İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
İslam BAŞARAN
İslam BAŞARAN
13 Haziran 2013

Cemadat Olmaktan, Cemaat Olma Şuuruna Yükselmeliyiz

Cemaat olmazsak cemaat şuurunu diri tutamayız ve cemaat olmanın nimetini kaçırırız. Böylelikle birer cemadat gurubu! yani şuursuz, pasif, cansız, sıradan, sürü haline geliriz. Sürüleri güden çobanlar her zaman bulunur. Mü’minler cemadat olma yanlışlığından cemaat olma şuuruna yükselmelidirler.

13 Haziran 2013 3 dk okuma 5,7B okunma
100%

Günümüzde vakıfların, derneklerin çoğaldığını görmekteyiz.  Vakıflar ve derneklerin kendi koymuş olduğu prensipler doğrultusunda hareket etmeleri, İslam dininde ayrı ayrı görüşlerin türemesine ve bölünmeye yol açtığını görmekteyiz.

İslam'da bölünüp parçalanmaya kesinlikle yer yoktur. Aksine Allah’ın ipine topluca sımsıkı bağlanmak vardır. Kendi ellerindekiyle övünmek yoktur. En doğru vakıf, dernek biziz iddiası İslam’da geçersizdir. Bir cemaatin İslami olup olmaması, onun İslami prensiplere ne kadar uyduğuna bağlıdır.

Rabbimiz Kitabı Furkan’da Müslümanları bölünmeye, fırkalaşmaya karşı uyarmıştır. Kur’an’ın kıssalarında geçmişte ayrılığa düşenlerin durumundan söz edilmekte ve "dinlerini parçalayıp fırkalar haline gelenler gibi olmayın" uyarılarını dikkate almalıyız. Ayrılığa düştüğümüz, çözemediğimiz her mesele konusunda Rabbimiz Nisa 59'da şöyle beyan etmiştir:  "…Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu Allah'a ve Resulüne döndürün…" diye hüküm koymuştur.

İslam'da, geçerli olmak için Yüce Allah’ın, Müslümanlara örnek teşkil ettiği Hz. Muhammed (s)in örnekliği altında İslami prensiplere sahip olmak gerekir. Bizlerin nasıl bir cemaat olması gerektiğine Hz. Muhammed (s)in Medine uygulaması örnektir. İslami cemaat, Kur’an anlayışı ve Hz. Peygamberin yolu üzerine kurulur. Müslümanlar olarak bizler sağlıklı bir cemaat yapılanmasını oluşturmak zorundayız.

Cemaat olmazsak cemaat şuurunu diri tutamayız ve cemaat olmanın nimetini kaçırırız.  Böylelikle birer cemadat gurubu! yani şuursuz, pasif, cansız, sıradan,  sürü haline geliriz. Sürüleri güden çobanlar her zaman bulunur. Mü'minler cemadat olma yanlışlığından cemaat olma şuuruna yükselmelidirler.

Dinde ayrılık güdenlerin ve kendi cemaatinin veya gurubunun görüşlerini, prensiplerini din haline getirenlerin son derece hatalı oldukları Kur’an’da açıkça bildirilmiştir. Her zaman Müslümanlar, cemaat şuuru taşımalıdır ve her mü'minin hedefi cemaat olmak olmalıdır. Bizler de günümüzde, bulunduğumuz topraklarda Mekke'deki ilk nesil gibi cemaatleşmeye yönelmeliyiz, cemaatleşme şuuru taşımalıyız ve bunun için de İslam'ın ilkeleri aramızda sürekli gündemleştirmeliyiz.

Yüce Allah, kitabı Kur’an’da; Müslümanları Kur’an etrafında bir araya toplanmaya, cemaat olmaya davet etmekte (Al-i imran-103), Dinlerini parçalayanlar gibi parça parça olmaktan sakındırmakta (Rum-32), Hayra çağıran, kötülükten men edip iyiliği emreden topluluk olmayı emretmekte (Al-i imran-104), Bütün peygamberlere emredilen dosdoğru dini ayakta tutmayı ve hak dinde ayrılık oluşturmamayı emrediyor. (Şura-13), kuvvetli bir bina gibi bir araya gelip kendi yolunda cihad eden mü’minleri sevdiğini beyan etmekte (Saff-4) ve kendisine ve Elçisine itaati emretmektedir. (Muhammed-33)

