İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
22 Haziran 2015

Allah’tan Başkalarıyla Korkutulmak

Evet, Müslüman fert de neticede bir insandır. Sevgileri, korkuları, endişeleri, ümitleri vardır. Herkes gibi Müslümanlar da baskıya, zorbalığa uğramaktan çekinirler, fıtri haklarına saygı duyulmasını isterler. Ancak bağlılık ve itaatlarını, istikametlerini bu endişeler ve beklentiler üzerine değil, Âlemlerin Rabbi’nin rızasını kazanma ve O’nun gazabından sakınma temeli üzerine bina ederler.

22 Haziran 2015 6 dk okuma 8,8B okunma
100%

Sevgi, korku, ümit ve endişe (rızık endişesi) gibi duyguların, insanların yönelimlerinde, tercihlerinde, itaat ve karşı duruşlarında belirleyici rol oynadığı bilinmektedir. Özellikle de sevgi ve korku duygularının insanların bağlılık ve itaat tercihlerinde temel etken olduğunu ifade edebiliriz.

İtaat ve bağlılık denilince İslami literatür açısından akla ilk olarak gelen, kulluk mefhumudur. Kendisine mutlak anlamda itaat ve bağlılık gösterilen ve diğer tüm itaat ve bağlılıkların referans kaynağını teşkil eden mercinin İslami literatürdeki karşılığı ise, rabb ve ilah mefhumlarıdır.

Rabb-kul ilişkisi bu bağlam ve düzlemde vücuda gelmekte, insanlar ve toplumlar için sevgi ve korku duyguları nerede, hangi mercide, nesne veya mefhumda yoğunlaşmış ise onun karşısında bağlılık ve itaatla boyun eğmektedirler.

Sevgi ve korkunun, vahyi bilgiye (ilme) dayalı olup olmaması, söz konusu bağlılık ve itaatin (kulluğun) hak veya batıl oluşunu belirlemektedir. Sevgi ve korku duyguları vahyin ölçülerine tâbi kılındığında, insan ve toplumlar yalnızca Âlemlerin Rabbi’nin karşısında boyun eğmekte, kulluğu yalnız O’na has kılmaktadırlar.

Aksi halde ise, en çok sevgi beslenen veya en çok korkulan her ne ise, bağlılık ve itaat ona kanalize edilmekte, hayat o merci veya nesnenin ekseninde yaşanmaktadır. Bu merci veya nesne Allah’ın hükümlerini ölçü almayan siyasi bir otorite olabileceği gibi, iktisadi bir otorite, hatta Kur’an’ın tanıklık ettiği üzere bizzat insanın kendi hevası bile olabilmektedir:

“Kendi istek ve tutkularını (hevasını) ilah edineni gördün mü?...” (Furkân, 43; Ayrıca Bkz: Câsiye, 23)

Evet, insan duygularının, görüldüğü üzere akide ile doğrudan ilgisi vardır. Bu sebeple duyguların mutlaka vahyin ölçülerine tâbi kılınması gerekir. Fert ve toplumlar, tercih ve istikametlerini, Âlemlerin Rabbinin terbiyesine tâbi kılınmamış duygularla belirlememelidir.

Duygular vahyin ölçülerine tâbi kılındığında, fert ve toplum kula ve maddeye kulluktan bağımsızlaşarak yalnızca Allah’a kulluk istikametine yönelme imkânına kavuşur. İnsanoğlu ancak duygularını Rabbani ölçülere tâbi kılarak hayatın öznesi haline gelir. Aksi halde duygularının esiri olur, nesneleşir, bağlılık ve itaatini Allah’a has kılma istikametini yitirme yoluna girer.

İçerisinden geçtiğimiz sosyal-siyasal süreçlerde İslami çevrelerin ciddi bir zihinsel irtifa kaybına ve duruş zaafiyetine uğradıklarını gözlemlemekteyiz. Mevcut sistem karşısında onlarca yıllık tevhidi bilinçlenme süreciyle oluşturulan akidevi duruşun, son 13 yıldır sistemin yönetimini ellerinde bulunduran muhafazakâr kanada destekçi ve taraftar olma sürecinde terk edildiğini ve “sistemin yeniden inşası”ndan söz edilmeye başlandığını da...

