MÜSLÜMAN OLMAK!

Coşkun UZUN


Harama besmele ile başlamak kadar tuhaf, bir o kadar da garip, çirkin ve tutarsızlık örneğini üzerinde barındıran, hastalık ve değersizliklerle malûl, özden uzaklaşıp sözde kalan bir kimlik ve görünüme sahip müslümanlıklarımızın üzerinde durmak, özeleştiri yapmak ve (omurgasızlaşan, adeta matematikteki etkisiz eleman olan sıfır statüsüne gerileyen) sahibine her hangi bir değer kazandırmayan sözde İslâmî kimliklerimizi dikkatlice gözden geçirmek istiyoruz!

Başörtülü çıplaklarımız veya çeyrek tesettürlülerimizden tutun da, sakallı haramzadelerimize, abdestli kapitalistlerimizden gümüş yüzüklü liberallerimize, dini siyasete alet edenimizden, siyaseti dindeki kendi yobazlıklarına alet edenimize varıncaya değin çok geniş bir yelpazedir söz konusu ettiğimiz.

Müslüman; gittiği her yere açık kimliği, kişiliği ve fikirleri ile birlikte giden, dünya görüşü ve değerlerini daima yanında götüren, bulunduğu ortam ve mahâle sürekli olarak bir şeyler katan, hakkın adil şahitliğini yapabilen, olumlu  bir etkileşim için üzerine düşeni layıkıyla yapabilen sorumlu kişidir.

Fakat maalesef bugün için çok sayıda, güçlü ve saygın gazetelerimiz, çeşitli dergi ve yayın evlerimiz, kapsama alanı geniş ulusal veya dünya çapında özel radyo ve televizyonlarımız, yığınla yetişmiş insanımız, yıllardır biriktirip durduğumuz hatırı sayılır tecrübelerimiz, saygın ve etkin derneklerimiz, köklü vakıflarımız, devasâ kurum ve kuruluşlarımız, kalabalık cemaat yapılarımız, güçlü işletmelerimiz, hatırı sayılır işletme, holding ve markalarımız, zekatı verilerek helâlinden biriktirilmiş mütevazi servetlerimiz var atık bizim.  Fakat ne acıdır ki; bütün bunların hangi yaraya merhem olup, kimlere, ne kadar derman oldukları tartışılır!

Namaz’sız, Zekât’sız, Hacc’sız, Oruç’suz olup yine de "Müslüman olan", Bayram namazlarını ve Cuma’yı kaçırmayan ama vakit namazı nedir bilmeyen, Kur’an’ı düz bir okuyuşla bile okuyamayan "müslümanlardan" söz ediyoruz. Nafile namaz, oruç, tesbihat ve kimi duaları önemseyip öncelediği kadar İslâmî/Tevhidî bir kimlik ve duruşa değer vermeyen, cebinde çok sayıda bankanın kredi kartını hayâ etmeksizin taşıyan, gerektiğinde ev/konut/işyeri/otomobil ve yatırım ihtiyaçları için yüreği hiç sızlamadan banka ve finans kredisi kullanan, çocuklarını sınavlara hazırladığı kadar Cennete ve Ahirete hazırlamayan "müslümanları" konu ediniyoruz. Kanun ve yasaklardan çekindiği kadar Cehennem endişesi taşımayan, yabancı dili önemsediği kadar hamd, şükür ve tevbeyi önemsemeyen, Devlet, polis, asker, resmî ideoloji, patron, ana-baba, mahalle baskısı, hapishane ve yasaklardan korktuğu kadar Allah(cc)’dan hayâ edip haramlarından uzak duramayan müslümanlardan bahsediyoruz. Tatile çıkmaya heves ettiği kadar hısım/akraba/komşu/arkadaş ve hasta ziyaretine özenmeyen, Vatandaşlık ile kulluk sorumluluklarını birbirine karıştıran, Günaha düşmekten değil, suç işlemekten çekinen, Haramlarla değil, yasaklarla kendisine çeki düzen veren içimizdeki müslümanları  değerlendimek istiyoruz. Meşruluktan değil yasallıktan beslenen, kendisi veya ölmüş yakınları için (çok tartışmalı olan) devir ve ıskat işlemini yaparken dahi hem kendini hem de Rabbini aldatan/aldattığını sanan zihniyetin sahiplerini eleştirmek istiyoruz. Çalıştırdığı işçisine asgari ücreti bile çok gören, fakat buna karşılık 10-12 saatlik mesaiyi ise az gören, televizyon dizilerine, film, magazin ve spor programlarına müptelâ, Gazete, dergi, insört, ilan, afiş roman, hikâye şiir, sınav testi okuduğu kadar dahi Kur’an/Meâl/Tefsir vb. okumayan müslümanları eleştirmek istiyoruz. İstikbal’i Ahiret olarak değil de iyi bir eş, dolgun bir ücret, lüks bir araba ve başarılı/uslu çocuklardan ibaret gören, Her şeye rağmen genellikle kalbinin temizliğinden dem vuran, dini nikaha resmî nikah kadar bile değer vermeyen,  Müslümanlığı Özde değil sözde kalan  bir “Müslümanlık”tır bizim söz konusu ettiğimiz!

