İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Hikmet ERTÜRK
Hikmet ERTÜRK
17 Kasım 2011

Amerikan Baharı

Karşılığı olmayan paralarına bizleri borçlandırarak, üstelik kendileri adına bizlerden faiz isteyen bu zalimlerin ellerini kurutmanın tek yolu, onların kurduğu tezgâhın asıl amacının farkına varmamızdır. Onların oyun tahtalarını, oyuncularının niteliklerini ve de amaçlarını, sistemlerinin işleyişini çok iyi öğrenmek zorundayız. Dünya üzerinde tüm insanların en büyük sorunlarını açlık, yoksulluk, geçim sıkıntısı, Allah’ın verdiği nimetlere ulaşamaması, bu nimetlerin adil bir şekilde paylaşılamaması oluşturmaktadır. Bunun sebebi ise kendi sistemimizi bir alternatif olarak öne süremeyişimizden kaynaklanmaktadır. Onların oluştura geldikleri finans sistemlerini, bankalarını, ticari kurallarını kullandığımız sürece bu sömürüden asla kurtulamayız. Bu dünyanın açları, yetimleri, yoksul bırakılmışları için Allah’ın nimetlerinin adil bir şekilde bölüşülmesi için en uygun sistemin İslam’ın önereceği sistem olduğunu pratikleri ile çekinmeden sunabilmeliyiz.

17 Kasım 2011 8 dk okuma 10,2B okunma
100%

Tunus, basının söylemesi ile Arap baharı dediğimiz hareketin tetiklendiği yer. Bütün otoriter rejimlerin sonunu getirmesi muhtemel bu hareket için, hem Kuzey Afrika’yı hem Arap dünyasını derinden etkiliyor denilmiş.

Bu ve benzeri yorumlar hala güncelliğini sürdürürken Amerika’daki sokağa dökülen Amerikan halkının ‘Wall Street işgali” eylemleri devam etmektedir.

Şuan ki verilere göre gözaltına alınanların sayısı 700’ü aşmış durumda. Bu şunu gösteriyor ki eylemlere epey fazla sayıda kişi katılmış. Amerikalılar aslında dünyanın gözü önünde çok trajik bir duruma düşmüşler. Fakat bizim onların bu durumlarını derinleştirip tıpkı onların yaptığı gibi karışıklığa sebep verecek bir alt yapımız mevcut değil. Zaten Birleşik Devletlerin dünya üzerinde yeterince işbirlikçileri mevcut. Bu haberleri Birleşik Devletlerin iç işlerine karışarak verebilecek bir haber kanalıda henüz bulunmamaktadır. Eğer böyle bir şeye yeltenirseniz, dünya üzerinde sürdüre geldiği enformasyon ağı ile bir anda herhangi bir terör örgütü ile ilişkilendirilebilirsiniz ve üzerinize tonlarca bomba yağabilir. Yapa geldiği dış yardımlar sayesinde tüm dünya üzerindeki örgütlerde Amerikanın büyük bir etkisi söz konusu. Nitekim bulduğu her ortamda İsrail'e arka çıkan ABD, Filistin'i destekleyen Eğitim ve Kültür Teşkilatı UNESCO'ya verdiği mali desteği kestiğiniaçıkladı.

Unesco’ ya yapılan yardımların kesilmesi özelinde bakıldığında Birleşik Devletlerin bu ve benzeri dış yardımların belli bir amacının olduğu hemen anlaşılabilen bir şeydir.

