Kitap Tanıtımı: Atasoy Müftüoğlu’dan “Furkan Günleri”
Siz kardeşlerimize tanıtmaya çalışacağımız kitap, Atasoy Müftüoğlu’nun “Furkan Günleri” adlı eseri.
Hikmet Ertürk
İslam ve HayatMüslümanların önemli düşünürlerinden Atasoy Müftüoğlu’nun "Furkan Günleri" adlı eserini tanıtmaya çalışacağız. Elimizde, bu kitabın Nehir Yayınları tarafından 1990 yılında yapılmış dokuzuncu baskısı var.
"Furkan Günleri" adlı kitabımız, "Önsöz" ile başlayıp "Şifa Ve Rahmet İçin" isimli konu başlığı ile sona eren yirmi bölümden oluşmaktadır. Kitabın tamamı 117 sayfadan oluşuyor.
Kitap şöyle bir sunuş ile başlıyor:
Modern yaşama tarzı dünyevi zevkler ve dünyevi endişeler üzerine kurulmuş bir hayat tarzıdır. Modern dünya kendisini cismani hazlar ve cismani endişelerle izah etmektedir. Modern yaşama yolu bütün insanlığı olduğu kadar, Müslümanları da olumsuz yönde etkilemektedir.
Modern insan her tür sosyal değerlerden soyutlan-makta, Müslümanlar ise irfan kaynaklarından uzaklaşmaktadırlar.
Hayatın bütün katlarına sirayet etmiş bulunan dünyevi endişe, dini -İslami- endişeye geçit vermemektedir. Modernleşme süreci içerisindeki din endişesi, eşya ve olayların özüne yönelik bir endişe olmaktan çıkmış, eşya ve olayların fotoğraflarına yönelik bir endişe haline gelmiştir.
Modernleşme olayı nedeniyle dünya ilgisi ve tutkusu gibi, din ilgisi ve tutkusu da gösterişçi politikalara kurban edilmektedir.
Modernleşme insanlığın tüm mukaddeslerini bayağılaştırmaktadır. Hangi kampta olursa olsun, hemen bütün toplumlarda sosyal karşıtlıklar, ekonomik farklılaşmalar ve sınıfsal parçalanmalar giderek büyümekte, sosyal bağlar çürümekte ve çözülmekte, sosyal güçlükler giderek daha korkunç bir düzeye çıkmaktadır.
Gösterişçi ekonomik gelişme ve gösterişçi büyüme bütün bir insanlığa çok pahalıya mal olmaktadır. Ruhsal ve sinirsel dengesizlikler bütün toplumları tehdit eden bir gerilim hastalığına dönüşmüş bulunmaktadır.
Modern kültür olayı İslam’ı, toplumsal güçlerden her hangi bir güç olarak değerlendirmektedir: Hatta günümüzde İslam çoğu kez bir milliyet unsuru olarak, yan bir unsur olarak da gündemde tutulabilmektedir.
Rasyonalist ve pozitivist mantık, İslamı kendi kendine yeterli saymadığı için, Onu bir kilise sistemi içerisinde tutmak istemektedir.
Modernler, İslamın; dini, sosyal ve siyasal işlevleri bir bütünlük içerisinde hayata kazandırmak istemesini bir türlü içlerine sindirememektedirler.
Günümüzde, İslam ve Müslümanlar üzerindeki en büyük tahribat, İslamı bir kilise sistemi muamelesine tabi tutarak gerçekleştirilmiş bulunmaktadır.
Tevhidi düşünce ve bilinci yüklenerek, bu büyük tahribatı gidermeye çalışan Müslümanlar hemen bütün dünyada çok ağır baskılarla karşılaşmaktadırlar. Modernler, İslamı etkisizleştirmek ve kilise sistemi içerisinde tutmak için çok yönlü çahşmalar yapmaktadırlar.
