Diyanet Kurumu İslami Açıdan Meşru mu?
Anayasanın 136. maddesi bunu açıkça ortaya koymaktadır. Türkiye anayasasının 136. Maddesinde şu ifadeler yer almaktadır: “Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe daanışmayı ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir.”
Diyanet İşleri Başkanlığı, 3 Mart 1924 tarihinde M. Kemal’in emriyle Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı’na bağlı bir teşkilat olarak kurulmuştur. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kuruluşundaki asıl maksat, laik rejimin politikalarını korumak ve tüm faaliyetlerini kolaylıkla hayata geçirebilmektir. Diyanet’in asıl rolünün ise, camileri kullanıp halkı kontrol altında tutmak ve laik rejimin varlığını korumak olduğunu görmekteyiz.
Anayasanın 136. maddesi bunu açıkça ortaya koymaktadır. Türkiye anayasasının 136. Maddesinde şu ifadeler yer almaktadır: “Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe daanışmayı ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir.”
Bu yasadaki asıl maksat, İlahi hükümleri reddederek, laik rejimin politikaları doğrultusunda bir din anlayışı üretmek ve onun din adına sorgulanmasını engellemeye çalışmaktır. Diyanet’in bu tutumu İslam’ın gerçek manasını, tevhidi duruşunu perdelemekte ve insanların İslam’a dair algısını sakatlamaktadır. Oysa asli yapısından uzaklaştırılmış bir din anlayışı insanı İslam’ın gerçeğinden alıkoyar ve bu durum da insanların dünyada da ahirette de hüsrana uğramasına yol açar.
Diyanet, üzerindeki bu baskıyı reddederek açıkça şunu söyleyebilmelidir: Bu halk sizin (anayasa) dediğiniz kitap ile yönetilemez, İslam size ve yasalarınıza boyun eğmez, eğmeyi asla kabul etmez, aksine Allah’ın hükümlerini tanımayanlara baş kaldırmayı emreder. Sizlerin bu tutumu Allah’a ve dinine karşı başkaldırıdır, insanı küfre ve cehenneme sürükleyen bir tutumdur. Laiklik ilkesi doğrultusunda değil İslami doğrultuda hareket etmelidir ve laik rejimin tüm siyası görüşüne ve düşüncelerine müdahale etmelidir. Geçmişte nice topluluklar var ki böylesi tutuma sahip oldukları için Yüce Allah onları helak etmiştir. Böylesi Firavuni yönetim biçimleri insanları helaka sürükler, diyebilmeli ve rejimin vesayetine itiraz edebilmelidir. Fakat görülen, Diyanet’in bizatihi bu vesayetin parçası olduğu ve Allah’ın dinini vesayet altına alınmasına hizmet ettiğidir.
Bu gerçek ortadayken, Diyanet kurumunun İslami açıdan bir meşruiyeti yoktur. İslam, Firavuni yönetim biçimlerine karşı bir başkaldırıştır, bu başkaldırışı Kur’an’da Yüce Allah emreder. Hz. Muhammed (s) ve tüm Peygamberler bu başkaldırının örneğini teşkil etmiştir, Peygamberler tağuti düzenlere karşı gönderilmiştirler. İslam tağuti düzenlere boyun eğmeyi değil başkaldırmayı emreder. Firavuni, tağuti düzenlere karşı başkaldırı İslam dininde farzdır.Ancak böylelikle hayatın asıl gayesi olan İslam’ın gerçek anlamı ortaya konulabilir, tevhidin ve adaletin yolu açılır. Böylelikle ibadetimiz yalnız Allah’a has olmuş olur ve yalnızca bu yolda birer mü’minler olabiliriz.
Evet, kendisini “din görevlisi” olarak niteleyen insanlar bir an önce laik rejimin üzerlerindeki vesayetini reddedip İlahi hükümlere, Kur’an’ın hükümlerine göre hareket etmelidirler. Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyen tüm kurumları reddetmek farzdır. Küfre boyun eğerek İslam anlatılmaz, İslam, küfre başkaldırılarak anlatılır.
Hergün namazımızda Fatiha suresinde Rabbimize söz veriyoruz, (Yanlız sana ibadet (kulluk) ederiz, yalnız senden yardım dileriz) diye ve dua ediyoruz (bizi dosdoğru yoluna ilet, nimet verdiklerinin yoluna) diye. Bizler namazlarımızda bu sözü her vakit, her gün Rabbimize vermekteyiz. Bu sözümüzün arkasında durursak Rabbimizin yardımı bizlere ulaşacaktır.
