Emri Bil Maruf ve Hanımların Sorumluluğu
Ne yazık ki kadının, emri bil maruf ibadetini yapması konusunda yerleşik bazı algılar sadece geleneğe dayanmaktadır. Ne gereği var?. Erkek yok mu da kadın yapacak? O evde otursun eşinin işlerini yapsın yeter vb gibi bir çok algı kadınları irşad görevinden uzaklaştırabiliyor. Elbette ki kadının birincil mekanı vakarla evde oturmasıdır ama bilinçsizce eve hapis edilen kadınlar televizyon kolik bir kafa yapısına mahkum oldular. Kendilerine imtihan için verilmiş olan hayatlarını el işleriyle, dizilerle, günlerle tüketmeleri kendileri açısından hüsrandır.
Hiç şüphesiz dini vaaz eden Allah’tır. Neyin nasıl olması gerektiği peygamberler aracılığı ile beyan edilmiştir. Din, yaşanması içindir, nasıl yaşanacağı, hükümlerin nasıl uygulanacağı peygamberler aracılığı ile öğretilmiştir. Bu nedenle Peygamberlerin dindeki fonksiyonu sadece kendi yaşadıkları dönem ile ilgili değildir. Her peygamberin hayatından günümüze düşen mesajlar mutlaka vardır. Bununla beraber son peygamber Hz. Muhammed (sav) ise tüm çağlarda örnek ve önderdir. Din peygamberlerden öğrenilir. Aynı zamanda peygamberlerden sonra icat edilerek ibadet kastı taşıyan her türlü ibadet şekline bidat denmiştir.Her toplumun kendine has geleneği, örfleri vardır. İslam, kendi çizgilerine ters düşmediği müddetçe toplumun zenginliği olarak gördüğü örfe karşı çıkmaz. Peygamberlerin gönderildiği topluluklarda geleneğin din gibi hakim olduğu, din ile gelenek çakıştığında dinin değil de geleneğin tercih edildiği ve bu konuda “Onlara, "Allah'ın indirdiğine (Kur'an'a) ve Peygamber'e gelin" denildiğinde onlar, "Babalarımızı üzerinde bulduğumuz din bize yeter" derler. Peki ya babaları bir şey bilmiyor ve doğru yolu bulamamış olsalar da mı?” (Maide 104) bu benzer ayetlerin bu konuya işaret ettiği bilinmektedir.Biz büyüklerimizden böyle gördük mantığı ile dinin öğretisine karşı savaşıldığı, Kur’an’ın haber verdiği tarihi bir gerçektir…Ne yazık ki toplumumuzda da gelenek ile din çakıştığında din kılıfı adı altında çoğu kez gelenek baskın gelebiliyor…Bu art niyet taşımasa bile dinde caiz olan bir duruma karşı çıkış şeklinde olduğunda imani açıdan tehlikeli bir durum arz edebilir. Din, bu konuda ölçü verir; geleneğe uyabilirsin ama dinin emirlerine aykırı olmadığı müddetçe…Yine dinde önemli ölçülerden biride İfrat ve tefrit olayıdır. Yanı aşırılık yasaklandığı gibi, aynı zamanda hükümlere uçurumun kenarında imiş gibi ucundan tutunmakta yasaklanmıştır..Gerek geleneklerin öncelenmesinde ve gerekse ifrat ve tefrit olayında toplumumuzda bir çok konuda sıkıntının varlığı söz konusudur. İfrat ve tefrit ya da gelenek ile din çarpışması konusunda yaşanılan sıkıntılardan biri de emri bil maruf hususunda hanımlara düşen vazife konusunda ki algılardır. Maalesef Vahdet ile tek bir mercilerinin olması gereken Müslümanların, parça parça tefrika içerisinde olmaları sorunlara köklü ve kalıcı çözüm getiremiyor .Bu yazımız da kardeşlerimize kimi hatırlatmalar yaparken öncelikle bu konularda nerede durduğumuzu belirtmesi için ayetler ışığında amellerimizi nerelere dayandırdığımızı izaha gayret edip,diğer yandan varsa yanlış bizi doğruyu izah etmeleri açısından işin ehline (bizi duyan varsa) sözü bırakmaktır.