Mevcut sistem karşısındaki akidevi duruşlarını terk eden ve önlenemez bir entegrasyon ve eklemlenme süreci içerisinde yer alan söz konusu çevrelerin, bu gidişatlarını temellendirirken, mevcut iktidar dışı ihtimallere vurgu yapıp, hep bu ihtimallerin endişe verici atmosferini gündeme getirdiklerini ve kendi pozisyonlarını bu argümanlarla meşrulaştırmaya çalıştıklarını görmekteyiz.

Dahası, akidevi duruşunda sebat eden Müslümanları da bu tür argümanlarla baskı altına almaya, sistem içi dönüşüm sürecine aktif destekçi kılmaya çalışmaktadırlar. Geçtiğimiz günlerde internetteki paylaşım sayfamda bu tür bir yoruma muhatap olduğumda, yorum yazan arkadaşa şu şekilde itiraz ettim:

“Bu yorumunuza saygı duymuyorum. Çünkü beni Allah’ta başkalarıyla korkutmaya çalışıyor, böylece tercih ve istikametimi Allah’tan başkalarından korkmak üzere belirlemem yönünde telkinde bulunmuş oluyorsunuz.”

Sanırım meramımı anlatabilmişimdir. Evet, Müslüman fert de neticede bir insandır. Sevgileri, korkuları, endişeleri, ümitleri vardır. Herkes gibi Müslümanlar da baskıya, zorbalığa uğramaktan çekinirler, fıtri haklarına saygı duyulmasını isterler. Ancak bağlılık ve itaatlarını, istikametlerini bu endişeler ve beklentiler üzerine değil, Âlemlerin Rabbi’nin rızasını kazanma ve O’nun gazabından sakınma temeli üzerine bina ederler.

Müslümanın da sevgisi, sevdikleri vardır. Ancak hiçbir kimseyi ve hiçbir şeyi Yüce Allah’tan daha çok sevemez, O’ndan daha çok hiçbir şeye değer veremez.

Müslüman da endişe eder, ancak asla Allah’ın rızasını kaybetmekten daha fazla başka bir şeyden endişe edemez/etmemelidir.

Müslüman da korkar, ancak hiçbir şeyden Âlemlerin Rabbi’nin rızasını kaybetmek ve gazabını hak etmekten daha fazla korkmaz/korkamaz. İman akdi bunları gerektirir.

Yukarıda sözünü ettiğim gündemler üzerine yine geçtiğimiz günlerde paylaşım sayfamda şu yorumu yapmak durumunda kalmıştım:

“Müslüman ‘öcü’lerden korkarak değil, Allah'tan korkarak hareket eder. ‘Öcü siyaseti’yle Müslümanlara istikamet belirlemeye çalışanlara ve bu siyasete nesne olanlara ilanen duyurulur.”

Tabi burada bahse konu “öcü”lerin gerçekte var olup olmamasından önemli olanı, hiçbir “öcü”nün, gazabından sakınılmaya Âlemlerin Rabbinden daha layık olmadığı, olamayacağı gerçeğidir.

Nitekim söz konusu ettiğimiz konuda dile getirilen başta küresel öcüler olmak üzere “CHP öcüsü”, “Esed öcüsü” hayali öcüler değildir. Ancak burada mesele, bizlerin bu “öcü”lerle korkutularak cahili sistem içi dönüşüm sürecine destekçi olmaya teşvik edilmemiz, cahiliyenin farklı bir biçimini içselleştirmeye ikna edilmek istenmemizdir.

İşte bu noktada, Yüce Allah’ın rızasını kaybetmekten ve gazabına uğramaktan sakınma yükümlülüğü devreye girmekte ve Rabbimize karşısındaki ittikamız, diğer tüm gerçek veya sanal korkuların üzerine çıkmakta, onların baskısından bizi azade kılıp bağımsızlaştırmaktadır.      

Sevgi ile, endişe ile, ümit ile veya korku ile hareket ettiğimizde, ilk ve şeriksiz olarak hesaba katmamız gereken merci Yüce Allah olmalıdır. Diğer tüm sevgilerimiz, endişelerimiz, korkularımız bundan sonra gelmelidir.

