Alnından Öpmek!
Kanaatimiz odur ki; Rotası/yönü/amacı/mücadelesinin ekseni, varlık sebebi dine hizmet ve Allah(cc) rızası olan her hareket, yapı ve çalışma desteklenir. Fakat rotası din olmaktan çıkıp, dil olmuş bir hareket ise stratejik ve metodolojik olarak zaten dinen özürlüdür. Rotasını dile çeviren bir hizmet(!) yapı veya çalışmanın insanlara verebileceği kıymetli bir şeyi, göstereceği bir ideali ve hedefi yoktur veya kalmamıştır.
İslami kavramlardan birçoğunun çok mahirce, ustaca ve bile isteye istismar edilip içinin boşaltıldığı gibi dil konusu da yarınlarda başımıza belâ olabilecek çapta büyük bir ifsat ve istismarı bünyesinde barındırmakta olduğu gözden kaçırılmaması gerektiği kanaatindeyim.
Bilindiği gibi kişilerin, fikirleri ve eserleri konusunda hakaret ve iftiranın yasak olup eleştiri ve tenkidin esas oluşu, Dinî hüküm ve düşüncede tenkidin önemli mesnetlerinden biri oluşu, Hz. Peygamber'den (sav) başka herkesin sözünün tenkit edilebileceği; alınıp terkedilebileceği ilkesi, Ebû Hanîfe (rh)’ın tâbiûndan bahsederken "onlar adam ise biz de adamız" demesi, Gıybet mezmûm (makbul olmayan, ayıplanmış, kötü) ve yasak olduğu halde, hadîslerin senedlerinde yer alan kişilerin zihin, akıl ve ahlâkça tenkitlerini mevzû edinen "cerh ve ta'dil’in İslâmî bir ilim olması, bizim konuya ilişkin eleştirilerimize birer dayanak ve delildir.
Biz bu yazımızda; ‘hakkı ve sabrı tavsiye’ sorumluluğumuz gereğince hareket edip, ‘emr-i bil mağruf ve nehy-i anil münker’ (iyiliği emredip kötülükten men etme) görevimizi yerine getirmeye çalışarak, hepimizin bildiği bir cemaat/camianın icadı olup kısa bir zaman öncesinde bu milletin kucağına bırakılan, söz konusu olimpiyatlar üzerinden, onu doğuran Dildarlığı, Türkçeciliği ve Türkçülük hastalığını eleştiriye konu edineceğiz.
Bitmek bilmeyen, kökleri en az insanlık tarihi kadar eskilere uzanan evrensel Tevhid-Şirk mücadelesi ve kadîm İman-Küfür savaşının, mukaddes Hak-Batıl kavgasının coğrafî iz düşümleri sadedinden, memleketimizde de çok kapsamlı, birbirinden karışık, uzun ve bir o kadar da girift ilişkileri içinde barındıran bir kamplaşma döneminden geçtiğimiz son yıllarda ‘Türkçe Olimpiyatları’ kimlerin doktrininin ne olduğunun ve kimlerin hangi konseptte yer aldığının açıkça görülmesi noktasından önemli bir yol ayrımıdır ve çok kıymetli bir turnusol işlevi görmektedir.
Şüphesiz ki herkesin temsil ettiği bir kimliği, ait olduğu bir camiası, doldurduğu bir boşluk, üstlendiği bir misyonu vardır. Herkes ve her camia neyi ve kimi önceliyor, hangi söylemleri dillendirip bayraklaştırıyorsa, neyi savunup davasını güdüyorsa, doğal olarak ta başkaları tarafından onunla birlikte anılacak ve onunla özdeşleştirilecektir.
Öncelikle ve özellikle belirtelim ki; herhangi bir konuşma dilinin başka coğrafyalarda yayılmasını, sevilmesini, başarı, üstünlük veya tahakkümünü istemek ve güya bir takım hülyalarla ona hizmet etmek ne dindarlık, ne de dine hizmettir. Olsa olsa ‘dilbazlık’, ‘dildarlık’ veya ‘dildaşlık’ olabilir. İster bile isteye, isterse farkında olmadan(!) yapılmış olsun dil tüccarlığı için koşturmak beyhudedir. Yapılan şey, kimilerinin dili varmasa da, tas tamam dil emperyalistliği peşinde koşmak ve küresel emperyalistlere taşeron olmaktır.
Aslında aklı başında olan hiçbir müslüman dildaşlığa, aynı dili konuşuyor olmaya zerre kadar önem veremez. Aksine Dindar-Dindaş olmaya bakar. Çünkü İslam ve Kur’an öğretisinde dillerin farklılığı birer ayettir olup esas olan; akide/ iman bağıdır, din kardeşliğidir. Bunun dışında herhangi bir beşerî-cahilî bağ ve kardeşlik aramak, o bağları önemsemek, övmek, kutsamak, Rabbimiz Allah(cc) tarafından yasaklanmıştır. Bu uğurda çaba harcamak Tevhidi bozmakla eş değer oluşu sebebiyle temelden yanlış, değersiz ve batıldır.
‘Türkçe Olimpiyatları’nın; Amerikancılığın, Hoş Görücülüğün, Ilımlı İslamcılık ve Diyalogçuluğun, Tevhidî/Kur’anî, Nebevî mirasımızda, kadim/saygın İslâmî kültürümüzde bilinen her hangi bir karşılığı yoktur.
Bu hareket müslüman zihnini ve bilinçaltını kirletmekle kalmayıp onu kökten dejenere ve manipüle etmekte, müslümanların fikrî temellerini tahrif/tahrif ederek bir yerde genleriyle oynamaktadır.