“Cohen’in naklettiği gibi, A.B.D. önceki başkanlarından Richard Nixon aşağıdaki cümleyi kullanarak dış yardımın gerçek amacını özetlemiştir.“Dış yardımın amacı başka ülkelere yardım etmek değil kendimize yardım etmektir.” Bu çerçevede Çohen “... dış yardımın ne dışa donuk (çünkü amacı Amerika Birleşik Devletleri’ne, daha özel olarak Amerikan şirketlerine yardım etmektir) ne de bir yardım olduğunu (çünkü dış yardımın çoğu, ekonomik olarak az gelişmiş ülke vatandaşlarına yardım etmek yerine sorunlarını artıracak niteliktedir) öne sürmüştür (Cohen,s. 28)

Amerikanın yaptığı dış yardımların çoğu, Amerikan iş dünyasına yapılan bir sübvansiyon niteliğindedir. Çünkü Amerikanın yaptığı dış yardımlar, ekonomik olarak az gelişmiş ülkeler içerisinde kullanılmamaktadır. Amerika Birleşik Devletleri Kanunlarına göre, askeri yardımların yüzde 90’ı, gıda yardımlarının yüzde 90’ı, karşılıksız yardımların yaklaşık yarısı, A.B.D. mal ve hizmetlerine harcanılmak zorundadır (Cohen, s. 28).

Dış yardımın ekonomik olarak yoksul ülkelere yardım edici nitelikte olduğuna dair somut bir kanıt bulmak oldukça zordur; buna karşın, dış yardımın yoksul ülkeleri daha çok yoksul ettiğine dair önemli miktarda örnek bulunabilir. London School of Economics and Political

Science Üniversitesinin yapmış olduğu bir çalışmada; dıs yardımların, 1971 ve 1990 yılları arasında yardım alan 96 ülkenin ekonomik büyümesinin sağlanması veya bebek ölümlerinin azaltılmasında çok az bir etkisi olduğu kanıtlanmıştır. 1985–1995 arası on yıllık dönemde, Afrika Sahrası 170 milyar dolar uluslararası yardım almasına rağmen söz konusu sahranın yasam standardı yıllık olarak yüzde iki düşmüş ve 1970 yılından bile daha kötüye gitmiştir. Bu dönemde issizlik 100 milyon kişiyi etkileyerek dörde katlanmış ve enflasyondan arındırılmış gerçek ücretler, üçte bir oranında erimiştir.” (U.S. News & World Report, 30 Ocak 1995, s. 32).(Hasan DURSUN DPT Uzmanı)

Kendi ulusal ya da kişisel çıkarlarını korumadığı sürece hiçbir şekilde karşılıksız yardımda bulunmuyorlar. Amerika ve Batı bu konuda oldukça bencil ve çıkarcı üstelikte çok pişkinler… Sanırsam karşılık beklemeden yardımda bulunmayı inançları gereği yaşayan Müslüman halkların bu zalimlerin asıl amaçlarını algılamada çok büyük sıkıntıları var. Tabi burada İslam’a inanan toplumların bilinçlerinin körelmesinde uygulanan taktikte çok bildik bir şey aslında. Borçlandırıp sömürerek güçsüz ve beş parasız bıraktıkları Müslüman ülke ya da halklarına sözde yardımlar yaparak kendi amaçlarına hizmet ettirmek. Aslında bu emperyalist ülkelerin çarklarını döndürmeleri sırf kendi gayretleri ile olmamaktadır. Bu zalimlerin çarklarını döndürenler onları güçlü görerek onlara itaat eden kulluk yapan sözde kendilerini Müslüman atf eden halklardır. Ürktükleri güç, onlara kulluk ettikleri için kendi güçleridir. Yani kendi gölgelerinden korktukları için bu zalim emperyalist devletler Müslümanlar üzerinde böylesine etkinler. O yüzden kendimizin verdiği bu güçten korkmamayı da öğrenmek zorundayız. Tabi burada bu tarz kulluğa çağrılar direk yapılmayabiliyor. Daha çok bu çağrılar için aracılar kullanıyorlar. Çok sevdikleri liderlerine itaat eden bu hali ile doğru yoldan sapmayacaklarını zanneden bu topluluklar aslında bu liderleri tarafından direk bu emperyalist ülkelerin limanlarına salıveriliyorlar.

