İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Şahin YETİK
Şahin YETİK
26 Eylül 2014

Eleştiri Mefhumu Bağlamında “Reddiye”, “İnzâr” ve “Yerme”

Eleştiri yapmak gerçekten de büyük bir maharet ve bilgi birikimi ister, dahası alanında uzun soluklu okumalar ve uzmanlık gerektirir ki yapılan eleştiri sonucunda yenilir, yutulur ve kullanılabilir olan değerler ortaya çıksın ve müslümanlar bunlardan istifade etsinler.

26 Eylül 2014 3 dk okuma 14,0B okunma
100%

Kavramlar hayatımızın olmazsa olmaz parçalarıdır. Ne varki bu parçaları hayat  yapbozumuzun yanlış yerlerine monte etmemiz domino etkisi ile neşet edecek bir yıkıma zemin hazırlar. Hayat inşamızda kavramları hak ettikleri ve kendi aidiyetlerini buldukları yerlere yerleştirmek adına sahibi olduğumuz kavramları doğru kullanıp kullanmadığımızı sorgulamalıyız. Zira sorgulanmayan bir hayatın ihyası düşünülemez.

Bu vesile ile sizlere eleştiri kavramından bahsetmek istiyorum. Konu ile alakalı islam ve hayat sitesinde yayınlanan "Eleştiri nasıl olmalı?" makalemizden de alıntılar yapacağım izninizle. "Eleştiri kelimesini hem Türkçe hem de Arapça olarak ele alalım. Öncelikle Türkçe olarak eleştiri kelimesi, elemek kökünden gelir yani asıl olanı asıl olmayandan elersiniz. Örneğin unu kirinden, pirinci taşından, kumu çakılından vs. ve böylece kullanılabilir, yenilir, yutulur olan asıl ortaya çıkar. Ve gündem edilmesi gereken şey de bu asıl olandır. Yani asla asıl olmayan, elenmiş  ve ayıklanmış kısımların gündem edilmesi değildir.

Gelelim kelimenin Arapça olan kısmına: Eleştiri kelimesinin Arapça karşılığı tenkittir. نقد (Nakd) kökünden gelen kelime tef’îl babından تنقيد (tenkid) olarak teşekkül eder. Ve anlamı maddi bir değere karşılık gelen nakd kökü aynı zamanda doğruyu yanlıştan ayırmak için de kullanılmıştır. Tenkit ise manevi olarak bir şeyin değerini ortaya koymak ve onu sağlamlaştırmak için kullanılır."

Peki günümüzde anlam dezenformasyonuna uğramış bu kavram ne için kullanılıyor gelin buna bir göz atalım. Kendinize "ben birşeyi eleştirirken yukarıda vermiş olduğum eleştiri tanımına mı riayet ediyorum yoksa başkaca yapmış olduğum şeylere mi eleştiri diyorum?" diyerek sorgulayalım hep beraber. Örneğin bir kitabın hoşumuza gitmeyen yanlarını toplumu ifsad edeceğinden çekindiğimiz yönlerini gündem etmek istiyoruz peki bunun adı eleştiri midir gerçekten yoksa bu davranışımızın adı başka birşey midir?

Örneğin "reddiye" kelimesinin kullanılması daha doğru olmaz mı? Diyelim ki bir kardeşimizi yanlış düşüncelere ve fikirlere gark olmuş olarak gördük ve onu uyarmak istiyoruz emri bil-maruf ve nehyi anil-münker sorumluluğumuz gereği. Öyle ise bu davranışımızn adı neden "inzâr" olmuyor? Yada başka bir örnek son zamanlarda toptancılık kültürü olarak ifrat yada tefriti temele alan bir akım toplumumuzu ve özellikle de müslüman kardeşlerimizi etkisi altına almış gidiyor. Ve doğal olarak kendi grubundan ekolünden olmayanları öteki olarak gören bu tipler, karşısındaki herhangi bir kişi yada kitabı için ağza alınmayacak derecelere varan hakaretler ile silip süpürme derdine düşmüşler ve buna da utanmadan eleştiri diyorlar. Oysa kullanmaları gereken ifade "yerme" olması gerekmez mi?