Tebuk seferinin ve bu seferde havanın sıcaklığını bahane edip geri kalan münafıkların söz konusu edildiği Tevbe Suresi 81. ayette yer alan Rabbimizin şu beyanı, konuyu anlamak açısından yeterince açıklayıcıdır:

“Allah'ın Rasulüne muhalefet etmek için geri kalanlar (sefere çıkmayıp) oturmaları ile sevindiler. Mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda cihad etmeyi çirkin gördüler; ‘Bu sıcakta sefere çıkmayın’ dediler. De ki: ‘Cehennem ateşi daha sıcaktır.’ Keşke anlasalardı.” (Tevbe, 9/81)

Evet, bizler insanız. Sevgilerimiz, korkularımız, ümitlerimiz, endişelerimiz olacak. Ancak tüm bu duygularımızı vahyin ölçülerine tâbi kılmakla mükellefiz. Allah’tan daha çok hiçbir şeyi sevmeyeceğiz, Allah’tan daha çok hiçbir şeyden korkmayacağız.  Tüm sevgilerimizi Allah sevgisine, tüm korkularımızı Allah korkusuna tâbi kılacağız.

İstikametimizi başka sevgiler ve korkular üzerine değil, Rabbimize olan sevgi ve ittikamız üzerine tercih edeceğiz, öncer O’nu hesaba katacağız. Yüce Allah’ın belirleyici olmadığı hiçbir denklem kurmayacağız, hiçbir denkleme kafa yormayacağız.

Uhud savaşı öncesi dönemde düşman birliklerinin sayısıyla korkutulmak istenen ve Ahzab savaşında ise yurtları güçlü ordularca kuşatılan ilk neslin şu iman ve istikametini yakalamak zorundayız:

“Onlar, kendilerine insanlar 'Düşmanlarınız size karşı toplandılar, artık onlardan korkun' dedikleri halde, imanları artanlar ve 'Allah bize yeter, O ne güzel vekildir' diyenlerdir.” (Âl-i İmran, 3/173)

“Mü'minler (düşman) birliklerini gördükleri zaman ise (korkuya kapılmadan) dediler ki: 'Bu, Allah'ın ve Resûlü'nün bize vadettiği şeydir; Allah ve Resûlü doğru söylemiştir.' Ve (bu,) yalnızca onların imanlarını ve teslimiyetlerini arttırdı.” (Ahzab, 33/22)

İbrahim (a.s.)’ın putperest kavminin tehdit ve baskıları karşısındaki Rabbani duruşunu haber veren şu ayet-i kerimeler de, mü’minlerin, kendilerini Allah’tan başkalarıyla korkutularak istikametlerini saptırmaya, putçu/müşrik düzenler karşısındaki tevhidi duruşlarını zaafa uğratmaya çalışanlara karşı nasıl bir cevap vermeleri gerektiğini öğretmektedir:   

“Kavmi onunla tartışmaya girişti. Dedi ki: ‘Beni doğru yola iletmişken, Allah hakkında benimle tartışmaya mı kalkışıyorsunuz? Hem sizin O’na ortak koştuklarınızdan ben korkmam; ancak Rabbimin bir şey dilemiş olması başka. Rabbimin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız? Siz, Allah'ın size haklarında hiçbir hüküm indirmediği şeyleri O'na ortak koşmaktan korkmazken, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden nasıl korkarım? Şimdi biliyorsanız (söyleyin), iki guruptan hangisi güvende olmaya daha layıktır?" (En’âm, 6/80-81)

Yazımızı, Rabbimizin şu beyanlarıyla noktalıyoruz:

"Şeytan sizi kendi dostlarıyla korkutuyor, eğer iman etmiş iseniz onlardan korkmayın, benden korkun." (Âl-i İmran, 3/175)

“…Sakın onlardan korkmayın. Yalnız benden korkun. Böylece size olan nimetimi tamamlayayım da doğru yolu bulasınız.” (Bakara, 2/150)

“…Allah'tan korkun ve müminler yalnızca Allah'a güvensinler.” (Mâide, 5/11)

“…Allah'tan korkun. Bilin ki Allah, yapmakta olduklarınızı görür.” (Bakara, 2/203)

“Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve herkes, yarına ne hazırladığına baksın. Allah'tan korkun, çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” (Haşr, 59/18)

Paylaş X Facebook

Yorumlar 3

İ İlyas Metin 01 Ocak 2012

Selamun aleykum

Allah razı olsun
Rabbimiz duruşumuzu istikametimizi sabit kılsın

Ş Ş. Hüseyinoğlu 01 Ocak 2012

Ve aleykum selam İlyas abi. İlgi ve duan için Allah razı olsun.