Hemen bütün dünyada, İslam gerçeği ya sessizce geçiştirilerek ölüme mahkum edilmekte, ya da korkunç düşmanlık dalgalarıyla durdurulmak istenmektedir.
Kitle eğitimi ve kitle propagandasını yürüten radyo, tv. ve gazete gibi araçlar insanlığı düşünceden ve kitaptan uzaklaştırdığı için, İslam gerçeği gereği gibi takip edilememektedir. Hemen her ülkede İslamı ayakta tutmak isteyen tüm Müslümanlar iğrenç ve karanlık bir Se-zarizmin muhatabı olmaktadırlar.
Sezarizm, modern dünyada yalnızca Müslümanlar karşısında diktacı uygulamalara başvurmaktadır.
İran'da, Lübnan'da, Filistin'de, Afganistan'da, Irak'ta islam inkılabının vücut bulmaması için modern Sezarizm akıl almaz hesaplar ve komplolar peşindedir.
Modern makine toplumunun ve modern makine örgütünün imkanlarıyla hayata bakanlar, İslamın karşı karşıya bulunduğu musibetler karşısında sağır ve dilsizdirler.
İslam, tarihin en zorlu ve en tehlikeli geçitinden geçmeye çalışmaktadır. İslam, büyük, çok büyük zorluklarla karşı karşıya bulunmaktadır. Böylesine ağır sorunlarla çevrili olduğu bir dönemde Müslümanların bütün imkânlarını İslama ayırarak İslamı yalnızlığa terketmemeleri gerekir. İslamı yalnızlığa ve unutulmuşluğa terk edenler, kendilerini yalnızlığa ve unutulmuşluğa mahkûm etmektedirler.
Aziz İslam, hepimizin içtenlikle ortaya koyacağı katkılarla ayakta duracaktır. "Furkan Günleri"de evrensel İslami yapılaşma olayına, iddiasız ve gösterişsiz bir katla olmayı istemektedir.
Allah Subhanehu ve Teala, bütün dünyada aziz dinini ayakta tutmak için ayağa kalkan tüm mücahid ve mübariz Müslümanlara nimetini lütfeylesin. "
Kitabın "Furkan Günü" bölümünde Yeryüzünü bir barış yurdu haline getirmek, yürekli vahiy işçilerinin, destansı yorgunluklara ve çilelere katlanarak ortaya koyacakları zihin ve gönül ürünlerine bağlı olduğu belirtilmiş.
"İnsana seçme ve arınma yetisini ancak vahiy mektebi kazandırabilir. Bu gerçeğin dışında kalanlar için ancak vehimlerle oyalanmak vardır. Vahyi seçen insan şimdi Furkan günündedir. Diriliş günündedir. Bütün unsurlarıyla ortaya çıkan iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı vahyin sonsuz ışığında ayırt edecek olanlar tevhid yolunun öncüleridirler. Onların bağrında bir sızı büyüyor, bir sevda ateşleniyor. Onlar Hz. İbrahim'in varisleridirler.
Tevhid yolu öncüleri için yeryüzünde engel yoktur, korku yoktur, umutsuzluk yoktur. Onlar zihinlerindeki ve yüreklerindeki evreni vahyin diriltici soluğuyla insanlığa yaymak yükümlülüğü altındadırlar.
Furkan günü kıble günüdür. Kıbleye yönelmek tüm dünyacı eğilimleri ve yönelişleri aşağılamaktır, horlamaktır. Furkan günü secde günüdür. Secdelere varmak, hangi anlamda olursa olsun, tevhidi anlayış ve davranış biçimlerinin dışında hiç bir şeye itibar etmemektir, dönüp bir bakmamaktır.
Toprağın sabrına eş bir sabırla insana, insanın içine yürümek gerekmektedir. Bin bir yol ve yön arasında kendisine bir sığınak arayan insana ancak bir muvahhid yüreğiyle, bir muvahhid eylemiyle ulaşılabilecektir. "
Atasoy Müftüoğlu kitabında hemen her bölümünde modernizm eleştirisine yer vermiş.Çağdaş insanın bir gösteriden ibaret olan modernizmin ve onun siyasası eliyle sürüleştirilmek istendiğinin altını çizmiş.
