İmanını ispat eden tutarlı Mü’minler ve vahyin şahidi “Müslimler” olmak – I

Kur’an’ın belirlediği mü’min ve müslimliğin en temel şartı; hayatın bütün alanlarında hükmüne tabi olunması, kendisine itaat ve ibadet edilmesi gereken tek İlah ve Rab olarak Allah’ı kabul etmek, Allah’tan başka ilahlık ve Rablik taslayan şeytan, heva ya da tağutların arzularına ve hükümlerine itaat etmeyi reddetmektir. (Enbiya, 21/25, Yasin, 36/60, Casiye, 45/18, Nahl, 16/36). Bu imanın ve teslimiyetin gereği olarak, hayatın (kamusal-özel, bireysel-toplumsal) hiçbir alanında Allah unutulmayacak ve Allah yokmuş gibi davranılmayacaktır

01-10-2018


Kur’an’ın belirlediği mü’min ve müslimliğin en temel şartı; hayatın bütün alanlarında hükmüne tabi olunması, kendisine itaat ve ibadet edilmesi gereken tek İlah ve Rab olarak Allah’ı kabul etmek, Allah’tan başka ilahlık ve Rablik taslayan şeytan, heva ya da tağutların arzularına ve hükümlerine itaat etmeyi reddetmektir. (Enbiya, 21/25, Yasin, 36/60, Casiye, 45/18, Nahl, 16/36). Bu imanın ve teslimiyetin gereği olarak, hayatın (kamusal-özel, bireysel-toplumsal) hiçbir alanında Allah unutulmayacak ve Allah yokmuş gibi davranılmayacaktır. Ahiret ve hesap bilincinin yönlendiriciliği ile tüm hayat alanlarında sadece Allah’ın hükümlerine uyularak hayatı ibadet kılmak hedeflenecektir. Hiçbir hayat alanında Allah’ın zikrinden yüz çevrilmeyecek (Enbiya, 21/42), Kur’an devre dışı bırakılmayacaktır. İster hayatın bütününde, isterse bir parçasında, kamu alanında, devlet yönetiminde, ekonomide, siyasette, aile hayatında, Allah’ı unutana Allah da bizzat kendilerini unutturur ve bu kimselerin yoldan sapmaları kaçınılmaz olur. (Haşir, 59/19) Böylece fıtratla vahyin arası kesildiği, Allah’tan gelen bu iki şeyin dünyada buluşup bütünleşmesi engellendiğinde, yani insan Allah’ı unuttuğunda ve vahiyden yüz çevirdiğinde Allah da bu kişilere kendisini unutturunca, insanın fıtratına ve Rabbine yabancılaşması başlar. Bu yabancılaşma süreci sonunda, insandışılaşıp arzda fesad çıkaracak, kendine ve Rabbine yabancılaşmış azgın beşer türü ortaya çıkacaktır. (Bakara, 2/27).

Bilinmelidir ki, Allah’tan ve Kur’an’dan soyutlanan her hayat alanında mutlaka başka bir ilah taslağı ortaya çıkacak ve o boşluğu dolduracaktır. Çünkü hayatın bütün alanları, bir takım değer, ölçü ve kurallara göre düzenlenmek zorundadır. Bu hayat alanlarında kimin kuralları, ölçüleri, değerleri belirleyici kılınıyorsa o ilah edinilmiş ve ona kulluk/itaat edilmiş olur. Hayatın bazı alanlarında Allah’ı unutarak, bu alanları Allah’ın hükümlerinden soyutlayanlara, Allah’ın zikrinden, Kur’an’ından yüz çevirenlere, hevalarını, arzularını belirleyici kılanlara, bir şeytan musallat edilecek ve bu şeytanlar onları yoldan çıkardıkları halde, onlar kendilerinin doğru yolda olduklarını zannedeceklerdir. (Zuhruf, 43/36-37). Ve bu sebeple de, Kur’an’da bunlara “arzda fesad çıkarmayın” dendiğinde, onların kendilerinin “ıslah ediciler olduklarını” iddia edecekleri, ancak “asıl fesatçıların bunlar oluğu, ancak bunun şuurunda olmadıkları” bildirilmektedir. (Bakara, 2/11-12).

İşte ülkemize, bölgemize ve tüm dünyaya egemen hale gelen, küreselleşen fesad, sömürü ve zulüm; bu tür Rabbini unuttuğu ve O’nun zikrinden yüz çevirdiği için kendine ve Rabbine yabancılaşarak şeytanı dost edinmiş, şeytana ibadet eden azgın müfsid insanların ve onların heva ürünü ideoloji ve seküler modellerinin ortaya çıkardığı sonuçtur. İşte bu büyük sapma, zulüm ve sömürüye, bu derin ve yaygın adaletsizliğe karşı geniş mustaz’af kitleler dünyanın her yanında, daha adil ve daha özgürlükçü yeni bir dünya talebiyle isyan bayrağını açarak ayaklanmakta, egemen yerel ve küresel sistemleri değişime zorlamaktadırlar. Ancak vahiy ve fıtrat buluşmadığı sürece, insanlar sadece fıtrî bir eğilimle aradıkları adalet sistemine asla ulaşamayacaklar/ulaşamıyorlar. Çünkü fıtrat, bütüncül ve sahici bir adalet sistemine ulaşmak için vahyin yol göstericiliğine, rehberliğine muhtaçtır. İşte vahyin mesajından haberdar olan Müslim/mü’min kadrolara düşen büyük sorumluluk, yolunu şaşırmış arayış içindeki insanlığın bile kurtulmaya çalıştıkları seküler ideoloji ve modellerin peşine takılmak yerine; onların da, muhtaç oldukları vahye dayalı adalet sistemine ulaşmaları için güzel örnek ve model olmak, rehberlik yapmaktır. Bu model oluşturma sorumluluğu, ancak Allah’a teslimiyetle, Kur’an’ın belirlediği şartlarda müslim/mü’min olmak ve insanlara vahyin şahidliğini yapmakla yerine getirilebilecektir.

Mehmet Pamak'ın makalesinin tamamını okumak için tıklayın...

Etiketler : #İmanını   #ispat   #eden   #tutarlı   #Mü’minler   #ve   #vahyin   #şahidi   #Müslimler   #olmak      #I   
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
İlginizi çekebilecek diğer haberler

Makaleler

Hava Durumu


VAN