İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Şahin YETİK
Şahin YETİK
03 Temmuz 2014

Eleştiri Nasıl Olmalı?

Gerçek bir eleştiri öncelikle bu işten kazanılacak olan Allah’ın rızasını hedeflemeli, insanlara yol ve yöntem öğretmeli ve uslub olarak pozitif ifadeler kullanılmak sureti ile eleştirilenin kalbini kazanmayı da göz ardı etmemelidir.

03 Temmuz 2014 3 dk okuma 13,3B okunma
100%

ÂLİ İMRÂN – 102 Siz ey imana ermiş olanlar! Derin bir duyarlıkla Allah'a karşı sorumluluğunuzun hakkıyla bilincinde olun ve O'na kendinizi yürekten teslim etmeden önce ölümün sizi alt etmesine izin vermeyin.

ÂLİ İMRÂN – 103 : Ve hepiniz, Allah'ın ipine sımsıkı tutunun, fırkalara ayrılmayın! Ve Allah'ın sizin üzerinizdeki ni'metini hatırlayın; siz (birbirinize) düşman olmuştunuz. Sonra sizin kalplerinizin arasını birleştirdi, böylece O'nun (Allah'ın) nimeti ile kardeşler oldunuz. Ve siz ateşten bir çukurun kenarında iken sizi ondan kurtardı. İşte Allah, âyetlerini size böyle açıklıyor. Umulur ki böylece siz hidayete erersiniz.

ÂLİ İMRÂN – 104 Sizin içinizden hayra davet eden bir cemaat olsun ve mârufla emretsin, ve münkerden nehyetsin (men etsin). İşte onlar, onlar felâha erenlerdir.

ÂLİ İMRÂN – 105 Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.

Herkes üzerine düşeni, kendisine düşen payı alsın, kendisini muhasebeye çeksin. İyi dinleyin şimdi beni. Son zamanlarda baya bir yoğunlaşan "eleştiri" adı altında yapılan fasitliklere karşın bu bir başkaldırıdır! 

Sözüm ona eleştiri yapıyor ya vatandaş (!) Daha eleştirinin ne olduğundan haberi yok. Hucurat suresinden haberi yok. "Müslümanların arasını düzeltin" ayetinden haberi yok. Adeta bilerek ya da bilmeyerek, bilinçli ya da bilinçsiz olarak, Müslümanların arasını açmak, parçalamak ve Müslümanların vahdet-ümmet olma yönünde atacağı nerede bir adım varsa arayım bulayım da bu adımı da ben baltalayayım diye çabalıyor, Müslümanlara karşın, özellikle İslam dininin ikmali için canıyla, malıyla, kalemiyle, eserleri ile gayret sarf eden öncülere karşı kendisi gibi düşünmediği bir fikriyata sahip diye artısına eksisine bakmadan, doğrusunu yanlışını ayırt etmeden, külliyen toptancı bir mantık ile ağzına midesinden ne doluyorsa saçıyor. 

İçinde en başta gıybet olmak üzere, hakaret mi ararsın, sövme mi ararsın,  su-i zan mı ararsın, açıkça tekfir etmeye dilini döndüremediği için sil-süpür at gitsin mi ararsın, velhasıl kendilerince olumsuz gördükleri ne varsa saydırılıyor. Yanlışlar gündem edilmek sureti ile "tu-kaka" ilan ediliyor ve buna da eleştiri deniyor. 

Şimdi eleştiri nedir onu irdeleyelim.  Eleştiri kelimesini hem Türkçe hem de Arapça olarak ele alalım. Öncelikle Türkçe olarak eleştiri kelimesi, elemek kökünden gelir yani asıl olanı asıl olmayandan elersiniz. Örneğin unu kirinden, pirinci taşından, kumu çakılından vs. ve böylece kullanılabilir, yenilir, yutulur olan asıl ortaya çıkar. Ve gündem edilmesi gereken şey de bu asıl olandır. 

