İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06

Fe Eyne Tezhebûn!

Bugün İstanbul’da ABD, İngiltere, Fransa başta olmak üzere emperyalizmin efendilerinin ve onların işbirlikçisi rejimlerin katılımıyla gerçekleştirilmekte olan “Suriye’nin Dostları” zirvesine karşı, tıpkı Humuslu Müslümanların yaptığı gibi “Ne Obama, ne Erdoğan; yardım ve zafer ancak Allah’tan” diye haykırması gereken çeşitli kuruluşların, Harbiye’de biraraya gelerek emperyalizmin efendilerinden Suriye muhalefeti adına silah talep edecek olmaları, yaşanan bu ölçüsüzlüğün hangi noktaya ulaştığını ortaya koymaya yeterlidir.

01 Nisan 2012 5 dk okuma 12,0B okunma
100%
Suriye'de 42 yıllık Batıcı, laik, azınlık diktası katil Baas rejimine karşı halkın 1 yıl öncesinde başlattığı ayaklanma, rejimin tüm katliam operasyonlarına karşı devam ediyor. 
 
Kurulduğu günden bu yana hep halkına karşı zorbalık yapmış, ülkedeki Müslüman çoğunluğa karşı zaman zaman toplu katliamlara varan zulümlere imza atmış, ülkede yaşayan Kürtlerin varlığını bile kabul etmemiş olan Baas'a karşı Suriye halkının ayaklanmasını çeşitli komplolarla mahkûm etmenin hiçbir anlamı yok. Kuzey Afrika'da başlayıp bölgeyi kısa sürede etkisi altına alan bu diktatör rejimlere karşı başkaldırı dalgası karşısında Suriye halkının, onyıllardır bilendiği, beklediği fırsat önüne çıkınca kuzu kuzu oturmasını kimse bekleyemezdi.
 
Nihayet Tunus'taki ayaklanmadan birkaç ay sonra Suriye'de de katil baas rejimiyle halkın kaçınılmaz hesaplaşması başlamıştı. Nasıl başlamazdı ki? Hama'nın hıncı ve intikam duygusuyla yetişmiş bir nesilden bu insanlık dışı, katil rejime itaat etmesi mi bekleniyordu?
 
Açıkçası, yaşadığımız coğrafyada Kemalist zulme karşı direnişten söz eden, hatta Kürtlerin maruz kaldığı ayrımcılık ve asimilasyon politikaları karşısında, kontra-ulusalcılık inşası peşinde koşarak, zulme karşı mücadele yerine zulmün diğer cephesini teşkil konumunda bulunan BDP-PKK çizgisini destekler görüntü veren kimi çevrelerin Suriye direnişi söz konusu olunca emperyalist komploları öne sürerek daha başından Suriye halkının haklı başlkaldırısını mahkûm etmeye koyulmaları anlaşılır bir tutum değil.
 
Suriye'de Baas rejimine muhalif grupların ve dolayısıyla "Suriye direnişi" olarak ifade olunan başkaldırı sürecinin aktörlerinin birbirinden faklı ideolojik anlayışlara ve konumlanmalara sahip olduğu bir gerçek. Humus'ta birkaç ay önce büyük bir gösteri düzenleyerek "Yardımı ne Obama'dan, ne Erdoğan'dan bekliyoruz. Yardım ve zafer ancak Allah'tan'dır!" diye haykıran Humuslu Müslümanlar da Suriye'deki başkaldırının içinde, "NATO'yu istemiyoruz ancak Türkiye ve Arap ülkelerinin müdahalesine sıcak bakıyoruz" diyen İhvan temsilcileri de, her gün emperyalist odaklar nezdinde kendilerine destek arayışında bulunan Burhan Galyun gibi muhalifler de... 
 
Dolayısıyla biz Müslümanların her şeyden önce Batıcı, laik, despot Baas'a karşı açık bir duruş içerisinde olmak sorumluluğumuz vardır. Bunun yanında, Suriye'de hangi çizginin yanında yer alacağımızı doğru tesbit etmek ve buradan Suriyeli Müslümanların yanlış istikametlere yönelmemesi için telkin ve tavsiyelerde bulunarak sürece bu yönüyle de müdahil olmak durumundayız. Suriye direnişini daha başından komplocu açıklamalarla mahkûm etmeye kalkışmak, neticede insanlık dışı bir rejime omuz vermekten başka bir anlam taşımaz. "Şehit Hama" romanını okuyarak, Hama'yı anlatan bant tiyatrolarını dinleyerek büyümüş Türkiyeli Müslümanlara bu zillet hali hiç ama hiç yakışmaz. 
 