Cemaatleşme ve bir arada olma zorunluluğunu tüm peygamberlerin İslam mücadelesinde görmekteyiz. Yüce Allah’ın cennet kapıları, İslam cemaati şuuruna sahip cemaat topluluğuna açılacağını Kur ’an'da görmekteyiz. İslam, toplum halinde yaşamayı emreder. Evet, Yüce Allah’ın hükmüne daha güzel bir şekilde uyabilmek için Müslümanlar cemadat olma yanlışlığından cemaat olma şuuruna yükselmelidir.

Günümüzde Müslümanların amacı derneklerde, vakıflarda sayıyı arttırmak mı olmalı, yoksa Müslümanlar olarak bir araya gelip cemaat topluluğunu oluşturmak mı olmalıdır? Bizler Peygamberlerin (s) yapmış olduğu şahitliğin bugünkü temsilcileri olmak durumundayız. İslam, Müslümanları bir araya gelip cemaat olma yolunda bütünlüğü sağlamayı ve Peygamberlerin vermiş olduğu tevhidi mücadeleyi bugüne taşımayı emreder. Günümüzün şahitleri olarak tek çatı altında toplanarak cemaat olmalıyız.

Günümüzün Kur ’ani uyanış öncüleri cemaatleşme sürecini başlatmalı ve birlik çağrısı yapmalıdırlar.

Asr-ı Saadetin yolu cemaat olmaktan geçer.

Paylaş X Facebook

Yorumlar 10

A ali derda 01 Ocak 2012

“İlk Mekkede ki nesil gibi bir cemaat oluşturmalıyız”
diyorsunuz ve vakıf, derneklere dikkat çekip ayrılıklarından yakınıyorsunuz.
Bu bağlamda size çok basit bir soru sormak istiyorum:
Hangi vakıf yada dernek ilk nesil cemaatının fikirlerini benimsiyor? Onuda bırakın Dar’ul Erkam bin Erkam’ın cemaati, İslami çalışmalarını yapabilmek için Darun Nedve’den izin almışmıydı?

F fatma ceren 01 Ocak 2012

Sn.Başaran, öncelikle yazınız konusu için teşekkür ederiz.

“..Vakıflar ve derneklerin kendi koymuş olduğu prensipler doğrultusunda hareket etmeleri, İslam dininde ayrı ayrı görüşlerin türemesine ve bölünmeye yol açtığını görmekteyiz...”

Vakıf ve derneklerin, kendi koyduğu prensiplerinden ziyade, önce kendilerinin bir prensip altında toplandıklarının farkına varmalıdırlar.Zira ben hepsini, bir prensibe bağlı, sistemle ve birbirleriyle gayet uyumlu olarak görüyorum. Bu prensibin emrinde, ona bağımlı, onu destekleyen ve asla onu tehdit etmeyen her faaliyette imtiyazlı; ancak hududları o prensip tarafından belirlenen gruplar bunlar.

İslam cemaati, öncelikle mevcuttaki prensibe ciddi bir tehdit teşkil eder. Ondan ayrışır, onunla hareket etmez, uzlaşmaz. Kendisine o sahada yer açma gayretine de girmez.

Hz.Muhammed(s.a.s.)'in örnekliği altında kurulan cemaatin özellikleri bizim için referanstır. Bu cemaat önce ayrışmayı zorunlu kılar. Ayrışamayanlar ise, çoktaaan o bütünün/prensibin parçaları olmuşturlar.

Seyyid Kutub şöyle der,

"İşte İslam, öz fakat zengin, bir ideolojik temele dayalı olduğu gibi aynı zamanda bu inanç temeline bağlı cahiliye toplumundan bağımsız, ona karşı olan bir organik ve harekete dönük cemiyette temsil olunabilir. Yoksa pratik bir varlıktan mahrum bir nazariye şeklinde bulunamaz.Onun yeni baştan bir daha ortaya çıkması da böyle olur.Nerede ve nezaman olursa olsun, İslam’ın eyleme dönük ve organik doğuş mantığına uymaksızın, cahiliye cemiyetinin gölgesi altında onu yeniden kurmak mümkün değildir."