Elbette ki bizim sözümüz; daha söyleyecek çok sözü ve yapacak çok işi olanlara,  yola çıkacak ve yol arkadaşlığı yapacaklaradır.

Öncelikle şunun altını çizmek gerekir; eğer müslüman bireyler Kur’an’ın emredip Hz. Peygamber’in fiilen yaşayarak sahih sünneti ile resmî olarak şerh ettiği iman ilkelerini, tevhidî mücadele ve kulluk ekseninde bir var oluş mücadelesi olarak ortaya koyup; bireysel, toplumsal, ekonomik, siyasî, askerî, ibadî alanlarda bütün bir hayata geçirmek için ibadet aşkıyla çalışırlarsa aynı kendilerinden önceki Peygamberler veya ümmetlerin de başlarından geçtiği gibi çeşitli musibet, belâ, sıkıntı, karşı tavır, ambargo, boykot, çile ızdırap ve kederler onların da üzerlerinden hiç eksik olmuyor. Bu gerçeği bilmeyenimiz yoktur veya hepimiz az ya da çok bunun böyle olduğunun farkındayızdır.

Yani sınanmak, birbirinden farklı ve çok çeşitli badirelerde denenerek,  samimiyet ve duruş testinden geçirilip iman iddiasına sahip çıkıp kulluk ve tavizsiz İslâmî kimlikle imtihan edilmek bu yolun bütün zamanlardaki yolcularının paylaştıkları ortak kaderleridir.

Hatırlarız ve samimiyetle biliriz ki; müslüman olmak;Adem’le başlayan gurbet yolculuğunun, Cennet sılâsıyla noktalanmasıdır.

Müslüman olmak; Peygamberlere yoldaş olup ‘LÂ İLAHE İLLALLAH’ ahlâkını yaşamak, Hz. Muhammed(sav) gibi boykotlara uğrayıp yok sayılmak, gerektiğinde aç ve susuz bırakılıp, işkence görmeyi ve öncelikle yerinden yurdundan sürülmeyi ve Hicreti göze almaktır.

Müslüman olmak; İbrahim’in baltasına mirasçı olup, yaşadığı çağın put kıranı olmaktır. İsmail’ce bir teslimiyetle kurban olarak itaatin zirvelerine çıkabilmektir. Yusuf’a yoldaş olup yolu kuyulara, hapishanelere uğramaktır. İbrahim gibi ateşlerle sınanmaktır. İsa gibi çarmıhlara gerilerek, göğe yükselebilme liyakatine nail olmaktır. Yunus gibi aczini idrak ederek tövbe etmek ve görevini tamamlamaktır. Nuh gibi karada gemiler inşa ederek, yarınlarda çıkacak olan muhtemel/müstakbel tufanlara hazır olmaktır. Demire Davut gibi vurarak, Allah(cc) için boyun eğdirebilmektir.  Lût olup, iffet, izzet, şeref, onur, namus, hayâ ve ahlâkı yaşatmaktır. Eyyüb gibi sabrı ilmek ilmek dokuyarak daima hamd ve şükür makamında olabilmektir. Musa olup kardeşiyle beraber, çağın Haman-Karun-Samirilerine meydan okuyabilmektir. Süleyman olup, görünen ve görünmeyenlerle, servet, imkân ve iktidarla sınanmaktır. Hanne gibi Allah(cc) için Meryemler doğurmak ve onu Allah(cc) yolun(d)a adayabilmektir. Hacer’ce bir cehd ve gayreti severek kuşanmaktır.