‘Türkçe Olimpiyatları’nı sanki pek matah bir şeymiş, ya da çok marifetmiş gibi her yerde ballandırarak anlattıkları, Müslümanların başka gündem edinecek konusu kalmamış gibi yurdun dört bir tarafına yaymaya ve insanımızın gözüne sokmaya çalıştıkları yetmiyormuş gibi şimdi de bunun belirli bir camianın iş ve uğraşısı değil de bütün bir millete ait bir değer olarak sunulup lanse edilmesi insanı çileden çıkarmaya yetiyor da artıyor.
Bu çevre; daha dün Başörtü’ye ‘Füruat’ demişlerdi, İsrail’e de meşru otorite. Tevhidî/muvahhid üslümanların mücadelesini tahkir edip küçümseyerek, sokakta bağırıp çağırmakla bir şey elde edilmez diyerek güyâ eleştiriyor, ispiyonculuk ve jurnalcilik kurnazlığıyla zanda bulunarak zemmediyor, Allah(cc)’tan korkmadan, utanıp sıkılmadan ‘çarşaf altında erkekler var, provakatörler, anarşistler var’ diyebiliyor, en yetkili ağızlarla televizyon ekranlarından ‘biz alfabe birliğinin peşindeyiz’, ‘İran İslâmı(!)nın önüne geçmek için varız’ gibi ifadeleri hepimizin gözünün içene bakarak ve utanıp sıkılmadan cüretkârca kullanıyorlardı.
Biliyoruz ki; ‘Türkçe Olimpiyatları’ olsa olsa İslâmi duyarlılığın değil, ‘Türkçülüğün’ bir sonucudur. Türkçü ve türkücülerin Müslüman kimliğe yönelik olarak icra ettikleri kurnazca bir atraksiyondur. Kardeşlik bilincine atılmış en büyük kazık, Ümmetçiliğe kalleşçe takılmış, büyük bir çelmedir. Bu ayak oyunlarını millete/ümmete bulaştırmaya veya mâl etmeye de kimsenin hakkı yoktur.
“Türkçe Olimpiyatları” derin bir ırkçılığın zehirli meyvelerindendir. Müslüman aklına ve İslamcılığa, dindarlara ve dindarlığa karşı yapılmış çok derin provakasyonların merkezindedir. Hiç değilse/en azından kendi bindiği dalı kesmektir ve son tahlilde ümmetçi kimlik açısından bakıldığında harakiri bile sayılır. Irkçılığın ümmet içindeki gönüllü sponsorluğudur. Çok çılgınca bir projedir. Büyük bir afettir.
Kanaatimiz odur ki; Rotası/yönü/amacı/mücadelesinin ekseni, varlık sebebi dine hizmet ve Allah(cc) rızası olan her hareket, yapı ve çalışma desteklenir. Fakat rotası din olmaktan çıkıp, dil olmuş bir hareket ise stratejik ve metodolojik olarak zaten dinen özürlüdür. Rotasını dile çeviren bir hizmet(!) yapı veya çalışmanın insanlara verebileceği kıymetli bir şeyi, göstereceği bir ideali ve hedefi yoktur veya kalmamıştır.
Sonuçta; yeryüzündeki bütün insanlar Türkçe konuşsalar, adetâ bülbül gibi şakıyıp döktürseler ne çıkar? Elimize ne geçer? Bunlarla mı Ahiretî kazanacağız Allah aşkına? Dille beraber kültürümüz anlatılıyormuş, sevsinler. Hangi kültürü öğretiyorsunuz?
Hem “Hakk’ın hatırı âlîdir hiçbir hatıra feda edilemez” diyeceksiniz hem O Hakk’ın muazzam, muhteşem, harikulade bir ayeti olan dillerden bir dilin diğer dünya dillerinin önüne geçmesi için gece-gündüz, sabah-akşam, yaz-kış, kıtadan kıtaya, durup dinlenmeden hizmet adına at koşturacaksınız. Sonra da kalkıp bu davaya gönül verenleri iyi iş çıkardılar diye alnından öpeceksiniz. Bu nasıl bir iştir? Anlayan varsa beri gelsin.
Mutlaka birilerinin tebrik edilip takdir edilmesi veya alnından öpülmesi gerekiyorsa fazla uzaklara gitmeye gerek yok. Etrafınıza bakın göreceksiniz.
Her türden resmî, millî, gayri resmî sapma/saptırma, tehdit, tahrif çabalarına rağmen Tevhidî/Kur’anî kimliğini bozmadan, Muhammedî duruşunu değiştirmeden, İnkılâbî çizgiden taviz vermeden, Kur’an’a talebe, Allah(cc)’a kul ve Peygamber(sav)’e ümmet olmaya çalışıp, İslâm’ı hiçbir şeyle sentezlemeyen/karıştırmayan/bozmayan, kimsenin dümen suyuna ve şemsiyesi altına girmeyen, arı-duru muvahhid Müslümanları,
Her türlüsünden izim ve ideolojiyi, demokrasiyi, beşerî sistem/yapı ve kurumları iman ilkesiyle reddedip, Resmî, Millî Türk dini ve ideolojisine teslim olmayan, onlarla bizzat savaşan ve asla pabuç bırakmayan muvahhidleri,
Tasavvuf’u eleştiren ve/veya reddedenleri, Irkçılık, milliyetçilik, faşistlik çukurlarına düşmeyenleri, Tarikat, türbe, evliya, şeyh, menkıbe kültürüne değil, ‘hablullah’ ve ‘sıbğatullah’a bel bağlayıp ‘urvetûl vüska’ya tutunanları alnından öpün!