E ebubekr 01 Ocak 2012

Fatma hn.dan ALLAH razı olsun.
Başaran kardeşimin cemaatleşme olgusunu tahliline tadında bilgiler vermiş.Zaman vahiyi anlamanın derdini kuşanmanın anıysa önce şirkten ayrılmanın ehemmiyetini üstad Kutubun cahiiyye gölgesinden nasip pay alınmayacağını hatırdan tutmalı.Sonradan inşALLAH cemaat kendinden gelecek.An vahiyle dirilme anıdır.Dua ile..

K Kemal Songür 01 Ocak 2012

İslam kardeşim, ''En doğru vakıf, dernek biziz iddiası İslam’da geçersizdir.'' diyerek, istişari ve düşünsel yardımlaşmaların asla rafa kaldırılmaması, ülke genelinde tevhidi düşüncenin yaygınlaşması için faaliyet gösterenlerin birlikteliğe/cemaatleşmeye doğru adımlar atması gerektiğine vurgu yaptığınızı anlıyorum, dahası ifadelerinizden dernek/vakıf gibi oluşumların tabelasından ya da dernek/vakıf isimleriyle faaliyet göstermelerinden değil de, adeta koloniler halinde ve cemaatlaşmaya kapalı ya da uzak ve ellerinde tuttuklarıyla yetinen/övünen imajlarından/görüntülerinden rahatsızlık duyduğunuzu anlamaktayım. Yanlış anlıyorsam düzeltiniz.
ebubekr kardeşin; ''üstad Kutubun cahiiyye gölgesinden nasip pay alınmayacağını hatırdan tutmalı'' alıntısıyla dernek/vakıfların şu anki durumlarını cahiliyenin gölgesinden pay alma benzetmesine ne dersiniz?
sn, fatma ceren’in ''Vakıf ve derneklerin, kendi koyduğu prensiplerinden ziyade, önce kendilerinin bir prensip altında toplandıklarının farkına varmalıdırlar.Zira ben hepsini, bir prensibe bağlı, sistemle ve birbirleriyle gayet uyumlu olarak görüyorum. Bu prensibin emrinde, ona bağımlı, onu destekleyen ve asla onu tehdit etmeyen her faaliyette imtiyazlı; ancak hududları o prensip tarafından belirlenen gruplar bunlar'' demesine ne dersiniz? Mevcut dernek/vakıf tabelasıyla faaliyet gösterenlerin HEPSİNİ diyerek genelleyip, (ilkav-kalemder ve benimde içinde bulunduğum özgünder ve benzeri irili-ufaklı birçok derneğin kendi ifadeleriyle sistemle örtüşmediğini, onun gölgesinde(n) pay almadığını iddia edenleride genelleyerek) ''Ayrışamayanlar ise, çoktaaan o bütünün/prensibin parçaları olmuşturlar.'' diyerek son noktayı koymaktadır. Yani, salt vakıf/dernek tabelasının kullanılmasında mahsur görmeyen ve asla bu tabelaları koruma adına ödün vermeyeceğini açıklayan ve gözünü kırpmadan dayatmalar karşısında bu tabelaları fırlatıp atacaklarını deklare eden mü’minleri diğerlerinden tefrik etmeden sistemle bütünleşenler genellemesine/yaftasına ne demektesiniz?
ali derda’nın ''Hangi vakıf yada dernek ilk nesil cemaatının fikirlerini benimsiyor? (zımnen kendince yoktur cevabından hareketle) genelleyerek sorduğu soruya cevabınız nedir?
Özetle; siz ve yorumcuların kanaati, bizler tehlikede miyiz?! Sistemin kucağında debelenen s.n ceren’in ifadesiyle güruhlar mıyız? (''güruh'' kelimesinin aşağılamak için kullanıldığı unutulmasın)
Hem yorumcular hem de siz cevap verirseniz sevinirim. selamlar.

