KISKANÇLIK/HASET

Hikmet ERTÜRK


Hased, başkalarının sahip olduğu nimetleri, meziyetleri çekememek, onların yok olmasını istemektir. Daha geniş anlamı ile haset; hak edenin sahip olduğu nimetin elinden alınmasını arzu etme, kıskanılan kişinin sahip olduğu değerin elinden çıkması için çaba sarf etme; bazen de haset edilenin sahip olduğu nimet ve şerefin zail olması ile haset edene geçmesini temenni etmedir.

Bir manada çekememezlik ve kıskançlık da diyebileceğimiz "haset", herhangi bir insanın şeref, ikbal, başarı, hatta sağlık, afiyet, zenginlik, eda, endam, güzellik, bilgi, zekâ, mutluluk gibi vasıflar karşısında duyduğu hazımsızlık hissidir. Buna kestirmeden, bir ferdin kendisinde olmasını istediği değişik vasıf veya özelliklerin, başkasında bulunması karşısında duyduğu bir iç rahatsızlık da diyebiliriz. Burada kıskançlık ve haset hemen hemen aynı anlamda olmakla birlikte kıskançlığa hasedin başlangıç noktası, henüz harekete geçmemiş halidir denilebilir. Tavır ve hareketlerde kıskançlığın belirtileri olsa da bu fiili davranışlara dönüşmeyebilir. Haset eden kişi ise karşısındakine direk fiili zarar vermeyi de düşünebilir.

Bu hali ile hasedçi kimse kendinde olmayıp da başkasında/başkasından olan her şeyi kıskanır. Haset ettiği şeyin sınırı yoktur. Bu bir kimsenin edindiği malı mülkü parası olacağı gibi o kimsenin çeşitli konularda gösterdiği başarıları ya da o kimsenin güzelliği, itibarı, güzel ilmi gibi konularda da olabilir.

Tabi ki bu kötü huy kişide sürekli Allah'ın başkalarına verdiği nimetleri hoş görmeme hissi oluşturacaktır. Ve o yüzden bu kimselere verilen nimetin yok olması için çaba gösterecektir.

Haset, eziklik ve kendisini küçük görme psikolojisidir. Haset eden kimse başka birisinde olan bir nimetin onun elinden çıkmasını bu yüzden arzu eder. Aslında bu huy psikolojik bir hastalıktır.

Hased, eziklik ve kendini küçük görme psikolojisinin sonucu iken, kibir de ise bunun tam aksi bir durum söz konusudur. Kibir kendimizde üstün bir meziyetin olduğu, başkalarının ise bundan yoksun olduğu durumlarda kendimizi kontrol edemeyip kendimizde çok yüce bir üstünlük olduğu hissine kapılarak başkalarına karşı büyüklük taslamamızdır. Bunun tam tersi ise başkalarının bizde olmayan bir takım üstün meziyetlere sahip olması ve bunların bizde bulunmaması sebebiyle bir nevi aşağılık kompleksine kapılmamız sebebiyle bu hal bizlerde kıskançlığa sebebiyet verir. Peki, bu kıskançlık ne zaman son bulacaktır? Tabi ki kıskançlığa sebep olan kimsede olan üstün yetiler bizlerde de oluncaya kadar bu hal devam edecektir. O yüzden de toplumlarımızda görülen ekonomik durumları iyi olmadıkları halde aşırı harcamalarda bulunularak mülkiyet edinme hırsı bu yüzdendir. Bu hali ile insan komşusunda, çocukluk arkadaşında, mesai arkadaşında gördüğü nimetlerin aynısına sahip olma hırsı ile Allah'ın haram kıldığı yoları da kullanarak mal edinme hırsına kapılır. Bu ise bazen o kimsenin elindeki tüm nimetleri de kaybetmesine sebep olabilir. Faiz olayı buna güzel bir örnektir. O yüzden bir kimsenin başkasında var diye aynı şeye ekonomik gücü yok iken sahip olmaya çalışması bu kötü huyun yani kıskançlığın yol açtığı sebeplerden bir tanesidir.

