İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
28 Mayıs 2012

“Anayasa” İçin Söyleyecek Sözünüz Bu mu?

“Yeni anayasada şu olmalı, bu olmalı” diye çeşitli talepler ileri süren bu çevreler “Mesele anayasa ise, öncelikle Allah’ın hükümleriyle çelişen, onlara muhalif tek bir kelimeye yer verilmemelidir” gibi bir tek cümleyi akıllarına getirmemişler midir? Maslahata ve reel politiğe uygun değil midir yoksa İslam’ın temel ilkelerini gündeme getirmek? Allah Rasulü’nün (s) Mekke’de daha ilk günden itibaren şirk inancını ve düzenini kökten reddedişi ve tevhidi apaçık ortaya koyuşu bu açıdan nasıl değerlendirilir söz konusu çevrelerce? Müslümanın yapması gereken mevcut reel politiğe ve maslahatlara göre davranmak mıdır, yoksa İslam’ın öngördüğü reel politiği ve maslahatı inşa etmeye yönelmek midir?

28 Mayıs 2012 7 dk okuma 11,0B okunma
100%

1980 darbesi sonrası askeri yönetim tarafından meydana getirilen 1982 Anayasası'nın uzun yıllardır sadece topluma değil bizatihi sistemin kendisine de çok çok dar geldiği biliniyor. Bu sebeple de Özal'lı yıllardan başlanarak bugüne kadar birçok değişikliğe uğratılmış olsa da sistemin gelişen konjonktür çerçevesindeki işleyişi ve hayatiyeti açısından ihtiyaç duyulan açılımlar önünde aşılamaz bir engel olarak varlığını sürdüren 82 Anayasası'nın tedavülden kalkması için birkaç yıldır yapılan çalışmalar nihayet somut bir aşamaya gelmiş bulunuyor.

Tartışmalar, atışmalar derken, anayasa yazılması aşamasına gelinmiş oldu. Sistemin yasama organı durumundaki TBMM'de kurulan komisyonlar aracılığıyla "Yeni Anayasa"nın ilk maddeleri yazılmaya başlandı. Bu arada farklı toplum kesimlerinin, siyasi parti ve sivil toplum kuruluşlarının anayasa çalışmalarıyla ilgili görüşlerine başvurulduğu ve bu çerçevede farklı kesimlerin "Yeni Anayasa"ya dair görüş, yaklaşım ve taleplerini TBMM'ye iletmeye devam ettiğini biliyoruz. Yine çeşitli toplumsal grupların panel, sempozyum, basın açıklaması, imza toplama gibi etkinliklerle sürece müdahil olmaya ve "Yeni Anayasa"nın şekillenmesie katkı sağlamaya çalıştıkları görülüyor.

İstanbul'da  faaliyet gösteren ve ortak faaliyetlerinde kamuoyuna kendilerini "İslami kuruluşlar" olarak takdim eden çeşitli kuruluşlar ile Anadolu'nun çeşitli şehirlerinde İslami duyarlılıkları ile tanınan kimi çevreler tarafından da "sürece katkı" sadedinde panel, basın açıklaması, imza kampanyaları ile "Yeni Anayasa"ya dair talep ve önerilerin dile getirilmekte olduğunu takip etmekteyiz.

Şu an masamda, Akabe Vakfı çevresi tarafından "Anayasa İçin Sözüm Var" başlığıyla imzaya açılan bir metin var. Aynı metnin, Türkiye'deki İslami uyanış sürecinin önemli bakiyelerinden birini oluşturan "Anadolu Platformu" çevresi tarafından "Talep Ortaklaştırma Formu" adı altında imzaya açılmış versiyonu da onun yanında duruyor. Bunların yanı sıra Özgür-Der çevresinin konuyla ilgili düzenledikleri panellerle ve basın açıklamalarıyla verdiği mesajlar, Sakarya'da "Sakarya Adalet Girişimi" adı altında biraraya gelen çeşitli kuruluşların konuyla ilgili basın açıklaması ve bu açıklama sırasında ellerinde taşıdıkları pankartlar zihnimizde...

Türkiye'deki İslami uyanış sürecini göz önüne aldığımızda, yakın geçmişte her birinin bu süreçte yer almış aktörler olduğunu gördüğümüz tüm bu çevrelerin, mevcut sistemin yeni anayasa arayışı için söyledikleri sözler karşısında şaşırıp hayret etmemek doğrusu elde değil. Söz konusu çevrelerin, yeni anayasa arayışları konusundaki yaklaşımlarını ve nu konudaki söylem, talep ve önerilerini göz önüne alınca, "Ya bunlar anayasanın ne demek olduğunu bilmiyorlar yahut da ilah, rab, ibadet ve din gibi temel Kur'ani kavramlarla ilgili bugüne kadar okuduklarını ve henüz birkaç yıl öncesine kadar dillendirmeye devam ettikleri tevhidi ilkeleri unutmuşa benziyorlar!" demekten kendinizi alamıyorsunuz.