Müslüman olmak; Mağara ashabı gençler gibi, zamanın şirk otoritesine karşı açıkça Tevhidi haykırmaktır. Hendek ashabı gibi, ateşlere atılmak pahasına imanında sadakat gösterebilmektir.

Müslüman olmak; Her türlü risk ve bedeli ödemeye razı ve hazır olmaktır. Allah(cc) adına kandırmamak, kandıranlara engel olmaktır. Pişmiş aş, sıcak yatak, rahat ve huzur yüzü görmemeye talip olmaktır. Saklanıp, gizlenmemek, göğsünü daima hedeflere açık tutabilmektir. Daima mal, evlat, eş ve iş sınavında olup, gerektiğinde bütün sınavlara gönüllü olarak girmektir.

Müslüman olmak; Hüseyin’ce bir duruş ve direnişle, zalimlere karşı kanıyla meydan okuyabilmektir.

Hakk’ın hatırını âlî bilip, hiçbir hatıra fedâ etmemektir. Binlerce Yezid’den biri olmaktansa, bir tane Hüseyin olma şerefini tercih etmektir. Peygamberler gibi, ibadeti siyasetten, siyaseti ibadetten ayırmamaktır. İmanın küfürden, muvahhidin müşrikten üstün olduğunu bilmektir. Yaşayan şahitler olmadan, ölümsüzleşen şehidler olunamayacağını bilmektir. İzzeti yanlış yerde aramamak, safını seçip netleştirmektir.

Müslüman olmak; ‘Kur’an Nesli’ni, yaşadığı coğrafyada tekrar inşa etme ameliyesine girmektir. Boynuna ip geçirilse de, Allah(cc) için darağaçlarında severek can vermektir.  Yaşatmak için ölmesini bilmek, diri kalabilmek için direnebilmektir. Arkadan gelecekler için basamak, köprü,  yol ve işaret olabilmektir. Selin dağdan inmesi gibi, yokluk ve mahrumiyetlerin her an iman edenlerin üzerine gelebileceğini bilmektir. Bayrak yarışında kulluk ve mücadele sancağını yere düşürmeden, ilerleterek ve yükselterek başkalarına devredebilmektir.

Müslüman olmak; Rasullerin yolu olan Mekke’lerden geçmeden, Medine’lere ulaşılmayacağını herkese haykırmaktır. Sabrı kuru bir bekleme, katlanma olmaktan çıkarıp istikamet ve direnişle birleştirmektir. Bir’i birlemek, ikilik nedir bilmemek, ikincileri imanın imkânlarıyla reddetmektir. İmanda ısrar etmek, istikameti bozmamak, dinden taviz vermemek, iskonto yapmamak, zalimlerle uzlaşmamaktır. Takva elbisesini giymek, ahlâk örtüsüne bürünmek, cesaret kılıcını kuşanmaktır. Her Firavun’a karşı bir Musa, her Nemrud’a karşı bir İbrahim olmaya azmetmektir. İslâmî kimliğini hiçbir zaman için başka isim ve kimliklerle sentez etmeyip tertemiz tutabilmektir. Müslüman kalabilmek için canını dişine takmaktır. Kur’an’la canlanıp canlı Kur’an’lar olmaya gayret etmektir. Yeryüzünde fitne kalmayıp, yaşanan din Allah(cc9’ın oluncaya kadar mücadele etmek,  izzetli ve onurlu bir temsil liyakatini, tebliğ ve davet etme sorumluluğunu kuşanabilmektir.

Müslüman olmak; Sınanmayan ve bedeli ödenmeyen bir imanın, kişiyi Cennete götüremeyeceğini bilmektir. Hayata İman ve Cihad ekseninden bakıp, uzun soluklu ve gerçek bir mücadeleye soyunmaktır. Dayatılan resmi ideolojileri ve genleriyle oynanarak saltanat dini haline getirilen ucubeyi reddetmektir. Kuklayı ve kuklacıyı, mazlumu ve zalimi, Furkan ve basiretle ayırt edebilmektir.