Peki neden "reddiye", "inzâr" ve "yerme" gibi tanımlamalar kullanılmaktan kaçınılıyor da  bu kavramlar yerine "eleştiri" kullanılıyor hiç düşündünüz mü?  Sizi bilmem ancak kavramlara çok değer verdiğimden olsa gerek ben düşündüm ve kişilerin kendi açmazlarının, sapmalarının dahası olumsuzlamalarının arkasına sığınılan bir  entellektüel kalkan olarak görülmektedir "eleştiri". Bu vesile ile yapmış olduğu hiçbir hakaret yada yermenin İslam'ın dizayn ettiği kareşlik hukukuna zarar verdiğinin belli olmaması adına yapılan bozgunculuğun devam ettirilebilmesi ve kişinin nefsini tatmin etme uğruna büyük bir siper olarak görülmektedir.

Eleştiri yapmak gerçekten de büyük bir maharet ve bilgi birikimi ister, dahası alanında uzun soluklu okumalar ve uzmanlık gerektirir ki yapılan eleştiri sonucunda yenilir, yutulur ve kullanılabilir olan değerler ortaya çıksın ve müslümanlar bunlardan istifade etsinler. 

Gerekli donanıma sahip olmayanlar, işleri hakaret etmeden öteye geçemeyenler ve sövmekten başka bir mahareti olmayanlar için "eleştiri yapıyorum" ifadesi gerçekten de hazin bir sığınak durumundadır. Düşünsenize yapılan bu işin eleştiri olmadığını kabul ettiklerinde yerine "reddiye", "inzâr",ve "yerme" gibi tanımlamalar kullanamayacaklar çünki bu tanımlamalar "eleştiri" ye göre alanlarında çok daha fazla uzmanlık istedikleri  bariz, su götürmez niteliktedir. Peki ne diyecekler "sövüyorum", "hakaret ediyorum" , "tekfir ediyorum" mu diyecekler?

Ne gerek var bunlara eleştiri yapıyorum demek varken değil mi?(!). Belki böylesi kişilerin susması konuşmalarından daha hayırlı olacak ve vahdet olmak adına canhıraş uğraş veren ümmetin göz bebekleri olan kalem sahiplerine düşmanlık ederek vebale girmemiş olacaklardır. Şimdi buradan uyarıyorum birileri çıkıp yine "o zaman eleştiri yapmayalım mı kardeşim" falan derse gerçekten çok üzülürüm.

Paylaş X Facebook

Yorumlar 12

K kemal songür 01 Ocak 2012

İşlediğiniz konuları çok önemsiyorum, müslüman ahalinin düştüğü durumun sebebi kafirlerin zulmü ve fitne/fesadı değildir ya da buna indirgenemez, müslüman ahali kendi aralarında kullanması gereken dilden/davranıştan bihaber olmaları ve zalimlerin el ovuşturduğu hasımlıklara kapı aramalarıdır.
''Radikal'' olarak anılan çevrenin kahir ekseriyeti doğru akledişe sahip olmasına rağmen davet usulünü gözardı ederek hoyratça/pervasızca dillendirmekte ve çok çabuk muhatapları harcayabilmektedir.
Keskin sirke radikallerimizin salvolarından birkaç örnek vereyim; M.İslamoğlunu eleştirirken kah ''papaz’a benzetir kah yazdığı ''üç muhammed'' kitabından mülhem ''üç mustafa'' yakıştırması yapar. Ramazan Kayan’ı eleştireyim derken bu adam ''f. gülen’den iki gömlek aşağıdır'' benzetmesi yaparak eleştirdiğini zanneder. (Ramazan Kayan ile F. Gülen bir kareye dahi konulamaz ve bu vicdansızlık olur)Haksöz’ü imalar ile abant’çılara benzetir ve uyarıda bulunduğunu zanneder v.s.. Bu saydıklarım elbette eleştirilecek ama adilane ve bühtan etmeden ve de müslüman merhametiyle.
Sistem dışı konuşlanma noktasında aynı düşüncelere sahip olunmasına rağmen ''ceviz kabuğunu doldurmayacak'' meselelerden ayrışma üretir ve selamlar kesilir v.s..
Sonra da niye çoğalamıyoruz hayıflanmasında bulunulur, bu diller ile bırakın çoğalmayı bu gidişle var olan da korunulamayacak mazallah...
Selam ve dua ile Şahin kardeşim.

