İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06

Davette Yuvarlak Masa Modeli

Peygamberlerin gönderildikleri toplumlara karşı kullandığı iletişim dili, karşıtlık ve rekabet yerine bugün yuvarlak masa diplomasisinde de esas alınan şekilde barışçı, sıcak ve kuşatıcı bir dildir. Öyle ki, cehalet ve dalalet içerisinde bulunan toplumların yanında tuğyanın temsilcileri bile öncelikle bu davet diline muhatap kılınmışlardır.

25 Ocak 2010 4 dk okuma 10,6B okunma
100%

Üniversitelerin çeşitli sosyal bölümlerinde okutulan Beden Dili dersinde, insanlar arası iletişimin sağlıklı bir zeminde gerçekleştirilebilmesi hususunda gündeme getirilen bir örnek vardır: Yuvarlak masa diplomasisi.

 

Batılı ülkelerin 2. Dünya Savaşı sonrası kendi aralarında çatışma yerine diyalog ve ittifak arayışlarının sonucu olarak keşfettikleri bu diplomasi modeli şu gerekçeye dayanıyor: Karşılıklı oturulmaya göre tasarlanmış köşeli masalar, taraflar arasında daha başından psikolojik olarak bir karşıtlığı ve rekabeti doğurduğu için diyalog yerine çatışmaya müsait bir ortam oluşturmaktadır. İşte Batılı ülkeler bu tesbitten yola çıkarak yuvarlak masa diplomasisini keşfetmişler ve bugüne kadar da bu modeli uygulayagelmişlerdir.

 

Yuvarlak masaların, karşılıklı oturmaya dayalı köşeli masalardan farklı olarak karşıtlık fikrini başından devre dışı bırakan ve rekabet yerine diyaloğu kolaylaştıran psikolojik etkisinin tesbiti,  Avrupa Parlamentosu’nda, Birleşmiş Milletler’de ve benzeri diplomasi kurallarına göre işleyen kuruluşlarda bu modeli geçerli kılmıştır.

 

Batılıların 20. yy’da, o da iki dünya savaşında büyük bedeller ödedikten sonra yöneldiği bu iletişim ve diplomasi modeli, aslında Rabbimizin peygamberlerine bildirdiği davet modelinin bilimsel olarak keşfedilmesinden başka bir şey değil. Kur’an’da anlatılan peygamber kıssaları okunduğu zaman, bu iletişim modelinin tüm peygamberlerin davetinde belirleyici olduğu görülür.

 

Peygamberlerin gönderildikleri toplumlara karşı kullandığı iletişim dili, karşıtlık ve rekabet yerine bugün yuvarlak masa diplomasisinde de esas alınan şekilde barışçı, sıcak ve kuşatıcı bir dildir. Öyle ki, cehalet ve dalalet içerisinde bulunan toplumların yanında tuğyanın temsilcileri bile öncelikle bu davet diline muhatap kılınmışlardır:

 

“Firavuna gidin, çünkü o tuğyan etti.

Ona yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alır ve korkar.” (Tâ-Hâ 20/43-44)

 

Tüm peygamberler, toplumlarını barışçı ve kuşatıcı bir merhamet diliyle Allah’ın yoluna davet etmiş, onlara imandan yüz çevirmeleri takdirde uğrayacakları acı bir akıbetten endişe ettikleri mesajını vermişlerdir. Peygamberlerin hitap şekline bakıldığında, ötekileştiren ve dışlayan hitaplar yerine, “Ey Halkım!”, “Ey babacığım” gibi sıcak bir dil kullanıldığı görülür. Onların sataşmalarına, ithamlarına, hakaretlerine ve hatta saldırılarına karşı Allah için katlanmayı ve sabırla davet misyonunu sürdürmeyi bilmiş, tercihler kemikleşip saflar kesin olarak ayrıştığında ve çatışma kaçınılmaz olduğunda da yine ölçü ve estetikten ödün vermeyen bir çatışma dili ve pratiği ortaya koymuşlardır.

