’an “güç “  yani devlet tarafından toplumsal hayatın merkezinden uzaklaştırıldığı için bu gün demokrasi ve laiklik gibi beşeri ide ve ideolojiler ülkemiz insanının vazgeçilmez bir yaşam tarzı haline getirilmiştir..Kur’an’ı   ne namazda okurken nede namaz dışında okurken anlamayan İslam’ı sadece namaz kılmak oruç tutmak varsa maddi imkanı hacca gidip zekat vermekten ibaret ve kendisini dindar Müslüman sayan milyonlarca insan çok rahat bir şekilde küfür sistemlerini meşru görmekte hatta ömürlerinin uzaması için azami gayret sarf etmektedirler.

Son yıllarda popülerliliği sürekli artan ya da artırılan birçok cemaatin demokrasiyi ve laikliği zamanımızın en uygun en iyi ve en yaşanılabilir bir yönetim tarzı olduğunu ve taraftarlarını buna ikna ettiğini görmekteyiz. Allah’ın ayetlerini tevil ve tefsir edip eğip bükerek küfrü iman olarak sunmakta, Hak ve hakikati akıllarınca çarpıtmakta ve insanları yaldızlı sözlerle ve büyük bir tevazu ve gözyaşları eşliğinde kandırmaktadırlar.

Birçok ortamda birçok kere söylemeye çalıştığımız gibi toplumumuzda İslam en asgari düzeyde bile olsa karşılık bulmaktadır. Osmanlının yıkılmasından sonra ülkemizin yönetimini eline alanların yönlerini batıya dönmeleri ve kurtuluşu hep oralarda aramaları hem kendilerini hem de yönetmiş oldukları tebaaları büyük bir çıkmaza ve Allah katında hesabı verilemez bir sonuca götürmüştür.

 Son cümleden hareketle ben bütün yönetenlere v e bütün bir ülke halkına buradan soruyorum.

“GAD EFLEHEL MU’MİNUN”….

“Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Gerçekten mü'minler isteklerini elde etti ve mutlu oldular.
2. Onlar ki, namazlarında huşu içindedirler;
3. Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler;
4. Onlar ki, zekât vazifelerini yerine getirirler.
5. Ve onlar ki, iffetlerini korurlar;
6. Ancak eşleri yani meşru olarak sahip oldukları hariç. Bunlarla ilişkilerden dolayı kınanmış değillerdir.
7. Şu halde, kim bunun ötesine gitmek isterse, işte bunlar, haddi aşan kimselerdir.
8. Yine onlar ki, emânetlerine ve ahidlerine riâyet ederler;
9. Ve onlar ki, namazlarına devam ederler.
10. İşte, asıl bunlar vâris olacaklardır;
11. Evet bu kimseler Firdevs'e vâris olacak ve orada ebedî kalıcaklardır.”

Şimdi bu ayetleri aklıselim bir şekilde okuyan biri ya da her gün beş sefer camilerden haykırılan “HAYYÂ ALEL SELAH, HAYYÂ ALEL FELÂH” çağrısını duyan ve bu çağrıya bilinçli bir şekilde tabi olan bir Müslüman hiç tutarda kurtuluş için başka yönler başka şeyler arar mı?

Maddi ve manevi dünyamızı en rahat ve en huzurlu bir şekilde geçirmemiz için bize verilen bu vahyin diğer ayetlerini aynı dikkat ve bilinçle okuyan anlayan ve onu ilk muhatabı olan Hz. Muhammed aleyhisselem ve seçkin sahabesi gibi hayatına tatbik etmek isteyen bir mü’min tutarda Allah’a oğul isnat eden ve hem müşrik hem kâfir olan Hıristiyan batı dünyasının ve İsrail oğullarını Yahudileşenlerini dost edinip onların rejimlerini Müslüman bir topluluğa uygulamaya çalışır mı?