Öncelikle şunu belirtmekte fayda vardır. Kur’an-ı kerimde “ Ey iman edenler” diye başlayan ayetlerin muhatap aldığı kitle sadece erkekler değildir. Erkek ve kadını ayrı ayrı ilgilendiren konularda hitap daha da özelleşmiş “İman eden hanımlara da söyle” “ İman eden erkekler ve iman eden kadınlar” olarak hitap edilmiştir. Yazımızın konusu olan emri bil maruf, hanım erkek her kesime farz olan bir ibadettir. peygamberimiz (sav) bir hadis de şöyle buyurdular “ Kim bir kötülük görürse eliyle düzeltsin.Gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin. Gücü yetmiyorsa kalbiyle buğz etsin ama bu imanın en zayıf noktasıdır”.(Müslim)… Hadisin muhatabı tüm müminlerdir.Hiçbir mümin gördüğü bir yanlış karşısında kayıtsız kalamaz. Bugün yer yüzünde fitne bu denli yaygınlaştıysa, bunun bir sorumlusu da emri bil maruf neyhi anil münker görevini hakkıyla ifa edememiş kadın, erkek tüm müminlerdir. Bu konuda delilleri çoğaltmak mümkündür.Ne yazık ki kadının, emri bil maruf ibadetini yapması konusunda yerleşik bazı algılar sadece geleneğe dayanmaktadır. Ne gereği var?. Erkek yok mu da kadın yapacak? O evde otursun eşinin işlerini yapsın yeter vb gibi bir çok algı kadınları irşad görevinden uzaklaştırabiliyor. Elbette ki kadının birincil mekanı vakarla evde oturmasıdır ama bilinçsizce eve hapis edilen kadınlar televizyon kolik bir kafa yapısına mahkum oldular. Kendilerine imtihan için verilmiş olan hayatlarını el işleriyle, dizilerle, günlerle tüketmeleri kendileri açısından hüsrandır. Bu durum sadece hanımlardan kaynaklanan bir durum değildir. Bir çok aile yapısında erkek ev oturmasına izin verirken, hanımların ders ortamlarına gitmelerine ,irşad faaliyetinde bulunmalarına ne yazık ki mani oluyorlar. Pikniklere izni olan bir hanımın hayır kurumlarına ve ya hayır işlerine gitmesine izin verilmediğine bir çok kişide şahit oluyoruz. Dışarıda milyon çocuk, milyonlarca hanım vahiysiz ölü bir hayat yaşarken, Allah’tan, kitaptan uzaklara savrulurken, Öne sürülen gerekçeler yukarıda bahsi geçen gibi ilmi dayanaktan yoksun gerekçelerdir…Bu konuda birkaç hususu sıralamak istiyoruz:1: Emri bil maruf hanımlarında yüklenmesi gereken bir ibadettir !.Gerektiği yerde, zaruri bir durum varsa açık alan, gerektiği yerde radyo vb iletişim araçlarında şeri ölçüleri baz alarak konuşmalarında bir mahsur yoktur. .. Fakat bu gelenek açısından alışılmış bir durum olmadığından oldukça sert tepkilerle yüz yüze kalına biliniyor “Elinin hamuru ile ne işi var” mantığıyla, yapılan amel tahkir edile biliniyor. Başka bir örnek vermek gerekirse, ücra bölgelere gidildiğinde şöyle bir durum ile karşı karşıya kalınabiliniyor;Buraya çok sık hoca, bilgili birileri gelmiyor. Acaba uygun bir biçimde, beylerimizin de duyacağı bir şekilde konuşur musunuz?. Sözüyle karşılaşıldığında yapılması gereken nedir?. Sesin asıl değil içtihaden avret olmasını, asıl gibi değerlendirerek hayır mı denilmelidir. Yoksa maslahata binaen şeri ölçüler dikkate alınarak konuşmalı mıdır?. Bura da Allah’ın koyduğu konuşma ölçülerine dikkat edildiği halde, konuşulmasının haramlığına dair delillerin varlığından haberdar olanlar bilmeyenleri