Murat Kirişçi: Dijital dönüşümü doğru anlamak zorundayız

İktibas dergisinde 15 günde bir düzenlenen konferansların bu haftaki konuğu, ‘yapay zek⒠konulu sunumu ile Doç.Dr. Murat Kirişçi oldu. Endüstri devriminin bir uzantısı olarak bugün dijital dönüşümün hayatı nasıl değiştirdiğini değerlendiren Kirişçi, Peygamberin (a.s.) hayatın her alanına hakim olduğunu belirterek, peygamberin örnekliğinde hayatı yaşamak zorunda olduğumuzu vurguladı.

01-02-2019


İktibas dergisinde 15 günde bir düzenlenen konferansların bu haftaki konuğu, ‘yapay zekâ’ konulu sunumu ile Doç.Dr. Murat Kirişçi oldu. Endüstri devriminin bir uzantısı olarak bugün dijital dönüşümün hayatı nasıl değiştirdiğini değerlendiren Kirişçi, Peygamberin hayatın her alanına hakim olduğunu belirterek, peygamberin örnekliğinde hayatı yaşamak zorunda olduğumuzu vurguladı.

Mustafa Bozacıoğlu’nun sunuş konuşmasının ardından sözlerine başlayan Murat Kirişçi, dinleyicilerini selamladıktan sonra, konusunun biraz teknik bir boyutu olduğunu ancak mümkün mertebe teknikten çıkartıp hayat içerisindeki dönüşümü anlatmaya çalışacağını belirtti.

Kirişçi, sunumunda özetle şunları söyledi:

“Konumuz dijital dönüşüm. Kendimizi tanımlayarak, yani bizim camiayı tanımlayarak biraz konuşmaya başlayalım ki oradan bugüne nasıl geçmemiz gerek, niye ben bu konuyu seçtim, onu ifadelendirelim.

Öncelikli olarak, bizim yıllardır İslamcı camia dediğimiz camia hep düşünen insanlardan oluşuyor, düşünce insanıyız biz. Ama bir sorunumuz var, demek ki düşünce insanlığımız bir şeye yaramadı, bunun sebebi şu: Biz düşünüyoruz diye kendi kendimize benceler ürettik. Yani bence şu şöyle, bence bu böyle gibi daha çok sübjektif konular üzerinden tartışmalar yürüttük. Bence yanlış bir şey mi? Değil tabii. Mesela, bence şu yemek güzeldir derseniz, elbette doğru bir şeydir, bunun hiçbir tartışması yoktur, belki orada kullanılabilir. Bence yağmurlu hava güzeldir derseniz kullanılabilir. Ama bir bilgi, bir fikir, bir inanç, bir dava üretmişseniz ve bununla ilgili konuşuyorsanız ya da hayata bir söz söylüyorsanız bence kelimesini kullanamazsınız, kimsenin buna hakkı yok. Bunun sebebi de, altını bilgiyle doldurmanız gerekir. Aksi takdirde herkesin bence’si oluyor ve siz bir muhabbet ederken konuyu anlatmak istediğinizde veya bir şey konuşurken bence bu böyle diyor, o zaman niye konuşuyoruz ki. Konunun en önemli özelliği bilginin varlığı. Yani biz önce bir şeyi konuşabilmek için, onunla ilgili toplumda hayata bir söz söyleyebilmek istiyorsak alt yapımızda güçlü bir bilgi olacak.”