Halk olarak batının hep bize düşman olduğunu söyleyip Ermeni toplumunu soy kırıma tabi tuttunuz diyen Fransa’nın ürettiği laikliği ve demokrasiyi bizlere en iyi en çağdaş en özgürlükçü en adaletçi bir rejim diye sunup ve sahiplenmemizi isteyip, milletimizi maddi ve manevi çökerten ithal bir batıl rejimi ve rejimleri boykot etmemenin izahı nedir?

Allah’a ve ahret gününe iman ettiğimizi ve Müslüman bir ülke ve Müslüman bir millet olduğumuzu iddia edip ondan sonra Rabbimiz olan Allah’ azze ve cellenin asırlar öncesi yapmış olduğu aşağıdaki şu uyarıyı nasıl dikkate almayız?

Maide 51: “Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları veli (dost) edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez.”

Şimdi birileri çıkıp efendim biz onları dost edinmiyoruz sadece ticaret yapıyoruz, teknoloji transfer ediyoruz, onların çağdaşlığından yararlanmaya çalışıyoruz, onlar gibi medeni olmak istiyoruz diyebilir ki öylede diyorlar. Bunu diyenlerin şu soruya cevap vermeleri gerekir.

Medeni olmak için, Allah’ı sembolik anlamda bir konuma sokan ve O’na oğullar isnat eden hayatlarının tüm alanlarında sekülerliliği savunan fahşayı  münkeri ve her türlü gayri insaniliği ve  gayri İslamiliği çıkaran ve üreten Avrupa ve Amerikayamı tabi olacağız.

Şimdi kurtuluş bunun neresinde?

İslam’ın hem kendisi hem de yeryüzünde her dönemde oluşturduğu örnek nesiller en medeni topluluklar olmuşlardır. Onlar iktidar olsun olmasın iyiliği emredip kötülükten sakındırmışlar Tevhid ve adaletten asla ayrılmamışlardır. Onlar ekini ve nesli korumuş geçici dünyanın süsüne aldanmadan fakat dünyayı ahretin tarlası görüp ona göre davranmışlardır.

Şehit Ali Şeriat’ inin dediği gibi kuzu postuna bürünmüş kurt misali şirk dinleri ekseriyetle yeryüzünde egemen olmuşlardır.  Günümüzde de hem ülkemizde hem de yeryüzünün genelinde maalesef bu durum hâkimdir.

Doğru dürüst yürür iken şeytan ve onların insandan olan iki ayaklı dostları Müslümanların bir anlık gafletinden ve cehaletlerinden yararlanarak iktidarı ele geçirmişler ve ondan sonra şöyle veya böyle bu durum günümüze kadar gelmiştir.

Oysaki Rabbimiz şeytan ve avanesi hakkında bizleri sürekli uyarmakta tedbirli olmamızı emretmektedir.

İsra 64: "Onlardan gücünün yettiği kimseleri dâvetinle şaşırt; süvarilerinle, yayalarınla onları yaygaraya boğ; mallarına, evlâtlarına ortak ol, kendilerine vaadlerde bulun. Şeytan, insanlara, aldatmadan başka bir şey vâdetmez.”

Toparlayacak olursak geldiğimiz şu noktada, ülkemizde yakın çevremizde ve dünyada yaşananlara baktığımızda reçetenin Allah azze ve celle tarafından yazıldığını, doktorunda Resuller ve onların örnek takipçileri olan şirkten uzak küfür sistemlerine belamlık yapmayan Tevhid ve Adaleti emreden ve yaşayan âlimler olduğunu görmemiz gerekmektedir.

İsra suresi 64. Ayette de gördüğümüz gibi şeytan ve taraftarları asla tatil yapmamakta kıyamete kadar işlerinin başında durmaktadırlar.