Ş şahin yetik 01 Ocak 2012

değerli güzel abim yapmış olduğunuz değerlendirmeleri uslup ve usul konusu içerisinde ele almak mümküm bunun için teşekkür ediyorum vefakat konu muacehenesinde belirtmek isterimki Kurandan çıkartılan hikmet dolu ilkeler üzerinde birleşip ahidleşmeyen hiç bir muvahhid grup ümmetin anaç ağacını oluşturamayacak ve esecek hafif de olsa ters bir rüzgarda, rüzgarın estiği yöne doğru dağılacak çer çöpten farkları kalmayacatır. Nitekim 28 şubat sürecinde de akp sürecinde de dağılıp giden sisteme entegre olanları gördük. Rabbimiz hidayetimizden sonra ayaklarımızı kaydırmasın. Yanlış bir yolu doğru olarak algılamamızı isteyenlere bizler vesilesi ile fırsat vermesin. Aleykum es selam ve rahmetullah.

F Fatma Ceren 01 Ocak 2012

“Üç Mustafa” makalesinin yazarı olarak, değerli Kemal abimize bir kaç sözüm olmalıydı ama sadece bir soru ile yetineyim.

Sn.Songür, siz mesela;
gerek yazılarınızda ve gerekse bu gibi pek çok yorumunuzda hedef aldığınız kitleye(ki F.Ceren o kitleden olmamasına rağmen her daim sizin hedefinizde idi) nasıl bir dil ve üslup kullandığınızı düşünüyorsunuz, mesela?

Selamlar herkese..

Ş şahin yetik 01 Ocak 2012

Değerli insan Fatma Ceren Aleykum es selam ve rahmetullah ve yine değerli insan Kemal Songür arayı bulmak adına yazıyorum. Gerçekten de yıllardır uğraştığımız çırpınıp didindiğimiz ümmetin vahdeti adına yapmış olduğumuz çalışmaların içerisinde bulunan insanlar olarak daha bizler samimi olalım lütfen bu konuda başarılı olamadık ve kendi yapmadığımız vahdet olma ümmet olma işini insanlara vahdet olun ümmet olun diyerek çelişk bir hayat tarzı içerisine girdik. Bizlerin yarınları aydınlatacak kalem sahipleri olarak öncelikle kendi içerimizde vermiş olduğumuz ayrıştırıcı ve ötekileştirici manzaranın artık bizatihi karşısında olmalı ve bardağın dolu yanlarını gündemimize taşımamız gerektiğinin farkına varmalıyız. Birbirimizin olumsuz yanlarını gündem etmek eleştiri değil olsa olsa yermedir. Üzerinde durduğum iki yazımda da bunu anlatmaya çalışıyorum bu ise bize ümmet olarak zarar veriyor. Evet tekrar ediyorum olumsuz yanları gündem etmek sıralamak ayyuka çıkarmak eleştiri değil yermedir eleştiri burada bir kılıf bir saklanmaç oynanılan bir sığınak gibi kullanılıyor oysa bu eleştiri değildir. Eleştiri olumsuz yanları çıkartıldıktan sonra geride kalan olumlu yanların gündem edilmesidir. Bu ayrıntının göz ardı edilmeye devam edilecek olması gerçekten ümmet adına vahim olacaktır zira ayrışmanın ve ötekileşmenin önüne geçilemeyecektir. İşin diğer bir vahim noktası ise eleştiri perdesi arkasından yerme yapanların bu işi Allah rızası adına yaptıklarını düşünmeleri ve zanlarıdır ki bu da ötekileştirmeye kutsal bir izafiyet kazandırmanında önemli bir yolu olsa gerektir(!) Sonuç olarak aklınızın bir köşesine her ne kadar birileri “ütopya” olarak görüp küçümsüyor olsa da ümmetin vahdet olması yönünde bir inanç mevcut ise bu inancınızın gereği olarak muvahhidler birbirlerine vahdeti merkeze alan niyet, usul ve uslub yönünden daha saygın ve saygılı bir biçimde yaklaşmalı ve iletişimleri de bu mihval üzere olmalıdır. Son bir tavsiyem ise kişilerin nefislerini hedef alan isim vererek yapılacak olan tenkid, inzar, reddiye vs. işlerin kamuya açık bir şekilde yapılmasından önce kesinlikle o kişi ile birebir mümkünse yüzyüze görüşüp istişare etmeye önem vermeli hiç değilse en azından telefonla görüşülmelidir. Kamuya açık bir şekilde yayınlanacak bir kişi ve ya eseri hakkındaki çalışma veya söylev en son çare olmalı hatta bu çalışmalar veya söylevler için öncelikle “bu kişi veya eseri hakkında böyle bir çalışma yapmayı düşünüyorum” şeklinde Müslüman kardeşlerle yapılacak olan bir istişare daha da elzemdir. Selam ve Dualarımla…