"Egemen hayat biçiminde insanın çeşitli yüzleri, çeşitli veçheleri bulunmaktadır. Yani insanın bir gerçek yüzü ve veçhesi, bir de yedek yüzleri ve veçheleri vardır. Kimi durumlarında gerçeğini gösteriyor insan, farklı durumlarda yedeklerden her hangi birini kullanıyor. Böylece egemen hayat biçimi insanı hep nifaktan bir şube üzre tutuyor. Üzerine nifaktan bir gölge düşünce insanın o, zihninde ve dilinde ifadesini bulan bir düzene de razı olmamakta, hangi sosyal gerçeklik karşısında kalırsa kalsın, giderek marazi bir bireycilikte karar kılmaktadır. Beşeri her disiplinin kaderinde müzmin bir bireycilik vardır. Değişik ve karşıt beşeri sistemlerin, farklı açılar ve görüşler getirmelerine karşın insana kazandırdıkları özellikler ortak özelliklerdir. Farklı sistemler, farklı kimi fantezilerdir sanki. İnsana somut anlamda yön veren, kimlik kazandıran şu ya da bu sistem değil, daha çok, modern dogmatizmdir.
Bugün bütün toplumsal düzenlere ve egemen siyasal güçlere karşı tepki büyümektedir. İnsanın içyapısı nasıl çözülmüşse, toplumların içyapıları da öylece çözülmektedir. Çağdaş kültür, bu çözülmenin sonucu olan yozlaşma ve soysuzlaşmanın kültürüdür. Siyasal ve ekonomik önlemlerle ne bu tepki ve ne de bu çözülme önlenemeyeceği gibi, yozlaşan bir kültürle insanın günümüzdeki serüveni de anlatılamayacaktır.
Çağdaş bilim ve kültür disiplinlerinin, hangi alanda olursa olsun insanhğa kazandırdığı yorum günden güne bütün anlamını yitirmektedir. Genelde, kültür ve sanat hayatı şeklinde tanımlanan hayatın sergilediği çok özel bir bireycilikten, kokuşmuş bir bireycilikten başka bir şey değildir. Modern kültür insanlığın acılarına ve sorunlarına baştanbaşa sünger çekmiş gibidir. Modern kültür egemenlerin ve onlara öykünen kopyacıların kültürüdür. Bu kültür bir sansasyon ve spekülasyon kültürüdür. İnsanlığın dikkati önünde, dünyayı saran ve sarsan gelişme ve değişmeler tüm modernist yaklaşımları bir bir yalanlamakta ve tüm soyut önerileri tersyüz etmektedir.
Maddi ve akli gerçekleri aşan ve fakat bunların imkân ve sınırlarını da en berrak ölçülerle belirleyen bir gerçeğin, mutlak bir gerçeğin varlığını insan, yeniden idrak noktasındadır. Hep öldüren, yalnızca öldürmeyi öğreten bir dünya ortamında, diriliş vakitlerine varmak, her engele karşın aralıksız bu gerçeği yinelemekle mümkündür. Modern hayatın, sosyal ve siyasal çizgide sınırlarını belirleyen müstekbirler bütün güç ve imkânlarını bu gerçeğin duyurulmaması, yaygınlaşmaması ve bir hayat tarzı olarak alınmaması için kullanmaktadırlar.