 

Tüm peygamberler gibi, peygamberlerin sonuncusu Hz. Muhammed’in daveti de bu çerçevede gerçekleşmiştir. Rabbimiz, elçisine, şirk ve cehalet üzerinde bulunanları hikmet ve güzel öğütle imana çağırmayı, muhataplarına sözün en güzelini söylemeyi, kötülüğe iyilikle karşılık vermeyi ve cehalet üzerinde bulunanların söylediklerine ve yaptıklarına sabretmeyi ve onlardan güzel bir ayrılışla ayrılmayı öğütlemiştir. Rabbimizin konuyla ilgili beyanlarından bazıları şunlardır: 

 

“Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle davet et ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Çünkü Rabbin kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O hidayete erenleri de en iyi bilendir.” (Nahl 16/125)

 

“Kullarıma söyle; sözün en güzelini söylesinler. Doğrusu şeytan aralarını bozmak ister. Şüphesiz şeytan insanın apaçık düşmanıdır.” (İsra 17/53)   

 

“İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, (kötülüğü) en güzel olan bir tarzda uzaklaştır. O zaman, (görürsün ki) seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost oluvermiştir.” (Fussilet 41 / 34)

 

“Onların söylediklerine sabret ve onlardan güzellikle ayrıl.” (Müzzemmil 73/10)

 

Hz. Peygamber’in, ilk muhatapları olan Mekke toplumu gibi Kitap Ehli’ne yönelik davetinde de öncelikli olarak bu iletişim dilinin geçerli olduğunu görmekteyiz. Kitap Ehli’ne yönelik davette, “ortak kelime”ye vurgu yapılmış ve bu “ortak kelimede" buluşma çağrısı yapılmıştır:

 

“De ki: Ey Kitap Ehli! Bizimle sizin aranızda ortak (olan) bir kelimeye (tevhid kelimesine) gelin. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiç bir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim. Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: Şahid olun, biz gerçekten Müslümanlarız.” (Al-i İmran 3/64)

 

Evet, İslam’ın öngördüğü iletişim dili ve davet modeli, muhatabı ötekileştirip daha başlangıçta karşıtlık üreten çatışma dili yerine, diyalog ve barışı önceleyip zorlayan, muhatabı kazanmaya endeksli bir dildir. Batı diplomasisinin ancak 20. yy’da keşfedebildiği yuvarlak masa modeli, aslında insanlık tarihi boyunca İslam davetinde geçerli olmuş iletişim modelinin adıdır.

 

70’li ve 80’li yıllarda Tükiye’deki tevhidî bilinçlenme sürecinin o ilk heyecan aşamalarında bu konuda ciddi zaaflar gösterildiği, birçok gencin anne-babasını bile doğrudan karşısına alıp çatışmacı bir dille dışladığı bilinmektedir. Bilinçlenme sürecinin olgunlaşmasıyla birlikte giderek ortadan kalkan bu dışlayıcı ve çatışmacı yaklaşımın, son dönemlerde tekfirci eğilimlerin yaygınlaşmaya başlamasıyla birlikte yeniden kendini göstermeye başladığını görmekteyiz.

 

Bu konuda İslam adına İslam’ın kabul etmediği tutumlara yönelen, insanları güzellikle, tatlı bir dil ve kuşatıcı bir yaklaşımla “ortak kelimeye” (tevhid akidesine) davet etmek yerine yaftalayıp ötekileştiren, kırıp döken kardeşlerimizi ikaz etmek ve geçmişte benzer tutumlarla açılan yaraların yeniden kanatılmaması için elimizden gelen çabayı göstermekle mükellefiz.

Paylaş X Facebook

Yorumlar 10

Ö ömer bitlis 01 Ocak 2012

O zaman biz yanlış yapıyoruz, diğerleri gibi olmalıyız.

Ama diğerleri gibi olunca sonuç değişmiyor, yok yok ötekiler gibi olmalıyız.

O zamanda yazıya uymuyor.

En iyisi böyle kalmak...

Lafı nasıl söylersen söyle eğer sana tepki gösteriyorlarsa doğru yoldasın demektir...

Ş Şükrü Hüseyinoğlu 01 Ocak 2012

Ömer kardeşim, düşüncelerini daha muhkem ifadelerle yazarsan konu üzerinde tartışabiliriz. “Biz” kim, “Diğerleri” kim, “Diğerleri gibi olmak”tan kastın ne? “Böyle kalmak” nasıl kalmaktır?

Ö ömer bitlis 01 Ocak 2012

Biz: Tevhidi müslümanlar, radikaller, fundamantalistler...

Diğerleri: Muhafazakarlar, geleneksel islami cemaatler, tarikatler, abiciler, şuncular, buncular, devletçiler, osmanlıcılar, partililer, ılımlı islamcılar...

Diğerleri gibi olmak: Yumuşatmak, yumuşamak, onlara benzemek, törpülenmek, mütahit olmak, en iyisini kullanmak ama zekatını vermek, özenilmek, sicili temiz kalmak, ne olduğu belli olmamak...

Böyle kalmak: Dik durmak, köşeli olmak, halkın anlamadığı şeyler söylemek, niceliğe değil niteliğe önem vermek, militan olmak...