bilgilendirmelidir. Bu durumda konuşma yapabilirliğin dayanaklarından sadece bir tanesi, Hz. Aişe annemizin, erkek sahabİlere dini konuları sorduklarında izah etmesi örnek gösterilebilir.Nitekim Allah (cc) konuşurken sesinizi eğip bükmeyin diye buyuruyor konuşmayın demiyor “Eğer (Allah’tan) korkuyorsanız, (yabancı erkeklere karşı) çekici bir eda ile konuşmayın”(Ahzap.32) . Konuşmanın kendisi değil, konuşmanın şeklinin yasak oluşu ayette dikkatlerimize sunulmuşturBu konuda ifrat ve tefrit açısından örneklendirmek gerekirse. Kimileri hanımın sesi avrettir diyerek sadece din anlatıldığı yerde karşı çıkıyor fakat kendilerinin korunup gözetilmesinden mesul oldukları hanımlarının, nikahlarının caiz olduğu akraba erkeklerle konuşmasında hiçbir mahsur görmüyor ki bu bir tezattır. Ve ya hanımın çarşı pazar alış verişine ses çıkarmayanlar, hanım biri bir ayet hatırlattığı vakit işi haram noktasına götürebilecek kadar tepki koyabiliyor. Kimileri de hanım sesi avret değil diyerek, neredeyse teganni ile konuşmayı bile mubah görecek bir yaklaşımda…Her iki anlayış ta kabulümüz olamaz.2:Hanımlar dini nasihatleri kendi hem cinslerine ve arkadan gelen nesile ulaştırmak için kendi aralarında organize olamazlar mı?. Böyle bir durumda etrafında toplanılan bir ablanın varlığı dinin hangi emrine göre yasaktır?. Kadından halife olmaz kuralını, hanımdan ders idare edici,hanımları organize edici bile olmaz diye okuyanlar yaptıkları eleştirilerin altını, sağlam delillerle doldurması gerekmektedir.Oysa ki Allah (cc) Toplumda var olması istenen mümin hanıma, toplumda hangi kurallarla var olması gerektiğini de beyan etmiştir.,.Şöyle ki;A: Dışarı çıkacağın vakit hicap hükmünde olan, ölçüleri tesettür hükmüne uygun olan kıyafetini giy. Ahzap:59.B: Dışarı çıkacağın vakit cahiliye kadınları gibi süslerini, ziynetlerini gösterme. Ahzap.33C: Yürüyüşüne endam katma ve süslerin bilinsin diye ayaklarını yere vurma: Nur 31…D: Konuşurken sesini kıvırtma: Ahzap.32…Ölçüler bu ve benzer ayetler ışığında belirlenmiştir.Ayrıca İslam’ın hakim olmadığı yerlerde kimin neye gücü yetiyorsa şeri ölçüler içerisinde sorumluluklarını yerine getirmeleri farzı ayındır.Hanımlar bu ortamda neler yapabilir?!...Öncelikle Tevhid ilmini kendi hem cinslerine ulaştırmakla görevlidirler. Ders halkaları kurularak düzenli müfredatları olan kademeli ders programlarına ya öncülük etmeliler ya da talebe olmalıdırlar… Çocuklara yönelik çocuk kulüpleri oluşturulup çocuklar yine İman bilincini önceleyerek ders müfredatları oluşturup düzenli bir şekilde çocukların erdemli yetişmesinde etkin rol alarak, Allah’a karşı sorumluluklarını ifa etmelidirler. Okuyan, soran, sorgulayan, üreten bir durumda olmak zorunluluğu vardır… Eşim böyle diyor diye değil, delilleriyle amellerini yerine getirecek bilincini kuşanmaları gerekir.Genç kızlar için düzenlenecek vakıf/dernek gibi kurumların gençlik kollarında Tevhid eksenli eğitime gayret sarf edilmeli ve onların saliha birer eş, fedakar birer ana, ve her şeyden öncelikli Allah’tan başkasına boyun eğmeyen, la bilinci ile her türlü yanlışa kıyam ederek dik durabilen birer kul yetişmelerinde erkeklerden daha çok hanımların sorumluluğu vardır diye düşünüyoruz.