Toplumun sevk ve idaresinin, egemenlik ilişkilerinin merkezinde yer alan / alacak olan -adı üstünde- "anayasa" konusunda Müslümanların söyleyecekleri sözler tevhid akidesi bağlamında olmak durumunda değil midir? Bir toplumun sevk ve idaresinin temel çerçevesini belirleyen "anayasa" akidenin alanına girmiyorsa, başka hangi konu girecektir akidenin alanına? Tevhid akidesi bu konuda işlevsel olmayacaksa hangi konuda işlevsel olacaktır?

Dünün İslami uyanış bakiyesi çevrelerinin, bugün tamamen liberal bir yaklaşım ve bu çerçevede oluşmuş söylemlerle sistemin yeni anayasa arayışlarına dâhil olmaları üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir "esastan sapma" durumuna işaret etmektedir. Söylenen sözler, açılan pankartlar, imzaya açılan metinler ortadadır. Söz konusu çevrelerin, anayasa konusunda adeta bir konsessusla dile getirdikleri ilk madde "anayasada değiştirilemeyen madde olmaması" yönündedir. Mazlum-Der'in anayasa taslağında da, Özgür-Der'in panel ve basın açıklamalarında da, Akabe Vakfı ve Anadolu Platformu'nun imzaya açtıkları metinde de, Sadakat adıyla bir araya gelen Sakaryalı çeşitli kuruluşların pankartlarında da en çok vurgulanan hususun bu olduğu görülüyor.

Akabe Vakfı ve Anadolu Platformu çevrelerinin imzaya açtıkları metindeki ilk madde aynen şöyle: "Anayasada değiştirilemeyen hiçbir madde olmamalı, halk gerek duyarsa anayasayı kısmen veya tamamen değiştirme hakkına sahip olmalıdır." Özgür-Der yöneticilerinin konuyla ilgili yaklaşımları da farklı değil: "Değişmez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez bir maddenin olmaması tekliflerin başında bulunmalı."

“İstanbul İslamcılığı” bu şekilde çuvallarken “Anadolu İslamcılığı” çok mu farklı şeyler söylüyor? Maalesef değil. Sakarya Dayanışma ve Kardeşlik Topluluğu (Sadakat) tarafından konuyla ilgili gerçekleştirilen basın açıklaması ve burada açılan pankartlar da diğerlerinden farklı bir şey söylemiyor: “Yeni Anayasa’da değiştirilemez hüküm olmamalı.”

“Anayasa için 10 temel ilke” belirleyen Sadakat’in bu ilkeleri içinde, Müslümanın taraf olacağı bir anayasa için öngörmesi icap eden temel tevhidi çerçeveye dair bir gönderme bile yok!  

Evet, görüldüğü gibi “İstanbul İslamcılığı”nın da, onu sisteme entegre olmakla itham eden “Anadolu İslamcılığı”nın da anayasa yaklaşımları liberalizm ortak paydasında buluşmuş oluyor!  “Tüm yasalar temel referansını Allah’ın Kitabı’ndan almak zorundadır, Allah’ın ölçülerine aykırı yasa yapılamaz” gibi bir tevhidi temel önermeden yoksun, adaletin ön şartının Allah’ın hükümlerine ittiba olduğu hakikatini dillendirmekten aciz, varsa yoksa sabite tanımayan liberalizmin dillere pelesenk ettiği “Anayasada değiştirilemez madde olmamalıdır” ölçüsüzlüğü…     

Daha ilk maddede çuvallayan, Kemalizmi geriletmek adına İslami duruşu terk ederek liberal sabitesizliğe sığınan, onun ardına saklanarak var olabileceğini düşünen bir renksizlik, kimliksizlik kendini göstermiş oluyor. "Anayasa" için söylenen henüz ilk sözde, Allah'ın boyası yerine liberalizmin boyasına talip olma tavrı beliriyor.

"Anayasada değiştirilemez madde olmamalı" sözünün ne büyük bir söz olduğunu bu çevreler hiç mi fark etmiyor? Bugün konjonktürel kazanımlar uğruna söylenen sözlerin yarın kendilerini de bağlayacağını, bugün kısa vadeli politik manevralar için dillere pelesenk edilen söylemlerin, yarın kanaate ve giderek inanca dönüşeceğini bilmiyorlar mı, bu metinleri, basın açıklamalarını, pankartları kaleme alanlar?

Bir câhiliye sisteminin şemsiyesi altında hayat hakkı kazanmak uğruna tüm İslami gaye ve hedefleri feda ettiklerini, hiç kimse bu çevrelere hatırlatmıyor mu?