F Fatma Ceren 01 Ocak 2012

Ve aleyküm selam ve rahmetullah Sn.Yetik,
önce çabanıza teşekkür ve takdirlerimi sunarım. Bu faydalı yazınıza da..

“Olumsuz yanlar” dediğiniz/denilen bardağın boş kısmı , vahdetin önündeki engelleri teşkil ediyor olabilir mi, mesela?

Evet, sizin de ima ettiğiniz o “Biri” vahdete kendine has manası ile “ütopya” diyor fakat asla küçümsemiyor. Ve yazılarında vahdetin ne olduğu, şartları ve risalet dönemindeki ile günümüzdeki vahdet algısı arasındaki farkları yeterince açıkladı, gelecek yazılarında açıklayacak da inşaallah.

Önerdiğiniz istişare mekanizması cidden önemli ve bunun gerçekliği ile işlevselliği, ancak düşüncede ve amelde birliktelikle mümkündür. Diğeri sadece ortak paydada buluşmak ve görüntüdeki geçici kazanımlarla yetinmektir. Vahdet ise uzun soluklu tükenmez bir emektir. Tükenmez, tüketmez ve türetmez.

Yazdıklarınızdan yola çıkarak bir sorum var;

önerdiğiniz gibi defalarca uyarıldıkları/konuşuldukları/hatırlatıldıkları halde, İslam’dan başka bir yol olan yolları doğru diye sunan -ve hatta dayatan- peşinden kitleleri sürükleyip yönlendiren cemaat önderleri de mi “bardak” konusu kapsamında? Ne dersiniz?

Ve uzun zamandır merak ediyorum;
“ötekileştirme” nedir, ne demektir?

Mesela bir zamanlar tevhid üzere yaşıyorken şimdilerde tevhidle çelişen/çatışan/asla kesişmeyen yol, amel ve düşünceyi yaşayan, yaşatan ve yayanlar; acaba ötekileşmiş midir, ötekileştirilmiş midir?

Tevhidi hatırlatmaya “ötekileştirme” denildiği şu zamanda, bu algı kargaşasının önüne geçecek bir teklifim var;

bir türlü sevemediğim şu “Ötekileşme” kavramını kaldırsak da “Başkalaşma” kavramını kullansak nasıl olur sizce, mesela?

Selamlar.

