UNUTTUKLARIMIZ VE UNUTTURDUKLARI NEYDİ?

Ömer TÜMER


Kur’an’a uygun olmayan rivayet kültürünü, Bidat ve hurafeleri kendilerine din edinen ümmetin, tekrar dinin aslına dönebilmesini sağlamak için, haklı olarak Son zamanlarda ortaya çıkan, bayağı da yayılma istidadı gösteren İslamı Kur’an’a göre anlama ve yorumlama biçimi geliştirilmek istenmektedir. Adı Kur’an’i bakış, Kur’an eksenli hayat, Kur’an İslamı gibi isimlerle ifade edilmektedir. Bu ekol Bidat ve hurafelere karşı mücadele, rivayetleri Kur’an’a arz etme metodunu benimsemektedir. Geçmişteki, tezahürlerin günümüze yansımaları olsa dahi doğru ve ihtiyaç olan bir yöntemdir.

Hangi alanda olursa olsun, hiçbir şey kendiliğinden, sebepsiz olarak meydana gelmemektedir. Tabi ki Müslümanların İslamı/dini anlama ve anlatma yöntemi elbette Kur’an ekseninde, hayatları da Kur’an’i hayat şeklinde olmalıdır. Bundan daha doğal ve gerçekçi ne olabilirki? Böylede olmak zorundadır. Dinin tek sahibi Allahu Teala, tek kaynağı Kur’an-ı Kerim ve tek modeli   (Usve-i hasene) Hz Muhammed’dir (a.s). Din/İslam bir hayat nizamı ise, hayata müdahil olup yön verecekse Kur’an ve Onun pratize olmuş hali Hz. Muhammed’in örnekliği sayesinde olacaktır. Sahih olmayan rivayetlerle, bidat ve hurafelerle mücadele etmek Kur’an’ın üzerine düşürülen her türlü gölgeyi kaldırmak ve Hz. Muhammed’in(s.a.v.) Kur’an’a göre belirtilen örnekliğini  tekrar ortaya çıkarmak için olmalıdır.

Kur’an İslamını, Kur’an’i bakışı, Kur’an eksenli hayatı savunmak, sahih olmayan rivayetlere, bidat ve hurafelere karşı mücadele etmenin tek gayesi vahiy yoluyla intikal eden sahih orijinal dini sahiplenmek, din adına uydurulmuş olan kültürü/rivayeti sahih dine karıştırmamaktır. Elbette din Kur’an’a göre belirlenir, Kur’an İslamı olur, hayat Kur’an’a göre oluşur ve Kur’an’i hayat olur. Müslüman Kur’an’a göre hayat sürdürür Kur’an Müslümanı olur. Bunlara herhangi Müslüman’ın karşı çıkması, hayır demesi, zerre kadar şüphe etmesi düşünülemez.

Ancak Vahiy ile belirlenen sahih dini kendilerine din edilmeyerek uyduruk rivayet kültürünü din edinenler karşı çıkacaklardır. Vahyin belirlediği dini din edinenler Allah’ı tek bir ilah olarak tanıdıkları için O’nun hükümlerini din edinirler, rivayet kültürünü din edinenler ise Allah’ı ilah olarak kabul ettiklerini söyleseler dahi O’nun hükümlerine rivayet kültürünü ortak koşarak kültürü din edinirler. İndirilmiş din, uydurulmuş din tanımı artık çok klasik hale gelmiş olsa bile dini ve din anlayışını sorgulama açısından çok yerinde bir tanımdır. Böyle bir tasnifin yapılması Kur’an’i oluşumların meydana gelmesine katkıda bulunmuştur.

Kur’an’ı tanımak, tanıtmak, canlı tutmak, hayatın içerisine taşımak, onun üzerindeki gölgeyi kaldırmak adına yapılan her türlü Kur’an’i oluşum ve gayretler takdire şayandır, güzeldir, nur ala nurdur. Bu tür icraatları alkışlarken farkında olarak ya da olmayarak ihmal ettiğimiz veya ettirildiğimiz bir şeylerin olup olmadığını düşünebildik mi? Perdelenen, üzeri kapatılan neydi? Hoşumuza giden bunca olumlu Kur’an’i çalışmaların hakikate perde olduğunu, Müslüman için olmazsa olmaz olan Allah’ın şeriatının üzerini örtmek suretiyle gündemden düşürülmesine bir vesile olup olmadığını keşfedebildik mi?  