Üzerinde kıskançlık gibi kötü bir huyu barındıran kimselerde çelişkili bir hal söz konusudur. Yüce Allah'ın hudutların/ gözetmesine öteki dünyanın varlığına inanmasına rağmen bu çekememezlik hastalığı kardeşlerinde olan nimetlerin kendisinde olmaması sebebiyle Allah’ın bu taksimatına karşı gizlide olsa bir itiraza sebep olmaktadır. Halbu ki mümin Yüce Allah'ın kulları arasında yaptığı taksimata razı olan tüm bu nimetleri hak yoldan çalışarak elde etmesi gerektiğine inanan kimsedir. Üzerinde kıskançlık elbisesi olmayan kardeşlerimiz Allah'tan başka hiç kimseden çekinmezler. Üzerinde kıskançlık elbisesi olan kimselerin ise hüzün ve korkusu hatta sevinçleri hep kıskançlık duyduğu şeyler etrafında döner durur. Sürekli gam, çeşitli anlamsız dertler ve büyük bir baskı altındadır. Kafasında sürekli sorular, planlar mevcuttur. Bu yüzlerinde bir hüzne ve somurtkanlığa sebebiyet verir. Çevresindeki kardeşleri de bu durumdan rahatsızlık duyabilirler. Tabi sordukları sorulara asla cevap alamayacaklardır.

Bu hali ile bu kardeşimiz sürekli sebebini kestiremediğimiz bir şekilde somurtkan tavırlar içerisinde bulunmaya devam eder. Bu zamanla hiç alaka kurulamayan bir şekilde küskünlüklere sebebiyet verecektir. Bu hal Allah'a karşı olan küskünlük olabileceği gibi kardeşlerine de küskünlüğe dönüşecektir. Burada unutulmamalıdır ki kardeşlerimizle aramızı bozmak onlar ile küsüp ayrılıklara sebebiyle vermek bize bırakılmış bir mesele değildir. Çünkü Allah'ın sürdürmemizi istediği ilişkileri bizler sürdürmek zorundayız. Bu durum hoşumuz gitmese bile böyledir. "Yine onlar, Allah'ın sürdürülmesini emrettiği ilişkileri sürdürürler. Rabblerinden korkarlar ve kötü hesaplaşmadan ürkerler."(Rad-21)

Hased eden kişi nimet ve üstün bir yeti diye farz ettiği şeylerin başkalarında olmasını hiçbir zaman istemez. Bu özellikler kendisinde olsun ya da olmasın fark etmez. Fakat burada kıskançlık ve gıpta bazen birbirine karıştırılmaktadır. Gıpta kıskançlıktan farklı bir şeydir. Zira gıpta, başkasında bulunan iyi şeylerin ondan gitmesini arzu etmeksizin kendisine de nasip olmasını istemesi ve meşru yollardan çalışarak bu nimetlere sahip olmayı arzu etmesidir. Böyle düşünmenin herhangi bir sakıncası yoktur. Hased eden kimseler genel olarak bulundukları çevre, aldıkları ya da kabul ettikleri düşünce çerçevesinde oluşturdukları yaşam şekline göre bizler tarafından çok kötü gözle bakılan bir takım şeylere karşıda hasette bulunup bu rezil şeylerin kendilerinde olmasını da isteyebilirler. Allah'ın hudutlarını çiğneyerek birçok kötü özelliğe sahip olmak isterler. Bu kimselere toplumda genel olarak "işbilir" kimseler denir. Falanca kimse işini iyi bilir gibi. Fakat bu kimselerin hemen hemen hepsi kartvizitçidir. Araya hatırlı kişileri koyarak rüşvet vererek iş yaptırırlar. Böylelikle başkalarına ait olan haklar üzerinde saltanat sürerler. Bu hali ile bu kimselerin rahat hayatına özenen kimseler bu kimseleri kıskanabilirler. Halbu ki, bu gerçekte kıskanılacak bir şey değildir. Çünkü onlar öteki dünyada bu yaptıklarının hesabını verecekler. Onlarla aynı durumda olanlar içinse bu kimseler bu kötü özellikleri kemal saydıklarından aynı konumda rakip oldukları bu kimseleri kıskanıp bu özelliğin onların ellerinde alınmasını hatta güçleri yetiyorsa bizzat onlara zarar vererek bu kimselerin ellerinde ki bu kötü yetilerin kaybolmasını isterler. Yani hased hem iyi özelliklerde hem de kötü özellik ve kimselerde de bulunabilmektedir.

