Demokrasi, Felsefi Köklerinden Kopartılarak Tanımlanamaz
Demokrasi çok boyutlu bir kavramdır. Bir yönetim biçimini, bir karar alma sürecini, bir yaşam biçimini ve bir değerler kümesini ifade eder. Bu farklı boyutlar iç içe geçtiğinden, birini diğerlerinden ayırıp demokrasiyi yalnızca tek bir boyutuyla incelemek anlamlı bir çaba olmaz.
Kavramlar kendi üretildiği koşulların, şartların bir ürünüdür. Tarihi arka plan, onu doğuran etkenler ve o kavramları tanımlayan fikir babalarının metinlerini göz ardı ederek kavramlara yeni içerikler kazandırmaya çalışmak anlamsız olup yanıltıcı sonuçlar doğurur.
Marksizm, Laiklik, Demokrasi, sekülerizm gibi kavramların sahipleri, o kavramlara anlam yükleyen ideologlarıdır. Bu kavramlara tarihi tecrübelerinden yola çıkarak gömlek biçen ideologları yok sayıp, “bence Marksizm” şöyledir, “bence Demokrasi” böyledir yaklaşımları komik ve anlamsız kalmaktadır.
Tarihinde Avrupa’nın yaşadığı tecrübeyi geçirmemiş, o döneme ait sorunlarla karşılaşmamış Müslüman toplumlara demokratik modeller üretmek, kişiye ölçüsüz, provasız elbise biçmek gibidir. Ve bu elbise sahibini sürekli rahatsız edecektir.
Feodaliteyi, kilise zulmünü yaşamamış, muharref Hristiyanlıkla asla irtibatlandırılamayacak olan İslam’ı kabul etmiş Müslüman toplumlara, benmerkezciliği, insanın tanrı karşısında mutlak bağımsızlığını da içine alan sınırsız özgürlüğü, aklın kutsanması gerektiğini ve tüm bu sonuçları bir kazanç olarak görmesini nasıl izah edebilirsiniz.
Sınıf çatışmalarına uygun uzlaşma yöntemi olarak gelişen Batı demokrasileri, tarihinde sınıf çatışmalarına sahne olmamış ve sosyal örgütlenmesini cemaatleşme esasına göre şekillendirmiş Müslüman toplumlara nasıl sunulabilir.
Ama maalesef, Müslümanların içerisinde bulunduğu yenilmişlik psikolojisi, onları, yeryüzünü sömürerek elde ettiği maddi kalkınmayla toplumlarına müreffeh ve rahat bir hayatı yaşatan batı olarak tanımladığımız emperyalist gücün ürettiği bu modellere yönlendirmiştir. Ekonomik sömürü ve adaletsizliğe karşı sosyalizme öykünen Müslümanlar, ulus devletlerin yarışında nasyonalizmi keşfetmiş, otoriter, diktatör ve baskıcı rejimlere alternatif olarak da demokrasi ipine sarılmıştır. Bu birliktelikler, biri diğerini içerisinde asla barındıramayacak olan sosyalist-Müslüman, nasyonal(milliyetçi)-Müslüman ve demokrat-Müslüman tanımlarını doğurmuştur. Bu doğumun sonucu, spastik, özürlü zihne sahip fertlerin çoğalmasından başka bir şey olmayacaktır. Yani değil sorun çözme, uğraşılması gereken yeni sonuçlarla karşılaşılacaktır.
Demokrasi çok boyutlu bir kavramdır. Bir yönetim biçimini, bir karar alma sürecini, bir yaşam biçimini ve bir değerler kümesini ifade eder. Bu farklı boyutlar iç içe geçtiğinden, birini diğerlerinden ayırıp demokrasiyi yalnızca tek bir boyutuyla incelemek anlamlı bir çaba olmaz.
Zalim diktatör idarecilerin yönetiminde 50 yıl kaybeden Müslümanlar, batılı değerlerin kutsandığı demokratik sistemlerle bir 50 yıl daha kaybetmemelidir. Bu sebeple Müslümanlar demokrasinin tarihi sürecinden yola çıkarak felsefi arka planını görebilmeli, demokrasinin kendi değerlerine özgü bir yaşam modeli sunduğunu anlamalı, başka dinlere ve hatta kültürlere asla tahammülünün olmadığını, onları kendisine dönüştürmeye çalışan açık bir din olduğunu fark edebilmelidir.