“Peki, o bilginin özelliği nasıl olacak? Bilgi kanıtlanabilir olmalı. Ben onu oradan okudum, o öyledir dediğinizde de bu da bir bilgi olmuyor, bilginizin bir kanıtlanabilir hali olmalı. Şu anlamda söylüyorum: Benim bilgimin kanıtlanabilirliğini sizin görmeniz, anlamanız gerekmiyor, bu bir mecburiyet değil, bunu kendi iş dünyamız için söylüyorum. Yani kendi hayata söz söylememiz için, birbirimizle tartışmak, kavga etmek, birbirimize güç gösterisi yapmak için değil. Öyle insanlar da gördünüz muhtemelen siz, işte oturmuş bilgisayarın başında Kur’an’dan ayetler seçiyor. Ne yapıyorsun? Akşam birisiyle bir tartışmam var da, onu yeneceğim, onun için ayet bakıyorum. Gerek yok ki buna, bilginiz varsa zaten o sizin için yeterlidir. Sunum şekli, karşıdakinin anlayıp-anlayamaması bir şey değiştirmeyecektir. Hele bir kanıtlanabilir bilgiyse, o zaman biz bu noktada daha rahat oluruz. O zaman siz bence demezsiniz zaten, bilgisi olan insan bence demez, ihtiyacı da yok. O zaman sübjektif görüşleriniz üzerinden yola çıkmazsınız, o zaman tartışılabilir, konuşulabilir işleriniz olur. Bizim İslami camianın en büyük bilgiyle ilgili bir sorun. Biz hep sosyal alanlarda konuştuğumuzu sandık, sosyal alanlarla ilgili çok az okumalarımızı çok büyük okumalar olarak gördük ya da Kur’an’da okuduğumuz ve anladığımızı hayatın gerçeği kabul ettik. Kur’an hayatın gerçeği de, benim yorumum hayatın gerçeği mi, sorun bu. O yüzden hep sıkıntı yaşadık. Sosyal bilimci arkadaşlar bilir, hala bugün 2019 olmuş, sosyal bilim dediğimiz zaman sosyal alanlar bilim midir-değil midir hala bir tartışma konusudur. İlahiyat camiası da öyle.”

Hayata söz söylemek istiyorsanız…

“Hakikat arayışı bir bilgi arayışıdır. Biz şunu biliyoruz: Hikmet arayışımız nedir? Yitik malımızdır, Çin’de de olsa gidip alacağız. Bugün zaten Çin’de, Amerika’da, işte eskiden Avrupa’daydı, şimdi yok. Peki, biz ne yapacağız, işte o yitik malı nasıl arayacağız? Bilgiyle arayacağız. İslami kesimin en büyük sorunu bilgi. Üç-dört tane standart kitap okuyorlar, o kitaplarla insanları anlamaya, hayatı anlamaya çalışıyorlar. Daha ıstırap verici konu; alim diye bir sıfat tanımlıyorlar, adam tefsir tarihi yapıyor, bize alimlik taslıyor. Güncel bir hayata bakın, mesela şu dünyaya bakın: Ticaret bilmiyor, ekonomi bilmiyor, siyaset bilmiyor, uluslararası ilişkiler bilmiyor, uluslararası ticaret bilmiyor, dünyada dönen olayları bilmiyor, bu adam bize ilim anlatıyor, nasıl olacak, ne söyleyecek bu adam bize? Yani şunu anlamayın, yanlış anlamayın yani: Tefsir yapamaz mı böyle? Yapılabilir. Ama bu ilim sıfatı mı? Olabilir, ama çok dar alandadır. Hayata söz söylemek istiyorsanız eğer, o zaman o bilginizin bu dünyayla bir ilişkinizin olması gerekir. Yani sizi yakından tanıyan kişiler biliyor, neden Ercüment Ağabey’in dili çok sade? Çünkü hayattan konuştu. Eksik konuşmuştur, yanlış söylemiştir, sorun değil, ama bugünü konuşmuş, yani yaşadığı dönemi konuşmuş, biz tarihi konuşuyoruz. Müslümanım diyen insanların en büyük sorunları bunlar. Tarihte var olan ekipleri konuşuyoruz, tarihte var olmuş yaşanmış şeyleri konuşuyoruz. Tarihte olmuş çok güzel örneklerden bahsediyoruz. Tamam da, onlar güzel bir deneyimdi, geldi geçti, biz ne söyleyeceğiz?”

140 vuruşla anlaşıyorlar!

“Bakın bugün bir önceki dönemden çok daha farklı bir yaşam tarzı var. Gençler 140 vuruşluk Twitter’la anlaşıyorlar, 140 vuruş, parmak vuruşu. Biz sayfalarca yazı yazıyoruz. Ben okumuyorum ya, çocuk niye okusun yani? Okumadığından değil, işte dönem böyle bir dönem. 140 vuruşluk Twitter’la anlaşabilen bir çocuğa söyleyecek sözümüz yoksa eğer, yarından, gelecekten bahsetmek mümkün mü? Bizim anlatmak istediğimiz şey şu değil: Bu mevcut duruma köle olalım, bunun her dediğini yapalım değil elbette. Ama bu iletişimi kullanmak zorundayız, bu dili kullanmak zorundayız, bu sosyolojiyi kullanmak zorundayız. Sokaktaki insanın söylediği söz bizimle aynı mı acaba?”