Ömür sermayesi, sağlık, akıl, aile, eş evlat ve zaman kredileri yetmemiş üstelik birde faiz kurumlarından kredi/kart alıp onları imkân ve fırsat diye kullananların her gün etrafımızı örümcek ağı gibi sardığı şu atmosferde; kapitalizmin tüm ayartıcılığına, işve, cilve ve göz kırpmalarına rağmen, içinde yaşanılan her yerin iflah olmaz, çılgınca bir iştahla tüketim toplumuna dönüştüğü şu zamanda kredi ve/veya kredi kartı kullanmama azmini, duyarlılık ve iradesini olumsuz çevre şartlarına rağmen koruyabilenleri, kendi dünyasında batıl cephesinden kapitalizme teslim olmadığı gibi ona bir gol bile atmış, onu yenmiş, üstelik bu konuda sizden bir adım önde gidenleri alnından öpün!
Ilımlı, Hoşgörülü ve Amerikancı eklektik, sığıntı bir kimliği şiddetle reddedenleri, Atalar dininden soyutlanarak bu sapma ve cehaleti reddedip kökten topa tutanları, Cemaatine, kurumuna, STK’sına, hocasına, şeyhine, külliyatına, sendikasına, partisine ve anlayışına değil Kur’an ve Sünnet’e çağıranları,
İbadeti siyasetten, Ahireti Dünyadan, Ahlâkı ekonomiden ayırmayanları, Mücahitlikten müteahhitliğe terfi(!?) edenleri değil, tek başına da kalsa İslâmî değerler, Kur’anî ilkeler ve kimliğinden asla vaz geçmeyip, sadece Müslüman olarak yaşamaya çalışanları, Pazara kadar değil mezara kadar mücahid olan/kalanları,
İzzet, şeref, onur ve itibarı Papa’nın, hahamların, rahiplerin gizli servislerin ve istihbarat örgütlerinin yanında değil, yalın ayaklı mazlum ve müstaz’afların yanında ve gönlünde arayanları alnından öpün!
Fildişi kulelerinden etrafa kibirle nazar edenlerin değil, kırık dökük te olsa virane de olsa içinde muhabbet, sevgi, hasbîlik, açık yüreklilik ve delikanlılığın geçer akçe olduğu dolu dolu günler yaşanan mütevazi mekanların alçak gönüllü sahiplerini,
Türk’ü, Kürt’ten, Alevi’yi Sünni’den, Arap’ı Acem’den üstün görmeyenleri,
Dildarlığı, Dilbazlığı veya Dildaş’lığı değil DİNDARLIĞI önceleyenleri, Şahısperestlik ve kişilere bağlı din anlayışını Tevhidî/Kur’anî İslâm akidesi gereği kıyasıya eleştirenleri ve bir ömür bunlarla mücadele edenleri alnından öpün!
Yeryüzünün dört bir yanındaki ümmet coğrafyasında küfre, zulme, işgale, fesada, tuğyan ve isyana karşı direnişe durmuş olan mücahid ve yiğitleri selâmlayan, onları malıyla canıyla ve kanıyla destekleyenleri,
İkna odalarından alnı ak, başı dik olarak çıkan, imanda ve amelde pazarlık kabul etmeyip maslahat uğruna tesettürü ifsat etme tekliflerini elinin tersi ile itenleri alnından öpün!
Coğrafyamızın insanına; zalimlerle, kafirlerle, müşriklerle, tağutlarla barışıp uzlaşmayı, onlara karşı tavizler verip boyun eğmeyi öğreterek kötü bir çığır açanları, Bülent Ecevit’e bile rahmet okuyup ona şefaat etmeye hazırlananları değil, hak aramayı, hesap sormayı, gerektiğinde her türlü bedeli severek ve isteyerek ödemeyi ve davası için her şeyi göze alıp, inkılâpçı/direnişçi/muvahhid/nebevî ruhu yaşatmak için gözünü kırpmadan ölümsüzlüğü tadan yeryüzü coğrafyasının dört bir yanındaki direniş öğretmenleri olan şehitleri alnından öpün…!
Bir gün için bari olsa evleri, yurtları, arazileri işgal edilip talan edilmiş mazlum Filistin halkının yüreğine su serpecek cinsten iki satırlık bir açıklaması bile olmayanların değil, şiddet, zulüm, işgal ve terörün karabasan olup kol gezdiği, gece-gündüz çatışmaların yaşandığı mazlum ümmetin kimsesiz ve garipleri, yersiz yurtsuz ve yetimlerinin kurtuluşu için dua etmeden uyu(ya)mayan, sofrasından onlara mutlaka bir pay ayıran, fedâkâr, cefakâr, diğergam Müslümanları alnından öpün..!
Askeri okullardan, işten, yurttan, atılmamak için; İslâmî kimliğini ve ibadetlerini hizmet/cemaat yararına erteleyip gizleyenleri ya da değiştirenleri değil, aksine her ortamda ve her şart altında açık, net, tutarlı, kararlı ve istikrararlı bir kulluk mücadelesi içinde olup, Allah(cc)’tan başkası önünde eğilmediği için kimi zaman irili ufaklı yaptırım, tehdit ve ablukalarla etrafı sarılıp yalnızlaştırılmaya ve marjinalleştirilmeye çalışılan fedakar, cefakar, civanmertleri öpün alnından..!