Evet gerçektende böyle kalmalıyız, hassasiyetlerimizi korumak için bu yaftaları yemeye razıyım.
Biz daha iyisini yapana kadar en iyisi bu...

Allah bize emrettiği gibi iman etmeyi, emrettiği gibi kulluk etmeyi ve şehit olmayı nasip etsin. (Amin)

Ş Şükrü Hüseyinoğlu 01 Ocak 2012

Yüce Rabbimiz Fir’avn’a gönderdiği elçilerine ne demişti: “Ona yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alır ve korkar.” Evet, Hz. Musa ve kardeşi Hz. Harun Fir’avn’a gittiklerinde dillerini yumuşattılar, sözü güzel söylediler, fakat dinlerini, yani mesajlarını asla yumuşatmadılar.

Bunu diğer peygamberler de böyle yaptı. Nihayet Hz. Peygamber’in daveti de bu temel ilke üzerinde gerçekleşti: Dalalet üzerindeki insanları en çok rahatsız eden açık ve net mesajları, tatlı bir dil ve barışçı bir üslupla dillendirmek.

H hikmet erturk 01 Ocak 2012

Davet her müslümanın görevi.Fakat çok zor bir uğraş.Ne demek istediğim bu işe adanan kardeşler daha iyi anlıyordur.Muhatabınız insan olunca tabiki her insanda farklı farklı oluyor.Şükrü kardeş mesajı eğip bükmekten bahsetmiyor.Konu yanlış anlaşılmasın.Kullanılan dilin güven veren muhatabında onun iyiliğini düşündüğümüzü belli eden bir yönü olmalı diyor.Tabik sabırlı olmak mesajı iletirkende kendimizi hatasız kusursuz görmeden muhatabımız sözlerimize uymuyorsa öfkeye kapılmadan devam edebilmek.Bazen öfkelenebiliyoruz sonrasında helalleşebilmemiz lazım.Bu yola aday olan kardeşlere Allah sabırlar versin.Önemli bir hatırlatma yazısı Allah razı olsun.

A Abdullah 01 Ocak 2012

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla

İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. Bir de bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir.

Güzellikle ayrılki, tekrar anlatmak istediklerini anlatabilesin.

M matav 01 Ocak 2012

Hay Allah razı olsun kardeşim!
Bıraktık İslamın kabullerine itiraz edenleri ötekileştirmeyi, bizatihi İslamın içinde ama benim gibi düşünmüyor diye insanları ötekileştirdiğimiz bir sürecin içindeyiz biz. Güya düşünceler ama aslında şahıslar rasyonalist, akılcı, modernist, harici, selefi, neomutezile ve daha nelerle ayrık otları gibi tanımlanmıyor mu? Bir Allah’ın kulu, “bu bana göre böyle,ben böyle düşünüyorum” deme zahmetinde bile bulunmadan kendilerine rağmen düşünce serdetmişlere vur abalıya tarzı davranıyor ya kahrediyor beni..Ne o ,neyi paylaşamıyoruz kardeşim?Allah’ın rahmetini mi,şefkatini mi,şefaatini mi,vermekle zerre miskal eksilmeyecek mükafatlarını mı,ikram edilen nimetlerin hiç tükenmediği,sonsuz genişlikte olan cennetini mi?
Bakın, daha dün denilecek bir zaman diliminde bir söyleşi yayımlandı bu sitede. Polemiğe sebep olmayayım diye yorum yazmadım ama hazır bu yazı vitrindeyken bir şeyler söylemeden geçersem kendime zulmetmiş olacağım kesin. Yeni nesil müslümanlar olarak tarihin derinliklerinde kulaç atarken fırkalaşmaya, hizipleşmeye, mezhepleşmeye, yani islam düşüncesinde ama bir kulpundan tutmuş ayrılmışlara rastladığımızda hop oturup hop kalkmadık mı, niye bölünüp parçalanmışlar diye?
Şimdi de bizler, bize rağmen düşünce üretenleri; yok tarihselci, yok tarihsici, yok bilmem ne diye, üstelik niyet okumalara girişerek, üstelik zanni verilerle, üstelik iddia sahipleri “Allah’a olan inancımla, peygamber gerçekliğini kabul etmemle, ahirete, hesap gününe inanmakla vs. ben müslümanın kardeşim!” demelerine rağmen; yok, “sen şu şu sebeplerle tarihselcisin, yani zımnen sen bu Dinin altını üstünü karıştırıyor, fitneye yol açıyorsun” ve tarihte de benzer iddia sahipleri olmasına rağmen “kıssalara böyle yaklaşıyorsun, mucizeleri aklileştiriyorsun, dahası sen inkârcısın” vs.vs. diyerek kınadığımız geçmişi bugüne taşımıyor muyuz, kınadığımız insanları kendi bedenlerimizde, kendi dillerimizde yeniden konuşturmuyor muyuz?
Kur’an’ı anlamayı kendi akli melekelerimizi kutsayarak, sanki başka bir formda bize vahiy gelmişçesine, sanki yaşadığına, varlığına inanılarak Hızır’la muhabbet etmişçesine; dahası rüyaya yatarak söylemlerini sanki Hz.Peygambere teyit ettirmişçesine ipotek altına almış olmuyor muyuz?
Kendi doğumuna vesile olmuş ama kendi gibi bilmeyen ve sadece bildikleriyle amil olan anne babası için;kendi sözlerine,tavsiyelerine uymayan,hatta daha da aksine davranan eşi ve çocuklarından birinin ölümlerinden sonra için mevlit okumaktan, yani rahmet dilemekten,yani onların cennete gitmesini istemekten insan olması hasebiyle,Allah’ın kendi rahmetinden bir nebze de olsa kullarının fıtratına yüklediği merhamet duygusundan ötürü haklı olarak geri duramayan insanımız,nedense başkaları için sadaklarından ötekine dair okları çıkarıp,en gergin bir tarzda “öteki”lere fırlatmaktan hiç te hicap etmiyor.Sanki üstüne vazife verilmiş gibi,sanki en yetkili oymuş gibi,sanki her şeyin en iyisini o bilir,o anlarmış gibi.
Bir de Kur’’an’a göre böyle,Kur’an’a göre şöyle denilmiyor mu,çık işin içinden çıkabilirsen!
Yahu hangi tarikat,hangi mezhep,hangi cemaat dediklerini Kur’an’a göre demiyor ki?
Neyse,daha da zorlamayayım şartları.Öfkem kendime,kızgınlığım bana..Yer yer ben de kapılıyorum “öteki” ne doğru esen rüzgarlara…Oysa şimdi birlik zamanı,denildiği gibi aramızdaki bir olan kelimede anlaşarak..
Selametle..
matav

