İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
08 Temmuz 2013

Demokrasinin Sınırları

Demek ki neymiş: Demokrasi sadece demokrasinin felsefesine, yani insanın insandan başka rab ve ilah tanımaması tuğyanına iman edenler için geçerli, ancak bu temel sınırı kabul edip bu sınıra kayıtsız şartsız tâbi olanlara söz ve eylem hakkı tanıyan bir ideoloji / dünya görüşü imiş. Demokrat olmanın ön şartı, laik devlet ilkesini savunmakmış. Laikliği savunmayanların, toplum hayatında Allah’ın dininin ölçüleri hakim olsun düşüncesine sahip olanların, bu düşüncelerini dile getirme hakları yokmuş.

08 Temmuz 2013 3 dk okuma 10,6B okunma
100%

Tevhidî bilinç sahipleri, yıllardır demokrasinin salt teknik bir yönetim biçimi olmadığını, temelde kendine has ölçü ve sınırları olan bir felsefe / dünya görüşü olduğunu ve bu dünya görüşünün, insanlığın dünya ve ahiret saadeti için bildirilmiş olan Rabbani hayat nizamı İslam'la kesinlikle örtüşmediğini / örtüşemeyeceğini söyleyip dururlar. Ne var ki bırakalım toplumu, İslam dâvasına taraf olma iddiasındaki birçoklarına dahi dertlerini anlatamazlar. Anlatamazlar, zira insanlar özgül ağırlıkları bulunmayan yapraklar gibi rüzgârlara kapılıp havada savrulmaya çok müsait hale gelmiş durumdalar.

Zorlu gerçekler yerine, pembe hayaller insanlara daha çekici gelmektedir. Bu yüzden de popülizmin estirdiği rüzgârlarda sörf yapmak, ölçü ve ilkelerle ne kadar uyum sağladığına çok dikkat etmeden modern sihirbazların büyülü sloganları eşliğinde sürüklenmek tercih edilen tutumlar olmaktadır.

Gariptir ki, İslam dâvasına taraf olduğu iddiasındaki birçok insanın gözlerini kapadığı, görmezden geldiği bazı zorlu gerçekler, zaman zaman İslam'ın hasımlarınca Müslümanların gözüne sokulurcasına dillendirilmektedir.

Bu zorlu gerçeklerden ikisi, geçtiğimiz günler içerisinde Star ve Zaman gazetelerinin liberal düşünce sahibi yazarı, akademisyen Eser Karakaş ile 28 Şubat sürecinin önde gelen aktörlerinden, İstanbul Üniversitesi eski rektörü Kemal Alemdaroğlu tarafından dillendirildi.

İslami değerlere düşmanlığıyla tanınan Kemal Alemdaroğlu'nun, CHP'nin başörtüsü yasağına çözüm vaatlerini eleştirirken dile getirdiği, "Rejim değişip İslam devleti kurulmadan bu sorun çözülmez" açıklaması aslında birçok Müslümanın yüzleşmek istemediği bir gerçeğe işaret ediyordu. İslam - küfür mücadelesinin somut sembolü haline gelmiş olan başörtüsü yasağı zulmünün veya Müslümanların muhatap olduğu diğer sorunların gerçek, şartsız-sınırsız çözümünün ancak ve ancak İslam'ın iktidarıyla mümkün olduğu gerçeğine hangi Müslüman karşı çıkabilir?

Eser Karakaş'ın, 27 Eylül tarihli Star'da kaleme aldığı "Gazeteciliğin sınırları" başlıklı yazısı ise, tüm ilmî gerçeklere göz yumarak demokrasiyi salt yöneticilerin belirlenmesiyle ilgili teknik bir entsrüman olarak algılayan ve İslam'la demokrasiyi bağdaştırmanın da ötesinde özdeşleştirme gayreti gösteren mahalle sakinleri için gerçek mânada bir ders niteliğindeydi. Karakaş, hiç eğip bükmeden "gazeteciliğin sınırları" adı altında aslında "demokrasinin sınırları"nı dile getiriyordu:

“Köşe yazarlığının, hele merkez medya iddiasındaki gazetelerde yazanların, özgürlüklerinin sınırları var; bu sınırlar da Anayasa’da ifadesini bulan demokratik, laik, hukuk devleti sınırları. Bu çerçeve içinde kalındığı sürece günümüzde köşe yazarlarının özgürlüğü sonuna kadar kutsal ve arkasında durulacak bir pozisyon. Türkiye’de köşe yazarlığı yapıyorsanız, laik devlet ilkesini ve demokratik hukuk devletini savunacak, bu ilkelere ters düşen girişimlere karşı tavır alacaksınız. Daha somuta inelim; askeri darbelere, muhtıralara çekincesiz, radikal olarak karşı çıkacaksınız (demokratik hukuk devleti); devletin laik yapısına karşı girişimlere tavır alacaksınız, mesela Ankara’da olduğu gibi bir sokak ya da mahallede içkili yer referandumunu kepazelik olarak kabul edeceksiniz, karşı çıkacaksınız (laik devlet)."

Demek ki neymiş: Demokrasi sadece demokrasinin felsefesine, yani insanın insandan başka rab ve ilah tanımaması tuğyanına iman edenler için geçerli, ancak bu temel sınırı kabul edip bu sınıra kayıtsız şartsız tâbi olanlara söz ve eylem hakkı tanıyan bir ideoloji / dünya görüşü imiş. Demokrat olmanın ön şartı, laik devlet ilkesini savunmakmış. Laikliği savunmayanların, toplum hayatında Allah'ın dininin ölçüleri hakim olsun düşüncesine sahip olanların, bu düşüncelerini dile getirme hakları yokmuş.

