İslam akidesi mi oda ne?

İslam; Rabbimizin insanın dünya imtihanı için seçip belirlediği nizamın adıdır. İnsanoğlunun dünyada huzur ve mutlu bir şekilde imtihanını gerçekleştirmesi ancak ve ancak bu nizama olduğu gibi itaat etmesiyle mümkündür.

12-09-2018


İslam; Rabbimizin insanın dünya imtihanı için seçip belirlediği nizamın adıdır.  İnsanoğlunun dünyada huzur ve mutlu bir şekilde imtihanını gerçekleştirmesi ancak ve ancak bu nizama olduğu gibi itaat etmesiyle mümkündür.

İnsanoğlu tarihin faklı dönemlerin de Dünya imtihanında yolunu şaşırdığında, dünyaya gönderiliş gayesini unutarak yeryüzünde zulüm ve fesat meydana getirdiğinde, Rabbimiz peygamberleri vasıtasıyla bu nizamı insanoğluna tekrar tekrar göndermiştir.

Bu nizamın sahibi olan Allah, belirlediği nizamın ilke ve ölçülerini de kendisi belirlemiş, bu konuda peygamberler bile gönderdiği nizam üzerinde değişiklik yapma hakkı vermemiş, kendi gönderdiği nizama uymalarını peygamberimizden de istemiştir. وَاتَّبِعْ مَا يُوحَى إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ إِنَّ اللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا “Rabbinden sana vahyolunana uy. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Ahzab, 2) وَاتَّبِعْ مَا يُوحَى إِلَيْكَ وَاصْبِرْ حَتَّىَ يَحْكُمَ اللّهُ وَهُوَ خَيْرُ الْحَاكِمِينَ “Sana vahyolunana uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.” (Yunus, 109)

“Âyetlerimiz kendilerine apaçık birer delil olarak okunduğunda, (öldükten sonra) bize kavuşmayı ummayanlar, “Ya (bize) bundan başka bir Kur’an getir veya onu değiştir” dediler. De ki: “Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edecek olursam, elbette büyük bir günün azabından korkarım.” (Yunus, 15)

Peygamberlerin bile atma ve katmada bulunmadığı, ancak ve ancak uymak zorunda olduğu Allah’ın nizamı olan İslam; tabi ki insanın dünya ve ahiret saadetini amaçladığından, insanın dünya hayatını kuşatacak, hayatın bütün alanlarına dair hükümler vaz etmesi de kaçınılmaz olacaktır.

İslamı daha iyi anlamamız açısından kategorize edersek, önem sıralamasına göre dört başlık altında toplaya biliriz.

  1. Akide
  2. Ahlak
  3. İbadetler
  4. Cezalar

Allah’ın dini olması hasebiyle, insanın dünya ve ahiret saadetini amaçlaması hasebiyle tabi ki dinin koyduğu ilke ve hükümlerin önemsiz olanı asla yoktur. Ama daha önemli olanları, onlar olmadan diğerlerinin bir anlam ifade etmeyeceği hükümleri vardır. Bir binada kullanılan hemen her şey önemlidir. Lakin binanın sağlam olması için temel ve kolonları daha önemlidir. Temel ve kolonların yıkılmasının telafisi yoktur ama diğerlerinin telafisi söz konusudur.

Allah’ın dini olan İslam’ın da daha önemli gördüğü hususların başında akide ile ilgili hükümler gelmektedir. Bir bina için temel ve kolonlar ne ise, İslam için de akide o demektir. İslam binasını ayakta tutan hususlar akideyle ilgilidir.

Allah’ın bize hidayet rehberi olarak gönderdiği Kur’an, Mekke’de 13 yıl boyunca hemen hep akide konusu üzerinde durmuş, İslam akidesinin Müslümanlarda tam ve mükemmel bir şekilde yerleşmesi için devamlı bu konuyu gündeminde tutmuştur. İnsanların zihinlerinde kök salmış olan, kalplerinin derinliklerine kadar işlemiş olan yanlış akide anlayışlarının izlerini silmek için bu konu Rabbimizin en çok üzerinde durduğu konu olmuştur.

Yoğun olarak ameli konulara yer veren Medeni ayetlere baktığımızda da akide konusunun hemen her ayette gündeme taşındığını görüyoruz.