A ali derda 01 Ocak 2012

Kemal ağabey, sizin herhangi bir derneğe üye olduğunuzu bilmiyordum. Bilmiş olsamda aynı sorum değişmeyecekti.. Doğru tarif ettiğiniz niyetimle meramımı anlamışsınız. Çok fazla zamanım yok ve size uzun uzun açıklamalarda bulunamayacağım. Ki sizin gibi becerikli de değilim yazmada. Ancak size şunu hatırlatmak istiyorum. Bu din ne benim(ben kimimki), nede başkasının tekelinde değil. Kural ve yasalarınıda biz koymadığımız gibi en ufak bir müdahalede bulunma lüksümüzde yoktur. Şayet böyle bir gaflete girecek olursam yada olursak bu tamamen bizim helakımıza olur. Kimseyi, kimseleri tekfir etme gibi bir gayretin içinde olmadığım gibi söylemek istediğim şeyler, hak olarak bildiğim ve yanlışlarını gördüğüm arkadaşlarımıza faydayı amaçlamaktadır.
Kendi sorumun cevabını, yazar beyden, yada sizden beklemediğim gibi, tamamen objektif olması açısından uzunca ve kırıcı tartışmalara girmemek için kendimde cevaplamıyorum. Fakat bir fikrimi paylaşmak istiyorum. Buna tavsiyede diyebilirsiniz.
Yükardaki yazıyı, ve yorumcu kardeşlerimizin söyledikleri üzerine sizinde talep ettiğiniz açıklamaları ben yada başka biri yapmasında bunu hepimizin değer verdiği başka insanlara soralım. Bu bağlamda size ve merak eden tüm kardeşlerimize tavsiyem şudur: Gelin, yanıbışımıza Mevdudi’nin dört terim’ini, Seyyid Kutub’un yoldaki işaretler’ini, ve Celalettin Vadandaş’ın Hz. Muhammedin hayatı ve İslam Daveti isimli eserlerini alıp okuyalım. “Defalarca okuduk zaten” dediğinizi duyar gibiyim. Ama ben bu defa farklı olsun istiyorum. Şöyle ki; derda tavsiye ediyor diye değil, ALLAH RIZASI İÇİN, daha önce bildiğimiz ve yaşadığımız tüm değerlerimizi minder altına emaneten bırakalım. Kafamızdaki tüm yargıları tamamen bir daha geri almamak üzere çöpe atalım ve okuduğumuz Kuran hariç tüm kitapların birikimlerini geçici olarak unutalım ve bu saydığımız eserleri sırasına koyduğum şekilde, sindire sindire okuyalım. Göreceksiniz ki o zaman hak apaydın olacaktır. Güneş gibi parlayacaktır yüreklerimizde... Lütfen!!! Ne dedim? ALLAH RIZASI İÇİN dedim. Selamlar.

N nesrin 01 Ocak 2012

yaklaşık 100 yıllık bir zaman geçti,tevhidi müslümanlar şu anda ‘henüz cemaat oluşturma’ aşamasın da ve bu konuda bile dernek/vakıf konusunda uzlaşamama noktasındaysa acizane kendimizi gözden geçirmeye burdan başlamalıyız diye düşünüyorum.Fatma hanıma son notasına kadar katılıyorum..kendimize artık çuvaldızı batırmayalım mı?Yaşadığımız rejimin içinde kendimizce avuntularla zaman geçirip duruyoruz ve ilerlemek yerine sürekli gerileyip tavizler veriyoruz.kısacası kendi adıma söylemem gerekirse ALLAH’ın karşısında nasıl açıklayacağız bütün bunları bakalım.UTANÇ İÇİNDEYİM