İşte bu coğrafyada ismi demokrasiyle özdeşleşmiş bir akademisyen-yazarın kaleminden "demokrasinin sınırları"...

Demokrasinin, Âlemlerin Rabbi'ne tuğyan edip, insan akıl ve iradesini ilahlaştıran temel felsefesini, laiklikle ikiz kardeş oluşu gerçeğini ıskalayıp, kendilerinden geçmişcesine küresel ifsad korosuyla birlikte demokrasi şarkıları söyleyen mahalle sakinlerine hatırlatılır...

(Not: Bu yazı ilk olarak 1 Ekim 2010 tarihinde İktibas sitesinde yayınlanmıştır.)

Paylaş X Facebook

Yorumlar 4

F fatma ceren 01 Ocak 2012

Cidden güzel bir hatırlatmaydı. Allah razı olsun.

Siz özgül kütle ile yaprakların savrulması örneğini vermişsiniz, benim de aklıma “Merkezcil Kuvvet” geldi. Hani şu arabanın içinde gidiyorken, sağa dönünce sola savrulma meselesi...

Arabanın içinde belli bir hızda giderken sağa döndüğünüzde sola savrulursunuz. Çünkü hız vektörel bir büyüklüktür. Hem belli bir yönü/istikameti hem de büyüklüğü/derecesi vardır.
Siz hızla sağa kırıp yönü değiştirmek isterseniz -ki bu kuvvetle mümkündür-, içeride bu kuvvete karşı ters yönde “Merkezcil Kuvvet” meydana gelir. Bu nedenle savrulma yaşarsınız.

Sırat-ı Müstakim yolunda ilerlemenin/yol almanın şartları -yani hangi hızla ve hangi yöne gidileceği- vahiyle ve Rabbani metodla bildirilmiş ve ilkeleri değişmezdir. Ancak buna teslim ve tabi olursanız, o yol müstakim olur ve hedefe ulaştırır.

Eğer ki, belli bir hızda gidiyorken, hedefe kestirmeden ulaşayım diye -bir de hızı artırıp- direksiyonu sağa kırıverirseniz, hemen sola savrulur ve kendinizi ters yönde yerde buluverirsiniz.

Bu böyledir.

H HÜSEYİN ALAN 01 Ocak 2012

İBRET OLA!

Mısırda yaşanan gelişmeler nedeniyle, Türkiye ve benzeri ülkeler içinde geçerli duruma dair iki şey:

1-Müslüman coğrafyada kültürel kodlarıyla “Müslüman kimlikli” Demokratlara şunu diyelim (Bunlar, laik-ulusalcı-liberal-kapitalist-marksist...lerdir):

Müslüman mahallesinde “salyangoz” satıyorsunuz. Bu mahallede alış veriş edecekseniz, mahallenin değerlerine “saygı göstereceksiniz”. Müslümanlar sizleri değil, sizler Müslümanları “hazmedeceksiniz”. Evet, sizler hazmedeceksiniz.

Yaygara, gaygara ile tırstırageldiğiniz sakinler, sayenizde “malınızın” kalitesini anlamaya ve aldatıldığını görmeye başladı... Bunu sakın unutmayın ve her zaman hatırlayın!

2-Siyasi alanda demokrasiyi referans göstererek iktidar olan “dindar” Muhafazakarlara da şunu hatırlatalım:

Demokrasi, sandık ve seçim değildir. Ait olduğu değerler sistemi, özü, muhtevası ve varlık gerekçesi olarak asla değildir. Kendinizi kandırmaktan ve gülünç olmaktan vazgeçin!

Demokrasi, olmazsa olmaz olarak “dine referans vermeyen”, “din dışı” bir “yönetim usulüdür”. Laiklik, insan hak ve özgürlükleri, kapitalist üretim ve paylaşım, serbest ticaret gibi temel rasyonel ilkeler, bu nedenle demokrasinin en temel bileşenidir. Olmazsa olmazıdır.

Ve demokrasi, bu ilkeler üzerine kurulu toplumsal bir yapının yönetim şeklidir. Böylesi bir toplumsal yapı yoksa, demokrasi de yoktur. Havada kalır, zemini kalmaz, anlamsızlaşır. Toplumsal yapıyla uyuşmaz...

Bu nedenle, siz ey muhafazakarlar, tüm açıklama biçiminizi “seçim ve sandık” üzerine kurduğunuzda, sadece kendinizi ikna etmiş olursunuz ama asıl demokratları “yanıltamaz”, “aldatamazsınız”!

Bu nedenle, Demokratlara sempatik görünmeye çalıştığınız her zamanda, kendinizi “kabul ettirmek” zorunda kalacaksınız. Ve korkarım siz onları “hazmetmek” durumunda kalacaksınız! Buysa yazıktır, vebaldir, kötü akıbete alamettir!

Umut ediyorum ki, ahiret hesabı güden Müslümanlar için bu gelişmelerde ibretlik dersler vardır.

A ademoğlu 01 Ocak 2012

bunlar hiç kuran okumuyorlarmı fatihaya hiç bakmazlarmı demekki iş olsun diye namaz kılıp ibadet yapıyorlar. iyyakeneneğbudu.iiyakenestağin bunlar allahın fıkhı.yasası kuranı bırakıp kendine yol menzil olarak benzerini oluşturmaya kalkanlardır. bunlar kuduz yahudi.abdden daha zalimdir.kardeş yüreğin rahmet ve merhamet dolsun.

I idris 01 Ocak 2012

bu ayki(temmuz) genç birikim dergisini okumanızı tavsiye derim http://www.gencbirikim.net/demokrasi-havarileri/

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Şükrü HÜSEYİNOĞLU — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.