Karşılığı olmayan paralarına bizleri borçlandırarak, üstelik kendileri adına bizlerden faiz isteyen bu zalimlerin ellerini kurutmanın tek yolu, onların kurduğu tezgâhın asıl amacının farkına varmamızdır. Onların oyun tahtalarını, oyuncularının niteliklerini ve de amaçlarını, sistemlerinin işleyişini çok iyi öğrenmek zorundayız. Dünya üzerinde tüm insanların en büyük sorunlarını açlık, yoksulluk, geçim sıkıntısı, Allah’ın verdiği nimetlere ulaşamaması, bu nimetlerin adil bir şekilde paylaşılamaması oluşturmaktadır. Bunun sebebi ise kendi sistemimizi bir alternatif olarak öne süremeyişimizden kaynaklanmaktadır. Onların oluştura geldikleri finans sistemlerini, bankalarını, ticari kurallarını kullandığımız sürece bu sömürüden asla kurtulamayız. Bu dünyanın açları, yetimleri, yoksul bırakılmışları için Allah’ın nimetlerinin adil bir şekilde bölüşülmesi için en uygun sistemin İslam’ın önereceği sistem olduğunu pratikleri ile çekinmeden sunabilmeliyiz.

Bu zalimler sadece Müslümanlara bu açlığı, adaletsizliği öngörmüyorlar. Aynısını kendi halklarına da reva görüyorlar. Bugün dünya üzerindeki devletlerin halklarının sadece yüzde onu, yüzde doksanın elinde olması gereken serveti yönetiyorlar. Çünkü kurdukları liberal sistemler sürekli zengini zengin yapan yoksullar içinse hiçbir şey önermeyen sistemlerdir. Ama ne tuhaftır ki şuanda Müslümanlar ekonomik projelerini üretememişler. Ve tüm dünya halkları tek bir yol olan bu liberal yollarda yürümek zorunda bırakılmaktadır. O yüzden bizlerin İslami ekonomi modelleri üzerine çok çalışmamız alternatif yürünmesi gereken yolları bir an önce inşa etmemiz gerekmektedir. Dünya üzerinde sürdürülen ekonomik modeller ile ilgili bolca kitap okumalıyız. Ve şunu göreceğiz ki bu sitemler çok ta masum değiller.

Bu sitemlerin ürettiği gelir dağılımı bu konuyu çok güzel özetlemektedir.

Dünya nüfusunun yüzde 22 sinin yaşadığı gelişmiş sanayi ülkeleri, Dünya da sağlanan gelirin yüzde 83 ne sahipler. Dünya nüfusunun yüzde 78 inin yaşadığı azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin Dünya gelirindeki payı ise yüzde 17.

Dünya gelir dağılımında kişi başına düşen yıllık gelir dolar bazında İsviçre, Japonya, Norveç, Amerika Birleşik Devletleri gibi ülkelerde 30 bin doların üstündeyken, birçok Afrıka, Uzak Asya ülkelerinde 100 ile 300 Dolar arşında kalmaktadır. Dünya nufusunun en zengin yüzde 20 si ile en yoksul yüzde 20 si arasındaki gelir farkı 1970 de bire 30 iken, günümüzde bire 60 a tırmanmıştır. Yani en yoksul ülkeler daha da yoksullaşırken, en zengin ülkeler daha da zenginleşerek aradaki uçurum daha da artmıştır.

Dünya nüfusunun altıda biri, yani 1.3 Milyar insan, içecek su, doyacak kadar yemek bulamıyor, sağlık ve okul hizmetlerinden büyük ölçüde yoksun bulunuyor. Her gün 26. binden fazla çocuk yeterince beslenemediği için açlıktan ölüyor.

Servetleri düşük olan ülkelerin doğal servetlerinin bu gelişmiş denilen ülkelerin yağmaladıkları da unutulmamalıdır. Müslüman ülkelerde bu ekonomik sömürü düzenine sahip olduğu için kendi ülkelerindeki gelir dağılımı da dünya ölçeğinde olduğu gibi eşitsizdir.