Dolayısıyla biz vahyin, en önemli konu olarak akide konusunu gündeme aldığını görmekteyiz. Tabiki o vahye tabi olması gereken, vahyi kendisine referans olarak gören veya görmesi gereken bizler de akide konusunu hep ön palanda tutmalıydık.

Kur’an’ın yetiştirdiği o seçkin öncü nesil, akide konusunu her daim en önemli mesele olarak gündemlerinde tuttular ve şirke gidecek bütün kapıları kapatmak için bütün çabalarını ortaya koydular. Hz Ömer efendimiz; Kur’an’da zikri geçen “Rıdvan ağacını” insanların putlaştıracaklarından koktuğu için kesmiştir. İnsanların o ağacın altında namaz kılmanın daha faziletli, oranın kendilerini Allah’a yaklaştıracak bir yer olduğu gibi yaklaşımlarına şahit olduğunda, bu anlayışların ileride Müslümanlar için şirke doğru gidişin işaretleri olduğunu fark etmiş ve hemen müdahale ederek ağacı kestirmiştir. Yine, insanların aşırı bir şekilde tazim gösterdikleri “hacer’ul Esvet” taşına “Ey taş! Biliyorum ki, sen bir taşsın, ne fayda ne de zarar verebilirsin. Eğer Allah Rasulü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) seni öptüğünü görmeseydim seni asla öpmezdim.” dediğini ve bununla “Hacer-ul Esved” taşının bir taştan ibaret olduğunu, bundan öte bir anlam yüklenmemesi gerektiğini, aksi taktirde şirkin kapılarının aralanmış olacağını insanlara hatırlattı. Dolayısıyla Resulün yetiştirdiği ilk nesil akide konusunda sapmalara gidecek bütün kapıları hassasiyetle kapattılar. Bu konunun ihmale gelecek bir konu olmadığını bildiklerinden çok hassas darandılar.

Lakin daha sonraki dönemlere baktığımızda, ilk Kur’an neslinin gösterdiği bu hassasiyet ortadan kısmen de olsa kalktığını görmekteyiz. İlk “Kur’an Neslinden” sonra günümüze kadar sapmaların boyutları her gecen gün biraz daha artarak devam edegelmiştir.

Tarihimizde İslam’ın en önemli yönü olan akide konusu da, diğer alanlarda yaşanan yozlaşma gibi bir yozlaşmayla karşı karşıya kalmıştır. Bunun temel sebepleri olarak şunlar etkili olmuştur;

Başta felsefenin Müslümanların gündemine girmesi, diğer dinlere mensup olan kimselerin Müslüman olmaları, Müslümanların toprakları genişliyor ve birçok farklı kültüre sahip olan kimseler Müslümanlar arasına katılıyor, Müslümanlar arasında siyasi ihtilaflar çıkıyor, Müslümanlara bu siyasi ihtilaflar neticesinde birbirlerini katledecek bir durumla karşı karşıya kalıyorlar. Yaşanan bu gelişmeler de ister istemez akide konusuna taalluk eden birçok soruyu gündeme getiriyor. Gerek dış etkenler, gerekse de Müslümanların yaşadıkları iç etkenlerin sebep olduğu bu sorular ve bu sorulara farklı bilgi birikimine sahip olan alimlerin verdiği cevapları beraberinde getiriyordu. İşte bu farklılıklar zaman içerisinde akide de mezhepler oluşmaya başladı.  İnsanların alim diye kabul ettiği insanların akideye dair düşünceleri akide de ölçü olarak alınmaya başlandı.

Buda ister istemez akide konusuna beşeri müdahaleyi kaçınılmaz kıldı. Artık akide de belirleyici olan Kur’an’ın muhkem nasları olmak yerine, mezhep alimlerinin yazdığı eserler, konulara dair nakledilen rivayetler belirleyici olmaya başladı. Alim ve dolayısıyla da mezheplerin kabul ettikleri akide ilkelerine Kur’an ve Hadislerden delil bulmakta da zorlanmadılar.

Akaide mezhepleşmenin oluşması ve oluşan mezhebi görüşlerin din olarak görülmesi süreç içerisinde tefrikayı beraberinde getirdi.

