İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Kemal SONGÜR
Kemal SONGÜR
01 Ağustos 2013

Dernekler/vakıflar ‘’Olgusu‘’ Üzerine Değiniler

Tevhidi duyarlılığa gölge düşürmeyen vakıfları/dernekleri diğerlerinden tefrik etmeden yapılan bu genellemeci yaklaşımlar, duyarlılık sahibi müslümanları da salt tabela mevzusundan dolayı ‘kanalize’ edilen/kullanılan/güdülen, sistemin kontrolünde ve bu sayede sistemin hoşnut olduğu ya da sistemin gayri İslami işleyişine ‘’zararsız‘’ kimseler zümresinden mi görmektedir?

01 Ağustos 2013 9 dk okuma 5,0B okunma
100%
Ümmetin hal-i pürmelali ortada iken böylesi bir konuyu tartışmak ne kadar anlamlıdır bilemiyorum ama, maalesef ihtiyaca mebni olduğu kanaatiyle diyelim-geçelim.
 
Son zamanlarda ısrarla dernek/vakıf mevzuları işlenmekte/dillendirilmekte ve dernek ismi/tabelası kullananların tümü (tefrik edilmesine tenezzül edilmeden) sistemle/rejimle uyumludurlar bühtanıyla suçlanmaktadırlar. Aşağıda örneklendirmeye çalışacağımız bakış açılarına getirdiğimiz eleştirel yaklaşımlar kişilere yönelik değil, bakış açılarına/söylemlere yöneliktir. Bu konuyu irdelememizin nedeni şudur; vakıf/dernek tabelasını kullanan kardeşlerimizin tevhidi düşüncelerine, sisteme karşı duruşlarına, tevhidi düşüncenin yaygınlaşmasına yönelik gösterdikleri canhıraş cehdlerine şahidlik etmemiz ve bu kardeşlerimizin birileri tarafından salt tabela kullanmalarından hareketle sistemle uyumludurlar suçlamalarına dönük duyduğumuz rahatsızlık ve üzüntü kaynaklıdır.
 
Bazı kardeşlerimiz maalesef, birlikteliğin/vahdetin/kardeşliğin kriterlerini indi çıkarımlarla sürekli daraltmakla meşguller, örneğin; vahdet mi? öncü cemaat mi? sorularıyla tenakuza düşüldüğü farkedilmeden söylemler geliştirilebilmektedir. Aslında ''öncü cemaat'' kendi içinde vahdeti/birlikteliği sağlamış topluluk demektir, ''vahdet mi?'' sorusunun arkasından gelen sanki farklı bir önceleme gibi ''öncü cemaat mi?'' sorusu, cemaatin vahdetsiz olamayacağı gerçeğini  gözardı etmekte ya da unutmaktadır. Yani vahdet cemaatsiz olmaz, cemaatte vahdetsiz ol(a)maz. Tevhidi solumak ve ona davet etmek kendi içinde vahdete davet etmek demektir, yani tevhide davet aynı zamanda vahdete davettir, bu davet, muhatapları topluca/birlikte/vahdetle Allah'ın ipine/Kur'an'a sarınılması gerektiğine davettir.

Bu söylem sahipleri, kriterleri daha da daraltarak sistemi bütünüyle reddeden ve vahyin gölgesinde nebevi mücadele sünnetini kuşanan irili ufaklı nice vakıf/dernek ismi altında cehd eden kardeşlerimizi sistemle uyumlu olmakla suçlayabilmektedir. Vakıfların/derneklerin tümü/hepsi sistemle uyumludurlar diyerek, düşünsel kodlarıyla sistemle uyumluluk arzedenleri tefrik etmeden aynı karenin/kefenin içinde görmektedirler/göstermektedirler. Parentez içindeki cümleler bu söylem sahiplerinin zihinsel kodlarını özetlemektedir, (''Vakıf ve derneklerin, kendi koyduğu prensiplerinden ziyade, önce kendilerinin bir prensip altında toplandıklarının farkına varmalıdırlar.Zira ben hepsini(HEPSİNİ), bir prensibe bağlı, sistemle ve birbirleriyle gayet uyumlu olarak görüyorum. Bu prensibin emrinde, ona bağımlı, onu destekleyen ve asla onu tehdit etmeyen her faaliyette imtiyazlı; ancak hududları o prensip tarafından belirlenen gruplar bunlar.'') Bu ifadelerine karşılık kardeşane uyarılarda bulunarak İlkav, kalem-der, hay-der, zeynep-der, kardeşlereli-der, özgün-der ve benzeri irili ufaklı ülke çapında birçok derneğin olduğunu ve bu derneklerin sistemi reddettiğini, temel çabalarının ''tevhidi düşüncenin yaygınlaşmasına'' yönelik olduğunu, sistem tarafından bir dayatma geldiği takdirde ellerinin tersiyle var olan vakıf/dernek tabelalarını fırlatıp atacaklarını ve bu tabelaların asıl değil, kullanılan (kullanılmasında mahsur görülmeyen) bir araç olduğunu ve aslolanın Tevhidi düşüncenin yaygınlaştırılması noktasındaki fasılasız sorumluluklar olduğunu dile getirdiklerini hatırlatmamıza rağmen, bir cevap tenezzülünde bulunulmamıştır.