‘Sanayi devrimini 250 yıl geriden takip ettik’

“Bugün dönüşüm, dijital dönüşüm denilen dünyanın yeni versiyonunu Müslümanların bilmek zorunluluğu var. Bunun adına siz piyasada şöyle de duymuş olabilirsiniz: Endüstri 4.0 diye 2013 yılında Almanya’nın bir yapay zekâ ya da şöyle diyelim: Kendisine bir yol haritası çizdiği bir yapıdan bahsediyoruz. Aslında adı endüstri 4.0 olduğu için orada başlamadı. Ama adı endüstri 4.0 dediler ve onun üzerinden yürümeye başladılar, bir yol haritası çizdiler. Bütün İslam dünyasını tartışmadan önce Türkiye özelinden söyleyelim, biz Türkiye insanları olarak söyleyelim; sanayi devriminin yaklaşık 250 yıl geriden takip ettik. Elektrik devrimini 100 yıl geriden takip ettik. IT devrimini 25 yıl geriden, IT devrimi dediğim bilgisayar devrimi. Şimdi otonom sistemler devrimini yakaladı Türkiye, bunu da geçebilecek imkâna sahip. Sadece devlet yakaladı diye de demiyorum, o bir hayat tarzı haline gelmeye başladı, o hayat tarzı sokağa yansıdı. Dolayısıyla bugün bizim dilimiz o sokakla birleşmediği zaman biz sadece uçuk kaçık sözler söyleyen insanlar oluruz. Hiç kimseyle bir etkileşimimiz olmaz.”

“Kim nefislerindekileri değiştirirse Allah ona nasip eder!”

“Bakın bilginin kimde olduğu önemli, bilgi sizdeyse güç sizde. Bir zamanlar Yahudilere, dünyada devleti de yoktu, muhtemelen nefislerindekileri değiştirdiler ki onlara bir devlet oldu. Orta Çağ Avrupa’sı batık bir dünyaydı, nefislerindeki değiştirdiler muhtemelen, onlar bugün yükseldiler. Yani o ayet sadece bize ait bir konu değil. Müslümanlar nefislerini değiştirirse dünya değişecek değil, kim nefislerini değiştiriyorsa onların üstündeki hüküm de değişiyor. Peki nefisler nasıl değişecek? İşte o hayata müdahil olmakla, bilgi sahibi olmakla. Bizim Müslümanların şu anda bile daha hala tartıştığı konu … bir sorun gibi göreceksiniz, ama çok ciddi bir sorun; biz tarım toplumundan buhar toplumuna geçelim mi? Bakın, hala 500 yıl geriden geliyor. Bugün tartıştığımız konular, dergilerimizde yazdığımız yazılar, piyasada söylediğimiz sözler hala 500 yıl geriden geliyor. Bu bir bilgi değil.

Biz kendi düşüncelerimizi konuşmayalım mı? Konuşalım, birlikte birbirimize itiraz etmeyelim mi, tartışmayalım mı? Tartışalım da, güne hitap etmiyorsa ne anlamı var? Ondan sonra Arakan’da Müslümanlar katledilir ağlarız, Doğu Türkistan’da bir sorun olur ağlarız, Filistin’e bomba atarlar ağlarız. Bizim burada Müslümanlara zulmedilir ağlarız. Bizim işimiz ağlamak mı ya? Eğer o Peygamberin ümmetiysek, bizim işimiz şu olmalıydı: O ağlayan gözleri veya bizim ağlayan gözlerimizin o gözyaşlarını silmekti, yani önlemekti bu konuda. Biz konuya sadece duygusal bakıyoruz. Duygulardan bağımsız hayat yok, ama bilgi yoksa, akıl yoksa ne anlayacağız, o duygu ne işimize yarayacak? Bugün dünyanın geçtiği bu hayatta biz yokuz yani. Biz yoksak ve bilgimiz yoksa, o zaman da bu adamlar gelir elbette bizi çevirir, dönüştürür, istediğini yapar.”

