İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Ahmet ÖRS
Ahmet ÖRS
04 Ekim 2007

Bağımsız İslam Düşüncesinin Yokluğu Varlığımızı ve Geleceğimizi Tehdit Ediyor

Modern kavramlar bugün neredeyse ilahi kaynaklı imişlercesine İslami çevrelerde kabullenilir olmuştur. İslami siyaset iddiasındaki muhafazakar politik çevrelerin niteliksiz birikimleriyle batılı kavramları takiyye davranışı uzantısı olarak dillerine pelesenk etmeleri Müslüman kitlelerin zaten sıkıntılı din anlayışlarını tamamen dumura uğratmıştır. Bugün Müslüman siyasetçiler ve onlara destek veren kitleler neye nasıl inandıklarının farkına varamayacakları bir aymazlık içindedirler. Kur’an’dan değil de geleneğin yanlış din anlayışı ile modernizmin şirk içeren söylemleriyle beslenmiş –ya da zehirlenmiş– bir zihinsel alt yapıdan İslam düşüncesinin neş’et etmesini beklemek safdillikten başka bir şey olamaz.

04 Ekim 2007 4 dk okuma 5,4B okunma
100%
 
 
            İslam düşüncesinin hayatiyetini sürdürebilmesi bakımından atılacak her adım son derece önemlidir. Bağımsız bir İslam düşüncesinin boy vermesi ve insanlarla buluşması sürekli olarak belirsiz bir tarihe ertelenemez.
            Müslümanların bağımsız bir İslam düşüncesi inşa edememesi veya bu dinamiği günümüz insanlığı için bir umut haline getirememesi büyük bir talihsizliktir. Bu tamamen kendi iç dinamiklerimizin bir yetersizliğidir. Kendi irademizin ortaya çıkamaması bu sonucun oluşmasında fazlasıyla etkendir.
            İslam düşüncesinin çerçeveleri belirlenmiş bir öz olarak hayata müdahale edip onu coşkun bir huzur iklimine sokmasının önünde birçok engel var. Bu engeller modern ve geleneksel temelde sınıflandırılabilir.
            Geleneksel yaklaşımlar İslam düşüncesinin varlığı ile yokluğu arasındaki farkı neredeyse göremeyecek basiretsizliktedir çoğu zaman. İslam’ın bünyesinde yer alan kimi eğilimler olması gereken ölçülerinden uzaklaşarak düşüncenin bir akım, bilgiyle desteklenip büyütülen bir süreç olmasını engellemektedir. Bireysel arınma eğilimlerinin mistik bir algı ve yaşam tarzına dönüşmesi, o çizginin o mantıkla bir şekilde günümüze de sirayet eden bir mahiyet kazanması İslam düşüncesinin sistematik bir yapı kazanmasına imkân vermemektedir.
            İslam bireysel duruşları kökten etkileyen bir çağrıdır. Bununla beraber bu çağrı asla toplumsal/evrensel boyutu asla ihmal etmez. İslam’ın bireysel arınmayı hedefleyen çağrısı toplumsal projelerin hayatiyet bulma mücadelesiyle pratiklik kazanacaktır. Tasavvufun bizim inançlarımız üstündeki öldürücü tesiri tam da bu noktada ortaya çıkar. Büyük düşünsel atılımların neredeyse son derece gereksiz olduğu zehabını bireylerde yaygınlaştıran temelsiz bir “arınma” söylemi İslam düşüncesinin bütün toplumsal katmanlarda neşvü nema bulmasına mani olmaktadır. Dünya hayatının hemen bütün alanlardan el etek çekme şeklinde verilebilecek bir imtihana ev sahipliği yaptığını ileri sürmek bu tarz eğilimleri fazlasıyla desteklemektedir. Binaenaleyh tasavvufun öldürücü bu tesiri ile mücadele etmek birey ve kitlelerdeki sorumluluk bilinçlerinin oluşmasına katkıda bulunacak ve İslam düşüncesinin her çizgide boy vermesi mümkün olabilecektir.
            İslam düşüncesinin bağımsız duruşunun oluşmasını engelleyici en önemli faktörlerden biri de modern paradigmaya karşı gösterilen teslimiyet veya hayranlıktır. Modern süreçler Müslümanları birçok yolla teslim almış görünüyor. Modernizmin İslam dünyasına girişinden bugüne Müslümanlar kendi dinamiklerine bağlı kalarak bir fikrî mücadele kurumsallaştıramadılar. Modernizme, batı karşısında uğranılan mağlubiyetlerin neticesinde sorgusuz teslimiyet psikolojisi bugün de varlığını bütün gücüyle sürdürmektedir. Gerek aydın çevrelerin gerekse de İslami siyaset yapma iddiasındaki politik yapıların İslam düşüncesini algılamadaki yetersizlikleri bu durumun oluşmasında baş müsebbiplerdendir.