Ş şahin yetik 01 Ocak 2012

Merhaba Fatma Ceren size 1 ekimde yapmış olduğum cevap mahiyetinde olan ve nerdeyse birmakale uzunluğunda yapmış olduğum yorum çalışmam malesef edindiğim bilgiye göre sistemin birşekilde azizliğine uğramış ve silinmiş dolayısı ile tekrar dan o yazılarımı yazabileceğimi zannetmiyorum ancak burada kısaca şunları söyleyeyim maddeler halinde öncelikle bardağın dolu veya boş olması ile ilgili yapmış olduğum bütün örneklemeler eleştiri kavramı çerçevesindedir dolayısı ile bu çerçevenin dışında kalan bütün konular başka bir tartışma konusu olarak ilgili olan yerlerde yapılabilir saniyen ütopya konusnda hiçkimseyi kastetmedim sadece bu mevzuyu hafife alan herkim varsa genelleme yaptım. Son olarak ise prensip olarak bal arısı örneğinde olduğu gibi (Nahl 68-69)ayırt etmeksizin bütün kişi veya kitaplardan BAL YAPILABİLECEK materyallerden (başkasından değil) Kuran ve resulullahın hayatı muacehenesinde “diyenin yanlışlığı denilenin doğruluğuna helal getirmez.” dusturunca istifade edilmesi gerektiğine inanıyorum. Unutmadan ötekileşmek ve ötekileştirmek konusunda ise düşüncem bu kavramlarında iyice bilinerek kullanılmalarında bir bahis görmüyorum. Ötekileşmek kendini mensunbu oldupu fırkadan ayrışmak, ötekileştirmenin ise bizatihi mensubu olduğu fıka tarafından kişinin tukaka ilan edilmesi olarak anlıyorum. Selam ve dualarımla...

A abdikeceli 01 Ocak 2012

Eleştiri yapabilmek için doğruya iyi vakıf olmak ve doğrular üzerinde her hangi bir itiraza maruz kalınmaması gerekiyor yazıdan anladığım kadarı ile ki doğrusu da böyle olamalı
Sevgili Şahin Yetik, seni ileride ufuk açan,ümmete yön veren yazıların ve hatta kitaplarınla tanımak istiyoruz
Baki selamlar

Ş şahin yetik 01 Ocak 2012

Değerli ve güzel abdi ağabeyime teşvik edici yorumu için teşekkür ediyorum.

F Fatma Ceren 01 Ocak 2012

Size de merhaba Sn.Yetik;
yorum köşelerinde oluyor böyle teknik arızalar, mühim değil. Zira bu kısa yanıtınız uzun yanıtınızın özü gibi.

Güzel bir ayrışma yapmış ve hep karıştırılan iki konuyu ayırt etmişsiniz. Eleştiri mi hakkı tavsiye mi? Haktan sapan bir zihniyetin ameli eleştirilir mi? Gibi sorular üzerinde düşünülmeli?

Vahdet konusuyla ilgili “Ütopya” benzetmesi bana aittir. Bu ifade, kendi isteğimizle ayrıldığımız Venhar Haber sitesinde ilk yayınlanan yazımızda yer almış ve gerekçeli açıklama da yapılmıştır. Fakat parçacıl zihinler tarafından konunun hala anlaşılmadığını gördüğümüz için inşaallah konuyu yeni yazılarımızda ele almalı.

Edindiğiniz “prensip”in kaynağını gösterebilir misiniz peki? Unutmamalı ki, bugün dünya üzerinde İslam’a nispet edilen bütün sapkınlıklar aynı materyallerden üretilmiştir, ki aksi halde zaten alıcısı olmazdı.. Tam burada şu da ayırt edilebilmeli; “istifade” ayrı, “yanlışın” tespiti ayrı bir konudur. Sünnet ya da hadis algısı yanlış olan birinin “vahiy” algısına başvurulmaz mesela.. Hepsi bir bütün ise geçerli tabi bu. Post modern devrin parçacıl bakışı elbetteki önerdiğiniz prensibi üretti ve besliyor. Maruz kaldığımız tüm eleştiri, ötekileştirme ve zorluklarımıza rağmen; tevhide/bütüne yani öze dönmek asla vazgeçmeyeceğimiz mücadelemizin zemini olmalı. Gerisi teferruat..

Selamlar.