Keşfe ne hacet, Müslüman feraseti ile ifade edelim ki Kur’an’i çalışmalar ne yazık ki hakikate perde olan ve hakikatin üzerini örten konumuna gelmiş veya getirilmiştir. Bu Kur’an’i çalışmaları yapanların Kur’an’a hizmetten başka gayelerinin olmadığına inanmakla beraber, ümmet için elzem olan Şeriat, cihat gibi temel kavramları dillendirmemeleri Müslümanları şüpheye düşürmektedir. Hakikatin ta kendisi olan O kerim kitap kendisinin ortaya koymuş olduğu şeriat hakikatinin üzerini örter konuma nasıl getirilir? Üzeri kapatılan hakikat Kur’an’ın şeriatı, şeriatın ruhu ve cihattır.

Bu hakikatin üzerine perde olup kapatmak isteyenler İslam ümmetinin dirilişini istemeyen her türlü güç odaklarıdır. Kur’an’i çalışmaları yapanların farkında olarak ya da olmayarak bu odakların oyununa gelmemeleri gerekir. Bu odakların oyununa gelmemenin en güzel kanıtı; Kur’an’ın öngördüğü şeriatı ve cihadı yamultmadan olduğu gibi dosdoğru anlatmaktır. Aksi takdirde yapılacak her türlü çalışma adı Kur’an çalışması olsa dahi İslam düşmanlarının işine gelecek, Müslümanların da kuşkularını artırmaya devam edecektir.

Belki de İndirilen din, uydurulan din, bidat ve hurafe tartışmaları Müslümanların gündemine tağutlar tarafından sokularak cedelleşme meydana getirilip, asıl gündem olması gereken şeriat, şeriat devleti, cihat ve bilinci unutturulmak mı istenmektedir acaba? Unutturulanlar sadece bunlardan mı ibaretti, tabi ki değildi. Tağut, tağuti güçler, demokrasi, laiklik gibi küfür kavramları da gündemden düşürülerek cici ve sevecen gösterilmeye çalışılıyor. Müslümanlar adeta birbirlerine karşı fikir savaşçısı haline getirildiler. İslami devlete giden yollar tağutlar tarafından oluşturulan tatlı, güzel, hoşa giden, cedelleşme sayesinde mi kapatılmaya çalışılıyor acaba?

Medyada, sürekli Kur’an ekseninde kelli felli alimler tartıştırılmaktalar, hiç birisinin ağzından İslam şeriatı, devleti ve Cihat gibi kavramları duydunuzmu? Duymasına duyduk ama Kur’an, İslam/Şeriat devleti öngörmez, esas olan adalettir, demokrasi İslam’a karşı değildir, Cihad cehd etmektir, gayrettir gibi lafları çok duyduk. Şeriatı, şeriat devletini gündem dışı yaparak Kur’an’ı sürekli gündemine alanları kuşkuyla karşılamak gerektiğini düşünmek istemesem de ister istemez kuşkuyla karşılıyorum. Kur’an’a dönüş ve O’nu anlama çalışmaları akademik düzeyde yapılarak, ümmetin düşmanlarını sevindirecek ılımlı İslam algısı mı oluşturulmak istenmektedir acaba?

 Kur’an’da,  Kur’an ve Şeriat ayrımı yoktur. Kur’an’i düşündüğünü söyleyenler böyle ayrımı yapmadıklarını söylemeseler de durum yapıldığını göstermektedir. Cihad kavramının ne olduğuna dair İslam tarihi boyunca ciltler dolusu kitaplar yazıldığı halde Kur’an eksenli düşündüğünü sanan o medyatik alimler Cihadı çaba, gayret, cehd diye ifade etmekteler. Elbette bu tarifler Cihad kavramının dışındaki tarifler değildir. Bu tarifler sonucunda yoldaki taşı atmak, fakir fukarayı doyurmak, eğitmsel faaliyetler, münzevi hayat yaşamak gibi basit, insani ve İslami duyarlılıklara Cihad adı verilerek Cihad kavramının asıl ifade ettiği mananın üzeri örtülmektedir. Ümmet bilinci oluşturmanın, Ümmeti ayağa kaldırmanın yegane aracı olan Cihad kavramı gözden düşürülerek cüceleştirilimekte ve gündem dışı yapılmaktadır.