‘Din benim şemsiyem’

“Modernizm şunu söylüyor: Ya siyah-ya beyaz diyor. Postmodernizm şunu diyor: Hayır, siyahla beyaz arasında milyonlarca sonsuz tane renk var, istediğin renge sahip olabilirsin. Ne istiyorsun? Din mi? Din de var. Ne istiyorsun? Ahlaksızlık mı? O da var. Ama din benim şemsiyem altında var. Bizim inancımız ne? Biz şemsiyeyi kendimiz kullanamıyoruz, bize o şemsiyeyi veren kullanıyor. Ve o şemsiyenin altında ancak insanın fıtratına uygun olan şeyler bulunmalı. Yani biz bir yerin parçası olmalıyız, fikren söylüyorum bunu. Kişisel olarak şeyler olabilir, bizim kendi şemsiyemizden çıkıp bir başkasının şemsiyesinin altına girmek gibi bir durumumuz olmamalı, ama oldu işte, bugün yaşadığımız şey bu.”

‘Bugün yaşanan dünyayı anlama zorunluluğu var’

“Artık Seyyid Kutub, Mevdudi, Hasan El Benna’lar bize yetmiyor, bunu artık anlamak lazım. Bunları okuyarak bu dünya olmaz. Bu dünyanın ekonomik politiğini yine yeni üretim tarzı belirliyor. Bu dünyanın siyasetini yeni ekonomi tarzı belirliyor. Bakın algoritmalar üretiliyor, bir önceki dönemde kodlar vardı, şimdi artık kodlar internette istediğiniz yerden ulaşabiliyorsunuz. Hatta öyle gençler var ki yazıyorsunuz, bir kod veriyorsunuz ya da bir algoritma, diyorsunuz ki; bununla ilgili bir yazılım var, yaz gönder ya da size yarım saat sonra bir program göndereyim mesela, artık onlar kolaylaştı. Şimdi aynısını algoritmalara da yapmaya başladılar, yani yakında algoritmalar da daha zengin ve piyasada olacak. Ne iş yapacak? İşte algoritmalar o makinelere öğretirken sizi hayatın dışına itecek. Hayatın dışına itilmek ne demek? İşsizlikten bahsetmiyorum ama, isterseniz oradan konuşabiliriz yine. Hayatın dışına itilmek demek, yeni bir hayat ürettiği zaman orada dini nasıl anlatacaksınız, siz o dini nasıl yaşayacaksınız, onu sorgulayamayacaksınız.

Yıllarca faizcilik aynı mıdır, şu mudur, bu mudur’u konuştuk. Blockchain geliyor, ne yapacağız? Blockchain hakkında kimsenin bilgisi yok, bunu konuşmayı zül sayanlar var, hem de bunu böyle entelektüel tipli kişiler bunları zül sayıyor. Yarın, bir gün ben blockchain’le yaşamaya başladığımda infakımı nasıl yapacağım, zekat nasıl vereceğim? Faizden nasıl korunacağım ya da orada faiz sistemi çekecekler bize, bilgi var mı? Yok. Niye blockchain yapmışlar, bununla neyi amaçlıyorlar, konuşabilecek kimsemiz yok. Yapay zeka dediğimiz şeyin hakkında hiç kimsenin bilgisi olmadığı gibi, daha da komiği yapay zeka artık çok kolay okunabilir bir şey. YouTube girin, bir-iki şey dinleyin, üç aşağı beş yukarı ne demek istediğini anlarsınız. İşin kendisini anlamanıza gerek yok, ruhunu da anlayabilirsiniz.”

“Biz bu yapıların içerisinde bir doktorun alabilecek kararları veren makineler kullanıyoruz şu anda. Mesela öyle cihazlar var ki, bunun bir tanesini Gebze’de yapmışlardı, bir tanesi de İngiltere’de deneniyor, yanlış bilmiyorsam eğer, hatırladığım oydu yani, 8 tane kanser türünü nefes şeyinden olan bir cihaz var, yani kanseri tespit ediyor. Öyle cihazlar var ki artık, doktora ihtiyaç olmadan, şu andaki mesela robotik teknolojide doktorun kumanda ettiği robotlarla ameliyatlar var, bunun ötesine geçen, sadece makinenin kendi ameliyat yaptığı sistemler var, yani artık sistem çok değişti.”