"Bu sözlerinizle yarınlara dair altından kalkamayacağınız taahhütlerin altına giriyor ve liberal sabitesizliğin gönüllü misyonerliğini üstlenerek çevrenizde bulunan insanların İslam algısını ifsad ediyorsunuz" uyarılarıyla muhatap kılınmıyorlar mı bu çevreler?

Anayasa konusunda halkı temel belirleyici olarak adres gösteren, fakat Hakka hiç ama hiç atıf yapmayan bir yaklaşımın neresi İslam akidesiyle telif edilebilir? Hiçbir ideolojinin ve ideolojik söylemin nötr olmadığı, bugün konjonktürel saiklerle dillere pelesenk edilen liberal yaklaşım ve söylemlerin giderek kaçınılmaz şekilde zihinlere ve kalplere yerleşmeye başlayacağı / başladığı nasıl görülmüyor?

"Anayasa" için 10 maddelik talep ve önerilerin sıralandığı bir metinde, tevhid akidesini çağrıştıracak bir tek kelime bile yer almazken, "Çağdaş anayasal parlamenter sistemler", "Demokratik hukuk devleti" gibi şirk sistemlerien ait ideolojik çerçevelerin olumlu referanslar şeklinde kullanıldığı görülüyor. Ve evet, inanılmaz fakat gerçek ki, bu baştan ayağa liberal, baştan ayağa gayri İslami yaklaşımın sahipleri, yakın zamanın İslami uyanış bakiyesi içerisinde yer almış olan ve halen de kendilerini "İslami kuruluşlar" olarak nitelemekten geri durmayan çevrelerden müteşekkil.

Temel yasa söz konusu olduğu ve herkesin de inancı / ideolojisi gereği meseleye dahil olduğu bir vasatta kendilerini İslam'a nisbet edenlerin Âlemlerin Rabbi'ni, O'nun hükümleri ve hükümranlık hakkını dillerinin ucuna bile getirmekten imtina edip, Kemalizme karşı liberalizmin kanatları altına sığınma zilleti içerisine düşmeleri hakikaten ibretlik bir durum. Zaten tarih hep bunu yazmıştır ki, iman ettiği değerlerle örnek bir tutum ve duruş sergilemek yerine izzeti başka yerlerde arayanlar, hep ibretlik olmuşlardır.

Temel felsefesini, laik, batıcı niteliğini muhafaza ederek 2023 yılına, 100. kuruluş yıldönümüne hazırlanan sistemin, militarist niteliğini terk ederek, dünya konjonktürüyle de uyumlu şekilde demokratik niteliklerle kendisini yenileme çalışmalarının kaçınılmaz bir ayağı olan yeni anayasa arayışları konusunda kendisini İslam'a nisbet eden insanların sözü bunlar mı olmalıdır? Bu insanlar İslam'ın ibâdetiyle siyasetiyle bir bütün hayat nizamı olduğunu ve küfürle bir arada, onun kanatları altında bir hayat hakkını asla kabul etmediğini, öncelikli hedefinin küfrü zail etmek olduğunu bilmiyorlar mı? Konjonktürel hedefler için de olsa cahiliye hükmünü talep etmenin, ona razı olmanın İslam akidesindeki karşılığından haberleri yok mu bu çevrelerin?

"Yeni anayasada şu olmalı, bu olmalı" diye çeşitli talepler ileri süren bu çevreler "Mesele anayasa ise, öncelikle Allah'ın hükümleriyle çelişen, onlara muhalif tek bir kelimeye yer verilmemelidir" gibi bir tek cümleyi akıllarına getirmemişler midir? Maslahata ve reel politiğe uygun değil midir yoksa İslam'ın temel ilkelerini gündeme getirmek? Allah Rasulü'nün (s) Mekke'de daha ilk günden itibaren şirk inancını ve düzenini kökten reddedişi ve tevhidi apaçık ortaya koyuşu bu açıdan nasıl değerlendirilir söz konusu çevrelerce? Müslümanın yapması gereken mevcut reel politiğe ve maslahatlara göre davranmak mıdır, yoksa İslam'ın öngördüğü reel politiği ve maslahatı inşa etmeye yönelmek midir?

"Şirk düzenlerine boyun eğmeyiz; Hüküm Allah'ındır, başka demeyiz..." ezgileri söylerdi bir zamanlar bu coğrafyada yaşayan Müslümanlar.  Şimdilerde  ne oldu da başka şeyler söylemeye, başka şeylerin altına imza atmaya başladılar?