“Hakk’ın hatırı âlîdir hiçbir hatıra feda edilemez” düsturunca asla Allah(cc) ve Peygamber(sav)den başkasının otoritesine, hatır ve yetkisine sığınmadan, boyun eğmeden zalime, kafire, tağuta, siyoniste, emperyaliste, kapitaliste karşı meydan okuyanları,
Hizmeti dildarlıktan ibaret görüp, dindarlığı dildarlığa indirgeyenleri, Afrika'da kolej açılmayan ülkeleri değil, 'ümmetin meselelerini' kafasına takanları alnından öpün!
Perukla, şapkayla, olmadı başını açarak okula giren, mezun olmayı başörtüsü mücadelesi vermekten önemli ve öncelikli görenleri değil, başörtüsü yasaksa ne çare üniversiteyi bırakan, kapı önünde eylem yapanları,
Bıyık, tedbir için belki de keçi sakal bırakanları değil, resmen ve alenen Müslüman sakalı bırakanları alnından öpün!
Risaleler, külliyat vs değil, Kuran-ı Kerim’i, meallerini, tefsirleri okuyanların alnından öpün!
Afrikalı çocuğun Sezen Aksu şarkısı okumasıyla gurur duyanları değil, Filistinli çocuğun İsrail askerine taş atmasıyla yüreği coşanları alnından öpün!
Din(!)ler arası hoşgörü ve diyalog için değil, Kur’an ve Tevhid’in egemenliği için çalışanları, Yolları işkence hanelere, nezarethanelere, hapishanelere ve bin bir çeşit ikna odalarına çıkanları,
Kardeşlik köprülerini okyanus ve kıtalar ötesinde değil; ev, iş yeri arkadaşları, komşu ve akrabalarıyla, gariplerle ve müstaz’af müslümanlarla arasında inşa edenleri alnından öpün!
Mevkî, makam, hizmet, cemaat gibi olguların arkasına saklanmayanları, Sivil Toplumculuk ile Cemaatçiliği, salih amel ile kurumsal faaliyeti birbirine karıştırmayanları,
Papa’ya, rahiplere, papazlara iltifat ve hürmet edenleri değil, mücahid, muttaki, peygamber varisi ve ilim adamlarına Allah(cc) rızası için hürmet edip saygı gösterenleri alnından öpün!
Kanaatimizce herkese delikanlı, yiğit, civanmert denilmez. Herhangi bir camianın değerlerine ve hülyalarına yönelik hizmetleri yerine getirenlerin de alnından öpülmez. Belki teşekkür edilir, ödüllendirilir, övülür ama kalkıp alnından öpülmez.
Eğer birilerinin alnından öpmek istiyorsanız, Devlet tanrısına ve resmî ideolojiye karşı çıkıp, her şeye rağmen, her türlü bedeli ödemeyi peşinen göze alan,
Tevhid, Şirk, İman, Küfür, İtaat, İsyan, Ümmet, İbadet, Adalet, Tağut, Tuğyan, Zulüm, Mücadele, Direniş, Şehadet gibi kavramları; her bir harfine kiloyla/tonlarca altın bile verseler, Diyalog ve Hoşgörü söylemlerini doğurup besleyen, “Türkçe Olimpiyatları” gibi kıymeti kendinden menkul icat ve organizasyonları yurdum insanının kucağına bırakarak başına belâ eden, Ilımlı/Amerikancı İslâm(!) cahiliyesiyle asla değişmeyenlerin alnından öpün!
Huylarıdır; önce ince ayar yaparlar, daha sonra kanıksatarak alıştırırlar. Hatırlayın önceleri/ilkin bu olimpiyat adını verdikleri karnaval ve dil eğlenceleri kendilerinindi. Şimdi de milletin sırtına sarmaya çalışıyorlar.
Siz siz olun; Ruhsatları azimete değil, daima azimeti ruhsatlara tercih ederek; zora, çileye, cefaya, meşakkate, mücadeleye, direnişe ve şehadete talip olanları alnından öpün!
Unutmayalım; Müslümanın milliyeti akidesidir, ırkı veya dili değildir. Müslümana yakışan dil ve alfabe birliğinin değil, inanç ve akide birliğinin, din kardeşliğinin peşinde olmaktır. Çünkü bizler Türkçeleştirmek, Arapça, Farsça veya İngilizceleştirmekle değil, İslâmlaştırmakla mükellefiz.
Unutmayalım; Din gayri İslâmî rejimlerin bastonu, koltuk değneği değildir. Yeşilay’ı veya Kızılay’ı da değildir. Bilindiği kadarıyla hiçbir dil de dinden öncelikli değildir. Allah(cc)’ın birer ayeti olan lisan/diller dine tabidir inancımıza göre. Fakat bu memlekette dini sulandırmanın yolu ise ne yazık ki Türkçe’yi Olimpiyatlaştırmaktan geçiyor artık nice zamandır.
Unutmayalım; ümmetin gençleri ve alnından öpülesi o civanmert yiğitleri yeryüzü coğrafyasının dört bir yanında işgal ve terörün kol gezdiği can pazarlarında din için canını dişine takıp terlerken, birilerinin dil pazarlamacılığı yapması, kardeşlerinin direnişine omuz vermesi beklenirken dildârlığa, dildaşlığa yatırım yapıp can pazarlarını küçümseyerek eleştirmesi, tahkir, tahfif ve tezyif etmesi asla içe sinecek veya affedilecek bir durum değildir.
Unutmayalım; yarınlarda öyle bir zaman gelecek ve artık insanlar İslâm’ın yardımcıları veya karşıtları/düşmanları olarak değil, Türkçe’nin dostları veya düşmanları şeklinde kategorize edilip tanımlanacak ve ona göre anılacaklar bu memlekette! Bu günler çok uzaklarda değil. Gözleyin göreceksiniz.