İsim ve kılık değiştirmekle, birlikte, yapısal özelliklerini koruyarak günümüze kadar ulaşan cahiliye, tüm beşerî düzenlerin mayasını teşkil etmek suretiyle hep hiçliği ve yokluğu söylemektedir. Bireysel ve toplumsal her olgu kıyametten bir kesittir bugün. Bir insanın diğer bir insana, bir toplumun, diğer bir topluma tahammülü kalmamıştır. Ortak bir kültür dairesine giren toplum ancak saldırganlıktan emin olabilmektedir. Özgün, özgür ve haysiyetti bir kültür çevresine modern disiplinlerin müsamaha nazarıyla baktığı görülmemiştir. Bu çevreler için her durumda karalayıcı yaftalar, aşağılayıcı yaftalar üretilmektedir.
Bir tufandır yaşadığı toplumların.
Vahyin evreni ne kutlu bir evrendir.
Hakkın adını ve hükmünü yüceltmektir orada aslolan. Sevgi, kardeşlik, dostluk bir ırmaktır orda, barış ve cihad, şefkat ve fedakârlık bir ırmaktır, yürür yüreklerden yüreklere. Selâm bir ırmaktır, infak bir ırmaktır, insan bir ırmaktır. Akışıyla dirilir yürek, dirilir toprak.
Selâm, renkleri ve iklimleri aşarak, umutsuzluğun ve zulmün kucağındaki insana ulaşmak üzere, rahmet halinde nokta nokta bütün bir yeryüzüne düşmektedir. Tevhid kelimesi bir yükselmekte, küfür bin alçalmaktadır. Tevhid kelimesi bir bengisudur. Tevhid kelimesi çağın tüm silahlarını tesirsiz kılan bir silahtır. Tevhid kelimesini kendilerine vazgeçilmez şiar kabul eden hizbullahi ve inkılabi Müslümanların, kendilerini değiştirerek, toplumlarını değiştirerek bütün bir Müslümanların yüreklerine kazandırdıkları engin umut ve bu noktada gerçekleştirdikleri yeni toplumsal düzen, bütün dünyada kâfirlerin, müşriklerin, münafıkların fasık ve facirlerin uykularını kaçırmaya, onları tedirgin etmeye yetmiş bulunmaktadır. Egemenler modern çağda ilk kez korkulu rüyalar görmektedirler. Müstekbirler İslâm'a ve Müslümanlara, İslâm İnkılabına kadar yalnızca geçmiş zamanların masallarıyla meşgul olma hak ve imtiyazını tanıyorlardı. İslâm inkılabı dostlara da düşmanlara da azim bir ders vermiş bulunmaktadır. Bu dersi herkesin sarsılmaz bir bilinç halinde belleğine nakşetmesi gerekmektedir. Allah'la ve O'nun kutlu buyruklarıyla alış verişi seçen birey de olsa, toplum da olsa kurtulmuştur. Böylesi bir seçimi yapan bireyler ve toplumlar hangi çağda, hangi konumda ve yerde bulunurlarsa bulunsunlar, Allah onların çabalarını doğrulayacaktır.
Allahın Rasulünün şerefli varisleri, Allah'ın arzına, Onun kutlu kelâmının kutlu sözcü ve izleyicileri olarak, şanlı bir çağrı halinde, gönülleri ürperten eylemleriyle yürümektedirler. Maddi ve fiziki gücün ve üstünlüğün, baskı, sömürü ve zulüm aracı olduğu bir günde, Müslümanlar eylemleriyle Hak'kın güç ve üstünlüğünü insanlığın gündemine getirmektedirler.
Onlar bugün sahabe ile birliktedirler.
Onların dün gerçekleştirdiklerini, bugün onların izleyicileri gerçekleştiriyorlar. Onlar gibi davrananlar, onların kazandığı sonuçları kazanıyorlar. Orlara selâm olsun. Onlar muhacirdirler, bugünün muhacirleri, onlar ensardırlar, bugünün ensarları.