Yazımızı, Rabbimizin çağlar üstü mesajıyla bitirelim:

 “Yoksa onlar cahiliye dönemi hükmünü mü istiyorlar? İyi bilen bir topluluk için Allah'tan daha güzel hüküm veren kim olabilir?” (Mâide 5/50)

Paylaş X Facebook

Yorumlar 21

A AKİF 01 Ocak 2012

BİZLERE YILLARDIR PARTİLERİN ŞİRK OLDUĞUNU ANLATAN VE KAFAMIZDA SİYASET OLGULARINI CIKARAN BUYUYUKLURIMIZ MALESEF BUGUN KENDİLERİ PARTİLERE OY ATMAMIZI VE YENİ ANAYASAYA YORUM YAPARAK MEŞRU DURUMUNA GETİRİYOLAR. BU NE ÇELİŞKİ.

H hakan cengiz 01 Ocak 2012

şükrü kardeşim yazdıklarında doğru şeylerde var yanlış şeylerde, mesela sırf eleştirmek için, adını anmadan geçmeyeyim diye Özgür-Der gibi güzide bir kurumu niye diğer yapılarla birlikte anıyorsun?

F fethi taraman 01 Ocak 2012

Şirk olan herhangi bir şeye şirk dışında başka bir şeyler de söylemek şirk mi oluyor?

M mehmet 01 Ocak 2012

Sitem ve dert dolu ama yerinde bir yazı olmuş. Bu yazının uyarışı içerikten yola çıkarak okunması gerekir. bu minvalde okundugu zaman mesaj anlaşılmış olacaktır. degişim ve dönüşüm devam ediyor edecektirde. fakat şu bir gerçekki değişenler degiştiktiklerini hiçbir şekilde kabullenmeyeceklerdir.

M Mustafa Çiçekdağ 01 Ocak 2012

Şükrü bey yazınızda Özgür-Der’in anayasa ilgili panellerinden bahsettimişsiniz ben bu panelleri kaçırdım doğrusu nerede ne zaman yapılmış bu paneller, okuyucularını bir aydınlatsan...

EDİTÖRÜN NOTU: Sayın okurumuz, Özgür-Der’in söz konusu paneli ile ilgili haberi şu linkte görebilirsiniz: http://haksozhaber.net/anayasa-tartismalarina-nasil-bakmali-paneli-26546h.htm

Bu haberi ve ayrıca altındaki yorumları okuduğunuzda, Özgür-Der’in de Mazlum-Der, Akabe Vakfı, Anadolu Platformu gibi kuruluşlardan çok farklı bir tutum içerisinde olmadığını görmüş olacaksınız.

O O.DURGUN 01 Ocak 2012

Yoksa onların, Allah’ın dinde izin vermediği şeyi kendilerine meşru kılacak ortakları mı vardır? Eğer azabın ertelenmesine dair kesin yargı sözü olmasaydı, aralarında hemen hüküm verilir, işleri bitirilirdi. Gerçekten zalimler için acı bir azab vardır....ŞURA/21

B bahattin urlu 01 Ocak 2012

sevgili şükrü kardeşim özgürder i en iyi tanıyanlardan olman gerektiğine inanan birisiyim nasıl oluyorda böyle bir anlayışa kapılıyorsun ki sende mütmain olmamışsın söyleminden iddianı tamamlamak için yorumcuları onaylatıyorsun Kenan Alpayın bu panelden iki cümlesini aktarıyorum lütfen tekrar oku...."Anayasanın herhangi bir yasa olmadığını söyleyerek “Bugün bizim nesillerimizin duygusunu düşüncesini şekillendirecek olan modern bir ilah pozisyonunda olduğu için, o modern ilahın tahakkümünü geçersiz kılmanın, başkaldırmanın yollarını aramamız gerekiyor.” dedi.İslami camianın tartışmalarına değinen Alpay, anayasa tartışmalarına itikadi açıdan bakılabileceğini ve bakılması gerektiğini söyleyerek kötülüğün defedilmesinin iyiliğin kazanılmasından öncelikli olduğunu vurguladı. Vesayet bataklığının ne kadarını ne kadar çabuk sürede kurutabilirsek bunu Allah’a insanları yaklaştırmak üzerine bir kazanım olduğunu düşündüğünü söyledi. İslami camiadaki farklılıkların fikir ayrılığından kaynaklandığını söyleyerek sözlerini tamamladı.

Ş Ş. Hüseyinoğlu 01 Ocak 2012

Bahattin abi, öncelikle şunun bilinmesini isterim ki, eleştirilerimiz tamamen “hakkı ve sabrı tavsiye” çerçevesindedir. Muhalefet değil muhabbet kaynaklıdır inşaallah. Panelde söylenenler ortada. Dilipak ve Toraman zaten baştan sona liberal bir anayasa savunusu yapıyor. Alpay ise yazıda aktardığım “Değişmez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez bir maddenin olmaması tekliflerin başında bulunmalı.” cümlesiyle temelde liberal bir anayasa yaklaşımını paylaştığını ortaya koymuş bulunuyor. Bunun yanında “kötülüğün defedilmesinin iyiliğin kazanılmasından öncelikli olduğu” gibi tam olarak neyi kastettiği açık olmayan cümelerin yanı sıra “vesayet bataklığının kurutulması” gibi ifadelerle “yeni anayasa”ya destek mesajı vermiş oluyor. Alpay’ın konuşmasını Dilipak ve Toraman’dın konuşmasından ayıran tek vurgu, anayasa meselesinin akideden bağımsız olmadığı ifadesi. Ancak bu vurgu, konuşmanın genel içeriği karşısında anlamını yitiriyor maalesef.