M Muhsin 01 Ocak 2012

Allah razı olsun Şükrü kardeşim,yazdıklarınıza destek kabilinden ilave bazı ayetleri zikretmek istiyorum:

Kur’an o kadar hayat kitabıdır, o derece hayat rehberidir ki; sevgi ve velayet bağlarının da vahye uygun hale getirilmesini ve bu bağların sadece Allah’a Resulüne ve mü’minlere tahsis edilmesini, korkunun da vahye uygun hale getirilmesini emreden, hatta Allah’ın ayetlerini inkâr ya da alaya alma üzerine teşkil edilen toplantı ve meclislerde sessizce oturulmasını bile yasaklayan ayetler vardır:

2.Bakara 165 - İnsanlar arasında Allah’ı bırakıp da O’na ortak koşanlar vardır. Onları, Allah’ı severcesine severler. Mü’minlerin Allah’a olan sevgisi daha güçlü bir sevgidir. Zulmedenler azaba uğrayacakları zaman bütün kuvvetin Allah’ın olduğunu ve Allah’ın azabının pek şiddetli olduğunu bir bilselerdi!

59.Haşir 13 - Onların içlerinde size karşı duydukları korku, Allah’a olan korkularından daha şiddetlidir. Böyledir, çünkü onlar anlamayan bir topluluktur. (Ankebut 10 ile birlikte düşün)

29.10 - İnsanlardan öyleleri vardır ki, “Allah’a inandık” derler. Ama Allah uğrunda bir ezaya uğratılınca, insanlardan gördükleri baskı ve işkenceyi Allah’ın azabı gibi tutar. Andolsun, Rabbinden bir yardım gelecek olsa mutlaka, “Biz de sizinle beraberdik” derler. Allah, herkesin kalbinde olanı en iyi bilen değil midir?

79.40-41- Rabbinin makamından korkan ve nefsini kötü arzulardan (hevadan) uzaklaştıran için ise şüphesiz cennet yegâne barınaktır.

3.Ali İmran 175 - İşte o şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Şu halde, eğer iman etmiş kimseler iseniz onlardan korkmayın, benden korkun.

70.Mearic 26 - Onlar, ceza gününü tasdik eden kimselerdir.
70.27 - Onlar, Rablerinin azabından korkan kimselerdir.
70.28 - Çünkü, Rablerinin azabından emin olunamaz.

39.Zümer 16 - Onların üstlerinde ateşten tabakalar, altlarında da tabakalar vardır. İşte Allah, kendi kullarını bununla tehdit edip korkutuyor. Ey kullarım öyleyse Benden sakının.

9.Tevbe 23, 24
9.23 - Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ederlerse, babalarınızı ve kardeşlerinizi bile veli (dost) edinmeyin. İçinizden kim onları veli (dost) edinirse, işte onlar, zalimlerin ta kendileridir.

9.24 - De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, Resûlünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez.

58.Mücadele 22
58.22 - "Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluğun Allah’a ve peygamberine karşı kanunlar koymaya (Allah ve Resulüne karşı hudud yarışına) kalkışan kimselere sevgi beslediğini göremezsin; velev ki babaları veya oğulları, kardeşleri veya akrabaları (aşiretleri) olsalar bile. İşte Allah, öyle kimseleri sevmeyen bir topluluğun kalplerine imanı yazmış ve kendilerini tarafından bir ruh ile desteklemiştir. Onları içlerinde sonsuza dek kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Allah onlardan hoşnut olmuş, onlar da O’ndan hoşnut olmuşlardır. İşte onlar, Allah’ın taraftarıdırlar (hizbullahtrırlar). Uyanık ol ki, Allah’ın taraftarları hep kurtuluşa erenlerdir".

Halbuki Müslüman olduğunu söyleyen ve namaz da kılan bir çok kişi, emri bil maruf ve nehyi anil münker sorumluluğu sebebiyle yapılan nefsine yönelik eleştirileri hazmedemeyip, bu kulluk görevini yerine getiren Müslüman kardeşine düşman olurken, İslam’a aykırı davranışları sebebiyle kendisini hoş gören, sahiplenip destekleyen şirk içindeki yakınlarının nefsine hoş gelen söylemleri, kimi hediyeler almaları, ya da şirk yönetimlerinin kendilerine kimi imkanlar/kazanımlar sağlamaları sebebiyle onları sevebilmektedirler. Bu müthiş bir sapmadır, ama çoğu kimse bunu düşünmemektedir. Resulullah (s) “kişi sevdiğiyle beraberdir”, (kişi sevdiğiyle haşrolunacaktır) buyurmuşlardır.