Ha ırkçılıkla mücadele ha Türkçülükle/Türkçecilikle mücadele fark eden ne var ki? Kim ne derse desin; Türkçe Olimpiyatları; teçhizatlandırılmış ırkçılıktır ve emperyalist bir hülya/rüyadır.
Hey Diyalogşörler…! Şunu bir kenara yazın. Eğer bir gün deve iğne deliğinden geçerse, işte o zaman belki bir ihtimal Müslümanlara ‘Türkçe Olimpiyatları’nı sevdirebilir, alkışlatabilirsiniz!
Yorumlar 1
DİL OLİMPİYATLARI VE CEMAATİN EĞİTİM SİSTEMİNE ELEŞTİREL BİR YAKLAŞIM
1- Dil; Allah’ın (cc) emanetidir. Herkesin emanetine (DİLİNE) saygı, hakka saygıdır. Hakka saygı ise kendi açından kulluğun bir göstergesi ayrıca herkesin emanetine saygıdır.
2-Dil öğretildiği öne sürülen okullarda Kur’an açısından bazı kelimeler öğretilirken yaşamlaştırılırken Kurandaki anlamlarının yaşanması açısından özen gösteriliyormu? Şahitlik şehitlik cihad, tagut, mümin, kâfir, münafık konuları, müslümana düşman olanın Allah’a düşman olduğu, Faiz yiyenin Allah ve resülüne savaş açmış gibi olduğu, hicret, konuları Allah’ı üçlemenin şirkliği nasıl anlatılıyor, şahitliği nasıl yapılıyor?
3-Yabancı bir yerde, sen Türkçenin ancak kabasını öğretirsin. Yurt içindeki okullarda niye aynı amacı edinmiyor Türkçe kelime dağarcığı geliştirilmesi için uğraşılmıyor. Neden doğru düzgün edebiyatçı yazar tefsirci çıkmıyor. Kürtçe içinde aynı şeyler yaptırılmıyor.
4-Türkçe öğretmek Pantürkizm ile ilgili mi yani bir milliyetçilik hissiyatı doğuruyor mu? Andımız kaldıralım diye bir talebinizin olmaması ve dağa taşa “ne mutlu türküm diyene” diye yazmak tek devlet tek bayrak, tek DİL bu anlayışın tezahürü olmasın.
5-Peki, Memleketimizde Türkiye halkı Anglosaksonlaştırılıyorken memleket okullarında İngilizce, Fransızca, Almanca vs dershanelerde çince öğretilirken, caddeler yabancılaşmışken, işyerleri yabancı isimlerle açılırken ve aldıkları ve sattıkları mal yabancılaşmışken, kanunlar yabancılaşmışken, yurt dışındaki öğrencilere Türkçe öğretilerek mi kendi ülkenizin sorunları çözülecek ?
6-Arapçayı konuşan o kadar çok memleket ve yönetici ve din adamı ve kanaat önderleri varken Allah’a kulluk yönünden Kur’an ı anlayıp çözmek adına direkt olarak Kur’anca okumayı öğrenmek ya da öğretmek adına ne yapılıyor bu okullarda ? Dil çalışmanızda Kur’an’ın tevhidine katkısı için -yurtdışında değil- yurtiçinde bir çalışmanız varmı, olimpiyat düzenleyerek değil, ciddi bir çalışma varmı? Bunlar okullarda öğretiliyormu?
Herkes İslamı kendi ana dilinde konuştuğu dil ile değil- çokgüzel konuşan kafir gazeteci yazarlar varken- Kur’ana verdiği anlam kadar yaşaya biliyor.
Arapça konuşan okuyan bilen Kur’an okuyan o kadar çok Arap varken bunlar dünyayı değiştirip kafirle işbirliğinden kurtulabiliyorlar mı? Arapça konuşulan yerlerde bile Kur’an dili olduğu halde başaramıyorlarken siz Türkçeleştirip birde öyle deneyelim mi diyorsunuz?
7-Farz edelim ki İsrailliler İbranice değilde Arapça konuşuyor, aynı dili konuştukları Filistinlileri yurtlarından çıkarmaktan vaz geçecekler mi ? Peygamberleri öldürmekten vaz geçtikleri gibi… Veya aynı dili konuşan bir çok ülke birbiri ile savaşırken bu savaşları aynı dili konuşmak engelleyecek mi ?
Tarihte toplumu ile aynı dili konuşan birçok peygamber gelmiştir ve insanlar onları dinlememişlerdir, kovmuşlardır, öldürmüşlerdir. Allah (CC) her topluma kendi dilini konuşan peygamber gönderdiğinden bahsediyor yani onlara “aynı dili konuşalım” diye değil “tevhidi çizgide yaşayalım” diye…
Elbette ki aynı dili konuşmanın dinin yaygınlaşması ve iletişim açısından birçok faydası vardır. Ancak din açısından dolambaçlı yoldur.Burdada bu anlatılıyor.
Dil ile ilgili ayette ise dinin yaygınlaşmasının vahyin kolay anlatılmasının sağlanması anlatılmaktadır. Ancak aynı dili konuşmak gibi bir tek çalışma islamda imani bütünlüğü sağlaması açısından savunulacak bir konu, amaç olarak ele alınmamıştır. (Bknz. şeytan örneği, Hz. Nuh’un Oğlu ve eşi, Hz Lut’un eşi, Hz. İbrahim ve babasının örneği)
8-Dilin tarihsel gelişimi, toplumun yaşayışıyla ilgili olup, bu gelişmenin hedefinin Kur’anı anlamlandırırken, anlamda daraltma yapmadan kullanılmasını sağlamak olması gerekirken, ‘Olimpiyat’ adı altında şarkı, şiir, kompozisyon vs. yarışmaları düzenlenmesi bir daraltma değil midir ? Akla milliyetçiliği getirmiyor mu? yarışma moduna girmeyi getirmiyor mu?