Ayrıca, ülke çapında sayılarını bilemediğim (tevhidi hassasiyeti olan) yüzlerce derneğin/vakfın bir kısmını teşkil eden yukarıda isimlerini verdiğim derneklerin/tabelaların kullanıcıları olan müslümanları, sanki/adeta bütün özlemlerini, cehdlerini, canhıraş koşuşturmalarını salt tabelaya indirgeyen/bağlayan yaklaşımları asla vicdani ve insaflı bulmuyorum. Bu müslümanların nezdinde vakıf/dernek tabelasına atfedilen önem ihtiyaca mebni giyilen bir ''ayakkabı'' mesabesindedir, sıktığı veya faydasız addedildiği zaman bir poşete konulup atılabilecek eşya/araç cinsindendir, bu kadar basittir!!!
 
Kafayı dernek/vakıf tabelasına takanların söylemleri devam etmekte; (''Mevcut sistem, İslami vakıf ve dernekleri kendi gölgesinde bilerek mi tutmaktadır?'') diye sorulmakta ve devletin kendi sistemini reddeden vakıflara/derneklere izin vermeyeceğini ve göz yumuyorsa eğer kendi sistemini tehdit eden bir yapılanma olarak görmüyor demektir, denmekte. Yani sistemi reddeden her ne varsa bunun adı ister dernek/vakıf olsun, ister dergi/kitap çalışması olsun, ister herhangi bir etkinlik olsun (kayıtlı ve sisteme bildirimliler ise)farketmez , bunlar yapılıyorsa/yapılabiliyorsa eğer ya sistem tarafından desteklenmekte ya da zararsız/işlevsiz/içeriksiz/itirazsız/uyumlu mahluklar olarak görülüp ''dernek/vakıf'' salonlarında VE BURALARDA NESİLLERİNİ YETİŞTİRİYORMUŞLAR GİBİ ZANNETMELERİNE,  bu nevi tabelalarla iftarlarda, piknik etkinliklerinde, internet sitelerinde, OYALANMALARINA, AVUNMALARINA,  göz yumulmaktadır!!!. Buradan hareketle (bu söylem sahiplerinin yaklaşımına göre) vakıf/dernek çatısı/tabelası altında yapılan etkinlikler, derneğin uzantısı olarak görülen sitelerde yazılan makaleler, söylenen her ne varsa sistemin rızasına ve müsadesine tâbi olduğu için herşey sistemle uymumludur denilebilir öyle değil mi? Yani kimse ben şöyle dik durdum/duruyorum demesin, beyhude diklenmesin, çünkü bu diklenmesi de 'müsaadeye/izne' tabidir!!!