B beytullah emrah 01 Ocak 2012

SADAKAT’in bütüncül bir anayasadan ziyade sadece temel hak ve özgürlüklere ilişkin bölümüyle ilgili hazırladığı metnin çoğu maddesinin herhangi bir ideolojik renk taşımaması konusundaki eleştirilere katılabilirim ve bunu siyaseten tartışabilirim. Metnin tamamında yer alan bazı ifadeler yeni anayasada yer alsa buna itirazım olmaz. Yine de kişisel olarak da bu tür sivil faaliyetlerin kalıcı bir etki doğuracağını düşünmüyorum. Anayasa değişikliğinin de toplumdan ziyade yeni siyasal iktidarın ihtiyacını karşılayacağı kanaatindeyim. Anayasa siyasal bir metindir ve şu an devlet dediğimiz mekanizmayla sözleşme imzalayacak kadar güçlü bir İslamcı siyasal iradenin olmadığı bir vasatta bu tür çalışmalar da teklifler de havada kalacaktır. Dediğim gibi yeni iktidar kendi ihtiyacı neyse yapacağı anayasada onu karşılar ve biz tüm bu süreci farklı açılardan ve farklı bağlamlarda ve temalarla analiz edebiliriz, değerlendirebiliriz, sonuç çıkarabiliriz.

Evet, tüm bunları tartışabiliriz ve istişare edebiliriz. Katılıp katılmayacağımız hususlar olabilir, bu diyalog kurmamanın bahanesi de değildir. Fakat kesinlikle tartışmayacağım ve bu yazıda şiddetle itiraz edeceğim bir şey varsa o da İstanbul İslamcılığı-Anadolu İslamcılığı kıyaslamasına giderken her iki şeyi paralize ederek aynı şeymiş gibi sunma kolaycılığı ve adaletsizliğidir. Böyle bir çaba, denge ya da eşitleme nerden baksam insafsızlıktır. En başından siyasal iktidardan bağımsız bir öbek olarak kalmanın mücadelesini verenlerin, sözünü herkesin sarayın iktidarını tahkim ettiği bir vasatta mücadelesine –yanlışı ve doğrusuyla ama tüm samimiyetiyle, küçük hesapların peşine düşmeden- devam edenlerin katılmadığınız noktadaki bir çalışmasını alıp da ölümcül bir hata gibi sunarak bugüne kadarki tüm potansiyelini maalesef yeni iktidarın sarayına doğru kanalize edenlerin yaptıklarıyla bu kadar basit bir şekilde paralize etmeyi ne adaletle ne de izanla izah edebilirim. Biz inşa etmeye çalıştığımız, kamusallaştırıp örgütlemeye çalıştığımız şeyin hazır bir reçete olduğunu iddia etmiyoruz, ama hiç değilse sadece sekizinci yılına yaklaşan başörtüsü direnişinde düşe kalka da olsa ortaya koyulanları bir düşünseniz, neyle neyi tek kalemde kıyaslayıp da aynı şeymiş gibi bir çırpıda silebildiğinizi daha iyi anlayabilirdiniz. Bunları bir polemik başlatmak ya da kısır bir çekişmeye girmek için söylemiyorum. İstediğiniz gibi eleştirebilirsiniz, hatta kıyasıya eleştirebilirsiniz ama kıyasa gittiğinizde ölçüyü doğru ayarlamakta fayda var. Yoksa başlangıçtaki doğru bir kıyastan sonuçta çok yanlış bir sonuca varabilme gibi mantıksızlıklar ortaya çıkabiliyor. Umarım derdimi anlatabilmişimdir; son olarak, hakkı ve sabrı tavsiye etme konusunda hem fikirim ama önce adaleti elden bırakmamayı tavsiye ediyorum.