Hased birçok kesimde tamamen ahlaki bir kavram olarak ele alınsa da Kur'an'da daha çok bu konu bir inanç sorunu olarak ortaya çıkmaktadır. Allah'ın adaletinden şüphe duymak, ikilemde kalmak, Allah'ın kulları arasında yaptığı taksime rıza göstermemek ve bu hali ile isyan ederek haktan yüz çevirmek olarak karşımıza çıkar. Bu özelliği kendinde bulunduran kimselerin farklı farklı kötülükleri yapabilmeleri oldukça doğal bir sonuçtur. Bu kimselerde hem ahlaki hem de yaşamsal birçok kötülükler vücuda gelir. Bu özellik bu kimselerin kibirli olmalarına, başkalarına karşı büyüklenmelerine, riya/gösteriş yapmalarına, kendilerini beğenmelerine, başkaları ardından haksız yere konuşmalarına, başkalarına eziyet etmelerine sebebiyet verir.

Kur'an'da hemen ilk göze batan hased ile ilgili kıssalar Hz Adem'in iki oğlu Habil ve kabil, Hz Yusuf Kıssasındaki Hz Yusuf'un babalarının kardeşi olan Yusuf'u kıskanmaları ve ona zarar vermeye çalışmaları ve İblis'in Hz Adem'e secde etmemesi kıssalarıdır. Yukarıda belirttiğimiz gibi İblis'in Âdem’e secde etmemesi onda oluşan kıskançlığın büyüklenmeye sebebiyet vermesi ile oluşmuştur. Bu hastalıklar sıraları değişmekle birlikte zaten hep iç içe ya da birbiri ardınca görülürler.

Kur'an'ı Kerim'de kıskançlığın sebebiyet verdiği Allah'ın indirdiklerini tanımama, hakka yüz çevirme gibi hasletler şu şekilde izah edilmiştir. 

"Allah'ın kullarından, dilediğine Kendi fazlından (peygamberliği) indirmesini 'kıskanarak ve hakka baş kaldırarak' Allah'ın indirdiklerini tanımamakla, nefislerini ne kötü şeye karşılık sattılar. Böylelikle gazab üstüne gazaba uğradılar. Kâfirler için alçaltıcı bir azap vardır," (Bakara–90)

Burada söz konusu olan şey kendisine Peygamberlik verilen kişiye karşı hasedin onların Allah'ın indirdiklerine inanmamaya sebep veriyor olmasıdır. Bu durum pek tabi ki bizler içinde mesajlar içeriyor. Bir arada olduğumuz birlikte aynı davaya omuz verdiğimiz kardeşlerimize verilen ilmi eğer kıskanıyorsak bu kıskançlık şekli bizlerin vahyi anlaması önünde engel teşkil edebilir. Tabi bu daha önce bahsettiğimiz hastalıklar ile zincirleme bir şekilde olacaktır.

Bir diğer ayette ise konu kendisine nimet verilen kişi ya da kimseleri kıskanmak ile kalmayıp onda olan bir takım iyi hasletlerin gitmesini arzulamak ve tıpkı kendisinin yaşamaya çalıştığı sefil hayatı onunda yaşamasını arzulamak şeklinde izah edilmiştir.