Onlar, kendileri için olmaktan çok, başkaları için, bütün Müslümanlar için, insan için, insanlık için bir barış yurdu gerçekleştirmek istiyorlar. Bu yolda ilk ve en güzel örnek olsun istiyorlar. Benlik yolunda değildir kavgaları, yerel sınırlar için değil, tarihi ve coğrafi sınırları korumak için değil, Allah'ın koyduğu sınırları korumak için kavga veriyorlar, cihad ediyorlar. Varlığını Allah'a ve O'nun hükmüne hasretmiş bir topluma O sabrı ve tahammülü öğretiyor. Acılara ve yalnızlıklara katlanmayı öğretiyor. Hizbullahi ve İnkılabi Müslümanlar hemen her yerde yaşanmaya değer bir hayat için kendilerini veriyorlar, dünya nimetlerine dönüp bir bakmıyorlar. İsimleri mücadele ve mübareze ile birlikte anılmaktadır, çileyi biliyorlar. Köleliğe karşıdır savaşları, kulluğu biliyorlar. Savaşta bile secdededirler, secdede iken savaşta. Zulme karşıdır savaşları, dünya müstekbirliğine karşıdır. Hak yalnız onların sözlüğünde gerçek anlamını bulur. Hayrı yapıyor ve öğütlüyorlar, serden alıkoyuyorlar. Dosta gerçek dostturlar, hakkını verirler, Hak düşmanlarına da, Hakkın izin verdiği ölçüde düşman.
Müslüman her davranışıyla insana özlemini ifade etmektedir. Müslüman her davranışıyla bütün bir çevresini uyarıyor. Müslüman insanın ifadesini insanlığın ruhuna yansıtmak için bütün bir vahiy bilgisini önce ahlâka sonra büyük bir aşka dönüştürmek gerekiyor.
Ensar ve Muhacirin İslâm toplumu adına her alanda verdikleri savaşı ve gerçekleştirdikleri sosyal düzeni bir geçmiş bilgisi olarak değil, bütün zamanların vazgeçilmez bilgi ve davranışı olarak yürürlüğe koymak gerekiyor.
Zamanların, yerlerin ve göklerin, ötelerin bilgisi ve yorumu Müslümanların bildirisinde ifadesini bulacaktır. Geçmiş tanıktır buna, zaman tanık olmaktadır, gelecek tanık olacaktır. "
Kitabımızın yazarı Atasoy Müftüoğlu son bölümlerde siz yeryüzünün varisleri için bakın neler söylüyor;
Müminlerin, kendileri için indirilmiş bulunan yükümlülükleri gereği gibi yerine getirebilmeleri tevhide özgü çizgi ve alanlarla, şirke özgü çizgi ve alanları hiç bir suretle birbirine karıştırılması mümkün olmayan bir açıklıkla ayırmalarına bağlı bulunmaktadır. Günümüzde bu çizgiler ve alanlar ustalıkla birbirine karıştırılmış durumdadır. Tevhide bağb açılar ve anlayışlar bir takım perdeler arkasında varlığını sürdürürken, şirkin ifadesi olan açılar ve anlayışlar da yine bir takım perdeler arkasında varlığını sürdürmeye çalışmaktadır. Müminler, müşriklerin hakaret ve saldırılarından emin olabilmek için değişik kılık ve kıyafetlere bürünmekte, müşrikler de Müslümanlardan meydana gelen bir toplumda olumsuz bir görüntü vermemek için, kendilerine özgü bir din anlayışını seslendirmek suretiyle farklı renklere ve biçimlere girebilmektedirler. Müslümanlar, İslâm'ı Allah'ın buyurduğu tarzda olmaktan çok, yaşadıkları toplumlardaki egemen unsurların telakkilerine göre anlamaktadırlar. Hakikat katında birbirine zıt ve düşman olan muvahhid ve müşrik inançlar, resmi dini kurum ve öğretiler aracılığıyla barıştırılmış bulunmaktadır. Cahili hayat biçiminin egemen olduğu toplumlarda resmi dini kurum ve öğretiler usulen mevcut bulunmaktadır. Müslüman halkın emniyet ve güven duygularını kazanabilmek için, egemenler usulen de olsa biçimsel olarak da ol sa dini kurumlara, dini okullara izin verebilmektedirler. Bu kurum ve okulların programlarında beliren din veya İslâm anlayışı daha çok ilgili ülkelerdeki resmi ideolojinin özelliklerini taşımaktadır. Dini kurumlar, okullar ve dini öğreti biçimi programlanırken bunların resmi ideolojiye zarar vermeyecek bir mahiyette programlanmasına özel bir önem verilmektedir.