Wealth Report 2011 (Küresel Servet Raporu) bu çelişkili durumunun hızlanarak arttığını gösteriyor. Bizi ilgilendiren Türkiye raporuna bir göz atarsak aslında ekonomisi çok geliştiği söylenen Türkiye’nin gelirinin belli bir elit zümrede toplandığı görülecektir. Ne yazık ki nüfusunun çoğunluğunu oluşturan fakir halkların bu adaletsizliği görecek ne eğitim düzeyleri nede cesaretleri mevcut.

Raporda ABD, Japonya, Çin, Fransa, İngiltere, İsviçre, Çek Cumhuriyeti, Singapur, Taylan, Endonezya, Avustralya, Güney Afrika, Şili ve Kanada örnekleri özel olarak incelenirken Türkiye genel değerlendirme çerçevesinde ele alınmış. Türkiye’deki servet dağılımındaki eşitsizlik dünyadakinden de kötü. Rapora göre; Türkiye’de 49 milyon 800 bin yetişkinin toplam serveti 1.3 trilyon. Türkiye’de 35 dolar milyarderleri var. Serveti 500 milyon dolar ile bir milyar dolar arasında olanları sayısı ise 43. Türkiye’deki servet dağılımında 10 doların altında büyük bir yığılma var. Gelir dağılımının hesaplanmasında kullanılan gini katsayı servet dağılımı hesabında da kullanılıyor. Buna göre, Türkiye’de servet dağılımını ifade eden gini katsayısı Afrika ortalamasına oldukça yakın.

Aslında ülkelerin kendilerine ait ekonomik politikaları olsa ve adil bir paylaşım söz konusu olsa bir sorun yok. Fakat burada demokrasi adında bir icat ile bu ülkelerin yöneticileri halk adına borçlanıp bu batılıların ekonomik sistemine oyun tahtasına dahil oluyorlar. Bu yüzden ülkelerinin zenginlikleri bu gelişmiş ülkelere akıp gidiyor. Tepedeki zengin sınıf zaten kaymak tabakasını aldıkları için olan fakir halka oluyor. Bu halkın bu sömürüye ses çıkarmaması adına da kendi ülkelerinde yasalar kanunlar çıkarmışlar. Hak aramak burada kanunlara karşı gelmek anlamına gelmiş oluyor. Yani fakir halkın illegal yollarda hak aramaları söz konusu değildir. O yüzden sistemin dışında kalma, bu alandan mücadele etmek zorundalar. Bu alanda mutlaka ayrı bir yol kullanılması gerekmektedir. Fakat mücadele sistem içerisinde sürdürülmeye çalışıldığı için bir şeyler yapma adına her hareket edildiğinde oluşan enerji bu zengin zümrenin değirmenine su taşımaktadır. O yüzden böylesi bir sistemin içinde hareket edilecekse mümkünse Müslümanların hiçbir şey yapmamaları daha hayırlı olacak gibi görünüyor.

İnşallah bu ayrı yol çalışmalarında gönüllü Müslümanlar bulunacaktır. Bunun için bu zalimlerden borç almamayı, Allah için aç kalmayı ve sabretmeyi öğrenmiş, cesaretli, muttaki Müslümanlara ihtiyaç var. Kendi yolumuzda yürümeye razı Müslümanlar çoğalıncaya kadar bu zalimlerin mabetlerinden de uzak durmalıyız. Nasıl ki namaz, oruç, hacc v.b ibadetlerimizi yaparak Allah’a karşı kulluğumuzu gösteriyorsak bu taguti emperyalist devletleri ve çıkarcı, sömürüye kapı aralayan yardımlarını ret ederek de kulluğumuzu göstermeliyiz. Onların bizlere sundukları modellere, sistemlere kuşku ile yaklaşmalıyız. Direncimizi kırmamalıyız. Unutmayalım ki kurtuluş yalnızca İslam’dadır. Allah katında da tek yol İslam’dadır.