9-Farz edelim ki, Ruslar da okullar açmaya başladı ve bu sene 30 ülkede 50 tane okul açtı ve bu 30 ülkeden öğrencileri getirerek ‘Rusça Olimpiyatlar’ı düzenledi. Her sene açılan okul sayısı % 10-20 oranında arttı. Başka ülkeler de hatta Müslüman ülkelerde bunu kendi dillerinde, kendi çaplarında yaptılar. Herkes kendisinin hak yolunda olduğunu sanıyor ya ! Kendi dilini ve dinini barış dili, barış dini zannediyor ya. Bu durumda ne olacak, barış olacak mı?
10-Allah’ın ipine sarılmak dışında yapılan, tevhid dışında ortaya konan amelleri elbette başkaları da yapar, isteyen yapar istemeyen yapmaz, zaten buna da kimse engel olmaz ama tevhid konusunda ortaya konacak amelleri herkes gerçekleştiremez. Kafirler bunu engeller, yaptırmazlar.
Rabbim buyuruyor ki “Allah ile beraber başka bir ilaha yalvarıp yakarma, sonra azaba uğratılanlardan olursun. Şuara 213” Allah ile beraber başka bir ilahı engellemek için yönlendirme yapın yapabiliyorsanız.
Yani çoğunluğun amacını yönünü bilmeden tasvip ettiği bu dil eğitimi amacının içersinde olmak kafirlerin izin verdiği kadar yapmak Firavun izin vermesi gibi çok çok övünülecek dünyayı değiştirecek bir şey olmadığının kanıtı değimli?
11-Farz edelim ki, 10 veya 100 yıl sonra dünyada ticaret, iletişim, eğitim, hukuk vs dili Türkçe oldu.
Bu gelişme;
- Oligarşik düzeni etkileyecek mi ?
- Masonik düzeni etkileyecek mi ?
- Beşeri düzen ve sistemleri etkileyecek mi ?
Kuranda sünnette size etki edecek diye haber mi geldi bir ayet mi indi?
Eğer etkilemeyecek ise, bu sadece bir oyalamaca ise ne anlamı var dünyanın ya da kainatın Türkçe konuşmasının ? Üstelik Arapça bile Kur’an’da olimpiyat düzenlenecek kadar ön plana çıkarılmamışken…
12-Ayrıca ne “Türkçe olimpiyatlarındaki dünya çocuklarından herhangi bir tanesinin”, ne de “babalarının” ne de “öğretmenlerinin diliyle yukarıdaki düzenleri değiştireceğiz” diyen bir tane insan yok iken, sadece Fizik, kimya ve matematik yasalarını öğretmenin ne faydası olur ? Bu konuda ABD, Japonya bizlerden kat kat önde bir örnek teşkil ederken…
13-Bu dil olimpiyatı sadece bir dil için yapılan yarıştır, neticede imanen ve amelen elde ettiğimiz kazanç nedir, kimler, hangi gruplar bu işten daha çok kazanç elde etmiştir ? Pantürkizm mi , Turancılık mı, Arapça düşmanları mı, Türkçülük mü, MHP liler mi , para ödülü neticesi yarışanlar mı, cemaat mı, küresel sistem mi ? Hangisi daha kazançlı çıkmıştır ?Bir hesap edin.
Bu dil olimpiyatlarına TİKA nın harcadığı para ile belki bir alim yetiştirilecek bir ülkeyi kurtaracak,
Bu dil olimpiyatlarına TİKA nın harcadığı para ile belki bir şehir şebekesi düzeltilecek orda sağlıklı insanlar yetişecek din için çabalayacak,
Bu dil olimpiyatlarına TİKA nın harcadığı para ile belki tevhide yönelecek bir çok insan için fırsatlar verilecek
Bu dil olimpiyatlarına TİKA nın harcadığı para ile belki filistinde / Hamas Abbas barıştırılacak milliyetçilik bertaraf edilecek,
14-İslamda amacımız Allah’a kulluk iken, dil öğretmenin Allah’a kulluk ile ne alakası var? Nekadar alakası var ?Öyleyse “İngilizler ve Çinliler daha çok hizmet ediyor” dememiz gerekmez mi ? Bunu bile bile neden bu kadar çok şamata çıkarılıyor, konunun aslı anlatılmıyor ? veya Türkçe öğreterek İranlılardan daha çok mu hizmet etmiş olacağız.
15-Çoğunluk dili olmak gibi bir amaç, geriye kalanları dışlamak veya küçümsemek gibi bir anlayışı beraberinde getirerek Kürtleri Arapları İslam davamızda gücendirmek olmaz mı?
İçinizdeki Kürt öğretmenleri kendi dillerini memleketlerinde konuşamazken, - fanatik Türkçüler tarafından engellenirken – yeni yeni izin veriliyorken çoğunluk dili olma amacınız onları gücendirmez mi?
16-Sadece Dil öğretimi ve kevni yasaların öğretimi ile beşeri sistemin islam yaşam tarzına yaptığı baskıların ortadan kalkması söz konusu mudur ? Yoksa bu, milletlerin Kur’anca öğrenmemesi ve ilahi kelamı daha etraflıca anlamaması için milli dilini ön plana çıkarıp, beşeri sistemi yaşatmak için bir araç olarak veya dini Protestanlaştırmak için ya da siyonizme hizmet için olmasın ?