Bu söylem sahiplerinin yaklaşımlarını şu mantıkla çoğaltmamız mümkündür; sistemin ''resmi kaydına'' girme boyutuyla derneklerin yanı sıra, ki derneklerin konumu şudur; dernek bildirime tabidir, derneğin hazırladığı tüzük incelenir ve onaylanılarak dernek açılır, tabi ki bu bildirimde ''donkişot''ca  ifadeler yer almaz ve almasına da gerek yoktur (tıpkı bir memurun/öğretmenin, tacirin bildiriminde/kaydında olduğu gibi), bildirime/kayıda tabi olan ticaret sahası da böyledir, yani tacir olan bir mü'minin ticaretine izin veriliyorsa (kazanılan paraların ola ki sistemin değişimine harcanması tehlikesine rağmen), mü'min bir öğretmenin hele bir din dersi öğretmeninin (çocukların beyinlerini yıkaması! tehlikesi olmasına rağmen), dergi, kitap, makale yazanların (sistemi köklü eleştirmeleri neticesinde taraftarlarının çoğalıp tehlike arzetmesine rağmen v.s  bütün bunlara izin verilmesinin/göz yumulmasının nedeni salt sisteme kayıtlı/haberli olmalarına ya da zaten bu insanların sisteme kayıtlı olmakla bütün ''islami yönetim'' özlemlerini yitirmiş olmalarına hamledilerek sistem nezdinde tehdit oluşturmayan zararsız/içeriksiz/işlevsiz/uyumlu olmaları sonucu mu? çıkarılmaktadır.
 
Yoksa önerilen, hayattan/insanlardan kopuk/uzakta bir dağa bir köye ya da evlere hapsolunan ve sisteme değen/dokunan ve onun göz yummasını ima olarak bile andıran herşeyi indi çıkarımlarla ''mutlak sakınılması'' (zanlarınca, sakınılmadığı takdirde din/iman elden mi gitmektedir acep..) gereken bir yaklaşım mı? önerilmektedir.
 
Bu söylem sahiplerinin yaklaşımına bir örnek daha verelim, (''Üstelik bu vakıf ve dernekler, bağlı oldukları kanunlar gereği, tüm sistemini Kur’an’a dayandıran ya da herhangi başka bir anlayışa dayanan siyasal bir amacı bile güdemezler. Üstelik mevcut sistemi; bu vakıf ve derneklerin varlığından hoşnut olan, belki Müslümanları bu yönde kanalize etmeyi teşvik eden ve bu sayede belli bir kontrolü elinde tutan olarak serdetmek yanlış olmayacaktır.'') Başından beri itiraz ettiğim bu genellemeci/toptancı yaklaşımlar, hem sistemi olduğundan fazla akıllı/her şeye hakim zannetmekte hem de müslümanları akıl yoksunu, tümüyle edilgen, içeriksiz-işlevsiz varsaymaktadır. Tevhidi duyarlılığa gölge düşürmeyen vakıfları/dernekleri diğerlerinden tefrik etmeden yapılan bu genellemeci yaklaşımlar, duyarlılık sahibi müslümanları da salt tabela mevzusundan dolayı 'kanalize' edilen/kullanılan/güdülen, sistemin kontrolünde ve bu sayede sistemin hoşnut olduğu ya da sistemin gayri islami işleyişine ''zararsız'' kimseler zümresinden mi görmektedir? Bir öğretmenin/memurun kendisiyle ilgili bildirimi/kaydı ne ise, bir tacirin bildirimi/kaydı ne ise, bir kitap yzarının kitabının yayınlanması için, kültür il müdürlüğü onayı, bandrolü ve kitabı basan matbaanın basım izni v.s ne ise, bir derneğin konumu da genel itibariyle odur. Yani demem o ki; seküler bir öğretmenle muvahhid bir öğretmenin tek ortak noktası nasıl öğretmenlik mesleği ise, sekülerliği soluyan/yansıtanların kullandıkları dernek tabelası ile,  vahyin gölgesinde hayatı soluyanların/yansıtanların ve ödün vermeden kullandıkları dernek tabelası aynıdır, yani mesele maslahata mebni kullanılan aracın benzerliğidir ve bu benzerlikten başka benzeyen başka da hiiiç birşey yoktur.
 