Kara Şimşek örneği

“Mesela çok konuşuluyor, yapay zeka nedir dediğinizde, eğer hatırlayabilirseniz Kara Şimşek diye bir araba vardı, işte o orijinal bildiğiniz yapay zeka, kendi kendisine karar veriyor, yüz tanıyor, ses tanıyor, bu çok konuşulan ve en kolay örnek olduğu için ben de size bunu veriyorum, en basit örneği. Şimdi artık böyle otonom sistemler var, kendi kendine karar veren sistemler var, insanların hayatını değiştiren dediğim bu. İşsizlik oluşabilir, yeni işler oluşacak, ama her sistem bir önceki sistemin zeminini kullanarak bir üste çıkıyor, o çıktıktan sonra zaten o zemine ihtiyaç kalmıyor.”

Dijtal Dönüşümün ekonomi ayağını kimler yürüttü?

“Bugün dijital dönüşümün bir ekonomik ayağı var, bu ekonomik ayağı 80 yılında 3 lider tarafından verildi, Reagan, Thatcher, üçüncüsünü tahmin eder misiniz? Tüm dünyaya neoliberalizmi yayan üç kişidir; birincisi Reagan, ikincisi Thatcher, üçüncüsü Özal. Türkiye o dönemde de aktifti, zaten o neoliberal politikaları uygulayabilmek adına 12 Eylül’de darbe yapıldı. Türkiye’de yeni dijital dönüşüm yeni bir postmodern hayat demekti, o postmodern hayat katı laiklikten yumuşak sekülerliğe geçişti, katı Katoliklikten yumuşak Protestanlığa geçişti, hayat tarzımızdaki fakirlik erdemdir hikayesinin zenginliğe evrilme dönemiydi ve tüm Türkiye’de ve dünyada fazladan paranın üretildiği dönemdi 80’de, ondan önce çok şey yoktu. Hala Avrupa dardır o konuda, çünkü Avrupa kendini yenileyememiştir, hala Avrupa geridedir, yozdur, yobazdır, gericidir, serttir, katıdır, eli sopalıdır. Dikkat edin, bu söylediklerimin aynısını biz 80 öncesinde Türkiye’de yaşıyorduk zaten. 80 sonrasında Özal’la başlayan bu dönemde bize getirilen imkanlar, bizi dönüştüren imkanlar bunlardı işte, parayla tanıştık, lüksle tanıştık, konforla tanıştık.

Bugün bize hani diyorlar ya tasarruf yapın. Nasıl yapacağım? Yıllarca konforu alıştırdın beni, beni yıllarca tüketmeye alıştırdın. Eskiden tasarrufu bilirdik, şimdi nasıl bileceğiz, nasıl yapacağız bunu? İşte o hikayenin ürünüdür bu.

Ta o dönemde başlayan hikaye bugün 2010’larla beraber yeni bir sisteme evrildi, artık o neoliberal politikalar da adına kripto paralar denilen paralara dönüştürülüyor. Kripto para dediğiniz şey aslında dijital bir para birimi ama, paranın kendisinden çok ekonomik modeli ve bizim üzerimizdeki etkileri önemli. O yüzden birilerin de gelip bize blockchain’i anlatması, kripto parayı ya da o dönemin gelebilecek hikayelerini anlatması lazım, çünkü parayla satın aldığımız hayat bizi dönüştürmeye başladı.

80 öncesi hayat çok şirindi demiyorum, fakirlik erdem falan da değildi, biz servet düşmanlığı yaparken aslında dilimiz Avrupa diliydi, yani sanayi devrinin ürettiği yapıydı. Biz orada gol yedik diye oraya o kadar fazla yapışmıştık ki, Müslümanlar da öyle, kendilerini yenileyemedikleri için uzun yıllar direndiler. Bugün postmodernizme, bugün yapay zekaya, bugün yeni tip ekonomik modele itiraz eden Müslümanların argümanları sanayi devrimi argümanı, İslami argümanlar değil, bizden üretilmiş argümanlar değil, dilimiz sert, her şeye itiraz ediyoruz. Doğrusu nedir dediğinizde söylediğimiz tek şey bir önceki dönem.