İslâm'ın resmi ideolojilerin insafına terkedilmiş bulunduğu ülkelerde ne tevhid inancı asli kimliğiyle ortaya çıkmakta, ne de şirk inancı asli kimliğiyle boy gösterebilmektedir. Allah'ın dininin kaldırılmış bulunduğu bir dünyada, yine kendisini bu dine nisbet etmekte kimi yararlar uman değişik din anlayışları ortaya çıkarılmıştır. Resmi ideolojilerin buyruğu altında faaliyete konulmuş resmi dini öğretilerin etkinlikleri bir takım özel günlere hasredilmiş bulunmaktadır. Dinin bir yüzü, doğum, evlenme ve ölüm merasimlerinde, bir diğer yüzü dini ve ulusal kutlama günlerinde bir kaç dakika süresince görünebilmektedir. Bugün, üzerinde Müslümanların yaşamakta bulunduğu ülkelerin birçoğunda İslâm tanınamayacak bir şekilde kimlik değiştirmiş bulunmaktadır. Resmi dini öğreti bile bu ülkelerde çok ihtiyatlı bir şekilde ancak resmi siyasal otoritenin ayak izlerini sürmek suretiyle yürüyebilmektedir. Bu nedenle din denilince kimi zaman ulusal bir tarihin kutsanması, kimi zaman ulusal bir coğrafyanın kutsanması, ya da belli bir kavmin ulusal değerlerinin yüceltilmesi akla gelmektedir. Bugünün kılık ve kimlik değiştirmiş dini, çağdaş sosyal hayatın ve çağdaş sistemlerin karşısına adeta özür dileyen bir tavırla çıkarılmaktadır. Bu tavra bakarak bir hüküm verecek olursanız, sanırsınız ki İslâm geçmişlerde bir insanlık suçu işlemiştir ve bu nedenle hep böyle bir özr dileyen tavır içerisindedir. Çağdaş sistemlerin ve sosyal hayatın günümüzde İslâm'a ayırdığı yer ve ona uygun gördüğü muamele sonucu, bugün hayatın içinde İslâm mahcup ve sıkılgan, ürkek ve çekingen bir psikoloji ile hayatını devam ettirmektedir. Tevhid bilincini idrak edenler bilirler ki böylesi bir psikoloji İslâm'a yakıştırılamaz ve yamanamaz. Böylesi bir psikoloji benimsenemez ve devam ettirilemez. İslâm, bütün zamanların, bütün kurumların, bütün sistemlerin karşısına yüz akıyla çıkacak, vakar ve onurla çıkacak tek ve şaşmaz öğretidir.