Günümüzde 28 Şubattan bu yana yaşananları, ferasetle gören ve vahye göre değerlendirip nefislerini ve çevrelerini bu tehlikelere karşı uyaran kişiler olarak bizlerde Tevhid ve adalet çizgisinden sapmadan Kur’an’ın her derde deva ayetlerini hem yaşamaya hem de anlatmaya çaba göstermeliyiz.

Kayış atanlar, mücahitken müteahhit olanlar, laikliği ve demokrasiyi bil cümle beşeri ideolojileri red ettiğini söyleyip Hz. Musa’nı kurtardığı kavmi gibi düşmanlarının taptıklarından kendilerine Allah’tan başka tapınılacak şeyler icad edenler, ümmetin Kur’an’ı sadece lafzından anlamadan okumasını fırsat bilerek onların dini ve manevi duygularını sömürüp çağımızın firavunlarına itaatlerini sağlayanlar, hakkı batılla bulayıp sürekli ümmetin beynini yıkayanlar. Allah’ın ipine sarılması gereken mü’minleri bir takım fırkalara bölerek vahdetlerini engelleyenler sanmasınlar ki bu hep böyle sürüp gidecek.

Öyle bir gün gelecek ki yeryüzüne Allah’ın mustazaf kulları varis olacak ve ebedi yurt olarak da Allah’ın vaad ettiği cennet yurduna da ancak Alalh’ın kurtuluş çağrısına gerektiği gibi icabet edenler kavuşacaklardır.

Her ne kadar Yukarda ki türkü ve benzerlerinde hümanizme bir gönderme olsa da  (ki gerek Yunusun gerek Hacı Bektaşi Velinin gerekse Mevlananın şiirlerinde insancılık yani hümanizm ön plandadır) gibi 28 Şubat sonrası oluşturulan hava gereği artık adamın adam sevmesi bile vahyi dikkate almadığız müddetçe pek mümkün görünmemektedir. Oysaki Allah azze ve celle Müminleri kardeş ilan etmiştir. Ve bu kardeşlik kan bağına ve yahut ta maddi menfaatlere dayanan bir kardeşlik değildir. Bu kardeşliğin belirleyicisi bizlerin sahibi Allah azze ve celledir ve O şöyle buyurmaktadır.

Hucurat 10: "Muhakkak mü'minler kardeştirler. Kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki size rahmet edilsin."

Mücadele 22: "Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kavmin; babaları, oğulları, kardeşleri yahut akrabaları da olsa Allah'a ve Peygamberine düşman olanlarla dostluk ettiğini göremezsin. Allah onların kalplerine imanı yazmış ve onları katından bir ruh ile desteklemiştir. Onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacak, orada ebedi kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte onlar Allah'ın taraftarlarıdır. Muhakkak ki başarıya ulaşacak olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır.”

Evet, küfrü tanımak ve ondan uzak durmak sadece vahyi bilmek ona iman etmek ve gereğine göre davranmaktan geçer. Hakkın yolunda hak yolcusu gibi sebat ve azimle ilerlemek Allah’ın indirdiği ipe yani Kitabımız Kur’an’ı Kerime sarılmakla mümkündür. 28şubatı bir uhud gibi değerlendirip aslında onu bir yenilgi değil Allah’ kulluk yolunda ve yeryüzünde Tevhid ve Adaleti tesis etmede vahiyle güç toparlayıp yeniden harekete geçme olarak görmemiz gerekmektedir.

 Dünya fanidir. Ey insan nedir senin bu acelen. Hele bir dur bir dinle bir kulak ver bak Rahman olan Allah ne buyuruyor:

Ankebut 64: “Şu dünya hayatı (en sefil yaşam - esfeli sâfîliyn) bir eğlence (kendini avutarak keyifle oyalanma) ve bir oyundan (kurallarına göre oynanan senaryo) başka bir şey değildir! Sonsuz gelecek yurda gelince; işte asıl hayat yurdu odur. Keşke kavrayabilselerdi!”

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

Makaleler

Hava Durumu


VAN