K Kemal Songür 01 Ocak 2012

Öncelikle sn. Ceren’in yorumunda bulunan gruplar ifadesini güruhlar olarak okuyup eleştiriye tabi tuttuğum için kendisinden ÖZÜR dilerim, grup ve güruh kelimelerinin anlam sahasındaki farklılıktan dolayıdır bu özrüm, onun dışındaki genellemelerine yönelik eleştirilerimin arkasındaym. Bu eleştirilerimide kardeşlik hukuku çerçevesinde yapmaktayım.
1- ''UTANÇ İÇİNDE'' olmaya gerek yoktur, ta ki kullar üzerlerine düşeni yapmış olsunlar. Nice nebiler hem devlete hem de hatırı sayılır bir topluluğa ulaşamadan ama üzerlerine düşenleri yapmış olarak bu dünyadan göçüp gitmişlerdir.
2- Vakıf/dernek ismi altında (ki bunu aşağıdaki yorumumda nedenini-nasılı ifade ettim) tevhidi düşüncenin yaygınlaştırılması noktasında can hıraş/samimi gayret gösterenleri üst perdeden ''avuntularla zaman geçiriyorlar'' ''bütünü/hepsi sistemle uyumludurlar'' gibi iftiralardan/yaftalamalardan vaz geçilmesi gerektiğini tavsiye ediyorum.
3- İndallahta yapıp ettiklerimizden sorguya çekileceğiz, muhataplarla ilgili hele tevhidi düşüncelerle hayatı okumaya çalışanlara yönelik muhasipliğimizden/yargıçlığımızdan sorguya çekilmeyeceğiz, dahası bu yargıçlıklara bühtanlarların karıştırılması karşılığında hesabımızın zorlaşacağı gerçeğini unutmamalıyız.
4- Etrafımıza yansıtacağımız faydanın/hayrın doğru örnekliklerle/modelliklerle olabileceği gerçeği akıldan çıkarılmamalıdır, bunu ortaya koy(a)madan sürekli/salt istemezükçü-beğenmezükçü ruh hallerinden de kurtulmalıyız.
5- Öldük/bittik/yokuz gibi sürekli karamsar söylemlerin hem gerçeği yansıtmadığı hem nesillerimize hayal kırıklığı yaşattığı hem de nesillerimizin motivasyonunu kırdığını da bilmemiz gerekmektedir.
6- Kendimizi değerlendirirken ne olduğumuzdan fazla ne de eksik göstermemeli, muhatapları değerlendirirkende aynı ölçüyü tutturmalıyız, ya hep ya hiç/bardak ya doludur ya boştur gibi bütünüyle empatiyi sürgüne gönderen yaklaşımlardan da kaçınmalıyız, ruhuyla/duygusuyla/aklıyla/kalbiyle/idrakiyle inşa olunmuş insan tekine ayniyle mukabele etmeliyiz ve mekanik kalkış noktalı analizlerden uzak durmalıyız.
7- Fotokopik zihinlerle kardeşliğin/cemaatin/ümmetin oluşabileceği zannından/hayalinden de vazgeçmeliyiz.
8- Akılların saf tutmuş hali olan kardeşliği/cemaati ve istişari olanı öncelemeliyiz.
9- Kur’an’ın kendisine inzal olunan Rasulden başka ''mutlak doğru ya da en doğru'' anladığını/anlayabileceğini kimselerin iddia edemeyeceğini ve doğruya yakın anlama çabası içinde olduğumuzu, vahyin genel ruhuna uygun düşüncelerin/amellerin geliştirilmesi gerektiğini ve de bundan sorguya çekileceğimizi unutmamalıyız. Buradan kastım, haşa Kur’an’ın sündürülebilir anlamlandırmalarla yaklaşılacağı değil, vahyin genel ruhunun anlaşılacağı ve buradan sorguya çekileceğimiz gerçeğidir. Zaten, vahyin hayatı/insanı inşa eden hududları/emirleri/nehiyleri insan teki için yeterli ve apaçıktır, vahyi hayata yansıtma noktasında daraltıp/genişletmekten uzak duralım yeter.

F fatma ceren 01 Ocak 2012

Özrünüz kabul edilmiştir Sn.Songür.

Selamlar.

F fatma ceren 01 Ocak 2012

Sn.Nesrin, Sn.Derda ve Sn.Ebubekir’e,
basiretli yorumlarıyla katkılarından istifade etiğimi söylemeliyim. Allah razı olsun.

Ve Sn.Başaran;
yazılarının devamını merakla ve ilgiyle bekliyoruz.Tekrar elinize sağlık.

Selamlar.

A ali derda 01 Ocak 2012

Sn. F.Ceren, yazılarınızdan anladığım kadarıyla bizim yorumlara pek ihtiyacınız olmadığı halde, istifade ettiğinizi bilmek sevindirici. Fakat asıl amacımızın gerçekleşmediğini görmek bu sevincimizi kursağımızda bırakıyor. Allah sizden de razı olsun.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

İslam BAŞARAN — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.