Müsteşrik kültürü ile beslenen yeni bir din anlayışı nice zamandan beri İslâm insanına İslâm'ın kendisiymişçesine sunulabilmektedir. Bu kültür nedeniyledir ki Allah'ın dini ulu orta herkes tarafından kullanılabilecek bir düzeye indirilmiştir. Bir durumda mutlak akılcı bir çehreye büründürülen İslâm, bir başka durumda bu defa mutlak ruhçu bir çehreye, bir başka durumda yalnızca hümanizmden ibaret bir başka çehreye büründürülmektedir. Kimilerine göre İslâm yalnızca bir iman kavgasından ibarettir. Kimilerine göre İslâm yalnızca bilimden, kimilerine göre yalnızca ahlâk'tan, kimilerine göre yalnızca siyasadan, kimilerine göre yalnızca fıkıhdan ibarettir. Günümüzde geçerli olan farklı din anlayışlarına, bütün kötülükleri affedebilecek kadar müsamahalı, bütün bir zulüm, isyan ve tuğyan karşısında alabildiğince sabırlı bir mahiyet kazandırılmış bulundurulmaktadır. Bütün olumsuz durumları sessizlikle karşılayan bu anlayışlar neredeyse klişe kimi umdeleri tekrarlamaktan ibaret bir faaliyet alanı içine hapsedilmiş durumdadır. Allah'ın aziz olan dininden soyutlanmış bir din olgusu içinde verilen bu soyut umdeler toplumsal alanlarda hiç bir tesir icra edememektedir. İslâm dünyası olarak andığımız muhayyel bir dünyada her gün sevgiden, barıştan ve kardeşlikten bahseden bir dinin, sanki sevgiden, barıştan ve kardeşlikten başka kullanabileceği başka bir şiarı bulunmamaktadır. Şimdilerde bu şiara ek olarak İslâm bir başka alana güç vermek üzere gündeme bir başka yönüyle sokulmak isteniyor. Allah'ın hükmünden razı olamadıklarını koydukları pratik uygulamalarla sergileyenler, İslâm'ı ekonomik ilişki ve yararlar için bir araç olarak kullanmaktadırlar. İslâm'ın bütününden soyutlanarak verilen sözünü ettiğimiz şiarlar nedeniyledir ki bugün müminlerle müşrikler, hümanist bir barış ve kardeşlik çerçevesi içinde birlikte bulunabilmektedirler. Çoğu ülkelerde bugünkü din olgusu yalnızca ulusal ve resmi mukaddesleri savunmakla görevlendirilmiş bulunmaktadır. Dolaysız bir yolla Allah'ın dinine karşı bir tavır alamayanlar, dolaylı yollarla bu tavırlarını ortaya koymaktadırlar.
Şirk, yapısı gereği kimi perdeler arkasına gizlenebilir, gerektiğinde farklı kimlikleriyle görünebilir. Tevhid ise, yapısı gereği her türlü perdeden ve her türlü farklı kimlikten ve yukarıdan beri saydığımız görüntülerden münezzeh ve müstağnidir. Şirkin gölgesi altında tevhide bir yol bulunmadığı için, tevhidin gölgesi altında da şirke bir yol bulunmamaktadır. Müşrik yapı tabiatı gereği çeşitli durumlarda çeşitli Ödünler verebilir. Muvahhid bir yapı için hiç bir durumda hiç bir ödün söz konusu olmayacaktır. Mümin bir dünyayı ancak zihinlerinde ve yüreklerinde büyütenler bilmelidirler ki, Allah'ın mükerrem olan dini zihinlerde ve yüreklerde saklı tutulmak için inmemiştir. Soyut bir düzlemde imanın ilkelerini işlemek, somut bir düzlemde ise küfrün ilkelerini işlemek İslâm'ın tabiatına bütünüyle aykırıdır. Soyut bir çerçevede Allah'ın dinine bağlı bulunurken, somut davranışlar halinde yeryüzü güçlerinin dinine katılmak müşrik ve mülhidlere yardımcı olmaktan başka bir anlama gelmeyecektir. Kendileri bütün bir yeryüzüne varis kılınanlar, hiç bir şartta yeryüzü güçlerinin boyunduruğu altına girmeyecektir. Onlar için her durumda, bütün bir arza Allah'ın indirdiklerini hakim kılma sorumluluğu bulunmaktadır. Beşeri kayıtlarla denetim altına alınmış bir din olgusu hiç bir mümini bağlamayacaktır. Allah'ın müminler için takdir etmiş bulunduğu yol hiç bir beşeri müeyyide ile kısıtlanamaz. Müminlerin işledikleri kendileri için, müşriklerin işledikleri kendileri içindir.