R Rukneddin usta 01 Ocak 2012

با سمه تعا لي
Hz. musa Allah ile sözleşmeye biraz aceleyle gitmişti.Allah kendisine neden acele edip kavminden ayrılarak geldiğini sormuştu.musa(as)cevaben:kavminin kendisine tabi olduğunu yani izi ve eseri üzere olduklarını,hidayetlendiklerini ve böylecede razı olman için acele ettim demişti.Ancak Allah hz musaya durumun söylediği gibi olmadığını bildirdi.senden sonra kavmini küçük(!)bir şeyle denedik/imtihan ettik.o küçük(!) şey samiri rehberliğinde''ZİYNET+PEYGAMBER İZİNDEN BİR AVUÇ''karışım iksirden bir ilah/buzağı üretilmişti.ki hz musanın dahi hatırlamaktan aciz kaldığı bir ilah...Ve bugün çağdaş samirilerin seri üretimle imal ettikleri''DÜNYEVİLEŞME+BİR PARÇA DA DİN''karışımından oluşan kıymetli buzağımıza tapa tapa doyamadık.Hidayetimizden hz musanın kavmi gibi nede çabuk ayrıldık..!!!musanın kavmine ve bize vaadedilen şeyler maalesef aynı.ve delaletimizde aynı...Artık hidayetlendiğimize kesin emin olup Allaha doğru yanlış vasıtalarla acele edeceğimize,Vahyin izzetine tutunarak sabır ve metanetle çağdaş samirilerin önümüze koydukları sahte ilahlara kanmadan,Alemlerin rabbine imanda sebat etmeye devam diyelim inşaallah..Dünya metaını,konforunu,rahatlığını,ziynetini,çekiciliğini kaybetsekte...اليس الله باحكم الحاكمين

F fatma 01 Ocak 2012

Elinize sağlık.
Müminin arayacağı, izzetin ve şerefin yegane adresine işaret eden bir yazı olmuş.

Bu arada, Sn.Usta(yorumcu),“..hz musanın dahi hatırlamaktan aciz kaldığı bir ilah..” bu dediğinizi hiç böyle düşünmemiştim.

Hz.Musa(a.s.)'ın kavmine ve bize vaadedilen şeylerin aynılığını ve 'Allah’a doğru yanlış vasıtaları kullanarak acele etmemiz" den kastınızı, yazıdaki mesaj bağlamında biraz günümüze indirger misiniz?

Teşekkür Ederim.
Saygılar.

E Ekrem DAŞTAN 01 Ocak 2012

Yazınıza büyük oranda katılmakla birlikte; İsim adres vererek yapılan eleştiri ve değerlendirmeleri sağlıklı bulmuyorum.Bir camiyanın “SİZE GÖRE” bazı konularda hatalı,kusurlu ve eksik düşündüğünü görüyorsak amacımız bu eksikliği ve yanlışları ortaya dökmek olmamalı ve usulü dairesinde öğüt verici bir uslup ile hatırlatma yapılmalı.Aksi halde Şükrü bey kısır tartışmalar başlar ve malesef sürüp gider.Kazananı olmayacak kısır döngünün tarafı olmasak nasıl olur.
selametle.....

M malik BİLGİN 01 Ocak 2012

“SİZE GÖRE”?????????????????????????
ekrem kardeşim şükrü beyin kendi doğrusuna göre yazdığına deliliniz nedir.ortada apaçık ayetler varken.ben tahmin ediyorumki usul ve üslup dairesinde senelerdir bu kardeşler yazar ve çizer ve öğütle hatırlatır.buna rağmen bukadar alenen batıl savunuluyorda hak geriye atılıyorsa bırakalım biraz isimler konuşulsun. batılın bangır bangır bağırıldığı yerde hakkı savunanlar susarsa tıpkı azaba layık kavimlerle helak edileceği söylenen dilsiz doğrular gibi helaka sürükleniriz ALLAH korusun.belki hep üstü kapalı yapıldığındandır bu rahatlık ne dersin. artık lütfen saflar belli olsun ve asıl kısır döngüye neden olan bu durum ortadan kalksın inşallah.

S sezai bünyamin 01 Ocak 2012

malik bey, apaçık ayetleri başkaları anlamıyorda sizmi anlıyorsunuz içtihadlar ile kesini kim belirliyor herhalde peygamber bugün hudeybiye anlaşmasını imzalasa haşa peygamberide ötekileştirirdiniz-bu arada editörede bir sözüm var tekfir etmiyoruz diyorsunuz ancak yorumculara bakarsanız nelere sebep olduğunuzu daha net görürsünüz-selamlar...

R Rukneddin usta 01 Ocak 2012

با سمه تعا لي
''Hz musanın dahi hatırlamaktan aciz kaldığı bir ilah''Söylemine iki maddeyle işaret edelim:
a)-Bu söz samirinin''bu musanın unuttuğu hem kendisinin ve hemde sizin ilahınızdır''ifadesine binaen söylendi.Yani,musanın kavmi gibi,peygamberlerin/vahyin rehberliğinden bir an uzak kaldığımızda,çağdaş samiriler bizler için çok sinsice saptırıcı din ve ilahlar icat ederler.Tabi ki Açıklarımızı,heveslerimizi,dikkatsizliklerimizi,temayüllerimizi gözetleyerek...
b)-Hz musanın kavmi gibi her kavmin ve bizlerin,Hak görünümlü hak-batıl karışımı sahte din ve ilahlarla her an sapma ve saptırılma riskimizin olduğu bilinmelidir.Bazen musalar bile bu tehlikenin yakınlığını sezemiyebilirler.Kavminin hidayet üzere olduğunu Allaha arz ederken ki rahatlığı bundan olsa gerek.ve sonrasındaki öfkeside..