"Kitap Ehlinden çoğu, kendilerine gerçek (hak) apaçık belli olduktan sonra, nefislerini (kuşatan) kıskançlıktan dolayı, imanınızdan sonra sizi inkâra döndürmek arzusunu duydular. Fakat Allah'ın emri gelinceye kadar onları bırakın ve (onlara ne sözle, ne de eylemle) ilişmeyin. Hiç şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir," (Bakara–109)

Aslında bu kimselere hak apaçık iletilmiş fakat bunlar iletilen mesajın doğru ya da yanlışlığı ile ilgilenmiyorlar. Sorun kendilerine rakip olarak gördükleri kimselere gösterdikleri hasetten dolayı onları iman ettikleri şeylerden vazgeçerek kendileri gibi inkârcı olmalarını arzu etmeleri ve bu uğurda çaba göstermeleridir. Malumdur ki bu kimseler karşılarındaki kimselerin inandıkları şeylerin toplum tarafından kabul görmesinden endişe ediyorlar. Çünkü bu hali ile o toplumda statüleri büyük zarar görecek. Kendilerine sunulan bu büyük ilginin kendilerinden aşağı gördükleri bu kimselere verilmesi çok ağır bir bedeldir ve bu hasede sebebiyet vermektedir. Hased bu kimseleri inanan bu topluluğa karşı kötü propagandaya sevk etmektedir. Bizim içimizde bulunan kimselere de kitap verildiğini düşünür ve bu kimselerinde gerçeklerle karşılaşmalarına rağmen nefislerini kuşatan kıskançlıktan dolayı bizlerin inandığı pak arı duru İslami inancımızdan geri durmamızı arzu edebilirler. Bizlere düşen tek şey tıpkı ayette geçtiği üzere bu kimselere ilişmemektir. Ne sözle nede eylemsel boyutta bir tepki vermeden onları kendi kıskançlıkları ile baş başa bırakmak gerekir.

Malumunuzdur ki hemen hemen hepimiz şu soruyu kendimize sormuşuzdur. Aynı şeyleri dillendirmemize hatta aynı çizgide olmamıza rağmen neden bir arada tek çatı altında tek bir ümmet olma sorumluluğunda bilincinde değiliz? Kur'an'a inandıklarını söylemelerine rağmen Kur'an'ın ayetlerini yaşanır kılmayan, oradaki hükümlerden habersiz birçok gurubu saymaz isek Kur'an'dan haberdar, tevhidi bir bilinç kazanmış toplulukların da tıpkı bu kesimler gibi davranarak tek bir ümmet olma bilincinde uzaklaşmaları anlaşılır değildir. Fakat bu konuya yüce Allah Kur'an' da açıklık getiriyor.

"İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere hak kitaplar indirdi. Oysa kendilerine apaçık ayetler geldikten sonra, birbirlerine karşı olan 'azgınlık ve kıskançlıkları yüzünden anlaşmazlığa düşenler, o, (kitap) verilenlerden başkası değildir. Böylece Allah, iman edenleri, hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe Kendi izniyle eriştirdi. Allah, kimi dilerse onu doğruya yöneltir." (Bakara–213)

Yüce Rabbimiz kendilerine apaçık ayetler geldikten sonra ayrılığa düşen bu kimselerin azgınlık ve kıskançlıkları yüzünden bu duruma düştüklerini belirtiyor. Ve kimselerin kendilerine kitap verilenlerden başkası olmadığı gerçeğini bizlere sunuyor. Burada bu büyük vebal herhalde bu toplulukların liderlerine düşüyordur. Çünkü kendilerine tabi olan kalabalıkları ihtiras ve kıskançlıklarından dolayı hak olan gerçek olan mesajlar ile baş başa bırakmıyorlar. Hiç şüphesiz bizlere de verilen bir kitap var ve bu Yüce Kitabımız Kur'an'dır. Fakat burada da aynı sıkıntıları görmekteyiz. Özellikle çokça bu kitapta geçen apaçık gerçekleri okumalarına rağmen topluluklarının önderleri olan bir çok kimse tek ümmet olmaya razı görünmüyorlar. Umulur ki bu üzerlerinde taşıdıkları birbirlerini kıskanma durumu değildir. Çünkü "Hiç şüphesiz din, Allah Katında İslam'dır. Kitap verilenler, ancak kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki "kıskançlık ve hakka başkaldırma" (bağy) yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah'ın ayetlerini inkâr ederse, (bilsin ki) gerçekten Allah, hesabı pek çabuk görendir. (Ali İmran–19)