Siz ne yapıyorsunuz, asıl olmayanları gündem ederek asıl olanı perdeliyor ve kullanılabilirliğini egale ediyor, ıslah edilmişle uğraşmak yerine bozgunculuk ile uğraşıyorsunuz ve böylece eleştirdiğinizi ve güya ıslah ettiğinizi düşündüğünüz kimse ve takipçileri ile daha da aranızı açmaktan başka bir şey kazanmıyorsunuz. 

Gelelim kelimenin Arapça olan kısmına: Eleştiri kelimesinin Arapça karşılığı tenkittir. نقد (Nakd) kökünden gelen kelime tef’îl babından تنقيد (tenkid) olarak teşekkül eder. Ve anlamı maddi bir değere karşılık gelen nakd kökü aynı zamanda doğruyu yanlıştan ayırmak için de kullanılmıştır. Tenkit ise manevi olarak bir şeyin değerini ortaya koymak ve onu sağlamlaştırmak için kullanılır. 

Hem Türkçeden hem de Arapçadan sınıfta kaldınız.

Sonuç itibari ile gerçek bir eleştiri öncelikle bu işten kazanılacak olan Allah’ın rızasını hedeflemeli, insanlara yol ve yöntem öğretmeli ve uslub olarak pozitif ifadeler kullanılmak sureti ile eleştirilenin kalbini kazanmayı da göz ardı etmemelidir.

Yani her hâlükârda eleştiri bir şeyin değerini ortaya koymak için yapılır, yok etmek için değil asla. Şimdi soruyorum size. Siz böyle yaparak İslam’ı ürettiniz mi (ikmâl) yoksa tükettiniz mi? Zararın neresinden dönülürse kârdır, kendinize bir çeki düzen verin ve sonra kırdığınız Müslüman kardeşlerinizle aranızı yapın ve tekrar vahdet olma yönünde yapmış olduğunuz hatalarınızı telafi etmiş olun ves selamu ala men-ittabea -lhüda...

Paylaş X Facebook

Yorumlar 10

F Fatma Ceren 01 Ocak 2012

Elinize sağlık Sn.Yetik, cidden kısa, öz ve güzel bir hatırlatmaydı.Rabbim razı olsun.

K kemal songür 01 Ocak 2012

Eleştirmek ve eleştirilmek, tenkit etmek ve edilmek, ihtilaf etmek ama ahlaklıca/müslümanca yapılırsa rahmettir, berekettir, düşünsel üretime katkıdır, doğrunun tespitinde kolaylıktır, idraklerde ufkun genişletilmesine yardımcıdır, canlılıktır ve canlı kalabilmektir, kısaca asla geri durulmaması gereken salih amellerdendir.
Müslümanların dağınıklığı ve parçalanmışlığının nedeni ihtilaf etmeleri değil, ihtilafı ahlaksızca yapmalarıdır.
İhtilaf ahlakını kuşanan, asılı/doğruyu yaygınlaştırma ve yanlışları düzeltme kastı ile eleştiren/tenkit eden, bardağın dolu tarafını takdir ederek eksik tarafını adam gibi ve merhametli bir dille dillendiren müslüman yüreklere selam olsun.
Zihnine ve kalemine sağlık Şahin kardeşim.

Ş Şahin Yetik 01 Ocak 2012

Güzel yorumlarınız için teşekkür ediyorum değerli insanlar. Gerçekten de son zamanlarda bardağın boş tarafını gündem ederek “bakın burada içilecek su yok” diyenler artmış bardağın dolu tarafını gündem edenler ise yok denecek kadar azalmıştır. Müslümanların önemli vasıflarından biride itidalli yani dengeli oluşlarıdır. Çorum da değerli bir hocamızın da söylediği gibi müslümanın isyanı kendisini zalim yapmadığı gibi itaati de kendisini köle yapmaz. Oysa ortalık zalimden ve köleden geçilmez halde Ne mutlu o müslümanlara ki Allah için her insanı potansiyel bir kazanım olarak görüp o insanı yanlışlarından ayırt etmek için çabalarken doğrularının değerini düşürmez ve doğrularını gündem etmek sureti ile vahdete giden yolda kalbini kazanır.