            Osmanlı aydınlarından bugüne ulaşan İslamcı aydınlar zümresinde nadiren görülen farklılar haricinde bu maluliyet her zaman baskın bir karakter olagelmiştir. Mağlubiyet psikolojisi bu denli sarsıcı olması beklenmese de anlaşılabilir bir durumdur ancak sonraki dönem aydınlarının bir mukavemet oluşturması gerekirken mağlubiyet duygusunu tamamen kanıksayan yaklaşımları bağımsız İslam düşüncesinin oluşumunu engellemiştir.
            Modern kavramlar bugün neredeyse ilahi kaynaklı imişlercesine İslami çevrelerde kabullenilir olmuştur. İslami siyaset iddiasındaki muhafazakar politik çevrelerin niteliksiz birikimleriyle batılı kavramları takiyye davranışı uzantısı olarak dillerine pelesenk etmeleri Müslüman kitlelerin zaten sıkıntılı din anlayışlarını tamamen dumura uğratmıştır. Bugün Müslüman siyasetçiler ve onlara destek veren kitleler neye nasıl inandıklarının farkına varamayacakları bir aymazlık içindedirler. Kur’an’dan değil de geleneğin yanlış din anlayışı ile modernizmin şirk içeren söylemleriyle beslenmiş –ya da zehirlenmiş– bir zihinsel alt yapıdan İslam düşüncesinin neş’et etmesini beklemek safdillikten başka bir şey olamaz.
            Okuyup yazmadan, sağlıklı projeler üzerinde kafa yormadan, Kur’an’dan beslenen bir din anlayışını hayatın bütün alanları için üretmeden çıkılacak bir yol İslami çalışmaların yolu değildir, Allah’ın rızasını kazanacak bir tutum da asla değildir. İslam düşüncesinin bugün göstermiş olduğu sefalet tablosu Müslümanlar için tam bir utanç sebebidir. Üzerine alınanlar bu utanç imtihanından geçmek zorundadır. Gündemin ve süregelen zihinsel dayatmaların baskısına teslim olan Müslüman kitle ve anlayışlar bir an önce hayatın bağrına müdahale edecek cehdi kuşanmalıdır. Vakit dar, iş çoktur. Binaenaleyh durma zamanı değildir. Siyasetten felsefeye, edebiyattan ekonomiye ve başka bütün alanlara kadar bu utanç tablosuna sağlıklı düşünce ve projelerle müdahale etmek zorunluluğu vardır. Rabbe hakiki teslimiyet budur. İnsanlığı, kenarında durduğu uçurumdan kurtaracak irade bu şekilde ortaya çıkacaktır. Tefekkür etmenin hakiki manası bir kenara çekilip hayattan, insanlardan kopup bireysel alemlere yolculuk etmek değil İslam düşüncesinin hayata pratik müdahalelerine zemin oluşturacak çalışmalara omuz vermektir.
            Küresel saptırmalar, modern anlayışların fiili dayatmalarıyla İslam dünyasında Müslüman zihinleri tutsaklaştırmaya devam etmektedir. Bu bağlamda ılımlı İslam, BOP gibi proje ve çalışmalar hakkında gereği kadar kafa yormak gerekiyor. İslam düşüncesini bulandırmak, onu yatağında boğmak maksatlı bu projeler karşısında ihya hareketlerine öncülük yapmak ya da onların içerisinde çalışkan mü’minler olarak yer almak zorundayız.  Müslümanların bireysel huzursuzlukları, toplumsal mağduriyetleri, maruz kaldıkları fiili işgallerin acıları bağımsız İslam düşüncesinin yetersizliğinden kaynaklanmaktadır. Artık hayatın en küçük boşlukları bile kabul etmediğini kavramak, üzerinde durmamız gereken meseleleri layıkıyla görmek durumundayız. Aksi halde bâtılla harmanlanmış geleneksel ve modern kirler inancımızı bulandırmaya, umut ışıklarımızı karatmaya devam edecektir.
Paylaş X Facebook