Ayrıca akide de ölçü olarak Kur’an’ın muhkem naslarının yerini, alimleri ve mezheplerin ölçüleri alınca Kur’an’ın gündeme getirdiği akide de ister istemez geri planda kaldı ve süreç içerisinde de maalesef artık müracaat edilmeyecek kadar Müslümanlar nezdin de önemini yitirdi.

Geldiğimiz noktada, akide konusu az çok dini hassasiyeti olan insanlar nezdinde, mezhebi algılarla gündeme gelmekte, İslam akidesi yerine, “Ehli Sünnet Akidesi” Maturidi Akidesi, Eşari Akidesi, Selefi Akide gibi isimler öne çıkmaktadır. Bazen bu kitaplara “İslam akidesi” dense de asılında bunlar birer mezhep akide kitaplarıdır. İnsanalar mezheplerin ölçü olarak aldıkları akide ölçüleri içerinde dini anlamakta, buna göre inanç ve düşüncelerini belirlemektedirler. Kimim mümin kime de Müslüman olmadıklarına bu ölçülerden hareketler karar vermektedirler. Düşünce ve pratiklerinin İslam’a uyup uymadığına bu ölçüleri esas alarak karar vermektedirler.

Halk nazarında ise, akidenin varlığından bile bahsetmek mümkün değildir. Onların akide olarak bildikleri şey, imanın şartlarının neler olduğu ve bunların kabul edip etmedikleriyle ilgilidir. Halka göre bir kimse, imanın altı şartını(!) biliyorsa, bunlaraı reddetmiyorsa mümin, reddediyorsa da Müslüman değildir. Hele halkın, Kur’an’ın muhkem naslarına dayanan İslam akidesinden hiç mi hiç haberleri yoktur.

Oysa akide; Kur’an’ın hemen bütün ayetlerinde üzerinde durduğu kadar önemli bir konuydur. Ve alimlerin de üzerinde ittifak ettikleri gibi, akide de taklid caiz değildi. Herkes iman ettiği dinin temel akide kurallarını delilleriyle bilmek zorundadır. Çünkü bu konudaki bir ihmal Rabbimiz tarafında asla mazeret olarak görülmeyecektir.

Akide; bize yaşadığımız hayat içerisinde hangi söz ve davranışları kabul edeceğimiz ve hangi söz ve davranışları da reddedeceğimizi bildiren ölçüleri veren bir ilim dalıdır. Yani İslam’da inanmamız ve reddetmemiz gereken hususları bize akide ilmi öğretmektedir.

İslam dininde bu kadar önemli olan bir alanı Müslümanlar ihmal ettiğinde, olacaklar oldu ve Müslümanların arasında birçok batıl inançlar ve davranışlar girdi. Kabul edeceğimiz ve reddedeceğimiz temel ölçüleri kaybettiğimizde bu kaçınılmaz olarak her karşılaştığımız düşünce ve inançtan bazı unsurların etkisinde kaldık. Farklı inanç ve kültürlerin inancımız ürerindeki bu etkiler süreç içerisinde akidemizde tahribatlar meydana getirdi. Akidenin bozulması ise Müslümanlarda nice İslam dışı düşünce akımlarını ve inançları benimsemelerine sebebiyet verdi. Ölçüyü ihmal ederek kaybettiğimiz de kaçınılmaz olarak neyi kabul edeceğimizi ve neyi reddedeceğimizi bilmez olduk.

Gediğimiz noktada, adımız Müslüman ama, kafiler gibi inanır ve yaşar olduk. Kafirlerden bizi ayıran tek şey kendimizi İslam’a nispet etmemiz ve kimliğimizde İslam yazması kaldı.

Hayatın bütün alanlarında, İslam akidesine ters, küfür ehlinin inançlarının izleri görünmeye başladı. Kafirlerin inanç ve düşünceleri, siyasetimize, eğitimize, ekonomimize, toplumsal hayatımıza, sokağımıza, evimize yön vermeye başladı.

Siyasetimize kafirlerin ürettikleri düşünceler olan, laiklik, demokrasi, sosyalizim, libaralizm gibi anlayışlar yön vermeye başladı.