Evet, öncelikle "Baas rejimi ve onun despot ve katil yöneticilerinin canı cehenneme" diyebilmeyi, bu konuda "kem, küm" yapmaktan kaçınmayı başarabilmeliyiz. Suriye muhalefetine yönelik çözümlemelerimiz, ayrıştırmalarımız ve emperyalistlerin ve onların bölgedeki işbirlikçilerinin hesaplarını değerlendirmek bu temel duruştan sonra gelmelidir. Şayet "emperyalizmin hesapları" diye diye 42 yıllık bir insanlık dışı rejimi kollayan duruşlar üretiliyorsa, burada emperyalizm söylemi despotların suçlarını örtmenin aracı haline gelmiş demektir. Tıpkı Türkiye'deki Ergenekoncu çevrelerin sıkışınca "emperyalizm" söylemine sarılmaları misali... Dolayısıyla Baas çetesine bu fırsatı tanımamak en öncelikli görevimizdir diye düşünmekteyim.
 
Biz Türkiyeli Müslümanalrın Suriye halkının haklı başkaldırısı karşısında almamız gereken tutum, bu başkaldırı içerisinde yer alan ve ancak âlemlerin Rabbi'ne dayanma iradesini ortaya koyan İslami muhalefet cephesinin yanında yer alarak, İhvan gibi "muhafazakar demokrat" eğilim içerisine girmeye teşne bir görüntü veren İslami kökenli muhalif grupların İslami muhalif cepheyle yakınlaştırılmasına gayret göstermek ve emperyalizmle iş tutma konusunda heveskârlıklarını ortaya koyan liberal-laik muhalefete ise açık tavır almaktır. 
 
Bizler reel politik hesaplar yapmadan önce, öncelikle doğru yerde durmayı başarmak zorundayız. Konjonktürel ve politik neticelerden çok, İslami/tevhidi duruşumuzda sebatkâr olmayı öncelemek mecburiyetimiz vardır. Bizler "Suriye'de veya Türkiye'de despot laik rejimler tasfiye olsun da yerine ne gelirse gelsin" ölçüsüzlüğüyle hareket ederek onlarca yıldır nice emeklerle oluşturduğumuz İslami bilincimizi ve duruşumuzu heba edemeyiz. Evet, Türkiye'de de, Suriye'de de despot laik rejimler tasfiye olmalı, fakat yerine ılımlı laik rejimler değil, İslami rejim ikame edilmeli. Bizler bu iddiamızda her an ve her ortamda ısrarlı olmak, konjonktürel şartlar icabı gecici de olsa bu duruşumuzdan ödün vermemek durmundayız.
 
Kimi İslami çevrelerin bu konuda çok kötü bir imtihan verdiğini üzülerek ve ibretle izliyoruz bugünlerde. Türkiye'de yaşanan sürece olduğu gibi, Suriye'deki sürece de bu ölçüsüzlükle yaklaşıldığını, gidenin yerine neyin geleceği konusunda İslami bilinç adına bir ışık süzmesi bile barındırmayan, son derece ölçüsüz bir yaklaşımla hadiselere yaklaşıldığını görmekteyiz.
 
Bugün İstanbul'da ABD, İngiltere, Fransa başta olmak üzere emperyalizmin efendilerinin ve onların işbirlikçisi rejimlerin katılımıyla gerçekleştirilmekte olan "Suriye'nin Dostları" zirvesine karşı, tıpkı Humuslu Müslümanların yaptığı gibi "Ne Obama, ne Erdoğan; yardım ve zafer ancak Allah'tan" diye haykırması gereken çeşitli kuruluşların, Harbiye'de biraraya gelerek emperyalizmin efendilerinden Suriye muhalefeti adına silah talep edecek olmaları, yaşanan bu ölçüsüzlüğün hangi noktaya ulaştığını ortaya koymaya yeterlidir.
 