Yorumlar 6
Selamun Aleykum hocam. Bizim en büyük sorunumuz çağa karşı nasıl davranacağımızı Kur’an’a ve sünnete göre belirleyememek sanırım.
Hem bayanların aydınlanmasını istiyor, hem kendisi bir şey yapmıyor. Hem evde otursun, evinin tüm işlerini yapsın, çocuklarını en iyi şekilde eğitsin, hem kendini geliştirsin. Hem de dışarı çıkmasın. Her eve bir hoca tahsis edelim en iyisi! Ev işlerine de yardım eder boş zamanlarında :))
Şirkin ve zulmün kol gezdiği şu ortamdada bu tartışmaları yapmak bana göre biraz fazla lüks. Getireceği hayr' dan fazla olsaydı zararı dedikleri doğru olabilirdi. Bu kadar hassas isek zaten derse falan da gerek kalmamıştır diye düşünüyorum, vesselam. Allah’a emanet olun, selam ve dua ile...
Aleykum selam derya Hanım.. Maalesf sığ tarışmalarla sadece yıpratılınılan bir durumla karşı karşıyayız. Allah bize de sabır versin diyelim..
Rivayet sultacılarının, hegemonik erkek egemen zihinlerin ürettiği/yansıttığı vahye rağmen kadın tanımları/tasvirleri ümmetin bir açmazı olarak yaşanmaya devam etmektedir. Vahiy, üstünlüğün yegane kıstası olarak takvayı/sakınmayı/sorumluluğu tanımlarken, rivayet sultacıları ''cehennemin çoğunluğu kadınlardan oluşmaktadır'' gibi vahiyle taban tabana zıt üretimlerle olumsuzluğun/günahın/fücurun/ayıbın tetikleyicisi olarak kadını görmekte ve buradan hareketle ''adeta'' kadını köle-kişiliksiz-aklı kısa ve ''doğrultulmaya çalışılırsa kırılır'' şeklinde bir kemiğe benzetilerek imtihan dünyasında erkek karşısında maça bir sıfır yenik başlayan ikincil kullar mesabesinde görülmektedir/gösterilmektedir.
Tesettür emri babaya-kardeşe-kocaya karşı olmadığına göre, bilakis toplumun içine girildiğinde uyulması gereken bir ilahi emir olduğu gerçeğine matuf olduğu kendiliğinden anlaşılmaktadır.
İslamın kadın tanımı; kulluk bazında erkeklerden farkı olmayan eşitlenmiş ve sorumluluk yüklenmiş, vazifeler boyutuyla dünyanın en ağır ''işçiliği/sorumluluğu'' olarak analıkla taltif/takdir edilmiş, toplum içinde dişiliğini değil kişiliğini ön plana çıkarılması istenmiş, ‘sadece kadına yüklenmeyen’ edep-haya-tevazu ile kuşanılmış bir kimlikle toplum içinde yerini alması beyan edilmiş, mü’min eşleriyle mü’minece davaya omuz vermeleri emredilmiştir.
Müslim ya da gayri müslim farketmez, üretilen/dayatılan kadın tanımlamalarından dolayı herhangi bir kadın ''keşke'' erkek olarak yaratılsaydım deme noktasına geliyorsa/getiriliyorsa bunun vebali vahye rağmen kadın tanımlamaları üretenlerin üzerindedir. Kaldı ki, İslama olan saldırı argümanlarının başında İslamın değil yanlış geleneğin/kültürün kadın tanımlamalarından hareketle İslama kesilen fatura olduğu tartışmadan varestedir.