Müslüman olmak; Cennet beklentisi veya Cehennem korkusuyla hareket etmemektir. Sadece Allah’a tevekkül edip, ‘Allah var problem yok’ diyebilmektir. Evrensel bir ufuk ve anlayışla beraber, yerel gerçeklik bilincine sahip olmaktır. Zulmedenlerin, nasıl bir inkılâba uğratılacağının hesabını dakik olarak yapabilmektir.

Müslüman olmak; Anam babam sana feda olsun ya Rasulullah diyen ashabın teslimiyetini yaşamak; Urvetül Vüska, Sıbğatullah, Hablullah, Cundullah ve Hizbullahı içselleştirmektir. Teslimiyetin gölgelerinden, özgürlüğün zirvelerine çıkmaktır. Sözün sahibine söz vererek boyun eğmektir. Yol haritası, başucu ve başvuru kaynağımız Kur’an’a sarılıp O’ndan kopmamaktır.

Müslüman olmak; İmanından ve yüreğinden başka muska taşımamaktır. Çeldirici, yıldırıcı, ürkütücü ve korkutuculara karşı kendini siper edebilmektir. Kurtuluşa giden yolda, meşru olan her adımı atma gayretinde olmak, başa gelebileceklere, ödenecek bedellere her an için hazırlıklı olmaktır. Her türlü Bid’at, Küfür, Şirk, İsyan, Tuğyan, Zulüm ve Tecavüze karşı çıkıp dur demektir. Başkaları yanmasın diye gerektiğinde kendini yakmak, iman kardeşlerini ateşten korumak, eş, kardeş ve çocuklarını, yaşayan ve yürüyen, dinamik bir İslâmî mücadele içinde yoğurmaktır. Sadece namazda değil, her an kıyamda olma ve zalime boyun eğmeme hali ve bilincidir.

Müslüman olmak; Allah’a verdiği söze, kulluk sözleşmesine sadık kalmaktır. İmanında ciddiyet göstermektir.

Müslüman olmak; her zaman ve şart altında Allah’tan razı olmak ve her an O’nun rızasını aramaktır.

Önümüzde yapılacak o kadar çok iş, yürünecek epeyce yol, tutulacak onca nöbet, ulaşılacak o kadar insan, aşılacak o kadar engel, kurtarılacak o kadar mazlum/zavallı, karşı durulacak o kadar fasık, zalim, müşrik, kafir, tağut varken, reddedilecekler her gün daha bir çoğalırken, kavramlarımızın içi bu kadar boşaltılmışken, fikir çilesi çekmeden, düşünce namusu taşımadan, Rabbine ve kendine güvenip sarp yokuşlara yönelmeyen, hayatın her zaman bir otoban konforunda süreceğini zannederek Rahman olan Allah(cc)’ın elimizden ve yüreğimizden tutmasını bekleyip, (rahat otur, yat-uyu, keyfine bak dercesine) ispatı yapılmamış kuru bir müslümanlık iddiası ve bu söylemi çevreleyen yanlış bir din, iman, ahiret, kitap algısı gerçekten insanın çok zoruna gidiyor.

Hayat limanlarla doludur, İnsanlar uğradıkları her limandan ancak nasibini alırlar. Şirk, isyan, tuğyan, haram ve günah limanına uğrayanlar, gemilerine bu yükleri alırlar. İman/İslâm/Kur’an limanlarına uğrayıp ilâhî değerlere kucak açanlar ise; tevhid, adalet, sünnet, mücadele, tevekkül, direniş/dirilişle beslenerek, tek geçer akçe olan Ahiret yükünü alırlar. Tercih bizimdir, sonuçta istediğimiz limana yanaşabilir ve istediğimiz yükü alabilirler.

Bizlere; hayırlı eş ve işler, bismillah boylu evlâtlar, mücadele ve dava eksenli kaygılar, istikamet üzere yürüyüş ve çalışmalar, ihlaslı bekleyişler, İbrahimî duruşlar, İsmailî teslimiyetler vermesini, putları ve tağutlaşanları inşaAllah bizlerin eliyle yere sermesini, kulluk yolculuğumuzda üzerimize sekinetini ve nusretini indirmesini, bu uğurda ayaklarımızı sabit kılmasını diliyoruz mevlâmızdan.