Söz konusu kuruluşların eylem çağrısında yer alan şu ifadeler, gelinen noktanın vahametini ortaya koymaya yetmektedir:
 
"Türkiyeli Müslümanlar 1 Nisan’da İstanbul’da gerçekleştirilecek “Suriye’nin Dostları” toplantısının da önceki toplantılar ve zirveler gibi anlamsız tartışmalarla heba edilmemesi için açık ve somut bir öneri sunuyor ve muhaliflerin silah taleplerinin acilen karşılanması gerektiğinin altını çiziyorlar.
 
Suriye halkı özgürlüğün yabancı güçlerin askeri müdahaleleriyle değil, direnişle geleceğine inanıyor. Bunun için de katil Baas ordusuna karşı kendisini savunabilmek için silaha ihtiyaç duyuyor. “Suriye’nin Dostları” olduklarını iddia edenler bu talebi karşılamalıdırlar. Suriye halkına kendini savunma hakkını tanımayanlar Suriye’nin Dostları olamazlar!"
 
Şimdi bu ifadeler üzerine sormak isteriz: Emperyalist katillerden silah talep etmek "Türkiyeli Müslümanlar"a yakışmakta mıdır? Kimse kusura bakmasın fakat atılan bu adım, Türkiye İslami hareketinde yeni bir kırılmayı haber vermektedir. Onlarca yıllık birikimlerimiz, bilinçlerimiz yerle yeksan edilmekte, iş "Büyük Şeytan"dan silah talebine kadar vardırılmış bulunmaktadır. Keşke bu talebin sahibi kuruluşlar kendilerini "İslami kuruluş" olarak nitelemek yerine yapılan işe daha uygun bir sıfat kullansalardı.
 
Oysa Humuslu Müslümanlar ne diyordu, zalimlere karşı havaya kaldırılan binlerce yumruğun gölgesinde:
 
"İçinizde Obama’dan zafer/yardım bekleyeniniz var mı?
 
- Hayır!
 
İçinizde Erdoğan’dan zafer/yardım bekleyeniniz var mı?
 
- Hayır!
 
İçinizde herhangi bir şahıstan ya da meclisten veya Arap Ligi’nden yardım bekleyeniniz varsa burayı terk edebilir!
 
Zafer kimdendir?
 
- Allah’tan.
 
Allah’ım senden başka kimsemiz yok!"
 
Bu durumda, tıpkı emperyalist katiller ve onların işbirlikçilerinden oluşan "Suriye'nin Dostları"na olduğu gibi, onlara karşı tıpkı ateş altındaki Humuslu Müslümanlar gibi "Lâ" demek yerine, onlardan Suriye muhalefeti adına silah dilenmeye yönelen kuruluşlardan oluşan "Suriye'nin Gerçek Dostları"na da denebilecek tek söz herhalde şu olmalı:
 
Suriyeli Müslümanlara gölge etmeyin, başka ihsan istemez! 
Paylaş X Facebook

Yorumlar 12

Ö ömer bitlis 01 Ocak 2012

Eylemde tuttuğum pankartta "Baas Diktasına Boyun Eğmeyen Suriye Halkı Emperyalist Hesapları da Boşa Çıkaracak!” yazıyordu... Ordan bakınca nasıl okunuyor?

Ş Ş. Hüseyinoğlu 01 Ocak 2012

Bu ve benzeri pankartlar gayet iyi de, eylemde yapılan konuşmaların içeriği hiç öyle değil. Yapılan konuşmaların ortak noktası, içeride toplantı halinde olan emperyalizmin temsilcileri ve işbirlikçilerinden silah dilenme üzerine. Hem “Emperyalist müdahaleye hayır” deyip hem de emperyalistlerden silah dilenmek nasıl bir aklın ürünüdür?

I i.metin 01 Ocak 2012

Selamun aleykum
Yazının başığına göre söylersek inşallah daha iyiye gidiş olur.

Daha önce “Elin kurusun Esed duydun mu” demiştim
inşallah çok yakında 've kurudu da’yazmayı sabırsızlıkla bekliyorum

Ö ömer bitlis 01 Ocak 2012

Kimyanız bozulmuş sizin, AKP muhalifleri destekliyor diye ne yapacağınızı şaşırmışsınız...

Neden siz muhaliflerin silahlandırılmasını istemiyormusunz? Ölsünler mi?

Konuşanlar ABD silahlandırsın mı demiş yada nato... Türkiye versin, arabistan versin...

Hatta laf aramızda kalsın ABD-İsrail bile silah verecekse bana uyar, Allah zalimlerin hesabını kendi elleriyle bozmuş olur...