Yorumlar 4

İ İlyas 01 Ocak 2012

İslam coğrafyası bugün haçlı istilasına uğramış bir durumda. İslam dünyasının dört bir yanından feryatlar yükseliyor. Müslümanların tarihsel birikimini tekrar eden yada batılı “aydınlar”ın ürettikleri fikirleri piyasaya süren değil Rahman’ın ayetleri ile inşa ettiği aklıyla modern dünyaya islami bir perspektif sunabilen dünya çapında aydınlarımız maalesef bulunmuyor yada çok az bulunuyor. Malik bin Nebi’nin isabetle ifade ettiği gibi iç bünyemizdeki zaaflar bizi dış sömürüye müsait bir hale getiriyor. Bugün İslam dünyası fiili bir işgal altında olduğu kadar zihinsel bir işgal altında da bulunuyor. Modern kavramlar yazıda da belirtildiği gibi İslam’a uygunluğu hiçbir şekilde sorgulanmadan zihinsel bir altyapı olarak kullanılabiliyor. Buna direnebilmek için sağlıklı bir Dini/İslami algılayış gerekiyor. Bunu geleneksel bir anlayışla yapmak mümkün görünmüyor. Çünkü geleneksel dini algılayış modern dünyaya itiraz edebilecek bir potansiyeli barındırmıyor. İnsanlara modern dünyaya meydan okuyabilecek bir kimliği değil, insanlara yanlış bir teslimiyet anlayışını aşılıyor. Dolayısıyla bir taraftan geleneksel dini algılayışla diğer taraftan modern değerlerle hesaplaşmadan İslam coğrafyası için umut görünmüyor. Bu denli önemli konunun dile getirildiği yazının okunup tartışılması elzem görünüyor.

H Halit Şimşek 01 Ocak 2012

Sevgili Ahmet çok güzel temas etmişsin meseleye
Müslümanlar İslam deyince dört şekilde bir teczi(ayrıştırmaya) gidiyor.
1)İslamı sadece manevi ve ruh dünyasını tatmin eden insana Allaha sığınmanın verdiği huzurla mistik rahatlama içinde düşünmeleri
2) İslamı hukuk sistemi içinde düşünüp sadece ictimai(sosyal) hayatı düzenleyen kurallar manzumesi
3)Cenneti kazanmak ve cehennemden kurtulmak için yapılması gereken salih ameller bütünü
4) Bir milletin ve bir insanın İslam ile terakki(ilerleme) gösterip müreffeh saadet içinde yaşamasını sağlayacak ve üç kıta hakim olmasını sağlayacak emirnameler bütünü
Son olarakta bunu dördünün arasına almadım. 20. yy da ve 2. dünya savaşından sonra beliren bir anlayış ki önemli görüyorum: Seküler ve pozitivist batılı siyasi fikir akımlarının karşısında(sosyalizm, nasyonalizm, kapitalist demokrasi, liberalizm) fikir akımı olarak görme çabası.
Yukarıda dört madde olarak belirtilen gerçeklerin ne yalnız birisidir ne de birinden ayrılır İslam hepsiyle bir bütündür.
Kanaatimce İslami Vahdet bu anlama gelen bir gerçek olmalı...

A Adatepeli 01 Ocak 2012

Ahmet bey,

Allah razi olsun cok önemli bir sorunu gündemlestirmissiniz...

insaAllah bu konu düsünürlerimizin gündemine daha fazla girer de kendi simitlerimize kavusup bu okyanusta kurtulup ebedi ahiret hayatinin da mükafata nail olanlardan oluruz...

calismalarinizin hayirlara vesile olmasini rabbimden niyaz ediyorum...

I isa avcı 01 Ocak 2012

"...Tefekkür etmenin hakiki manası bir kenara çekilip hayattan, insanlardan kopup bireysel alemlere yolculuk etmek değil İslam düşüncesinin hayata pratik müdahalelerine zemin oluşturacak çalışmalara omuz vermektir. .."
tamamen katılıyorum Ahmet bey kardeşim.Bir değerler piyasası oluştu sanırım.günübirlik,pragmatist ve politik bir dini söylem dönemindeyiz.Bunu aşmayı diliyorum.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Ahmet ÖRS — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.