Merhum İslam şehidi Seyyid Kutub’un ifadesi ile “Allahın hükümlerinin/İslam’ın yeryüzüne bir nizam olarak hakim olması yolunda gösterilen bütün gayret ve çalışmaların önündeki tüm engellerin ortadan kaldırılmasının adıdır”. Cihad anlayışı unutturuldu. İŞİD ve benzer örgütler üzerinden İslam şeriatına ve onun yegane aracı olan Cihada saldırılmaktadır. İŞİD üzerinden ümmet coğrafyasına karıştıran batılı tağuti güçlere saldırması gerekenler ne yazık ki şeriat ve cihad kavramlarını aşağılayarak saldırmaktalar. Hem de saldırılarına Kur’an’i uyanış, bidat ve hurafelerle mücadele ayağından yapmaktadırlar. Bu Mücadeleyi yapanların kasıtlı değil de farkında olmadan yaptıklarına inanmak istiyorum. İnşallah öyledir.

Bidat ve hurafelerden arınarak Kur’an eksenli bir din algısı ortaya koymak bizzat benim ve Tevhidi Müslümanların ortak dertleridir. Bununla birlikte Müslümanların olmazsa olmazı İslam/şeriat devleti ve onu temine vasıta olan cihat gibi kavramlara da inanılarak sürekli dillendirilmelidir. Batılı tağuti güçlerin hedefi; İslam’ın temel kavramlarını gözden düşürerek, Müslümanların birlikteliğine gidebilecek her türlü yolları kesmektir. Müslüman ülkelerin halkları kendi içlerinde tağuti yönetim ve yöneticileriyle mücadele ederlerken, birde kendi aralarında çatıştırılmak istenmektedir. İslam coğrafyasının içler acısı malum hali ne yazık ki durumu ortaya koymaktadır.

Bidat ve hurafelerle mücadele ederek Kur’an merkezli sahih bir din anlayışı oluşturma gayretlerini gündem yaparak, İslam şeriatını, devletini ve o devlete Müslümanları taşıyacak olan cihat bilinci gündem dışı yapılmasın. Demokrasi, laiklik ve benzeri yönetimler de tağuti olmaktan çıkartılmasın. Tağutu reddetmek ve onunla mücadele etmek Müslümanların imani sorumluluğudur. Kur’an’sız Müslümanlarla, Kur’an’lı Müslümanların mücadelesi Kur’an’a dönüş sağlanıncaya kadar devam edecektir. Hem Müslüman hem de Kur’an sız olunur mu? Sorusu haklı olarak akla gelebilir. Müslümanları tartıştırmak üzere arenaya çekenlerin hakemliği kabul edilmemelidir. Çünkü: onlar size hakem olmak için değil, size hakim olmak için sizi arenaya çağırmaktadırlar. Allah’ın dinini/şeriatını olduğu gibi yamultmadan anlatmak isteyenleri zaten o arenaya çağırmamaktadırlar. Müslümanların müspet çalışmaları değil, çatışmaları onların işine gelmektedir.

Hakikatler her zaman olduğu gibi küfürle kapatılmaz, bazen de hakikatin ta kendisiyle kapatılır da farkına varılamaz. İşte, mevzu olan İslam şeriatı, devleti ve cihat gibi temel kavramlar, hakikatin tek kaynağı olan Kur’an la kapatılmaya çalışılıyor. İnsanları karanlıktan aydınlığa çıkarmak üzere gönderilen kitap nasıl olur da hakikatin üzerini örter denilmesin. Birileri onu anlamak adına okuyor onun şeraitini gizliyor, diğerleri de saygı duymak ve sevap elde etmek adına okuyor. Her ikisi de iyi niyetli olmakla beraber bilerek ya da bilmeyerek Kur’an’ı hakikatin önünde engel teşkil ettirmektedirler.

Yüce Allah, Müslümanları her türlü hileye, entrikaya karşı müdrik kılsın.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

Makaleler

Hava Durumu


VAN