Hiç kimse hiç birimiz böylesi kötü huyun kendimizde olmadığını ya da olamayacağını düşünmemeliyiz. Çünkü Yüce rabbimiz; " … Nefisler ise 'kıskançlığa ve bencil tutkulara' hazır (elverişli) kılınmıştır. Eğer iyilik yapar ve sakınırsanız, şüphesiz, Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır. (Nisa Suresi, 128) diye buyuruyor.

Eğer bizler böylesi kötü bir hastalığı üzerimizde taşıyorsak bir an önce bu durumdan kurtulmanın çaresine bakmalıyız. Çünkü hased eden kişi diğer kardeşlerine zarar verecektir. O yüzden Yüce rabbimiz bu huyumuzdan vaz geçmemiz gerektiğini ve böylesi bir hastalığa müptela olmuş kimselerden korunmak içinde kendisine sığınmamızı dua etmemizi istemektedir.

Allahü Teala Kur'an-ı kerimde buyuruyor ki:

"Hased ettiği zaman hasedcinin şerrinden karanlığı yırtan nurun Rabbine sığınırım." (Felak–5)

Peygamberimiz (S) ise "Hased etmekten sakınınız. Biliniz ki, ateşin odunu yok etmesi gibi hased de iyilikleri yok eder." (Hadis-i şerif-Mişkat) diye buyuruyorlar. Bu hali ile herhalde hasedden daha kötü bir şey yoktur. Hased eden kardeşimizden Allah'ın razı olması söz konusu olmaz. Çünkü bu kimse Allah'ın bir başkasına verdiği şeylere razı olmamaktadır. Allah'ın bir kimseden razı olmaması felaketlerin en büyüğüdür.

Hasedin ortaya çıkmasına birçok sebepler vardır. Bunların bazıları şöyledir:

Kişiler sevdikleri dost ilişkilerde bulundukları kimselere karşı kıskançlık hislerinde çok fazla bulunmazlar. Fakat aralarında husumet ya da düşmanlık olan kimseler birbirlerinin iyiliklerini istemeyeceklerinden bu hal onlarda kıskançlığa dönüşebilir. O yüzden daha çok aramızın iyi olmadığı kardeşlerimize Yüce Allah'ın verdiği iyi huy özellik ve nimetler sebebiyle kıskançlık hissi içerisinde bulunmamaya dikkat etmeliyiz. Bu durum bizi bizden görmediğimiz ya da düşmanlık beslediğimiz kimselere karşı adaletsizliği haksız hükümler vermemize sebebiyet vermemelidir. Kur'an'damünafıklarınbazı davranışlarından bahsedilmektedir. "Onlar sizinle karşılaştıkları zaman "inandık" derler. Kendi başlarına kaldıkları zaman size karşı öfkeden parmaklarını ısırırlar. De ki, "Öfkenizden ölün. Şüphesiz Allah göğüslerin özünü bilir" (Ali İmran–119).

Bu münafıklar Müslümanları çekememezlikleri yüzünden ikiyüzlü tavırlar sergilemek zorunda kalıyorlar. Kıskançlık gibi kötü bir huy kardeşlerimiz arasında da tıpkı münafıkların gösterdiği ikiyüzlü davranışlara sebebiyet verebilir. Kardeşlerini gördüklerinde güler yüz gösteren bu gibi Müslümanlar yalnız başlarına kaldıklarında öfkeye kapılabilirler. Unutmamalıdır ki bu tarz davranışlar münafıkların göstereceği türden davranışlardır. Eğer bu tutumumuzda ısrar eder isek bu durum kardeşlerimiz arasında kavga ve husumete dönüşecektir. Hatta bu durum kıskançlık duyduğumuz kardeşlerimize karşı hileli tutumlar sergilememize, bu kardeşlerimize iftira atmamıza kadar ileri seviyelere ulaşacaktır.