Hz.Musa(a.s.)'ın kavmine ve bize vaadedilen şeylerin aynılığını ve 'Allah’a doğru yanlış vasıtaları kullanarak acele etmemiz" den kastım:
İman ve hidayetimize karşılık Allahın ahirette bize vereceği ilahi rıza ve cennet,dünyada da bizleri donattığı nimetler,düşmanlarımızın helak olacağı,iman etmiş isek üstün olacağımız gibi vaad ve yardımlar.Ancak bu vaadleri hz musanın kavmi gibi uzak görmenin verdiği bir umutsuzluk haliyle kendi kendimize yeter bir mantık ile günümüz batıl sistemlerine-güya müslüman kalarak- meyletmemiz,onlara akıl(!)vermemiz,demokrasi denen puta tevessül ve tenezzül etmemizdir.özetle;içinde yaşadığımız toplum,devlet ve idarecilerinin yani çağdaş samirilerin anayasalarına,hayat tarzlarına''evet'' yada''böyle şöyle olsun''dememize karşılık,bizlere vaad ettikleri dünyalıklar,makam mevkiler,rahat ve konforlu yaşamlar türünden vaatler..Ve bizlerinde ilahi vaatleri uzak ve ulaşılmaz görmekten kaynaklı bir evrilmeyle bunlara aldanmamız..!!
Düşüncelerimiz islam olmadan
Ahlakımız islam olmadan
Evlerimiz,ailelerimiz islam olmadan
Ticaretimiz tasarrufumuz islam olmadan
Dilimiz islam olmadan
Kalemlerimiz islam olmadan
Hayatlarımız islam olmadan,Devlet yada islam devleti ve islam toplumu hayali kurmak ne kadar gerçekçi ve de aceleyle Tur dağına çıkmak değil mi?
''İman edenlerin hakktan inen zikre itaat edip boyun eğmelerinin zamanı gelmedi mi?''

Bu yorumu Şükrü hocamın işaret ettiği tehlikelerin,geçmiş toplumların hayatlarından kesitler sunan ilahi vahyin hassas dokunuşlarıyla nasıl işlendiğini vurgulamak için yazdım.

Ayrıca tahlil ve sorusuyla bana pencere aralayan fatma hanımefendi kardeşime teşekkür ederim.

B bahattin urlu 01 Ocak 2012

sevgili Şükrü kardeşim düşüncenize katılmıyorum ancak daha fazla tartışmaya girmemek için soğuk bir iletişim aracı olan internetten cevabı gerekli görmüyorum...selam ve dua ile

M Mustafa 01 Ocak 2012

Sezai Bey, birilerinin yanlışlarını, İslamın temel referans kabul edilmediği bir anayasa çalışmasına destek vermelerini savunmak adına niçin Hz. Peygamberi sanki şirkle uzlaşmış, tevhidi duruşundan ödün vermiş gibi göstermeye çalışıyorsunuz. Hudeybiye iki devlet arasında yapılan bir siyasi anlaşmadır ve asla bir müdahane içermemektedir. Hudeybiyede Müslümanlar şirk yasalarına onay vermiş, dönemsel de olsa onların batıl yasalarına ortaklık edilmemiş veya Mekke şirk sistemiyle bir müdahane ilişkisine girilmemiştir.Lütfen birilerinin yanlışlarını savunacağız Hz. Peygambere bühtan sayılacak yorumlardan kaçınalım.

Ş ŞİNASİ ULUDOĞAN 01 Ocak 2012

Huseyin kardeşimizin dile getirmiş olduğu bu hususa bir mümin olarak imza atmamak mümkün değildir. Zira Allah’ın kitabı “MÜBİN” dir .Yani apaçıktır. Günümüzde müslüman olduğunu iddia eden hiç bir kimse hiç bir kurum hiç bir güç ondan bagımsız ilkeler belirleyemez. Müminlerin temel referansı hümanizm yada ortak menfeatler vs vs falan değil bizatihi vahyin ta kendisidir.Zatan vahye kulak veren kimse vicdanının sesinin de aynısını önerdiğini görecektir. Kur’an’ı devre dışı gören onu uygulanamaz olarak algılayan günümüzde sadece kişisel olarak ibadetleri öneren bir kitap olarak değerlendiren herkes baştan kaybetmiş demektir. Vahyi çağ dışı görmek onu aynı zamanda inkardır.İnkar edenlerde o hal üzere öldüklerinde ebedi cehenneme yuvarlanırlar .Yol yakınken hem anayasa hazırlayanlara hemde bu anayasaya fikren katkı sağlayanlara bu yoldan dönmelerini tavsiye eder Allah’ın indiriş olduğu vahyi esas almalarını salık veririm