R Ramazan 01 Ocak 2012

İlmi ve yapıcı eleştiri merhamettir, ibadettir

http://www.islamvehayat.com/9161_pamak-la-soylesi-vasat-ummeti-nicin-insa-edemedik-.html

Mehmet Pamak’ın bu likte yayınlanan söyleşisinden bir alıntıyı konuyla bağlantıı olduğu için paylaşmak istedim:

“Tevhidi uyanışla oluşan öbekler ve tevhidi bilince ulaşan veya öyle zannedilen bireyler neden uzun soluklu bir direniş azmini gösteremiyorlar? Neden bir süre sonra bıkıp, yorulup savrulmaya ve daha önce reddettikleri kesimlere ve yanlış din anlayışlarına doğru sürükleniyorlar?

İslami çalışma öbeklerinin büyük ekseriyeti, neden içinde her türlü inancı, hurafeci anlayışları da barındıran çıkar birlikteliklerine dönüştüler? Aynı grup içinde; -“tevhidi düşünenler”, -“tarihselciler”, -“modernistler”, -“liberal-demokratlar”, -“sekülerleşenler”,-“laik partilerde kurucu, üye, milletvekili, Belediye Başkanı ve Meclis Üyesi olanlar”, -“ulusalcı kirlilikler taşıyanlar”, -“artık devleti de kutsayanlar”, -“Tasavvufçular” birlikte bulunabiliyorlar.

Neden böyle oldu? Neden bu büyük çarpıklık bu kadar kolay ve bu kadar çabuk kanıksanabildi? Neden bu dönüşümü yaşayanlar, yıllarca Kur’an okudukları halde tevhid inancıyla bağdaşmayan bu halden rahatsız değiller? Neden bu çarpıklığı, savrulmayı, kargaşayı, eklektik duruşları kimse eleştirmiyor? Neden herkes birbirini idare ediyor?

Neden kimse kimseye merhamet etmiyor? Birbirinin yanlışlarına, savrulmalarına karşı çıkmamak, eleştirmemek birbirine zulmetmek iken, neden merhamet zannedilir hale gelindi? Neden, Allah için uyaranlar, emri bil maruf yapanlar kınanır oldu?

Böyle olunca, her türlü fikri aynı grup içinde barındırınca, tek amacın grup dayanışması ve grup çıkarlarını korumak olan kulüpler haline dönüşmekten korunmak mümkün olmuyor. Başlangıçta, tevhidi düşüncenin yaygınlaşması ve bu istikamette, sahih din anlayışı ekseninde İslami toplumsal dönüşümün gerçekleşmesi için kurulduğu iddia edilen bu tür grup, çevre ve öbeklerin çok büyük ekseriyeti bugün yukarıda zikredilen eklektik/karışık din anlayışlarına, geleneksel ve modern bid’at ve hurafelere itibar eden ve grubu için çıkar devşiren konumlara sürüklendiler. Giderek maddi yönden güçlendiler, holdingleştiler, zenginleştiler, TV sahibi oldular, büyük kurumlar oluşturdular ve biraz da kitleleşmeye doğru yöneldiler, ama ilk çıktıkları noktadaki tevhidi duyarlılıklarının bile çok gerisine düştüler. Hatta ilk çıktıkları zamanki ilkelerini bugün savunanlara, “siz hâlâ orada mısınız?” diye soruyorlar.

Kimisi daha önce tekfir ettiği laik demokratik çizgide particilik yapmaya, kimisi de hurafeci tasavvufun kıymetini(!) yeniden keşfetmeye, ilkeleri çürütücü, direniş azmini çözücü, şahsiyetleri öğütücü pragmatizmin peşinde, oradan oraya savrulmaya başladılar.”