Bir diğer sebep ise birbirlerimizle olan ilişkilerimizde ki davranışlarımızdan kaynaklanan kıskançlık durumudur. Özellikle bir kardeşimizin kendinde olan nimetler sebebiyle diğer kardeşine üstünlük taslamasının bu kardeşin ağırına gitmesi sebebiyle bu davranıştan dolayı hasede dönüşmesidir. Bu bir şekli ile de bu kimsenin kendine güven duymaması psikolojik olarak aşağılık kompleksine girmesidir. O yüzden böylesi kardeşlerimizi gördüğümüzde bu hal ancak o kimseye acımayı gerektirir. Yoksa bu hali kıskanmak düşüncemize güvenmemek, tereddüt içinde olmak demektir. Bu kardeşimizin makam mevki ve servet olarak bizden yüksekte olması sebebiyle bize karşı kibirli, kendini beğenmiş hareketlerde bulunuyor olması bizlerde asla hasede yol açmamalıdır.

Kimi İslami gurupların ya da bireysel olarak Müslümanların belli bir amaca ulaşamama endişesi buna karşın diğer gurup ya da kardeşlerinin amaçlarını gerçekleştiriyor olmaları kıskançlık ya da hasede sebep olabilir. Bu durumda asla kıskançlığa kapılıp İslam’ın gücünü zayıflatacak çekişmelere girmemeliyiz. Diğer taraftan tevhid dininden kopmuş, kimi hurafeleri din haline getirmiş kalabalıklar asla kıskanılacak durum oluşturmamalıdır. Eğer böyle bir çekememezlik ve moral çöküntüsü varsa bu durum bizlerin İslam'ın özünü anlamamamızdan kaynaklı bir durumdur. İslam'da asıl olan kalabalık olmak değil, tağutlara asla taviz vermeyen muvahhit Müslümanların varlığıdır. İçi boş sadece kuru kalabalıktan oluşan topluluklar kıskançlık duyulacak yapılar değildir. Bu durum bizlerin İslam adına izleyeceğimiz doğru adımlarımızın değiştirmemelidir.

Kimi kardeşlerimizdeki makam mevki sevgisi lider olma istekleri de kendisine rakip olarak gördüğü kardeşlerine karşı kıskançlık ve de hased etmesine sebebiyet verebilir. Bu kardeşlerde sürekli övülme ve üstün gelme yetileri baskındır. Eğer bu kardeşimizden daha üstün ilme sahip birisi o ortamda oluşur ise bu kimseye karşı hased edecektir. Hatta o kardeşinin doğru sözlerine bile itimat etmeyerek sürekli itiraz edecektir. Bu ise İslam'ın gücünü kıran bir çatışmaya dönüşecektir. Böylesi bir durum İslam'ın onaylamadığı bir durumdur. Eğer ki bir kardeşimiz takva ve ilimce bizden üstünse bize düşen onu kutlamak ve ilminden faydalanmak olmalıdır.

Eğer üzerimizde cimri olmak gibi kötü bir huyu taşıyorsak Allah'ın nimetler verdiği iyi huylarla donattığı bir kardeşimizden bahsedildiğinde bu bizlerin içinde kıskançlık hislerimizi ortaya çıkaracaktır. O yüzden bizlere verilen nimetlerin emanet olduğu bilincini kuşanmalıyız. Savurganlığa kaçmadan diğer kardeşlerimize iyilikte bulunmalıyız. Kendinde olanı paylaşmayı seven Müslümanlar başkalarında olan nimetleri kıskanıp o kardeşlerine karşı hasedde bulunmazlar. Aslında bu hali ile kıskançlık kişilerin dünyaya olan aşırı bağlılıklarından kaynaklanan tavır bozukluğudur.