A ahmet düzgün 01 Ocak 2012

Hz. Peygamberin Ehl-i kitapla olan ilişkilerinden, Kur’an’ın ona bu konudaki uyarılarından bizde geleneksel çevrelerde bulunan müslüman muhataplarımızla olan diyaloglarmızda yararlanmalıyız.

Hikmetle vahye çağırmak,tevhidi gündeme getirmek kavga etmek/tartışmak demek değil,tam tersi ıslah çabaları ısrarla vahyin şahitliğini örneklendirme çabası içinde olup bu çevrelerle sağlıklı diyaloglar kurmakla mümkün diye düşünüyorum.

Bu konuda tüm geleneksel çevrelerin Kur’an meali basmak zorunda kalmaları aslında o çevrelerinde sahih olana doğru çok uzun vadede de olsa evrildiklerinin en güzel göstergesidir.

Hz. İbrahim’in ‘babacığım’ hitabının bizim için dikkate alınması gereken bir örnek olduğunu her daim aklımızda tutmalıyız.

Unutmayalım hayatı azda olsa ilkelerle bir araya gelip kadro oluşturup siyaset üretebilenler etkiliyor,sorun şu ki vahyin siyasetini üretme çabamız çok yeni acemiliklermiz olması da çok doğal,bu islami duyarlıkları olan geleneksel çevreler bu siyasetlere eklemlenmekten başka ne yapabilirlerki ?

S süleyman dilmen 01 Ocak 2012

3/159. Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.

M Mustafa Çavdar 01 Ocak 2012

S A
Allah razı olsun Şükrü abi
bizim davetimiz Allahın emri Peygamberimizin örnekliği olmalı bu kişilerin KURANI KERİME aykırı görüş ve davranışlarını söylemezsek zuhruf suresi 36 - 37 ayetleri kapsamına girmezmiyiz

fussilet suresi 33. Allah’a davet eden, doğruları yapan ve “Ben Müslümanlardanım” diyen kimseden daha güzel sözlü kim vardır?

şirk batağı içinde olup kendini hak yolda zannedenlere islam dini yerine tarikat ve cemaatlerine davet edenleri ne yapacağız
NOT: Kuranı Kerim meal bilgi yarışmasına hazırlanalım, destek olalım, bütün insanlara duyuralım
ALLAHA emanet olalım

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Şükrü HÜSEYİNOĞLU — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.