Eğitimimize; Alimler alimi olan Allah değil de, batının maddeci ve metaryalist algısı hakim kılındı ve okullar adeta birer ifsad yuvalarına döndü.

Ekonomimiz, kapitalist ve liberal anlayışların belirlediği ölçülere göre yapılmaya başlandı. Para ve servet bir put haline getirildi. Her türlü gayri İslami kazanç kapıları sonuna kadar açıldı. Ekonomide faiz belirleyici hele getirildi ve “paranın dini imanı olmadığı” kendilerini Müslüman gören kimseler tarafından dillendirilir oldu.

Toplumsal hayatımıza yön vermesi gereken İslami ölçülerden uzaklaşarak, toplumsal hayatımızın hemen her alanında kadın erkek beraberliğini esas alan bir anlayışı benimsedik. Buda ister istemez başta zina olmak üzere toplumun manevi dinamiklerini yok eden etkenlerin toplum arasında yaygınlaşmasını beraberinde getirdi.

Okullarda, uygun olmayan kıyafetlerle kız erkek birlikte okumak zorunda bırakıldı. Çalışma alanları yine kadın ve erkeğin birlikte çalışabileceği şekilde yapılandırıldı. Kadın erkeğin iç içe eğlenmeleri teşvik edildi ve bu anlayışların toplum tarafından benimsenmesi için başta televizyon, görsel ve yazılı basın olmak üzere devlet eliyle ve devlet gücüyle yayınlaştırılmaya çalışıldı. İçki devletin izniyle yaygınlaştırıldı, zina devletin izniyle uygulanır oldu ve maalesef sokaklarımız İslam’dan uzaklaşmış kadın ve erkeklerimizin oluşturdukları ifsadla doldu taştı.

Ve bu şekilde, kendilerini Müslüman gören halkları hem dünyada zilletin içerisine sürükleyerek dünyalarını mahvettiler, hem de bu insanların ahiretlerini yok ederek, ilahi azapla yüz yüze bıraktılar.

Hiç kuşku yok ki, akidenin ihmali, şirki beraberinde getirecektir. Şirk ise kişiyi ebedi azaba sürükleyecek bir inanç ve davranıştır. Kişinin yaptığı bütün güzellikleri yiyip yok eden ve kişiyi ahiretini kaybedeceği bir durumla karşı karşıya bırakacak bir husustur. Rabbimizin konu ile ilgili şu buyruğuna kulak verelim;

وَلَقَدْ أُوحِيَ إِلَيْكَ وَإِلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكَ لَئِنْ أَشْرَكْتَ لَيَحْبَطَنَّ عَمَلُكَ وَلَتَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ

Andolsun, sana ve senden önceki peygamberlere şöyle vahyedildi: “Eğer Allah’a ortak koşarsan elbette amelin boşa çıkar ve elbette ziyana uğrayanlardan olursun.” (Zumer, 65)

O halde yapmamız gereken, akidemize geri dönmektir. İşe, Kur’an’ın başladığı yer olan akide den başlamalıyız. Falan alimin, falan mezhebin akidesini değil de, bunlarında ötesinde Kur’an’ın muhkem naslarla ortaya koyduğu İslam akidesini öğrenip benimsemeliyiz. Unutmamamız gerekir ki, rabimiz olan Allah, kıyamet gününde bizi mezhep akidelerinden değil, kitabı olan Kur’an’da gündeme getirdiği akidevi hususlardan hesaba çekecektir. Bunun için Kur’an’a yönelmeli ve Kur’an’ın bizim için öne çıkardığı akidevi ilkeleri tespit ederek inanç ve pratiklerimizi bunlara göre düzenlemeliyiz.

Eğer bunu başara bilirsek, işte o zaman dünyamızı da ahiretimizi de imar ederiz. Dünyada izzetli, refah ve huzur içerisinde, sorumluluklarımızı hakkıyla yerine getirmiş bir hayat yaşar ve Allah’ın izniyle de ahirette rabbimizin rızasını kazanmış bir şekilde cenneti kazanabiliriz.

O halde haydi akidemize geri dönelim!

Asım Şensaltık

Etiketler : #İslam   #akidesi   #mi   #oda   #ne?   
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
İlginizi çekebilecek diğer haberler

Makaleler

Hava Durumu


VAN