Yorumlar 11
Yazı hamasi nutuklarla dolu
"Evet, kendisini “din görevlisi” olarak niteleyen insanlar bir an önce laik rejimin üzerlerindeki vesayetini reddedip İlahi hükümlere, Kur’an’ın hükümlerine göre hareket etmelidirler. Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyen tüm kurumları reddetmek farzdır. Küfre boyun eğerek İslam anlatılmaz, İslam, küfre başkaldırılarak anlatılır."
bu cümlelerinizin hiç bir karşılığı yok.Din görevlilerine akıl veriyorsunuz ama çözüm üretmiyorsunuz.sizin bu yazınızı okuyarak kimse işini gücünü bırakamaz da diyelim birileri çağrınıza uydu işlerinden istifa etti o zaman sahip çıkacakmısınız bu insanlara.reddetmek güzelde çözüm olmayınca nutuklar havada kalıyor malesef.
SELAMETLE KALIN
EKREM kardeş. Var sayalım’ki elimizde bir çözüm yok bu bizlerin laik kuruluşlara boyun eğmemizi onlarla işbirliği için de olmamızı gerektirmez. Aksine işbirliği için de olmamızı gerektirir, böyle olursa çözüme ulaşırız.
Biz müminlerin amacı laik kuruluşları razı edecek şekilde değil, yüce Allah’ı razı edecek şekilde hareket etmeliyiz.
Elimizde bir çözüm var yüce Allah kitabında bizlere çözümü sunmuştur. Bizler çözümü görmezden gelirsek, ilahi kitaba danışmazsak her zaman çaresiz kalırız.
Bizler birey olarak veya toplum olarak her zaman bizlere düşen vazifeyi, ilahi doğrultuda hayata geçirirsek çözümsüz kalmayız.
bu hayatta bir kişide kalsak ilahi değerlerimizden taviz vermemeliyiz.
“Müminler kıyama kalkmadığı sürece,zalimler diz çökmez.”
Kıymetli yazar kardeşim sanki doksanlı yılların dilini konuşuyor gibisiniz yaşınız kaç bilmiyorum ama vakaya bakışınız değil üslübunuz sorunlu.Samimiyetinizden kuşku duymuyorum ama sistemlere karşı tavrımıza gelmeden bireysel hata ve eksikliklerimize daha bir önem versek nasıl olur acaba? Konuşan yazan nutuk atan olmaktan ziyade güven veren, yardım eden,derde yeten,herkesin ilk aklına gelen, çözüm insanı olabilsek işte o zaman iyi bir Müslüman olabiliriz.Tagutu reddetmek üzere sistemi reddetmek kolay ama yürekler hastalıklı asıl onun düzeltilmesi gerekmezmi.Ayrıca iyi Müslüman sisteme orjinal sözler söyleyen müslüman olmadığını yaşayarak gördük.Size nacizane tavsiyem düşüncenizi değil uslubunuzu gözden geçirin yazdığınız yazılardan hareketle birileri etkilenip bir karar alırsa o insanların sorumluluğunuda yüklenirsiniz haberiniz olsun.
selametle kalınız
yazar kardeşim daha net olarak:"sizce bu camilerde diyanetin görevlendirdiği imamların imametinde Cuma namazı ve diğer farz namazlar müslümanlarca eda edilebilir mi yoksa edilemez mi?
" yazınızın netleşmesi açısından cevabınızı bekliyorum.
Uğur kardeş
Diyanet kurumunun İslami açıdan bir meşruiyeti yoktur.
İslam’da meşruiyeti olamayan bir kuruluşun altında, namaz kılınması islam açısından meşru değildir.
Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyen tüm kurumları reddetmek farzdır.
böyleliklede namazı ada edemediğimizde açıkca ortaya çıkmış oluyor.
''bu yazınızı okuyarak kimse işini gücünü bırakamaz''...onalrın tabiri ile din görevlileri halk tabiri ile hocaları birer devlet memuru veya işçi statüsünde gördüğünüz belli...halka dinini ögretmek ve imamlık etmek için yola çıkan insanların,islam başaran kardeşimin tebliğini yerine getirdiklerinde işsiz kalacakalrını ve mümkün olmadıgını söylüyorsunuz...dini ,ticari meta haline getiren görüşün yansımasıdır bu sözünüz..ne demek bu insnalar napıcak..her normal insan ne yapıcaksa onu..kendilerine bir geçim yolu arıycaklar..rabbim rezzak olan ismiyle herkesin rızkını bir şekilde biryerden gönderir...unutmayın islama davette ücret isteyenler dini satan kişilerdir...diyanet yetkililerinin mevcut sisteme göre halka dini anlattıkları aşikar bir durum...
insanlarımız düşünmüyor..şeriatı kaldıran bir hükümet neden kendi eliyle bir dini kurum açıyor ve kendi eliyle neden imamlar atıyor,görevlendiriyor...aşikardır ki herkes,amacın dini yönlendirmek kontrol altına almak oldugunu görür...