Burada bir anektod paylaşayım: Yaklaşık yirmi yıl kadar önce şehir dışından İzmir'deki müslümanlarla tanışmak için bir misafirimiz gelmişti, bu müsafirimiz kısa sohbetten sonra bizlere nufus cüzdanı kullanıp kullanmadığımızı sormuştu, bizlerde kullanıyoruz demiştik, misafirimiz başını sağa sola çevirerek tağutun verdiği cüzdanı kullanmak ha! yazık çok yazık demişti, ben de kendisine ne işle meşgul olduğunu sormuştum, cevaben ticaretle uğraşıyorum demişti, nufus cüzdanı taşımayan birine ticari kaydın yok mu sorusu abes olacağından ticareti nasıl yaptığını sordum, o da ticari alımlarda çek yaprağı lazım olduğunda müslüman kardeşlerinden çek yaprakları alıp arkasını ciro ederek kullandığını ve ticaretini böyle sürdürdüğünü söylemişti, bende hem kızarak hem gülerek mahsurlu gördüğün bir işlemi kardeşlerinin üzerinden yapmaya utanmadın mı demiştim. Anektod ile direkt olmasa da dolaylı olarak bağ kurulabilecek aklıma 57/27 ayeti geldi, koruma/korunma ve Allah'a daha yakın olma adına ruhbanların (Allah emretmediği halde) kendi-indi dini/ibadi ölçüler, yöntemler üretmeleri ve bu üretimlerine sadakat göster(e)meyip altında ezildiği gerçeğidir. Hududullaha gölge düşürmeyen pratikleri/yönelişleri indi çıkarımlarla daraltmak ve bunu muhataplara empoze etmek hem kendimize hem de muhataplarımıza zulüm olur, ''zorlaştırmayınız kolaylaştırınız, nefret ettirmeyiniz sevdiriniz'' nebevi öğretisi hayatın tümü için geçerlidir.
 
İster dernek/vakıf tabelası kullananlar olsun ister kullanmayanlar olsun, ölçümüz vahyin gölgesinde hayatı okumaları ve gayri İslami bir sistemi (söylemleriyle/pratikleriyle) iliklerine kadar reddetmeleridir. Vahdet olunmak için bu yeterli bir kıstastır/kriterdir. Bu minvaldeki (bir internet sitesinde) fikri tartışmalarımıza ve yorumlarımıza yönelik bir yazar ağabeyimiz, tartışılan konuya şu cümleyle; ''Kur'an'a uygun vahdet çağrısını, Mevlana'ya nisbet edilen "Ne olursan ol gel" sözüyle birbirine karıştıranlar'' şeklinde katkıda (!) bulunabilmektedir. Tartışılan konunun içeriği ile bu cümlenin/yaklaşımın örtüşebildiğini düşünüyorsa eğer yazar ağabeyimiz, pes doğrusu deriz ve geçeriz.
 
Bu yaklaşım sahipleri, tevhidi müslümanları resmetmeye devam etmekte; (''Tevhidi bir çatı altında olduklarını iddia etseler de, aralarında ciddi düşünsel ve eylemsel farklar görüyoruz. Farklı yapılanmaların zaman zaman kahvaltılarda, pikniklerde ya da iftarlarda bir araya gelişleri maalesef kardeşlik oluşumunu resmetmeye yetmemektedir. Zira kendi yapılanmaları içerisinde dahi ne kadar farklı olduklarını görmek zor değil. Gündeme bakışından tutun da, eylem protesto mantığına, kavramları algılayış ve çözüm arayışlarından yayınladıkları yazılara kadar bile, düzgün işleyen bir istişare mekanizmasının olmaması ve kaotik durum ve elbette ki ne vahdetin ne de birlikte hareket etmenin habercisidir.'') Yani, tevhidi bir çatı altında olduklarını iddia edenlerin aralarında ''CİDDİ'' düşünsel ve eylemsel farklar olduğunu söylemekte ve CİDDİ ayrılıklara somut bir örnek vermemektedir, yazarımızın kastının ''tevhidi bir çatı altında'' tabiriyle başlamasından ''Kur'an'a davet platformu'' ve onun medya uzantısı olan Küre Medya'nın olduğu yazdığı makalenin bütününde açıklıkla görülmektedir.
 