Bu 80 öncesindeki dediğim hayatın sanayi devriminin aydınlanma felsefesi gibi bir altyapısı vardı, bir felsefi altyapısı vardı, yapay zeka denilen şeyin böyle bir felsefi altyapısı yok. Zaten felsefi altyapıya ait bir şeyler konuşmaya kalkanları da ezip geçiyorlar. Neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuldu? Çünkü dünyadaki güç savaşları, hegemonyal savaşlar, ekonomik savaşlar her seferinde yenilenmeye ihtiyaç duyuyor. O yenilenme o kadar hızlandı ki, demin söyledim, işte 3 ayda ve bunun üzerinden gelen yapıyı biz takip edemiyoruz. Niye? Biz daha modernizmle yüzleşmedik. Bizim camiada modernizmle yüzleşebilecek 2 sağlam bilgi sahibi insan var; bunlardan birisi İsmet Özel, Avrupa’yı çok iyi tanır, modernizmi, biri de Abdurrahman Arslan, ama onlar da yenilenemiyorlar, yani yeni dünyaya adapte olamıyorlar, itiraz ettikleri yerde kaldılar.”

‘Peygamber’in örnekliğinde yaşamak zorundayız’

“En güçlü yapay zeka algoritmaları mesela şu anda reklamcılıkta var. Gidiyorsunuz bir yere, gezerken telefonunuzdan sizi yakalıyorlar, tak tak tak hemen size istediğiniz, yani o bölgeye uygun reklam yönlendirebiliyorlar.

Facebook’ta, tam hatırlamıyorum, ama sanıyorum 68 like attığınızda, 68 like, öyle bir algoritma yazmışlar ki, hem siyasi tercihini, hem cinsel tercihlerini direkt çok yüksek oranda tanımlıyor. Hatta başka şeyler de söylüyorlar da tam onu hatırlayamıyorum. İşte belli bir like’ı aştığınız zaman eşinizden daha iyi tanırım sizi diyor. Sanıyorum 300’ün like’ın üstündeydi, yani tam hatırlayamıyorum, ama onu da yaptığında seni senden daha iyi tanırım diyen bir algoritmadan bahsediyoruz.

Şimdi bakın böyle bir hayatta yaşıyoruz, ilişkide bulunduğumuz şey insanlar olduğu kadar makineler, insanlar olduğu kadar işte o bizi uyaran algoritmalar. O zaman bir an önce dünyaya dönmek, tarihin derinliklerinden kurtulmak, bugünü o Peygamber’in örnekliğinde yaşamak zorundayız. Peygamber bugün olsaydı böyle yaşardı, çünkü Peygamber zamanında öyle yaşadı. Zamanının her şeyini bilen Peygamber, onun ümmeti 1000 yıl geriden gidiyor; böyle bir dünya olmaz ki, böyle bir İslam olmaz. O yüzden dünyada küresel güçler dediğimiz kavga eden güçlerin içinde biz yokuz.”

Yapay Zekâ’da Türkiye’de durum ne?

“Şu andaki sistemin en önemli özelliği, bir önceki sistemden farkı şu: Bir önceki sistemde üretim bantlardan akıyordu, Çin mesela ya da Tayland, Tayvan, Güney Kore, o bantlarında üzerinde milyonlarca mal üretebiliyordu. Şimdi yeni sistem öyle değil, yeni sistem akan bant üzerinde bir tanesini mavi, bir tanesini kırmızı aynı anda yapabiliyor, bir tanesini büyük, bir tanesini küçük yapabiliyor, bir tanesinin burnunu uzatıp, bir tanesinin bacağını kesebiliyor, aynı anda yapıyor. Dolayısıyla Çin’in üretim tarzı dediğimiz tarzı bir tek… Bu arada dünyada yapay zekâda Amerika ve Çin en üst düzeyde iki ülke, onları tartışmıyoruz, ama onlar kadar olmasa da Türkiye bu yapay zekâya çok iyi bir yerden girdi ve çok güçlü durumda. Bunu nereden biliyoruz? Ben üç yıldır yapay zekâ çalışıyorum, üç yıldır takip ettiğim makalelerde ve takip ettiğim dergilerde ortalama Türklerin makaleleri, yani Türkiye’den gidenlerin makalelerinin yüzde 40 olduğunu görüyorum. Yani bir dergiyi açtığınızda, bu konuyla ilgili çalışan 10 yazardan 4 tanesi bizden birileri. Güvenlik şeyini gördünüz zaten, yani SİHA’lar, İHA’lar, şunlar-bunlar, Türkiye güvenlik alanında çok yoğun olarak yapay zekâyı kullanıyorlar; elbette güvenlik ayrı bir şey