60.Mümtehine 1
60.Mümtehine 1 - Ey İman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları veli/dost edinmeyin. Siz onlara sevgi (mevedde) gösteriyorsunuz. Hâlbuki onlar size gelen hakkı inkâr ettiler. Rabbiniz olan Allah’a inandınız diye Resûlü ve sizi yurdunuzdan çıkarıyorlar. Eğer rızamı kazanmak üzere benim yolumda cihad etmek için çıktıysanız (böyle yapmayın). Onlara gizlice sevgi besliyorsunuz. Oysa ben sizin gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu da bilirim. Sizden kim bunu yaparsa, mutlaka doğru yoldan sapmıştır.

Velinin kökü vela: yakınlık, yardım, işini üstlenme, destek verme, koruyup gözetme, sorumlu olma ve yönetmeyi içeren çok kapsamlı bir kavramdır. Bu derinliği ve kuşatıcılığı sebebiyle velayet ilişkisinin sadece Allah, Resulü ve müminler arasına tahsis edilmesi ve kafirlerin asla veli edinilmemesi emredilmektedir.

Velayet o kadar önemli ve o kadar akıdevidir ki, kâfirlerle birlikte olmaktan izzet, şeref ve itibar beklemek veya Allah’ın ayetlerini inkar ya da alay üzerine gerçekleştirilen toplantılarına iştirak edip, itiraz bile etmeden, orada Hakkı haykıran bir tepki göstermeden susarak onlardan biri gibi o toplantıda, mecliste oturmayı sürdürmek bile, onlar gibi olmaya yol açabilmektedir.

4.Nisa 139, 140
4.Nisa 139 - Onlar, mü’minleri bırakıp kâfirleri (veli) dost edinen kimselerdir. Onların yanında izzet ve şeref mi arıyorlar? Hâlbuki bütün izzet ve şeref Allah’a aittir.
4.140 - Oysa Allah size Kitap’ta (Kur’an’da) “Allah’ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe, onlarla oturmayın, aksi hâlde siz de onlar gibi olursunuz” diye hüküm indirmiştir. Şüphesiz Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır.

9.Tevbe 71
9.71 - Mümin erkeklerle mümin kadınlar da birbirlerinin velileridir. Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkorlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve Resûlüne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Şüphesiz Allah azîzdir, hikmet sahibidir.

5.Maide 55-56
5.Maide 55 - Sizin dostunuz (veliniz), ancak Allah, O’nun elçisi, rüku' ediciler olarak (rakiun olan-Allah’a boyun eğen)) namaz kılan ve zekatı veren mü’minlerdir.
5.56 - Kim Allah’ı, Resûlü’nü ve iman edenleri dost (veli) edinirse, hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah’ın taraftarlarıdır (Hizbullah olanlardır).

Korkuların da vahyi ölçülere uydurulması ve Allah’tan başkasından korkulmaması istenir:
29.Ankebut 10
29.Ankebut 10 - İnsanlardan öyleleri vardır ki, “Allah’a iman ettik.” derler. Ama Allah uğrunda bir eziyete uğratılınca, insanlardan gördükleri baskı, eziyet ve işkenceyi Allah’ın azabı gibi tutar. Andolsun, Rabbinden bir yardım (nusret/zafer) gelecek olsa mutlaka, “Biz de sizinle beraberdik” derler. Allah, herkesin kalbinde olanı en iyi bilen değil midir? (Nahl 106'daki işkence altında zorlanan hariçtir).

6.En’am 81
6.En’am 81 - "Allah’ın, size, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri O’na ortak koşmaktan korkmuyorsunuz da, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden ne diye korkayım? Öyle ise iki taraftan hangisi güvende olmaya daha lâyıktır? Eğer biliyorsanız söyleyin."

5.Maide 44
5.Maide 44 - ... Şu hâlde, siz de insanlardan korkmayın, benden korkun ve âyetlerimi az bir karşılığa değişmeyin...

16.Nahl 51, 52
16.51 - “Allah, şöyle dedi: ”İki ilâh edinmeyin. O, ancak tek ilâhtır. O hâlde, yalnız benden korkun."
16.52 - “Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. İtaat de daima O’na olmalıdır (din de yalnız O’nundur). Öyle iken siz Allah’tan başkasından mı korkuyorsunuz?”

59.Haşir 21
59.Haşir 21 - “Eğer biz bu Kur’an’ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz”.

(Allah’ın azabından korkup sakınarak Kur’an’a uyma, vahiyle bildirilen emir ve yasaklara itaat etme sorumluluğunun büyüklüğü bu misalle anlatılıyor).

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Şükrü HÜSEYİNOĞLU — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.