Ne yazık ki, tartışılan bir konuya farklı bakış açılarıyla bakmayı CİDDİ farklılıklar olarak görmek hayret verici bir şeydir, kaldı ki bir kaç kişinin katılımıyla yorumlanan makaleden hareketle (''bir yazı içeriğindeki konularda bile ortak paydada buluşamayanların, daha büyük işlere kalkışması durumundaki kaosu ve artık görünen köyü -Küre Medya’nın tutuverdiği projeksiyonla da-  daha net görülmesini istiyoruz'') denilebilmekte ve sanki dinin asıllarında tartışma yaşanmışcasına resmedilmektedir, mavi marmara konusunda farklı analiz yapmak (kaldı ki bu tartışılan konunun içeriği ortada iken) neden birlikteliğe ve yardımlaşmaya engel olsun, asla/köke taalluk eden konularda birleşenleri ve yarınlara yönelik hayırlı gelişmeler olsun için cehd edenleri (''daha büyük işlere kalkışması durumundaki kaosu ve artık görünen köyü -Küre Medya’nın tutuverdiği projeksiyonla da-  daha net görülmesini istiyoruz'') denilebilmesini en hafif ifadeyle asla vicdani bulmuyorum.
 
Şimdi; değişik şehirlerde yaşayan ve sistem içi mücadeleyi (partileşmeyi ve gayri islami olan sistemi açıktan reddeden ve de ilahi öğretinin hayatın tümüne müdahele etmesi gerektiğini açıklıkla ifade edenler) nebevi usule aykırı gören, mezhepler üstü düşünen ve ümmetçi bir yaklaşımla hayata bakan, üretilen/aktarılan her ne varsa Kur'an'a arzını zorunlu gören, gayrı islami/insani/ahlaki her ne varsa onlardan beraatini ilan eden müslümanların çok CİDDİ/YETERİNCE ortak noktaları var demektir ve bundan geriye kalan farklılıklarda asla CİDDİ farklılıklar zümresinden addedil(e)mez.
Ayrıca, nufusun ve coğrafyanın genişliği, hayatın işleyişindeki problemlerin çokluğu, bir yerden bir yere seyahatin masraflı ve zaman alıcı oluşu gibi bir sürü etkene rağmen, vahyin gölgesinde hayatı okumaya çalışan müslümanların tanış olma ve yardımlaşma adına tertipledikleri (masraf ve zaman gerektiren) piknik, iftar, kahvaltı ve kimi toplanma vesilelerini adeta ''gereksiz/işlevsiz görürcesine'' olan yaklaşımları da çok yanlış bulmaktayız, acaba bu eleştirileri yapanlar kendilerini Mekke dönemi müslüman nufusla ve sınırlı coğrafi yakınlıkta olan bir zaman diliminde mi yaşıyorlar zannetmektedirler, anlamak mümkün değil.

İslam'a hasım olanlar ortak paydalarını genişletirken ve yardımlaşırlarken, müslümanların ısrarla ortak paydalarını daraltmaları anlaşılır şey değildir, Rabbimiz yar ve yardımcımız olsun dualarımızla.

 

Paylaş X Facebook

Yorumlar 9

Y Yakup Döğer 01 Ocak 2012

“İslam’a hasım olanlar ortak paydalarını genişletirken ve yardımlaşırlarken, müslümanların ısrarla ortak paydalarını daraltmaları anlaşılır şey değildir”

Çok kayda değer olarak dikkatleri cezbediyor bu paragraf. Aslında en büyük problemlerimizden biri de, varsa hatalarımızı yüz yüze değil de karşıdan kafalarımıza çalarcasına dillendirmemiz. Biz iman edenler kardeşlik şuuruyla birbirimizi uyarmamız, düzeltmemiz, eleştirel yaklaşımlarımızı bir birimizin açığını gündemleştirmekten öte, ıslaha dönük çabalarımız olarak hayat geçirmeliyiz. Çünkü bu bir kardeşlik hukuku ve farizadır.

Müslümanın müteşabih olamayacağı, bunu iddia edenlerin de kastettikleri kadar müteşabih oldukları kendi savlarıyla sabittir. İtikadi ve ameli boyutta, muvahhit bir kul olmanın gayretini veren kardeşlerimiz, gerçekten çok büyük fedakarlıklarla bu ameliyelerini gerçekleştirmekte ve dünyevi olarak hiç bir karşılık beklememektedirler.

Eğer karşılıklı eleştirel düşünecek ve yanlışlarımızı hatırlatmak babından yazıp konuşacak isek, bu tamamen tevhidi duyarlılık ölçüsünde ve ekseninde olmalıdır. Tabelalara, kurumsal yapılanmalara, tüzüklere takılmayan bir bakış açısı yakalamalıyız.