Mutlak anlamda tevhidi çizgiyi seçmek demek, şirke ve müşriklere ait her ne varsa bunlardan bütünüyle vazgeçmek demektir. Mümin bir yapı içinde müşrik bir unsur barınamayacağı gibi, müşrik bir yapı içinde de mümin bir unsur barınamaz. Böyle bir yapı içinde barınmak için bulunan mazeretler, dinin gücünden ve üstünlüğünden umudunu kesenlerin buldukları mazeretlerdir. Allah'ın aziz olan dini, bizim karşı karşıya bulunduğumuz kimi durumları teyide zorlanamaz. İslâm'ı, cahili hayat içinde ortaya çıkan kimi olgular karşısında yararlarımızı sürdürmek adına cahili birimlerle işbirliğine memur kılamayız. Şirkin istediği kalıplara girmek suretiyle, tevhidi bir çizgiyi sürdürmek mümkün değildir. Her mümin kendisine emanet verilmiş bulunan bütün meleke ve hasletleri, yaşayabileceği alanlara açmakla yükümlü bulunmaktadır. Bu yükümlülük bugün bütün bir dünyada, yeni ve aydınlık bir idrak ışığı halinde ışımakta ve müminler kendilerine özgü alanları açma yolunda yarışmaktadırlar. İslâm, nerede bulunursa bulunsunlar, kendisini seçenleri seçmektedir. Müslümanlar İslâm'a bir yaklaşırken, İslâm onlara bin nimetle cevap vermektedir. Allah'ın dinine yardım edenler üzerine, yeryüzü güçlerinin bütün engellemelerine rağmen yardım üzerine yardım inmektedir. Tevhidi bir bakışı seçenler, Allah'ın gücü ile, yeryüzü güçlerinin gücünü mukayese zaafına düşmemelidirler. Tevhide özgü bir yolu seçenler için, tevhide özgü başarılar ve imkânlar gösterilecektir. Tevhide özgü bir yolu seçenler için, yeryüzünün bütün imkân ve güçlerini hayretler içinde bırakacak dost ve yardımcılar bulunmaktadır.
Müminler kendi konumlarını kâfir ve müşrik güçlere göre değil, vahyin ve imanın gücüne göre tayin etmekte vazifelendirilmişlerdir. Müşrik ve mülhidlerin imkânlarına bakarak yol alanlar sürekli olarak gerileyecek, vahyin ve imanın imkânlarına bakarak yol alanlar sürekli olarak ilerleyeceklerdir. Müşrik ve mülhidlerin güçlerine göre tavır alanlar, hep bir korku içindedirler, imanın güçlerine göre tavır alanlar hep bir umut içindedirler. Allah'ın vadettiği engin nimetlere mazhar olmanın ön şartı Allah'ın dinini, bütün beşeri kayıt ve benzetmelerden soyutlayarak, O'nu kendi sınırları içinde gereği gibi kavramakla mümkün olacaktır. Kendi sınırları içinden bakıldığında görülecektir ki Allah'ın dini hiç bir şartta müşrik ve mülhidler tarafından kullanılmaya ve denetim altına alınmaya asla elverişli bulunmamaktadır. Allah'ın dini belirli dönemlerde, belirli yerlerde ve belirli şartlarda gündeme getirilen bir din olmayıp, bütün dönemlerde, bütün yer ve şartlarda kendi özgün özellikleriyle gündemde tutulacak bir dindir. Allah'ın dini İslâm, hiç bir beşeri öğretiye tabi olamaz, hiç bir beşeri Öğretimin onayına terk edilemez.
Yeryüzünün varisi olan muvahhidler, ortak bir bilinç seli halinde dalga dalga bütün bir arza yayılarak açıklayacakları bildiri ve tavırlarıyla din adına ortada duran uydu bütün disiplinleri ortadan kaldıracaklardır.
Kitap tanıtımımız burada bitiyor. Sizlere hayırlı okumalar diliyorum.