Diyanet teşkilatı 3 Mart 1924 yılında ülkeye her türlü değişimi dayatan ideolojinin eseridir. Amacı dini ve dindarı kendi istediği formatta tutmaktır. Kuruluş amacı mevcut rejimi koruma ve kollama olan bir teşkilattan başka bir beklenti de olmamalıdır. Burada görev yapan insanlarda bildiğiniz üzere 657 tabi kamu görevlisidir. İmam hatip liseleri ise yine ne tesadüftür ki 1924 yılında 29 merkezde açılır ve 1930 yılına gelindiğinde ise hepsi kapatılır. Bu okullar da hiçbir dini eğitim almamış hocalar (!) Cumhuriyete bağlı aydın din adamı yetiştirmek istemekteydiler. 19 yıl kapalı kalan bu okullar oy kaygısıyla 1946 yılından itibaren yeniden açılmaya başlanmıştır.
Bütün bunları neden yazdım ;“gülistan” rumuzlu yorumcunun ikinci yorumuna katılıyorum ama ilk yorumu tashihe muhtaç. Yazarın makalesi de bir bütün halinde okunduğunda çağrılarının adresi yok makul ve ikna edici yönlendirmelerde yok.Mesela,
- “İslam size ve yasalarınıza boyun eğmez, eğmeyi asla kabul etmez, aksine Allah’ın hükümlerini tanımayanlara baş kaldırmayı emreder…” nasıl?
-“Laiklik ilkesi doğrultusunda değil İslami doğrultuda hareket etmelidir…” nasıl?
-“Evet, kendisini “din görevlisi” olarak niteleyen insanlar bir an önce laik rejimin üzerlerindeki vesayetini reddedip İlahi hükümlere, Kur’an’ın hükümlerine göre hareket etmelidirler…” nasıl?
Yazı başkaldırı üzerine odaklanmış ama neye, nasıl, ne şekilde, ne zaman, nerede, kimlerle belli değil.
Ben, insanları bir şeylere çağırmadan önce düşünelim derim. İnsan yükü ağırdır ve taşımak zordur. Yorumlarımın hepsini iyi niyetle yazdım tıpkı makale sahibinin yazısı gibi.
Selametle kalın
Makalenin dili gerçekten doksanların diline benziyor. Bazı Müslümanların 20-30 yıl önce geçtiği yoldan bazı Müslümanlar daha yeni geçiyor. Oysa o dönemin literatürü, tartışmaları vs. okunsa, aynı yoldan geçmek yerine kalınan yerden devam edilmesi gerektiği görülürdü. Yöntemi, amacı, hedef kitlesi, mesajı belli olmayan bu tür sloganik, çalakalem yazılar kabak tadı veriyor artık. Müslümanların daha derin düüşünmeleri lazım, düşünemiyorlarsa da düşünecek kapasiteye gelene kadar beklemeleri lazım. Vesselam
Sayın K. Bolat neymiş kabak tadı veren! Allah Rasulü Mekke’de 13 yıl ve ardından Medine’de 10 yıl aynı tevhidi hakikatleri seslendirmedi mi? Hakikatler zamanla mı mukayyettir. Slogansa evet bizim sloganalrımız da vardır. Mesela ilk insandan bu yana hiç değişmeyen “Lailahe ilallah” da bu anlamda slogandır. Kabak tadı verse de birilerine! NE değişti Diyanet’le ilgili ki bizler de söylemimizi, duruşumuzu değiştirelim. Diyanet, kurumsal olarak tağutu red ve yalnız Yüce Allah’ın Rab ve İlahlığına teslimiyet deklarasyonunda mı bulundu! Diyanet dergilerinin herhangi bir sayısına bakın bakalım orada nasıl bir din anlayılıyor? M. Kemal’in “dine hizmetleri” mavallarını anlatıyorlar hala. Sizlerse kalkmış bu kurumun bâtıllığını ifade eden Müslümanları slogancılıkla itham ediyorsunuz. Evet İslam “Lailahe illallah” sloganıyla başlar ve biz bu “sloganı” her daim dile egtireceğiz, hem de bu şekilde müşahhaslaştırarak inşaallah.
Ekrem ve k. Bolat arkadaşlara katılarak, k.bolat arkadaşın yorumunu beğenerek ekliyorum Makalenin dili gerçekten doksanların diline benziyor. Bazı Müslümanların 20-30 yıl önce geçtiği yoldan bazı Müslümanlar daha yeni geçiyor. Oysa o dönemin literatürü, tartışmaları vs. okunsa, aynı yoldan geçmek yerine kalınan yerden devam edilmesi gerektiği görülürdü. Yöntemi, amacı, hedef kitlesi, mesajı belli olmayan bu tür sloganik, çalakalem yazılar kabak tadı veriyor artık. Müslümanların daha derin düüşünmeleri lazım, düşünemiyorlarsa da düşünecek kapasiteye gelene kadar beklemeleri lazım. Vesselam