Küfrün alabildiğine organize ve topyekün olarak Müslümanlara saldırdığı bir dönemde iki deniz arasında kaybolmak ve müteşabihleşmek Müslümanın teferruatta kaybolması demektir. Günümüzde Müslümanların en çok zaman ve enerji kaybına neden olan handikap teferruattır. Bir ayete yüz soru sormak, sorduğunuz her sorudan da başka sorular türetmek, hem amelinizi hem de hayata dair gerçekçi yaklaşımınızı dumura uğratır. Buna her Müslüman dikkat etmelidir.

Amellerimizde şirk, küfür, cahili sistemle aynileşmek, entegrasyon yok ise bir birimize destek olmalı, motivasyon enjekte etmeliyiz. Bugün tanıdığımız dernek, vakıf gibi kurumsallaşmış yapılar içerisinde hiç birisinin ne oluşa olsun tabelalarımıza sahip çıkalım diyenlerini ben tanımıyorum. Ne olursa olsun kurumumuza sahip çıkalım diyerek varlığını koruyanlar zaten bizim ilgi ve konuşma alanımızın dışındadır. Muvahhit kardeşlerimiz arasında da bu yöne sapma varsa acilen Allah için uyarılmalı ve kardeşlik hukukunun gereği yapılmalıdır.

Allah razı olsun Kemal abi, yüreğine kalemine sağlık.

R Rahmi Öz 01 Ocak 2012

http://www.ozgunyuruyus.com/yazar.asp?yaziID=2112
http://www.iktibasdergisi.com/news_detail.php?id=3291
Haksız ve yoğun eleştiri bombardımanına tutulmuş değerli bir yazarın böyle anlamadan dinlemeden ve kişiye değil dedikten sonra kişinin yazılarından koparılarak,oralardanda yazarın hiç dillendirilmemiş örnekleri vererek üstünde nahoş yorumlar yaparak böyle bir yazı yazmanızı esefle karşıladım Kemal Bey.Sizler takdir ettiğimiz yazılarından fayda umduğumuz olgun müslümanlar olarak sürekli merhametdiline atıflar yaparak bu tavrınızı destekleyen site yöneticilerininde ALLAH rızası için insafa davet ediyorum.Bukonuyla ilgili Özgün yürüyüş sitesinde M.Kürşat Atalar bey ile İktibas sitesinde Ahmed Kalkan beyin aynı düşünüşlerinden hasıl endişeleriyle müslümanların hayırına dokunur yazılarını takipçilerin ilgisine sunuyorum.Kemal beyin acilen nefsinde olanı sorgulamasının hayrına olmasını dua ile niyaz ederim

K Kemal Songür 01 Ocak 2012

Rahmi bey, eline klavyeyi alıp müslümanlara bühtan etmeye gelen genellemeci yaklaşımlar serdedenlere bir çift sözünüz yok mu? Yazar kardeşimin bu nevi genellemeci yaklaşımlarından çok sayıda kardeşimin muzdarip olduğunu bilmekteyim. Eleştiriye tabi tuttuğum (deklare edilmiş/yayınlanmış) yaklaşımları virgülüne kadar alıntılayarak yaptım,bu özelden hareketle böylesi yaklaşımlar içinde olanlaradır söylediklerim, siyakını-sibakını merak edenler İktibas sitesinde yayınlanan ''vahdet mi? öncü cemaat mi? başlıklı makaleye bakabilirler.
Hiçbir kardeşime hakaret dili kullanmıyorum, yaptığım şey uyarmaya çalışmaktır. Tabi ki benimde hatalarım vadır herkesin olduğu gibi. Amaç hayra dönük nasihatleşmektir. İsimlerini andığınız Kürşat Atalar ve Ahmet Kalkan kardeşlerin dernek mevzusuna yaklaşımları asla genellemeci ve sistemle uyumludurlar bühtanını içermemektedir, kaldı ki Ahmet Kalkan abimiz bir derneğin başkanıdır.
Lütfen öncelikle ve varsa söylediklerime itiraz edin.