Türkçe öğretilirken muhtemelen Türkiyeyi kimin kurtardığı Atatürkün ilke ve inkılapları da öğretiliyordur, resimlerini de asmışsınızdır alın size hizmet, taguta nasıl asker olursun.
Yani tekrar söylüyorum toplulukların dillerinin Kur’an’ın anlaşılması ve İslam’ın yaşanması için geliştirilmesi gerekirken, okullarda ister istemez öğretilen beşeri ilke ve inkılaplar devrimler kominizm, kapitalizm faşizm gibi ideolojiler başka ülkeleri yönetecek tagutları ve bugün içinde bulunduğumuz rezilliğin çoğaltmasına yaramaz mı ? Bu dil eğitimi ve yanlış eğitim sistemi içersindeki okullar Tagutizme daha çabuk uyum sağlama, öğrenme, alışma zemini sağlamaz mı?
17-O kadar çok İngilizce bilen Türk var ki, dil bilenler bile Avrupa birliğine giremiyor ve o kadar çok Türkçe konuşan insan ve bölge var ki, ne hikmetse halen Filistin’ den Siyonistleri çıkartamadık, daha nekadar Türkçe bilen insan lazım Siyonistleri çıkartmak için; yoksa böyle bir amacımız yok mu, yoksa aynı dili konuşmuyoruz diye böyle bir kardeşliğe sıcak bakmıyor muyuz? Türkçe Türkçe gençlik yetişiyor deyip.
Bu işi Arapça konuşanlara mı bıraktık?
18-İnsanların ayrımı ve adalet dağıtımı dil ile mi olacak veya aynı dili konuşsalar da insanlar eşit midir Allah katında ? İmanın anlamı, önemi ne olacak ? Mümin, kâfir, münafık ayrımı ne olacak, neden İslam’dan başka birliktelikleri, istemimiz dışında kazandığımız özellikleri ısrarla ön plana çıkarıyoruz ? Türkçe konuştun mu Müslüman mümin mi olunuyor?
19-Dil için Olimpiyat düzenlemek, dili aşırı derecede gündeme getirmek ve dil yüzünden işlenen suçlar ve suçlamalara ortak olmak, Diyarbakır ceza evinde bir kasetten bir Kürtçe parça dinledi diye hapse atmalara, işkencelere ortak olmak değil midir bir anlamda ?
20-“Dil birliği din birliğini değil, din birliği dil birliğini sağlıyor” Aynı dili konuşan değil aynı duyguları aynı dini yaşayan anlaşır ? Okul çağı bitinceye kadar aynı mekandasınız, hayatın sonuna kadar aynı mekanda değilsiniz aynı duygular demek aynı din demektir ve siz anlatmadıysanız sorumlusunuz.
21-Kurtuluş savaşında dost ve düşman tanımlarımız dil birliği konseptine göre miydi yoksa din birliği konseptine göre miydi ? Şimdi niye ayrıldık?
22-Tanışıklık, dostluk ırkçılık gibi “dile indirgenmiş” –git gide küçültüyoruz- din çerçevesinde dostluk, kardeşlik ise ikinci planda bırakılmıştır.
23-Allah (CC) niye Türkçeye bağlı kalmadın diye sorar mı size ? İmanın Türkçe konuşanları çoğaltmak gibi bir şartı mı var?
24-Fransızlar Cezayir’i sömürmek, kültür ihraç etmek, Hıristiyanlaştırmak, Fransızca öğretmek için milyonlarca insanı öldürmediler mi ? Afrikanın birçok ülkesinde batılılar böyle yapmadılar mı? Türkçe de sonuçta bir dildir, kültürdür; din değildir din için araç olabilir, O araçda Müslümanlığı iyi bilen için, yaşayan için, gerçekleri anlatan için olur. Ama islamı bilmeyen onu amaç edinir.
Dil için öncelik tanımak neticesinde gelecekte milliyetçi bireylerin Fransızların yaptığını yapmayacağını garanti edebilir miyiz ? Tarihte tekerrürden ibaretken. Daha dün Diyarbakır ceza evleri ve istiklal mahkemelerini düşünün. Mahyaları düşünün.
Veya başka bir dilin üstünlüğünü savunan birilerine ilham vererek birilerinin soykırım yapmayacağını garanti edebilir miyiz ? Ya da bu ayrımcılıkla “Araplar bizi arkamızdan vurdular” mavalını bu açıdan engelleye bilir miyiz? Bir yandan kazıyor, bir yandan dolduruyorsunuz.?
25-Dünya genelinde konuşulan İngilizce ile İngilizce eğitim veren onca okula ve yaygın hale gelen iletişim, ticaret diline rağmen dünya sorunları çözülemediği halde- Türkçenin 1. dil olmasıyla yani Türkçenin gelişmesiyle muhtemelen gelişmiş bir ekonomi ve teknolojiye de sahip olacağız ve şu anki İngilizlerden, Birleşik Arap Emirliklerinden Kuveyt’ten veya Katolik bir hristiyan ülkesinden farkımız olmayacak- Türkçenin veya Türklerin dünya problemlerini çözmesi mümkün mü ?
26-Dünyada amaç dil birliği ise bu birlik de kısmen İngilizce ile sağlanmışken, ne diye Türkçe birliği için uğraşıyoruz ? O zaman bu iş ideolojiye sapmıyor mu?
