İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Ahmet ÖRS
Ahmet ÖRS
16 Ağustos 2010

12 Eylül ve Diyarbakır Zindanları Muhabbeti

12 Eylül kurum ve kuruluşlarıyla ortadayken, kapitalist kurgusu her geçen gün daha da takviye edilip küreselleştirilirken “12 Eylülle hesaplaşacağız” diye meydanlara çıkıp süregiden uygulamaları kulak arkası yapanları anlamak çok zor. Zorunlu ideolojik derslere karşı çıkmayanlar, “YÖK’ü ele geçirdik” diye sorgulamayanlar neden 12 Eylül ruhuyla hesaplaşsınlar?

16 Ağustos 2010 2 dk okuma 4,3B okunma
100%

Şimdi muhafazakârlar çıkmış “12 Eylülle, Diyarbakır cezaeviyle hesaplaşmak lazım!” gibi afili laflar ediyorlar. Ben de karmaşık duygular içindeyim doğrusu, bu 12 Eylülle hesaplaşmaya ne kadar meraklıymış bu adamlar, “neden bugüne kadar adam gibi bir 12 Eylül karşıtlığı yapmadılar, ezilenler solcu olduğu için mi sessiz kaldılar” diye.

 

Hele şu Diyarbakır cezaevi muhabbetine ne demeli? Sanki kendileri Diyarbakır cezaevinde işkencelere maruz kaldılar! Şu bir iki yıldır, en çok da Taraf gazetesindeki mülakatlardan öğrendi herkes Diyarbakır cezaevi fecaatini. Madem bu muhafazakâr çevreler bu kadar içliydi Diyarbakır cezaevine de neden daha önceden hiçbir beklentisi olmadan, adil bir tutumla işkencecilere meydan okumadılar? Kimler işkencelerden geçirildi orada, Kürtler! Bugün referandumda 12 Eylül karşıtlığı yapan AKP ve SP’nin öncülü Refah Partili milletvekilleri DEP milletvekillerinin meclisten atılmaları için yapılan oylamada iki ellerini de havaya kaldırarak ve gülerek evet demişlerdi. Kürt siyasi hareketine duydukları nefret onları adil davranmaktan uzaklaştırmıştı. Önce kendileriyle yüzleşsinler! Gerçi sistem sonra kendilerini de oradan kovaladı ya, o da ayrı mesele…

 

12 Eylül ve Diyarbakır cezaeviyle hesaplaşma arzusunun samimiyete yükselmiş bir bilgi ve bilinç durumu olmasına sevinmek istiyorum elbette ama o cezaevinde her türlü insanlık dışı uygulamaya maruz kalan Kürt siyasetçilerinin varlık sebebi olan Kürt meselesine hala devletçi perspektiften bakanlardaki 12 Eylül ve Diyarbakır cezaevi hesaplaşıcısı roller bana pek samimi gelmiyor doğrusu.

 

12 Eylül kurum ve kuruluşlarıyla ortadayken, kapitalist kurgusu her geçen gün daha da takviye edilip küreselleştirilirken “12 Eylülle hesaplaşacağız” diye meydanlara çıkıp süregiden uygulamaları kulak arkası yapanları anlamak çok zor. Zorunlu ideolojik derslere karşı çıkmayanlar, “YÖK’ü ele geçirdik” diye sorgulamayanlar neden 12 Eylül ruhuyla hesaplaşsınlar? PKK’lıların cesetlerine yapılan işkenceleri asker cesetleriyle karşılaştırabilenler 12 Eylül işkencecileriyle hangi mantıkla hesaplaşacaklar?

 

Kendilerine verilen 27 Nisan muhtırasını hazırlayanları emekli olunca zırhlı arabalarla ödüllendirenler önce bunun izahını yapsın! İhtiyar darbecileri tehdit etmek kolay, 28 Şubat’ın defterini dürelim önce! “Dolmabahçe görüşmesi benimle mezara gider” diyerek halktan halkı ilgilendirecek bilgileri karanlığa gömenler tutmuş Diyarbakır zindanlarının karanlıkları diyor! 28 Şubat ve 27 Nisancıların geçici 15. maddeleri de yok, hadi bakalım karanlıkla hesaplaşmaya!

 

Kürt sorununda bedel ve pratikten uzak durup da çözüm uyanıklığına kalkışanlar darbelere karşı mücadele vermeden özgürlük şampiyonluğu yapıyorlar. Bu da tam bir şark kurnazlığı olmalı! Ceylanlar dağlarda parçalanırken, kızlarımızın okul kapılarında başörtüleri çıkarılırken Kenan Evren’in peşine düşmüşler!

Paylaş X Facebook

Yorumlar 1

B beytullah emrah 01 Ocak 2012

Hükümet’in bugüne kadar hiçbir altyapı çalışması yapmadığı, değil seçmen kitlesinde kendi parti taban örgütlerinde dahi 12 Eylül ve hatta 28 Şubat darbeleriyle hesaplaşma konusunda siyasal bilinç -hiç olmazsa o yönde bir beklenti- oluşturmadığı bir alanda şimdi, üstelik paketin boyunu da epey aşacak şekilde, hesaplaşma nutukları atması göz boyamaktan öte bir işlev görmüyor maalesef.

Siyasallaşmasından itinayla korkulan, hatta siyasal talepleri, değişim beklentileri yükseldiği zamanlarda ince manevralarla oyalanan toplum, şimdi karşısına getirilen bu son derece siyasal söyleme itibar etmiyor.

O yüzden de seçim meydanlarındaki “darbeyle hesaplaşma” cümleleri garnitür gibi kalıyor. Meydanlardan yeni bir toplumsal sözleşme çağrısı yükselmiyor. Asıl mevzu ise CHP-MHP-BDP’yi paralelleştirmek, Kılıçdaroğlu’yla laf yarıştırmak, MHP’yi yanlış milliyetçilik yapmakla suçlamak, BDP’yi bölücü göstermek oluyor...

Kürt sorununda gelinen noktayı ve mesela “demokratik özerklik” teklifi karşısında takınılan tavrı lütfen dikkatle izleyin. O zaman devlet aklının da ne kadar değişip değişmediğini, önümüzdeki günlerde nasıl bir tabloyla karşılaşabileceğimizi tahmin etmekte zorlanmayacaksınız.

Özgürleşme, darbelerle hesaplaşma ve yeni bir anayasa gibi konular siyasal bir tartışmayı, toplumda oluşan siyasal beklentileri örgütleyerek bunun üzerinden süreçler geliştirmeyi ve ona göre hareket etmeyi gerektirir. Oysa olup biten Başbakan Erdoğan’ın tek başına kendini ortaya koyması ve herşeyi kendi kefaletiyle açıklayarak “ne diyorsam o” zihniyetine sıkıştırmasıdır.

Böylece Hükümet, kendi çıkar siyasetini topluma onaylatarak meşrulaştıracak. “Halka gitmek” ise gerçek bir siyasetle buluşturmak değil, bir kez daha halkı polemiklerle ve demagojilerle oyalamak anlamına gelecek. Referandum yine Başbakan Erdoğan’ın kişisel karizmasının desteklenmesinden başka birşey ifade etmeyecek. Bakalım bu istikbara karşı ne zaman ses verilecek...

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Ahmet ÖRS — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.