S Sabiha Ateş Alpat 01 Ocak 2012

DOĞRU SÖZE NE DENİR!
“İslam’a hasım olanlar ortak paydalarını genişletirken ve yardımlaşırlarken, müslümanların ısrarla ortak paydalarını daraltmaları anlaşılır şey değildir,”

Kemal Bey yazınızı Okudum.Bu konuda En çok tenkidi alanlardan biri olarak (Hem Kadın ve hem de Dernek) Sadece Eleştirenler gölge etmeseler yetecek diyorum...Ciddi anlamda yaşanan inanç erezyonuna karşı dikili bir ağaçları olmayanlar orman sahiplerine tenkidde bulunduğunda işin doğrusu dikkate alınacak tarafı kalmıyor.Verdiğiniz anekdott bana kredi kartı kullanmayıp,başkasının kredi kartıyla alış veriş yapan nice Tevhidi söylem sahiplerini hatırlattı.


yazınızdan dolayı teşekkür ediyor ve kaleminizin haktan yana daim kuvvetli olmasını diliyorum Rabbim’den.

K Kemal Songür 01 Ocak 2012

Sabiha kardeşim, hayırlı çalışmalarınıza devam ediniz, uzaktan gazel okuyanların tenkidlerini dikkate almayınız, sinelerdekini bilene hesap verileceği unutulmamalıdır, Allah, razı olacağı amelleri hepimize kolaylaştırsın dualarımızla.

B bilal songür 01 Ocak 2012

SEVGİLİ anamın oğlu kemal kardeşime ve dernek çi zannedilen tevhit ehli kardeşlerime...

Yolunuz açık olsun kardeşlerim :
Birileri ne derse desin umurumda bile deyil, sizler deyilmi ki ALLAH rızası için yola çıkmışınız . bir erkamın evi ni

oluşturmak için mücadele ediyorsunuz .
tabelanınızın ismi hiç önemli deyil benim için. ister ilkav olsun. ister kalem-der zeynep-der kardeşeli-der ne derlerse

desinler, ben inanıyorumki içindekiler rabbin rızası için mücadele edenler.
Birileri sizleri tanımadan sistemle bütünleştirmeye çalışıyorsa sözüm yok , fakat tanıyorda konuşuyorsa üzülerek

yadırgıyorum .
Nasıl yapılmalı onlarca insanı evimizde işyerimizde günlerce ağırlıyacak kaç tane baba yiğit var aramızda. bırakın

müslümanların toplanabileceği hasbihal edebileceği bir yerleri olsun. bırakın pikniklerde kahvatılarda müslümanlar bir

araya gelsin. çoluk çocuk kaynaşma imkanı bulsun. benim şahit olduğum vakalardan bir tanesini söyleyeyim .bir

müşterim özgün-der.imize gelmeye başladı. düşünün her hafta değişik bir insanı dinliyor ve dinledikçe inşaallah ufku

açılıyor . ve diyorki . abi ALLAH razı olsun buraya geldiğim den beri bambaşka bir islamla karşılaşıyorum . azbişeymi bu .Bir

insanı kurtarmak dünyayı kurtarmak deyilmiydi.
dünyanın en az kitap okuyan ülkesi deyilmi memleketimiz. insanların ne kadarı kitap okuyor .insanların ne kadarı islami

yazarları takip ediyor edebiliyor. edenlerde zaten sen ben bizim oğlan değilmi.

Bırakın insanlar. derneklerimize gelsin isterse kahveye gelir gibi gelsinler hiç önemli deyil. insanlar yeni yüzlerle

karşılaşsınlar. kim bilir belkide yobaz bildikleri ile kardeş olurlar.
SİZLER yolunuza devam edin kardeşlerim . memleketin uzak yerlerinden otobüslerle trenlerle uçaklarla gelin. biz sizleri

severek dinlemeye devam edeceğiz . sizin kış aylarının en soğuk günlerinde hasta hasta geldiğinizede şahidiz . beliniz

ağrısada oturmakta sıkıntı çekip ayakta iki büklüm olarak insanlara ALLAH ın dinini anlatmak için geldiğinizide biliyoruz

.gelin bizler sizi tabelası dernek olan evlerimizde bekliyoruz , on kişide olsak yüz kişide olsak bekliyoruz. ........