Ş Şahin Yetik 01 Ocak 2012

güzel insan ramazan bey güzel katkınız için teşekkür ediyorum . Değerli ağabeyimiz, hocamız Mehmet Pamağın ilgili yazısı eleştiri nasıl olmalıdr başlıklı yazımıza tam anlamıyla olmasada (zira biz eleştiride; eleştirilenin, eleştirisinin ardından geriye kalan olumlu ve müsbet yönlerin olumsuz yönlerinden çok çok daha fazla gündem edilmesinden yanayız.) bir nevi cevap mahiyetinde olmuştur. nitekim müslümanların dünü ile bugünü arasındaki gel gitlerini sorgulayan, doğruyu yanlıştan ayırt etmek üzere yazılmış,içerisinde hakaret barındırmayan, kırmadan dökmeden okuyanların kendilerini ve yanlışlarını sorgulamalarına vesile olabilecek bir yazı olmuş. Bizlerle paylaştığınız bu güzel yazı için tekrar teşekkür ederim Allah razı olsun.

S süleyman Dilmen 01 Ocak 2012

Tebrik ederim kardeşim güzel bir çalisma

Ş Şahin Yetik 01 Ocak 2012

Allah razı olsun güzel insan.

Ş Şahin Yetik 01 Ocak 2012

Bilgilendirme !
Bizim “eleştiri nasıl olmalı?” yazımıza müteakip Mehmet Pamak Hocamızın “Ertelenemez Ve Terk Edilemez Sorumluluğumuz” başlıklı emri bil- ma’ruf ve nehyi an-il münker konulu yazısının yayınlanması ile hasıl olabileceğini düşündüğüm yanlış anlamalara karşın bu bir bilgilendirmedir.
Öncelikle biz yazımızda başlıktan da anlaşılacağı üzere eleştiri nasıl olmalı sorusunu irdeledik ve fakat kesinlikle eleştiri yapılmamalıdır demedik. Saniyen eleştiri konusunda son zamanlarda eleştiri adı altında eleştiri kelimesi ile hiç alakası olmayan hakaret vâri sözlerle Hocaların, kalem sahiplerinin yerilmesine ve toptancı bir mantalite ile ayaklar altına alınması suretiyle ifrat ve tefrite kaçılmasına dikkat çektik. Konu ile alakalı olarak iktibas dergisinin Kavramlar bölümünde tenkid için şu ifadelere yer verilmiştir:
“Tenkidle sövgü, tenkidle alay, küçümseme ve kişiliğe saldırı birbirine karıştırılmamalıdır. Tenkid ne kadar içten ve samimi olursa, başka bir anlatımla, ne kadar Allah rızasına yönelik olursa, o kadar verimli olacaktır. Tenkid edilen şahıs, tenkid edenin iyi niyetini anlamalı, samimiyetini görmelidir. Aksi taktirde muhatabın, savunma pozisyonuna geçmesi beklenir bir durumdur. Bilindiği gibi Kur’an, müşriklerin tanrı edindikleri şeriklerini hiçbir şekilde tasvip etmemekte, hiçbir doğruluk payı tanımamaktadır. Her fırsatta, Allah’ın dışında tanrı edinilen varlıkların anlamsızlığını dile getirmektedir. Fakat Kur’an asla onlara sövmemekte ve sövmeyi de yasaklamaktadır. (6/En’am, 108). Bunu şöyle anlamak gerekmektedir: Etki-tepki prensibi gereği, muhatabın savunma pozis-yonuna geçmesine ortam hazırlanmamalıdır.” (Sayı 316 | Nisan 2005 Iktibas)
Buradan bir kez daha ifade edelim ki yazımız; eleştiriden kaçınılması gerektiğini değil, bilakis eleştirinin ne olduğunun bilinmesi sureti ile yapılması gerekliliğine vurgu yapmış, ne olduğu bilinmeyen bir eleştiri ile eleştiri yaptığını düşünerek İnsanların doğrularını görmezden gelerek yanlışlarını gündem etmenin de sakıncalarını ve Müslümanlara verdiği zararları konu edinmiştir.