(Not: Bu yazı, Hamza Er'in İLKAV Demokrasi panelindeki konuşmasının giriş bölümüdür)
Yorumlar 6
Allah razı olsun Hamza Abi...Demokrasi Ölüye Biçilen Kefen Gibi Müslümanlara giydiriliyor...Kefene eyvallah amma Ümmet öldü mü ki Bu kefene ses seda çıkaran yok.Teneşirde gibi sessiz ve hareketsiz...Ölmediğini Gösterecektir Ümmet...
Selamun aleykum
Demorasinin ipine sarılanlar onunla haşredilirler,
Çoğunluk hep hakkın karşıtı olagelmiştir
Ercüment özkanın bir sözünü izlemiştim. Bu kıyafet hıristiyanların kıyafeti, ne oluyorda müslümanlara giydiriyorlar.onlara uyan bir kıyafet malasef islama giydirilmiş durumda. Allah razı olsun...
AZİZ KARDEŞİM,
YÖNETİM BİÇİMLERİNİN İSLAMİLİĞİ İLGİNÇ BİR ZORLAMA SORU BENCE.İSLAMİ HALI YADA İSLAMİ KAPI GİBİ BİR ŞEY.MÜSLÜMANLAR İSLAMIN DÜNYA GÖÜŞÜNÜ TARAFSIZ VE ORTAYA YAŞANABİLECEK BİR SİSTEM VE DAVRANIŞ KALIBI ORTAYA KOYDULAR DA MÜSLÜMANLAR MI YAŞAMADI..
s.a.
Öncelikle yorumların büyük harfle yazılması ve bu şekilde onaylanması hoş, estetik durmuyor. Büyük harfle yazmak yazılanın doğruluğunu ispatlamıyor.
Ayrıca gerek bu giriş yazısında ve gerekse konuşmanın tamamında (ilkav’ın sitesine bakabilirsiniz)Demokrasinin bir yönetim biçimi olarak görülmesinin hatası gündeme getiriliyor. Zaten bu fark edilmiş olsa bu yorumu yazmaya ihtiyacınız kalmayacaktı... Demokrasi ve islam apayrı temelleri ve hayat tasavvurları olan iki farklı -inanış, model, dünya görüşü-... Yani apayrı iki DİN...
İslami yönetim biçimi ise donuk, tarihten motomot kopyalanacak bir biçim değil, İslamı talep edenlerin -temel değerlere bağlı kalmak koşuluyla- ortaya koyabilecekleri projelerdir. Şimdi şunu sormak lazım,ortada içerisinde bulunduğu cahiliyeyi sorgulamaya başlayarak islami olana göre yönetilmeyi talep etmiş yığınlar oluştu da iş sistemin teknik koşullarını oluşturmaya mı kaldı? Ama illa ısrar edilirse ona yönelik söyleyecek sözümüz, önerilerimiz de şüphesiz bulunmaktadır.
İnşallah yazının tamamı okunduğunda konu daha iyi anlaşılacak, İslami kapı, halı gibi ifadelerle seviye düşürülmeyecektir. Allah’a emanet...
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Kardeşim bu nasıl bir algılama kur’an’ı ortada değilmi , sorduğun insanın sorumluluğu seninde sorumluluğundur. Peygamber (s) örnekliği yetmiyor mu model olarak, hazır uygulanmış, insanlar o hayatın tadını almış, adaletin uygulanmadığı alan kalmamış. İnsanların önünden, gözünden demokrasi fotoğrafı çekmedikçe hakikati göremezler. Allahın haramları bellidir ona göre sistemi ugularsın. Bu kadar zor değil zor olan insanların, kendilerinden ortaya koyduğu heva ve zanlardan kaynaklanmaktadırlar. Biz bir kere Allah’ın nizamını istiyor muyuz, istemiyor muyuz kendimize soralım.