Paylaş X Facebook

Yorumlar 11

M mehmet maksut 01 Ocak 2012

Allah razı olsun agabey. allah amel ve gayretlerinizden takvayı, ihlası almasın ve amellerinizi bereketlendirsin

A Adatepeli 01 Ocak 2012

Hikmet kardesim,

Emperyalizmin bilinmeyen bir ayagina temas etmissin, aydinlatici yazindan dolayi Allah razi olsun...

F fatma 01 Ocak 2012

Selamun Aleykum.Şahsen ben de çok istifade ettim yazınızdan.Allah razı olsun.

Yalnız birşey diyebilir miyim?

“Bunun sebebi ise kendi sistemimizi bir alternatif olarak öne süremeyişimizden kaynaklanmaktadır. ”
demişsiniz ya, İslam sisteminden bahsederken, hiç bir sistemin alternatifi olarak bahsetmesek nasıl olur? Bu alternatif kelimesine bir aralar takmıştım ben. Yani alternatif; seçilebilecek bir başka yol,yöntem anlamını içermekte.Yani seçeneklerden birisi. Dolayısıyla “alternatif” kelimesini İslamın hakim olması ve seçilmesi gereken TEK liğine farklı bir anlam yüklüyormuş gibi geliyor bana.Yani İslam birşeyin alternatifi olamaz.İslam sistemi gelirse, diğeri zaten gitmiştir...Diye düşünüyorum. İfade edebilmişimdir inşaallah.

Teşekkür Ederim.
Saygılar...

H hikmet erturk 01 Ocak 2012

Ben şuanki realite açısından alternatif kelimesini kullanmaıştım.Yani islamın siyasal bir etkisinin kalmadığı bir dönem için.Sizin baktığınız açıdan açıkladığınız şekli ile söyledikleriniz tamamiyle doğrudur.

F fatma 01 Ocak 2012

Yooo! Ben de aynı açıdan bakıyorum.İslamın siyasal etkisinin olmadığı ya da kalmadığı her dönemde, batıl sistemin etkisi vardır.
Ve mevcuttakine İslam yine “alternatif” olamaz.
Fakat sunulabilir! Bunu da zaten mevcut batıl sistem, kendi var oluşunu sürdürmek için özellikle müslümanlara sunar(aslında sunduğunu zanneder).“Alın sizin istediğiniz saha”. “Buradan sakın çıkmayın!” şeklinde.Yani İslam’ın kendi sınırları içinde belli şartlara bağlanmış yaşama hakkını onlara verdiği gibi, onlar İslam’a aynı şeyi yapmaya kalkarlar ve yapıyorlar da.Pek yakında nelere şahit olacağımızı şimdiden kestirelim ve uyanık olalım duası ile...

Teşekkür Ederim.
Yazılarınızı beğeni ve ilgiyle takip etmeye devam edeceğiz inşaallah...

N nuri 01 Ocak 2012

Günde 26 bin yaşamın açlıktan ölmesi acaba hangi vicdana sığıyor. İşte bu vicdan sahibi bile olamayan yaratıkların, nekadar cani olduklarının göstergesidir. Bu canilerin sunduğu kapitalizm, liberalizm, demokrasi vb sinsi kavramlarla bu caniliklerini yaşatıyorlar. İşin en acı veren tarafı, kimliğini müslüman olarak açıklayanlar kendi elleri ile, bu katliamın farkına varmadan mimarı oluyor. Tıpkı ''' Zenginleri zengin yapan arkasındaki fakirlerdir''' Sözündeki gibi.Allah razı olsun bu kirli oyuncuların oyunlarına düşmemek dileği ile...