Peki, bizde ne şeyi var? İşte bizde de şöyle bir sorunu var: Dünya güvenlikte olduğu kadar istihbaratta da değişti, yani yeni dünya istihbaratı ve güvenliği de değiştirmiş durumda yapay zekâ veya algoritmalar.”

‘İslami ilim değil, hayatın ilmi’

“Veri olmaktan, siyasal değer olmaktan çıkmanın tek yolu, günü anlamak ve bilgilenmek, bu bilgeye ulaşmak zorundayız. Kur’an’da anlatılan konuların bugün muhakkak bir karşılığı var. Hani Allah şeytanı kovduğunda şeytanın ona itirazı var ya, senin kullarının önünden, arkasından, sağından, solundan… Bugün bize yapay zeka her yerden kulağımıza üflüyor, her yerden üstümüze geliyor, bizi her yönden kontrol ediyor. Bizi her yönden itekliyor, bizi her yönden hayatımızı dönüştürebilir hale geliyor. Biz o ayeti böyle okumakla yükümlüyüz, yani şeytan aramamıza gerek yok ayrıca, o şeytan bugün belki de yapay zeka.

Şeytan deyince yapay zeka tamamıyla bir kötülük anlamına gelmiyor, ortalama insanlar için de çok iyi imkanları var. Demin söyledim, işte mesela ağır sanayide çalışan insan yerine makine kullandığınızda insanların sağlığını daha iyi hale getirebiliyorsunuz. İşte bunun gibi temel bilgilerden daha öte bilgilere de artık ihtiyacımız var ve bir an önce din dili diye bir dilden kurtulup hayatın diline dönmek zorundayız. İslami ilim diye bir ilimden vazgeçip hayatın ilmine vakıf olmak zorundayız. Bir yerde İslami ilim varsa, İslami olmayan ilim de var demektir. O halde biz laikiz, laiklik bu değil mi? İslam ve İslam olmayanı mı ayırmış oluyoruz, nedir yani? Bir şey İslam’ın ilmi olmaz, hayatın ilmi olur. Mesela bunun tartışmalarını da gene biz yapamadık, İsmail El-Faruki’nin ekibi Kanada’da ve Amerika’da bilginin İslamileştirilmesini tartışırken de bunu tartışıyorlardı, ama onlar da sonuçlandıramadılar.”

‘Yeni nesilin bugünkü dilini anlama zorunluluğu var’

“Tekrar söylüyorum, 140 vuruşla iletişim kuran gençlerle sayfalar dolusu yazı yazarak kesinlikle iletişim kuramazsınız, dinlemiyorlar. İnanın, hoca olarak söylüyorum, ben öğrencilerime yarım saat falan-filan değil, beş dakika ancak sınıfta anlattığım bir şeyle ilgileniyor o da mecbur, çünkü sınıfı geçecek ya, dersi o kadar dinliyor. Ama aynı öğrenciyle dijital bir konuyla ilgili bir şey anlatın veya telefonlardan bir şey söyleyin… Bilgisayar deyin bakın, bilgisayarı kimse iplemiyor, yeni neslin bilgisayarla da bir ilgisi yok. Şu cep telefonundan gösterin bir uygulama da onun üzerinden yaptırın, neler çıkartıyorlar. Bizim bir an önce bu dile hakim olmak, bu dili anlamak zorunluluğumuz var. Yanlış anlamayın, şeytan taşlamak tek başına hayatı idame ettirmek değildir, şeytan taşlarken elbette ki kendi hayatımızdan oluruz. Amacımız şeytan taşlarken hayatı da yürütmek.”

Etiketler : #Murat   #Kirişçi:   #Dijital   #dönüşümü   #doğru   #anlamak   #zorundayız   
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
İlginizi çekebilecek diğer haberler

Makaleler

Hava Durumu


VAN