Bütün bunlardan sonra eğer Mehmet Pamak ağabeyimizin İlgili çok değerli ve bir o kadarda önemli bir ihtivaya sahip olan yazısının paylaşımında acizane vesile olduysak kendimizi bahtiyar sayıyoruz. Vefakat her iki yazı içinde mahiyet bakımından karşılaştırma yapmamayıda emri bi-l maruf ve nehyi ani-l münkeri kendisine ilke edinmiş bir kardeşiniz olarak kendimize zul gördüğümüzde açıktır. Bizim konumuzun içeriği olan “eleştiri” mana itibari ile doğru ile yanlışı ayırt ederken doğruyu ortaya çıkartıp gündem etmeyi ve yanlışları ise doğrudan ayrılmış olmasına binaen ilgi konusu haline getirmez ve bu suretle kusurlu olan değerden kusurun giderilmesi sonucu ortaya çıkacak olan değeri gündem eder.
Hocamız ise yazısında “emri bil- ma’ruf ve nehyi an-il münker” i konu edinmiştir ki bu eleştiri değil İnzardır. Ve bu İnzar kuranda defatle geçerki farzdır. Böylesine önemli bir görev için hocamız yazısında özetle İslam’ın olmazsa olmaz ilkelerine saygısızlık yapıldığını, İslam’ın temel ilkelerinin sistemle entegre haline getirilmek kaydıyla Allah’a, peygamberine ve müminlere düşman olan sistemlerin dost ve yandaş olarak empoze edildiğini ve bu alçakça oyuna aldanan Müslümanların emri Bi-l Ma’ruf ve nehyi ani-l Münker ile uyarılmasının asli görev olduğuna vurgu yapmıştır. Ve bu görevi üstlenen değerli Müslümanların ise birilerince tu-kaka ilan edildiğinin de altını çizmiştir. Ve biz de hocamızla tamamen aynı düşüncedeyiz.
Oysa eleştiri emri bi-l ma’ruf gibi farz değildir belki ehli için yapılması elzem olan işlerdendir. Burada eğer “eleştiri” ve “emri bil- ma’ruf ve nehyi an-il münker” aynı manada değerlendiriliyorsa yanlış yapılıyor kanaatindeyiz zira her kavram kendi kulvarında manasını ihtiva eder. Eleştiri kusurlu olandan kusurun giderilmesini hedeflerken, emri bil-ma’ruf ve nehyi anil münker ise Allah’ın insanlardan istediği “Ma’rufu” (iyilik ilkelerini) emreder. Eleştiride kişinin kendisinin ortaya koyduğu bir değerin kusurundan arındırılması söz konusu iken emri bil Ma’rufta Allah’ın insana verdiği bir değerden bahsedilebilir ki burada söz konusu edilebilecek olan kusur Allah’ın verdiği değerde değil, insanın bu değere olan bakış ve yaklaşımındadır.
Sonuç olarak birbirine yakınmış gibi görünen bu iki kavram arasında ince bir çizgi vardır. Aralarında ki ortak nokta ise şüphesiz uyarmaktır. Lafı fazlaca uzatmadan Kuran da eleştiri ve emri bil-ma’ruf ve nehyi ani-l münker ile alakalı ayetlerle konuyu bağlayalım. Kuran da Allah insanların kendi elleri ile yaptıkları putlara tapınılmasını şu ayetlerde eleştirir.
(İbrahim) onlara «Elinizle yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?» (37 / SÂFFÂT – 95)