Ş Ş. Hüseyinoğlu 01 Ocak 2012

Evet, “İslami kuruluşlar” adı altında yapılan açıklamalarla emperyalist katillerden silah dilenilmesi karşısında kimyamız bozuldu. “İslami kuruluşlar” imzalı bildirideki şu ifadeler karşısında insanda kimya mı kalır Ömer kardeşim:

"Suriye halkı, başta İslam dünyasından olmak üzere herkesten kendisini savunma hakkına saygı göstermesini ve katil Baas çetesine karşı savunmak için oluşturduğu Özgür Suriye Ordusunu silahlandırmasını talep ediyor..."

“...Suriye halkına bu zalim çete yönetimine karşı kendisini savunmak için ihtiyaç duyduğu silahlar temin edilmelidir.”

Soruna gelince Ömer kardeşim: Şayet Suriye direnişinin zaferi emperyalizmin silah bahşetmesine bağlıysa öyle direniş de zafer de olmaz olsun. Ki Suriye’de zaferin emperyalizmin silah yardımıyla değil, âlemlerin Rabbi’nin yardımıyla geleceğine iman eden ve bu tür zelil bir dilenciliğe tenezzül etmeyen Müslümanlar var, hamdolsun. O yüzden yazının sonunda dedik ki; “Suriye’nin dostları” emepryalistler ve uşakları da, onlardan silah dilenme zilletine düşenler de Suriye’deki muvahhid direnişçilerin mücadelesine gölge etmesinler başka ihsan istemez.

B beytullah emrah 01 Ocak 2012

herkes imtihanını veriyor, birbirimizi uyarmamız da sanırım sorumluluğumuz gereği.

ama ben şimdi tüm bu tartışmaların dışında doğrudan yazı ve yorumlar bağlamında birkaç şey söylemek istiyorum.

islamcı cemaatler, suriye’deki muhalefet adına ortaya çıkan ve çoğu halkın kanı üzerinden kirli ilişkilere giren örgütleri ortadaki söylem ve fiillere rağmen destekleyebilir, destekliyor da... içlerinde hama katillerinin dahi bulunduğu bir sürü tipin türkiye tarafından meşru ve tek temsilcisi gibi gösterilmesini de kabullenebilir, ses edilmiyor da...

ama bu herkesin ne ulusal konseyin ne de özgür suriye ordusu’nun üst kademelerinin neyin peşinde olduklarına kayıtsız kalacağı anlamına gelmiyor.

baas rejimi devrildikten sonra nasıl bir suriye kurulacağı ise zaten milli misak’ta zaten açıkça anlatılıyor. üstelik bu metin hem “uluslararası toplum” denilen şeyin hem de türkiye’deki bazı islamcı cemaatlerin desteklediği muhaliflerin üzerinde anlaştığı bir mutabakat. hatta ekonomik faslıyla ilgili almanya ve BAE başkanlığında somut çalışmalara dahi başlandı.

o halde diğer iddiaları bir kenara bırakıp, bu somut vesikadan birkaç hususa bakalım:


* Suriye medeni, demokratik, çoğulcu, bağımsız ve özgür bir devlettir. Egemen bir devlet olarak kendi geleceğini, sadece halkının iradesini esasa alarak belirleyecektir. Egemenlik tamamıyla Suriye halkına ait olacaktır. Halk bu egemenliği demokrasi vasıtasıyla uygulamaya dökecektir.

* Devlet, kadın hak ve özgürlüklerini garanti altına alacak; kadınların elde etmiş olduğu tüm kazanımları muhafaza edecek; sivil, siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik hakları ile her alana erkeklerle eşit şartlarda katılımlarını güvence altına alacaktır.

* Suriye, devletler topluluğu arasındaki hak ettiği yeri alacaktır. Karşılıklı çıkar, ortak çalışma ve işbirliği, Suriye’nin bölgesel ve uluslararası ilişkilerinde anahtar kavramlar olacaktır. Her daim uluslararası hukukun yanında, dünyada barış ve güvenliğe hizmet edeceğiz.