Müslüman olmanın kuru bir söylem olmaktan çok daha öte mükemmel bir değer ve eşsiz bir olgu, kendine özgü belirli şartlarının ve birçok getirilerinin bulunduğunu, özü sözü bir olmayı gerektirdiğini, inananlara kesinlikle bir anlam ve değer kattığını, akıp giden hayatlarımız içinde iliklerine kadar hissedip idrak ederek öğrenen bahtiyarlardan olduğumuzu sanarak Allah(cc)’a hamd ediyoruz.

Tüketmeyi değil üretmeyi, bahaneleri değil çareleri tercih eden, teslim oldukça özgürleşen muvahhidlerdeniz.

Geleneksel, kültürel, folklorik bir din anlayışı ve müslümanlık algısına düşmekten Allah(cc)’a sığınıyor, tahkiki bir iman, mücadeleci bir ruh, Kur’anî bir akıl ve iradeye istikbal ve selâmetimiz için talip oluyor, Allah(cc)’ın emretmediği, Peygamber’in örneklemediği, Kur’an’ın onaylamadığı bir kimlik profilinden berî olmayı arzuluyor, “ İnsanları Allah’a kul olmaya çağıran, güzel ve yararlı işler yapan ve ”Ben, bir Müslümanım” diyen kimseden daha güzel sözlü kim olabilir? (41 Fussilet 33) mealindeki tesbit ve övgüye layık olmayı umuyoruz.

İstikamet ve Tevhidî mücadeleden ayrılmamaya, uzun soluklu bir mücadele ve kulluk yolculuğuna hazır olmaya, aklımızı, zihnimizi, ruhumuzu, gönlümüzü Kur’an ve Sünnet’le ihya, inşa ve terbiye edebilmeye, şehadet nakışlı giysiler giyerek peygamberlerin ardı sıra yürüyebilmeye, Medine’lerimize ulaşabilmek için Mekke’lerimizden izzet, şeref ve onurla geçmeye ahdediyoruz.

Rabbimizden bizlere ezbere bir müslümanlık değil İslâmî/Tevhidî bir kimlik ve davâ adamlığı misyonunu bir an önce vermesini, hukukî/öngörülen kitabî kardeşliklerimizi ise fiili kardeşliğe çevirebilmek için çeşitli imkân ve fırsatlar bahşetmesini ümit ve niyaz ediyor, elimizin altında bulunan, sahip olduklarımızın ise bizlere kulluk ve imtihanımız için birer imkân olarak bahşedildiğini unutmuyoruz.

Bizim eleştirip reddettiğimiz müslümanlık;kişileri şirkten tevhide ulaştırmayan, zulümden adalete götürmeyen, batıldan hakka dönüştürmeyen, ben’leri biz’e, bireyleri ümmete kavuşturmayan, sorumsuzluk ve salıvermişlik girdabından kurtarmayan, tefrikayı vahdetle, şerleri hayırla, sorumsuzlukları sorumlulukla, isyanları itaatla, küfürleri şükürle değiştirmeyen müslümanlıktır.

Bizim eleştirip reddettiğimiz müslümanlık;vakti ve inancı kuşandırmayan, aklımızdaki ve gönlümüzdeki putları yıktırmayan; ilkesiz, tavizkâr, edilgen, teslimiyetçi, uzlaşmacı, omurgasız, silik, sinik, tavırsız, renksiz kişiliksiz ve ilâhi rızayı ıskalayıp dünyevilik aşılayan, tedbirleri tekbir’e tercih eden, işgüzar, kafa kağıdı müslümanlığıdır.

Bizim eleştirip reddettiğimiz müslümanlık; temsil, tebliğ, davet edilmeyen, insanları, saray bağlısı, saltanat yanlısı ve kapıkulu haline getiren, söylemden eyleme dönüşmeyen, zulüm otoritelerini reddetmeyen, tağutlara küfretmeyen tatlı su müslümanlığıdır.

Müslümanlığımız sözde kalmamalı, özde olmalı diyor ve özde müslüman olanları selâmlıyoruz!

İman yükünü ve dava bilincini kaybetmeyen, seyreltilmemiş, özgün ve özgül ağırlığını yitirmeyen, yiğitlere selâm olsun!

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

Makaleler

Hava Durumu


VAN