Yüreğinize sağlık Sabiha kardeşim...
İŞİNİZ NİYE ZOR!
Ağzınıza sağlık, önemli bir derde değinmiş, sorunu tartışarak makul açıklamalar yapmışsınız. Hakkı arayana ve anlamak isteyene güzel öğütler var.
Ne var ki farkında olmasa da din adına, dini sadece “erkeklere hasreden”, bayanlaraysa erkeklerin “izin verdiği” kadarıyla yetinmesini “lutfeden” bir algının geçerli olduğu bir ülkede konuştuğunuz için işiniz zor.
Sanırsınız ki burası, metinlerin, sırf zahiri anlamıyla anlaşılan, bu tür geleneğin ve anlayışın yaygın olduğu, dinin ve hayatın bu sebeple iyiden iyiye daraltıldığı Pakistan, Afganistan ya da benzeri bir ülke!
Buna rağmen dayanmak, direnmek ve devamlı izah etmek maalesef yine sizlere düşüyor. Özellikle içtihadi nakilleri “din” miş gibi dayatanlar karşısında!
Dinin nasıl yaşandığını kendisinden öğrendiğimiz peygamber zamanında; hem vakit hem de cuma namazlarına ayırım olmadan katılımın olduğu, yerine ve konumuna göre cemaat yapısı içinde her cinsin ve hatta yaş gurubunun söz sahibi olduğu, sosyal hayatın içinde fıtri özellikleri, becerileri ve katkılarıyla görevleri olan kadın ve kadın yaşamı bilinmiyor. Evet bilinmiyor!
İtiraz ettiğiniz ya da dillendirmediğiniz nice sorunların merkezi, sanırım buradadır. Ayetler mana itibarıyla önyargıya veya örfe uygun anlaşılmıyor, içtihadi-örfi uygulamalar dini kural olarak dayatılmıyorsa, sorunu çözmek mümkün. Çünkü niyet hak olanı bulmak. Ammmaa, sizin de değinmek zorunda kaldığınız gibi işler bu denli kolay değil.İşinizin zorluğu bir de bu!
Size katkı olsun diye söylemek istediğim bir şey daha var: Bu gün, bu ülkede, bu dönemeçte İslamı siz gibi asil kadınlar temsil ediyor. Evet, aklım başımda ve bilerek söylüyorum bu sözü.
Türkiye gibi laik, modern, Batılı yaşam tarzının yaygın olduğu bir ülkede, başörtüsü ve tesettürü ile kamusal alanda “var olan” Müslüman kadın doğrudan İslamı temsil etmektedir. Bu Allah’ın bir lütfudur size. İyi ki varsınız... Tesettürün şöyle ya da böyle olduğu gibi bir tartışma, haklılık payı taşısa da bile, bu çerçevede zaiddir, erkeklerin yanlış yerden eleştirisi, kendilerine üstü örtük pay çıkartmasıdır!
Kamusal alanda, sosyal hayatın içinde İslamı temsil etme noktasında “yok olan” erkekler, asıl buralarda üzerlerine düşen sorumluluğu taşıma kaygısı gütmeyen erkekler, burayı anlamaya çalışmalıdır...
Kendi aralarında, ders halkalarında, benzerlerinin olabildiği toplantı merkezlerinde “var olanlar”; sokakta, çarşı-pazarda, meydanlarda, işyerlerinde, resmi-özel kurumlarda veya özetle kentte ve kalabalıklar arasında nasıl “yok oluyorlar”, diğerleri gibi sıradan bir hayatta çelişkisiz yaşayabiliyorlar, emekli olabiliyor, memuriyetini sürdürüebiliyor, işlerini büyütebiliyor, siyaset yapabiliyor, yarınlarına yatırım yapabiliyor, biraz düşünmeli.