A ADEMOGLU 01 Ocak 2012

Yüce Allah bizleri sıratimüstakim üzere yarattığını unuturak yaşanan hayatlar esfele safilini getirmiş böylesi yaşam insanı kulluktan cıkarıp köle yaparken nefsani arzuları baskın çıkaran dünyavi dürtülerin eseratini anti kurani hayatlar sarmış bu cözülmeyi islam dışı etkenlerle atma cabaları bızı daha fazla öz değerlerden uzaklaştırırken zamanın farkedilmemesi hüsranın gelişine yol açtı dönüşü kuranla olan hayatlar hür olaçaktır. diline sağlık keki.

İ İ,metin 01 Ocak 2012

Küresel sermayeye sahip %10 luk yamyamlar snıfı Wall Street işgalicilerini kontrol altında tutmak için kara kafir obamadan 500-700 bin kişilik toplama kampları oluşturması istemeleri söylentileri dolaşmakta.
Çünkü küresel kan emiciler ortadogudaki diktatörler gibi kendi ekonomi diktatörlüğünün yıkılmasından korktuklarından başkandan toplama kamplarının hazırlanmasını emredeceklerdir.
Dünyadaki üç büyük sermayeye bunlar hakimdirler ve yön vermektedirler,
İlaç sanayi,Silah sanayi ve petrol gibi.

“Ama onların hesabı varsa Allah’ın da hesabı var. Gerçek güç ve hâkimiyet sahibi olan Allah’tır.”

A ASÖZ 01 Ocak 2012

sistemlerin işleyebilmesi için ham maddeye ihtiyaç vardır.insanda kendi fıtratından uzaklaştırılıp ,borçlandırılıp,yoksullaştırılıp,güçsüzleştirilerek,zengin küresellere,sermeyadarlara ,bankalara boyun eğiyor.kendisininsahip olduğu bütün hakların elinden alınmasına seyirci kalıp,kabulleniyor.bu toplum ve insanlar gerçeği anlmaadıkça,üstü örtüldükçe ,deve kuşu gibi kafasını gömdükçe,düşünmedikçe aynı senaryolar farklı zamanlarda tekrarlanacaktır.bilinmeli ki zahiren bahar olsada ,işte mısırda bahar bitti kış geldi.çözüm üreten olmayınca lider olmayınca,islam olmayınca hep kış yaşanacak insanlar perişan olarak adına yaşamak denirse yaşamaya devam edecekler...

M mehmet gündüz 01 Ocak 2012

Allah razı olsun. Sistemin çözülebilmesi için öncelikle birlikteliğin sağlanması gerektiğini görmemek için kör olmamız gerek sanırsam.Bizlerin, zalimlerin isteğini reddeden Bilallere ihtiyacımız olduğu kadar, onu taşın altından bir servet ödeyerek çıkaran Ebubekirlere de ihtiyacımız var. İlk müslümanları bir araya getiren inanç olmadığı sürece, başarının da geleceğine inanmıyorum. Uğrunda mücadele verilenler herkesin ortak düşüncesi ve hedefi olmalı. Hedefi olanlarda hedefe ulaşmak için yerinde saymamalıdır.
YÜRÜYENLERİN AYAĞI TÖKEZLER, DURANLARIN VE YATANLARIN DEĞİL. O HALDE DÜŞTÜĞÜNÜZ YERİ ÖPÜN VE BİR ÇIĞLIK ATIN ; ALLAHUEKBER!

Y yusuf 01 Ocak 2012

batıl kendisini çeşitli versiyonlarla korumak ve mevcudiyetini devam ettirmek zorundadır.her dönemde bunun adı değişebilir.karşımıza değişik izmlerle çıkabilir.ancak bu sadece su üstündeki köpüktür.kaybolması için suyun hakim olması gerekir.batılın yok olması sadece hakkın hakim olmasına bağlıdır.o halde bizler hakkı hakimkıldığımızda bu sistemler kendiliğinden sönecektir.onun içinde adnmışlık ve teslimiyet gerekir.allah bizlerde bu samimiyeti görürse zaferi de nasip edecektir.zira başarı ve zafer allahtandır.allah razı olsun.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Hikmet ERTÜRK — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.