E Ekrem DAŞTAN 01 Ocak 2012

malik BİLGİN kardeşim, hatırlarmısınız piyasada bir dönem yayımlanmış bir kitap vardı “Başkasının günahına aylayan adam” isimli.Malüm çevrelerin çıkardığı bir kitap ben kitabın içeriğini değil kitabın ismininden rahatsız olmuştum sanki kendi günahına gem vurmuş hazret!!! başkalarına kol kanat geriyor.Şimdi:Müslümanların son yıllardaki halide bu kitabın isminden hareketle şöyle desek yanlış olmaz “başkalarının düşüncelerine takılan adamlar”...kardeşim herkes kendinde bir yol edinmiş yürüyor ben,polemik çıkartacak, ümmeti yoracak, karşılıklı tartırmalarla kısır döngü içinde ömür tüketecek bir sürecin tarafı olunmasın için bu yorumu yazmıştım.Sadece itidale davetti.Bence bir düşünceye eleştiri getirilecekse yine düşünce merkeze alınarak yapılmalı insanlar isimler ve adresler verilerek yapılmalı dedim.Nacizane düşüncelerimi paylaşmıştım.
selam ederim

M malik BİLGİN 01 Ocak 2012

ekrem kardeşim,bu samimi kaygınızı samimiyetle yazdığın yorumdan anlıyorum.kısır döngü/ömür tüketme samimi duygularına içten samimiyetimle destekliyorum.dikkat edersen hüseyn kardeşim bu yazısında başkalarının düşüncelerine takılmayı amaç edinmiyor.seninde dediğin herkesin edindiği bir yolun doğru olduğuna marjinallik çukuruna müslümanlar düşmesin diye alternatif olarak sunulduğuna dikkatleri celbediyor.bak şu konuda çok haklısın. herkes bir yol edinsin seçiyor yolu istediği gibi yürüyor.biz buna bişey diyemeyiz.ama hakkın karşısına ALLAHın hükümlerine alternatif diye batıl gösterilirde buna meşruiyet kazandırmak için müslümanların aklı karıştırılırsa bunun yanlış olduğunu ortaya açmak kısır döngüye girmez.saflar belli olsun artık serzenişim seninle ortak kaygımızdır kardeşim buna inan.itidale davet hakka davet düsturundan meyildir.bu temel konuda uzunca senelerdir düşüncelerin üzerinden yapılan eleştiri ve yazıları üzerlerine almayan isim ve kuruluşlar ancak bu yolla ortaya açık edilerek toplum aydınlatılır.onlar hüseyn kardeşim gibi değerli yazarların birçok tavsiyelerine ikazlarına uyarılarına merhametle muamelelerine hz.nuhun kavmi gibi kulak tıkadılar duymak istemediler.yine kendileri bilir.istediği gibi istediği yolda yürür.ama bunu ALLAHın doğrusu gibi gösteremez . müslüman kimse ALLAHın hükmüne beşer hükmü ile değiştirmeyi hiçbir kuruma şahsa verdirtmez.
sanada selam ederim kardeşim.

M Mustafa 01 Ocak 2012

Anayasaya teklifi sunmak çok önemli bir eylemdir. Tüm peygamberlerde Anayasa teklifi sunmuştur bir anlamda.

Bir anayasayı anayasa yapan onun değiştirilemez hükümleridir! ; Kur’an’ın değiştirilemeyen hükümleri yok mudur?

Değiştirilemez hüküm ; böyle bir hükmü Allah tan başka kim verebilir?

Değiştirilebilen hükümlerle dolu olduğu söylenen bir anayasa aslında çok sakat , muğlak, kendinden emin olmayan; biz bir anayasa yaptıkta işte içindekilerden emin değiliz ilerde değiştirme ihtimalimiz olabilir demek gibi, Adalet budur zulüm de şudur diyememek gibi bir şeydir.

yapılan Pragmatik bir çabayla mevcut anayasayı yıpratmaksa eğer, yani mevcut hükümeti düzeltmek olanı iyileştirme çabası hakimse eğer ki öyle bir tablo net. Akp nin içinde bu daha rahat yürütülebilir. Ayrıca entellektüel birikimli “abiler” i Tayyip Erdoğan kaçırmayacaktır sanırım ...

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Şükrü HÜSEYİNOĞLU — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.