Peki, bu kötü huydan nasıl kurtulabiliriz? Bunu tedavi etmenin en önemli yolu bu konularla ilgili bilgi ile bilinçlenmek ve aldığımız bilgileri de hayatımızda yaşanır kılmaktır. Hasedin ne olduğunu bizlere ve kardeşlerimize ne gibi zararlar vereceğini Yüce Allah'ın böylesi kötü bir huyu taşıyan kimselere nasıl bir hüküm vereceğini iyi bilmek gerekir. Aslında böylesi bir huyu taşıyan kimseler kendi kendilerine de düşman bir hayatı yaşamaktadırlar. En büyük zararı kendileri görmektedirler. O yüzden hasedin oluşmasına sebep olan ters olan bir ruh yapısını kazanmalıyız. Başkalarına verilen nimetlerden dolayı kendimizi küçük görmek, ezik bir ruh yapısına sahip olmak yerine izzetli olmalıyız. Bencil olmamaya çalışmalıyız. Bencil ve kendini beğenen kimseler isek bu durum başka kardeşlerimizin güzel amellerinin övülmesi halinde bizlerde kıskançlığa sebebiyet verecektir. Ve böylece o kardeşimizin bulunduğu ortamda bulunmak istemeyiz. Eğer kötü nefsimizin isteklerine muhalif davranışlar sergilersek bir müddet sonra daha iyi bir bakış açısına sahip olabiliriz. Yani kötü nefsimize hükmetmeyi öğrenmeli ona da bunu öğretmeliyiz. Bu tersine olan hareketlerimiz başlarda bizlere zor gelebilir fakat sonraları bu kolay amellere dönüşecektir. Üstelik kıskançlık gibi bu kötü huyu üzerimizden atmamız bizleri toplum içindede sevilen kimselere dönüştürecektir. Buda davamızı o insanlara ulaştırmada kolaylık sağlayacaktır.

Çevremizde gördüğümüz kadarı ile içerisinde hased gibi kötü bir huyu barındıran kimselerin bakışları çok farklıdır. Size karşı çevrilen bu kötü bakışları hemen fark edebilirsiniz. Üstelik bu kardeşleriniz sizlerle konuşurlarken kinayeli anlamı tam belirli olmayan hafif alaya alan sözcükler kullanırlar. Tavırları da sizi küçümser biçimdedir. Bu kötü huy bizlerde de buluna bilir o yüzden bu özelliklerin kendimizde olup olmadığına dikkat etmeliyiz. Kibir, kendini beğenme, gıybet gibi kötü huylardan uzak durmak kıskançlığı önleyici tedbirlerdir. O yüzden bizler her daim imtihan edildiğimizi bu gibi durumlarda kanaat etmemiz gerektiğini unutmamalıyız. Dua etmek, tevekkül etmek bu hastalığın üzerimizden atılmasına yardımcı olacaktır.

Şems Suresi 9. ayetinde Yüce rabbimiz “ Onu arındırıp temizleyen gerçekte felah bulmuştur” diyor. Bizler kurtuluşa ermek istiyorsak nefsimizi kıskançlık ve daha birçok kötü huylardan arındırmamız gerekir. Aksi takdirde Kur’an’da “ Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp saran da elbette yıkıma uğramıştır.” denilmektedir. Bu ayetler bizlere göstermektedir ki nefsimizdeki bu gibi kötü huylar bizleri yıkıma sürükleyecektir.

İnşallah Yüce Allah'ın adaletine tam bir teslimiyet gösterir böylesi bir kötü huy ile O'nun karşısına çıkmayız. O yüzden sonrasında daha zahmet ve eziyet çekmemek için bu kötü huyumuzu kalbimizde kökleştirmeyelim. İnşallah Yüce Allah bu rezil durumdan bizi hepimizi korur.

Selam ve Dua ile ...  

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

Makaleler

Hava Durumu


VAN