Erkekler olarak sosyal hayatın içinde ve farklı guruplar arasındayken “laik-modern-seküler” yaşam tarzını nasıl taklit ettiğimizi düşünmüyoruz. İnancımızdan ve inşa etmek zorunda olduğumuz zeminden, bize ait açtığımız cephelerden veya sosyal hareketlilikten kalkarak, asıl karşı olmamız ve makul biçimde çatışmamız gereken O yaşam tarzını içselleştirdiğimizi hatırlamıyoruz! Tevhid dininin asıl karşılığı olan pratik duruşlar üretemeden, sosyal bir varlık olma iddiamızı inşa edemeden sadece ezberlenmiş sloganları tekrar ederek böylesi bir hayatın içinde yaşayabiliyor, hatta “İslamlaştırarak” yeniden üretebiliyoruz! Bunun “farkında” mıyız acaba?
Bu eleştiri sakal bıyık gibi bir öneriyi, tarlada çalışan insanların rahat ve bol döküm giysisini önermediği gibi, eksikliğin bunlar olduğunu da içermiyor.
Özetle: Bu modern kentler, bu kamusal alanlar, bu sosyal hayat fesat üretiyor mu, elbette. Haramı etkinleştiriyor, nesli bozuyor, akılları saptırıyor mu, elbette. Zaten İslamı bunun için istiyor ve zalime, fasığa, münafığa ve tağuta da bunun için karşı çıkıyor muyuz, elbette. El hak elbette.
Şimdi soru şu: Bu sosyal hayat, bu kamusal alanlar kadını bozuyor da erkeği bozmuyor mu? O halde erkekler önce kendilerini düşünsünler çünkü nasıl bir sosyal hayat içinde yaşadıklarını ve sürekli değişim riski taşıdıklarını tefekkür etmiyorlar. Ya da, kendileri kaybın farkındalar da kadın üzerinden var olmayı “erkeklik” sanıyor! Ya da Türkiye’de, tesettür kavgası dışında hangi cephe açıldı da sabreden erkekleri, direnen ve sınanan adamları görebiliyoruz?
Bu sorgulama genel manada olup, sadece metinlerde olanları sıralayanları ama o metinlerin sosyal hayattaki iz düşümlerinde yok olanları kapsamıyor.
Allah razı olsun açılımınız/ eklemeniz/yorumunuz için teşekkür ediyorum. Bu konuda hiç abartısız önce islam olupta sonra (Maazaallah) feminist çizgiye kayanları anlıyorum ne ki; pireye kızıp yorgan yakılmamalı... Bu işin otoritesi her kimse artık buna kesin son noktayı koymalı diyeceğim ama...her neyse size saygılarımı gönderiyorum.
Çok önemli bulduğum paragrafı alıntılıyorum izninzle..
Bu sosyal hayat, bu kamusal alanlar kadını bozuyor da erkeği bozmuyor mu? O halde erkekler önce kendilerini düşünsünler çünkü nasıl bir sosyal hayat içinde yaşadıklarını ve sürekli değişim riski taşıdıklarını tefekkür etmiyorlar. Ya da, kendileri kaybın farkındalar da kadın üzerinden var olmayı “erkeklik” sanıyor! Ya da Türkiye’de, tesettür kavgası dışında hangi cephe açıldı da sabreden erkekleri, direnen ve sınanan adamları görebiliyoruz?
Bu konuda müzdaripliğimizi yazılara sığdıramıyoruz maalesef... yapılan her işe bulunan kulpların, imtihan bilinci olmasa terk edilmesi içten bile değil...
Peygamberimizin gelenek kültürüyle nasıl mücadele ettiğini anlamamıza kısmı de olsa vesile olan durumlarla karşı karşıya kalıyoruz Mümine hanımlar olarak..Birileri halifeliği inşa ettilerde biz mi engel olduk anlamak zor ya neyse.. Allah razı olsun saygı ve selamlarımı yolluyorum