Hayırlı olan Müslüman bir ülkenin dil birliği ise “Farslar Farsça birliği, Malezyalılar Malayca, Endonezyalılar Bahasaca birliği sağlayalım” dediklerinde ne olacak ? Bizde olimpiyat düzenleyelim dediklerinde ne olacak. Ümmetleşme ve tevhit mümkün olur mu? (Olmaz, ideojileşme olur). Ümmet boşu boşuna zaman kaybetmiş olmaz mı ? Bu olimpiyat mantığı tevhidi ümmetleşmeyi yavaşlatan bir ideolojiye dönüşmez mi ?
27-Kur’an ve sünnette denemez miydi ki, “Türkler Türkçe öğretsin ve dinlerini öyle yaygınlaştırsınlar, Endenozyalılar kendi dillerini öğreterek dini yaygınlaştırsınlar, Malezyalılar Malayca öğreterek yaygınlaştırsınlar” diye. Kur’an’da ve sünnette böyle bir işaret olması gerekmez miydi ? Araplar, Farslara ve Türklere Bizanslılara, Hintlilere, İngilizlere kendi dillerini Arapçalaştırarak mı din öğretti ? Hayır ! Çünkü mesele dil meselesi değildir. Evet deseniz bile bunu Türklerin Türkçe öğreterek yapması doğru olurmu?
28-’Önden giden atlılar’ şiirini biz yanlış mı anladık ? Önden giden atlılar Arapça mı öğrettiler ? (Hayır).
Önden giden atlılar Türkçe öğrettiler (yok böyle bir amaç) Türklerin ana dili Arapça mı oldu ? (yine de Arapça öğretilseydi Kur’an yazı dili olduğu için haklılık payı olurdu ama amaç Kur’ancayı öğretmek ve yaşamaktır, Arapça öğretmek değil) kelimeyi tevhidi anlamaktır. Rus bir öğrenci Türkçe öğrenmeden Müslüman olamayacak mı?
29-Ayrıca bu Türkçe olimpiyatları, bilinçaltında Arapçaya karşı bir duruş değil mi ? Yoksa bu düzen sizi niye desteklesin ki ?
Sahi Türkçe öncellenerek Arapçayı kullanan Filistinlilerin acılarını anlayamayarak, Türkçe konuşanların derdiyle mi dertleneceğiz ? Yüzümüzü zaten batıya dönmüşüz, “Arapçayı öğrenme öğretme ama İngilizceyi öğren öğret ki, yabancıların ingilizlerin feryad-ı figanına ortak ol” Türkçeyi öğrekti sade ırak Türkmenleri aklına gelsin düsturunu mu şiar edineceğiz artık ? Kurtuluş savaşını beraber verdiğimiz Kürtleri dışladığımız unuttuğumuz gibi, vay be ne hizmet !!! Kuzey ırakta kürt düşmanlığı nasıl olsa Türkçede bilmiyorlar vur baltayı kim tutar..
Kuzey Iraktan Çanakkale savaşına gelen kürtler ne olacak, Sarıkamış harbinde ölen kuzey ıraklı Kürtler ne olacak???
30-Demek ki, dil bir ölçü değil. Çünkü İsrail’in konuştuğu İbranice DÜNYADA 7 MİLYAR İNSAN İÇİNDE EN AZ KONUŞULAN DİL (15 MİLYON KİŞİ) olmasına rağmen, onların İslam’a karşı oluşturduğu mevcut yaşam tarzı dünyaya hâkimse demek ki, dil için... bu kadar uğraşmaya gerek yok. HER HALDE İBRANİCE KONUŞARAK BOZMADILAR DÜNYAYI. BENİM YANIMA ÖMRÜM BOYUNCA İBRANİCE KONUŞAN DAHA BİR TANE KAFİR GELMEDİ.
Dil için uğraşılan gaye, dünyaya yaşam tarzının dili kullanarak hâkim olması ise abesle iştigal ediyorsunuz (hiç gerek yok bakınız İsrail) demektir.
Eğer bu gaye yaşam tarzının dünyaya hakim olması için değilse art niyetlisiniz demektir. Müslümanları oyalıyorsunuz kafirlik ediyorsunuz demektir.
31-Bakın maksat istatistik ise “yılda 10 bin veya 100 bin kişiye Türkçe öğrettik” demekse, ben size söyleyeyim; Çinin nüfusu yılda 16 milyon artıyor yani yılda 16 milyon insan Çince öğreniyor. Hindistan’ın nüfus artışı yıllık 50-60 milyon arasında, yakında Çin’i de geçecek, yani yılda 50 milyon insan Hintçe öğreniyor.Bunların sadece 5 milyonunun dünyaya dağıldığını düşün.
Müslüman ülkelerde de nüfus artışı bayağı yüksek, onlarda kendi dillerini yaymış oluyorlar bu nüfus ile otomatikman sağlanıyorken ne istatistiği bu?
Başka bir örnek vermek gerekir ise, yine amaç istatistikse, ABD yılda 50.000 nitelikli göçmen alıyor ve çat pat da olsa bu insanlar için İngilizce bilmek zorunlu - öğret öğret ABD kapsın- yani bu işler dil meselesi değil, sistem meselesi, din meselesi;adaleti tevhidi sağla kimse ABD ye gitmesin yani bu işler dil meselesi değil. Tevhid ve adalet meselesi vahiy meselesi.
32-Kur’an ve Sünnet’e uymadıktan sonra tevhid ve adalet sağlanmadıktan sonra 7 milyar insan dil olimpiyatlarını veya okullarda yanlış bakış açısıyla eğitim verilmesini Türkçe öğretilmesini beğense ne olur ki ? (Hiçbir şey) Oralarda da vardır şirk taguta kulluk,YÖK, öss öys,sbs faiz, rüşvet vs boşa gitti hizmet