Ş şahin yetik 01 Ocak 2012

Aleykum es selam ve rahmetullah değerli insan Fatma hanım üzülerek belirtmek isterim ki “Post modern devrin parçacıl bakışı elbetteki önerdiğiniz prensibi üretti ve besliyor.” Sözünüze katılamayacağım zira prensip olarak benim bahsettiğim ve edindiğim ilkemin kaynağı olarak kuranda bal arısı örneğini verdiğimi belirtmiştim. Dolayısı ile postmodern bir bakışın parçacıl bir ürünü değil kuran merkezli bir harekttir bu. Biraz açacak olursak Kuranda verilen kıssalar ve doğa olayları ile alakalı değiniler magazin olsun diye verilmediği açıktır. Peki magazin değilse nedir? Bizim için bize ve hayata dönük nasıl bir işlevselliği vardır? İşte burada prensipler yani temel ilkeler devreye giriyor . Peki nasıl ? Allah kuranda kitabı ve hikmeti indirdik diye buyuruyor Kitab elimizde bulunan kuran ise o halde doğal olarak “hikmet nedir?” diye sormamız gerekiyor. Ben “hikmet nedir?” sorusuna ; gerek mahiyeti gerekse Allah tarafından indirilmiş olması hasebiyle: kuranda geçen olayların ve değinilerin ayetlere yönelik bütünsel bir bakış açısı ile ele alınıp bir birleri ile olan ilişkilerinden elde edilen prensipler yani temel ilkeler olarak ele alıyorum. Siz de “hadi oradan canım öyle şey mi olur” derseniz ben de size “Allah’ın indirdiği hikmet o halde nedir “ diye sorduğumda “bu değildir, şudur” cevabını verebilmeniz gerekir. Kısaca daha önce de belirtmiş olduğum üzere diyenin neliğinden çok denilenin neliğine daha çok önem vermemiz lazım zira bal arısı bütün çiçeklere konar ancak sadece bal yapılabilecek olan kullanışlı materyalleri toplar ve fakat tutup çiçeği kökünden bal yapmak üzere yuvasına götürmez. Haklı endişelerinizi anlıyorum vefakat ümmetin birliğine ve dirliğine yönelik her ne kadar sözüm ona iyiniyetlerle de olsa hasıl olabilecek tefrik ve tekfirden Allah’a sığınırım.

F Fatma Ceren 01 Ocak 2012

Ümmetin birliği, tevhid birliğiyle mümkündür ve aynı kaygılarla olduğuna inandığım tüm örneklemeleriniz, bu tevhid çatısında geçerlidir.

Mesela dinin temeli olan itikat konusunda ihtilaf olmaz. Burada herhangi bir pürüz var ise, kibarca eleştiriler Hakk’ı tavsiyeyi yerine getirmez. Hele ki şahıslar kitleleri ardından sürükleme potansiyelinde ise..

Defaatle uyarıldıkları, hatırlatıldıkları halde ayetler üzerine yüzüstü kapanan bir zihniyet ümmetin neresindedir/hangi parçasıdır gibi soruları hak ediyor bence. Bu ötekileştirmek değil ancak ötekileşmeyi tercih edenlere, ötekileşmesinler diye yapılacak en güzel hatırlatmadır. Tekrar ifade etmeliyim ki, tevhid yolundan başka bir yol, İslamdan başka bir din arayanlara La ilahe illallah’ın mahiyetini ve gerekliliklerini hatırlatmak; tekfircilik/ötekileştirmek/ayrımcılık değil zaruriyettir. Zira tevhid ve Rabbani Yol/Metod meselesi, ceviz kabuğunu incir çekirdeğini doldurmayan meseleler değil, bilakis o ağaçları yaratanın bu dinin temsilcilerine yüklediği asli bir meseledir. Cevizin de, incirin de meydana gelmesi, tıpkı balın oluşumu gibi Hakk’a boyun eğmekle mümkündür, başkaldırı ile değil. Böylece tevhid yani Allah’ı birlemek, o ağaca bir çisinti olur da o ağaç devamlı yemişini verir.

“Öteki Ötekiler” başlıklı yazımdan alıntıladığım bazı cümleler, elbette konuyu buradan açıklamama yetmiyor. Yetmez de. Ancak yorum köşenizde -bugün yazsam aynısını yazardım dediğim- “Üç Mustafa” ma her zamanki nahoş üslupla laf atıldığı bildirilince gereğini yapmak istedim. Ve inşaallah yeni yazılarda bu mesele daha çok tartışılacak ya da tartışılacak gibi..

Meseleyi şimdilik noktaladım ve selamlar.

Ş şahin yetik 01 Ocak 2012

aleykum es selam ve rahmetullah

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Şahin YETİK — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.