Müşriklerin Allah’ı bir yana bırakarak taptıkları düzmece ilahlar hiçbir şey yaratamazlar: tersine kendileri birer yaratıktırlar. (16 / NAHL – 20)
Müşrikler Allah’ı bir yana bırakarak hiç bir şey yaratamayan kendileri birer yaratık olan, kendilerine ne zarar ve ne de fayda dokunduramayan; öldürmeye, yaşatmaya ve yeniden diriltmeye güçleri yetmeyen ilahlar edindiler.( 25 / FURKÂN – 3)
Eleştirinin nasıl olması gerektiği konusunda ise ;
“İyilikle kötülük bir olmaz. Sen, (kötülüğü) en güzel bir tavırla önle; o zaman görürsün ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki en yakın bir dost oluverir.” (41/Fussilet, 34)
Peygamber’e düşen, inanmayan insanları Allah’ın yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet etmesi ve insanlarla en güzel bir biçimde tartışması (mücadele etmesi)dir. (16/Nahl, 125).
Allah’tan gelen merhamet sayesinde onlara yumuşak davrandın. Eğer sert, katı kalpli biri olsaydın, kuşkusuz çevrenden uzaklaşırlardı. Onları bağışla, kendileri için Allah’tan af dile, yapacağın işler hakkında onların görüşlerini al, ama karar verince artık Allah’a dayan. Hiç kuşkusuz Allah kendisine dayananları sever. (3 / ÂLİ İMRÂN – 159)
Emri bi-l ma’ruf ve nehyi anil münker ile ilgili ayetlere bakalım.
Erkek ve kadın bütün müminler birbirlerinin dostları ve velileridirler. İyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirirler, namazı kılarlar, zekâtı verirler, Allah’a ve Resulüne itaat ederler. İşte bunları Allah rahmetiyle yarlığayacaktır. Çünkü Allah azîzdir, hakîmdir. ( Tevbe:71)
Onlar (o müminlerdir) ki, eğer kendilerini yeryüzünde iktidar mevkiine getirirsek namazı kılarlar, zekatı verirler, iyiliği emrederler ve fenalığı yasak ederler. Bütün işlerin sonu sırf Allah’a âittir.( Hacc:41)
“Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten sakındır. Başına gelenlere sabret, çünkü bunlar, azmi gerektiren işlerdendir.”( Lokman:17)
İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa eren onlardır.( Âl-i İmran:104)
Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeğe çalışır ve Allah’a inanırsınız. Kitap ehli de inansaydı kendileri için elbette daha hayırlı olurdu. İçlerinden iman edenler de var, ama pek çoğu yoldan çıkmışlardır.( Al-i İmran:110)
(Bunlar), O tevbekâr olanlar, o ibadet edenler, o hamd edenler, o oruçlular, o rükua varanlar, o secdeye kapananlar, iyiliği emredip, kötülükten vazgeçirenler, Allah’ın hududunu koruyanlar (emirleriyle yasaklarının ölçülerine riayet edenler)dır. Müjde ver o müminlere, müjde!( Tevbe:112)

E ebu muhammed yusuf 01 Ocak 2012

yazınız okunmaya değer fakat biraz tepkili gördüm.
şahen ben eleştiriyi ikiye ayırıyoum yapıcı ve yıkıcı olmak üzere. yapıcı eleştiri, düzeltmeye yönelik olandır. yıkıcı eleştiri ise, bozmaya, yıkmaya, haksız bir şekilde gündemde kalmaya yöneliktir. bu tür eleştiride ahlak aranmaz, art niyet aranır...

Ş şahin yetik 01 Ocak 2012

ebu muhammed güzel insan biz eleştiriyi ikiye ayırmıyoruz olması gereken eleştirinin tek bir yönü vardır o da yapmak, yapıcı olmak, doğru olanı yanlıştan ayırıp ortaya koymak içindir. Birilerinin bahsettiği kinci yönünü yani sizinde dediğiniz gibi bir “yıkıcı eleştiri” tanımını kabul etmiyoruz zira eleştiri kavramının içinde böyle bir kullanım yok dolayısı ile yıkıcı ibaresinden sonra eleştiri değil ve fakat “yerme” ifadesinin kullanılması daha doğru olur kanaatindeyiz. Bir kimsenin yaptığı “olumsuzlamaya” binaen kılıf mahiyetinde eleştiri kavramının arkasına sığınıp kendisini tatmin etmesine müsbet bakamayız.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Şahin YETİK — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.