GİDİN KARDEŞLERİM GİDİN ALLAH yolunuzu açık etsin . ister mavi marmara ile gidin şehit olun. ister afganistanın

bilmem ne hava yolu ile gidin . oralarda kalın birileri ne derse desin. değilmiki rabbinizin rızası ile yola çıktınız

bebelerinizi yetim bıraktınız .rabbim hayrınızı verecektir İNŞAALLAH .GİDİN KARDEŞLERİM GİDİN. adınız ister ihh olsun

ister yardım eli ister vs vs hiç önemli deyil dağları aşarak . ovaları denizleri . çölleri aşarak gidin . ister reklam

panolarınızıda götürün. isterseniz isminiz saklı kalsın hiç farketmez. gidin kardeşlerim gidin dünyanın en hücra

köşesinde hayvan yalaklarından su içen kardeşlerinize yetişin. çocuklarını açlıktan ölü doğuran kardeşlerimize yetişin.

yıllardır sömürülen kendilerini insan yerine koymayan beyaz adamlara inat gidin .Beyaz adamdan müslümanmı olurmuş

diyen kardeşlerinize yetişin. BEN.Kİ sıcak yatağımı bırakıpta klimalı evimi . kesata uğrayacağından korktuğum işimi

bırakıpta .POPOMU YERİNDEN KALDIRINCAYA KADAR sizleri eleştirirsem NAMERT-İM

H hüseyinalan 01 Ocak 2012

KİMİN DE BİLAL ABİSİYMİŞ BU!

Benim aslan Bilal Abim, coşmuş ve de costurmuş maşaallah. Yazdıkarına ilaveye gerek yok, her bi şeyi demişsin. Ağzına, yüreciğine sağlık benim aslan abim.

Bi şeye takıldım, anasının oğulları niye anasının oğulları oluyor da babasının olmuyor? Merak bu ya, sorayım dedim sadece!

M mustafa öner 01 Ocak 2012

KALEM MÜSLÜMANLIĞI
Resul a.s. ömrü boyunca birtek şey için sinirlenirdi birtek şey için tabiri makbulsa velveleye verirdi.İSLAM!!!İSLAM!!!İSLAM!!!
Dinine şirkten küfürden bidatten yana bir söze tahemmülü olmaz derhal onu uyarırdı düzeltirdi mücadelesini o uğurda verirdi.Kendinefsine söylenene sabreder sesini çıkarmazdı.
MAŞALLAH bizim müslümanlık şirke küfre meyledenlere kardeşim sahiplenmesini merhamet diliyle kuşatırlarda hakkı söyliyenlere ortalığı velveleye kalkışmıyorlarmı anlaşılası mümkü değil.
Eleştiriye açık olalım beyler bayanlar.İSLAM adına tek ağacı diken siz değilsiniz.Ayıp etmişsiniz.Bu ayıpda size yeter.Eleştiriyi gölge kabul eden zihniyet zırnık yol almazlar.

K Kemal Songür 01 Ocak 2012

Sn Mustafa Öner, ''islam adına tek ağacı diken siz değilsiniz'' ne demek!!! böyle aptalca iddiada bulunan olabilir mi, yoksa olmayan iddiayı varmış gibi göstermek sizce akıllıca mı? aptalca mı?
Artık şüphelenmeye başlıyorum, birilerinin eleştirilere kapılarını kapatması ve etrafındakilerin de etten duvar örmesi neticesinde '' ‘sufi’ radikalizm '' ya da ''radikal müridlik'' gibi bir ''ekol'' mü doğmaktadır.
Bir müslümanın uyarılması ne zaman ayıp olarak nitelendirilmiş, ne demek!! bu ayıp size yeter!!
Aslında sizin gibi zevatlar, hem uyarılana hem de uyarana haksızlık ederek çok ayıp etmektedirler.
Dernek tabelası üzerinden hareketle hepsi ''sistemle uyumludurlar'' ifadesini önce şahsıma yapılmış bühtan/hakaret olarak görmekteyim ve bunun için uyarmaya çalışmaktayım. Bu sözlerden rahatsız olmayanların ve umursamayanların kendi bilecekleri iştir.
Sen kimsin!! bana hitaben ''kalem müslümanlığı'' diyebilmektesin, haddini/hududunu bilmek müslümanın şiarlarındandır, hatırlatayım.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Kemal SONGÜR — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.