* Suriye ekonomisi, rejimin kanlı ellerinden kurtarılacak, soyguncu gruplar, tekelcilik ve kamu parasını çalanlardan arındırılacaktır. Ekonomi, tüm Suriye halkının hizmetine sunulacaktır. Devlet, eşitlikçi piyasa kuralları ile adil rekabet temelinde serbest piyasa ekonomisinin perçinlenmesini sağlayacaktır. Aynı şekilde devlet, ulusal zenginliğin adil dağılımının sağlanması ve fırsat eşitliğinin tatbiki konularında teyakkuzda olacaktır. Fakirlik, işsizlik, cehalet ve Suriye’nin her yanını saran yolsuzlukla mücadeleye odaklanacaktır. Serbest ekonominin geliştirilmesi ile kapsamlı ve dengeli gelişme, başta yoksul ve ihmal edilmiş bölgeler olmak üzere, her kesime ve bölgeye ait vatandaşların hayat standartlarının yükseltilmesinin temelini teşkil edecektir.

Büyük Suriye halkı yakın bir gelecekte Suriye’nin karanlık çağına son verecektir. Ülkemiz, gerçek ulusal birliğini yeniden kazanacağı demokratik ve müreffeh yeni bir döneme girecektir. Tüm çocuklarının katkısı ve işbirliği ile, tarihi ve halkının medeni insan toplumu içindeki yerine münasip bir şekilde, kendisine layık yeri yeniden elde edecektir. Karanlık güçler tarihin seyrini değiştiremeyecek ve Suriye halkının kendi geleceğini kendisinin belirlemesinden ve zaferinden alı koyamayacaktır.

Çok yaşa Yeni Suriye: özgür, gururlu ve demokratik."

suriye’deki esed karşıtı mücadelenin “islami bir direniş ve akabinde gelen bir devrim” olduğuna inanmak isterdim ama tek bir sokakta atılan sloganlarla tüm fotoğrafı izah etmek sadece aşırı bir iyi niyettir, o kadar.

Ş Ş. Hüseyinoğlu 01 Ocak 2012

Tabii ki Suriye’deki muvahhid direnişçiler fotoğrafın tamamını oluşturmuyor Beytullah kardeşim. Lakin Suriye direnişi içerisinde bu tür bir duruşun varlığı da çok önemli. Hem yerel zulüm düzenlerine karşı başkaldıran hem de küresel zulüm düzenlerine ve onların müfsid değerlerini reddedip çözümü ancak ve ancak İslam’da gören çizgi Müslümanların sahiplenmesi, teşvik etmesi ve büyütmesi gereken bir çizgidir ve bizler Suriye konusunda bugünden yarına konjonktürel değişimlerin peşinde İslami duruşumuzu feda eden yaklaşımlar geliştirmek yerine bu çizginin güçlenmesi noktasında pozisyon almalıyız diye düşünüyorum.

B beytullah emrah 01 Ocak 2012

bu tespitine katılıyorum fakat tüm mesele de o pozisyonun türkiye’de nasıl alınacağına ilişkin değil mi?

kendi onurumuzu dahi savunabilmekten aciz hale düşmüşken, kendi ayaklarımız üzerinde durmayı dahi başaramazken, suriye halkı için yapabildiğimiz tek şey maalesef gıyabi cenaze namazını kılmaktan ibaret kalmıyor mu?

bugün ankara sarayına girip de diğer cemaatlere karşı akp’nin yanında durarak buradan islami bir uyanışın gerçekleşebileceğini iddia edecek kadar toplumsal-siyasal gerçeklikten kopmuş romantik bir islamcılıktan dertlerimize şifa nasıl gelsin? bugün islamcı camianın suriye meselesinde de böylesine kutuplaşmış sağlıksız bir durum arz etmesi, alınan yanlış pozisyonlardan kaynaklanmıyor mu?

son olarak, iktibas için yaptığın röportajda akif emre’nin yaptığı tespitlere katıldığımı ifade ediyorum. derdimi anlamak isteyenler isterse oradaki tespitlere bakar, isterlerse kendi yazdığım yazılara.

o zaman zaten bahsettiğin gibi bir pozisyonu mümkün kılabilmenin arayışı içinde olduğumuz anlaşılacaktır.

M Mahmut 01 Ocak 2012

“Suriyeli Müslümanlara gölge etmeyin, başka ihsan istemez!”
Sayın Şükrü Bey güzel yazmışsınız gölge etmeyin lütfen...İnsanlar orada can veriyorlar siz edebiyat yapıp eleştiri yapıyorsunuz.Siz “doğru ve muvahhid” Müslümanlar yardım ettiniz de Suriyeli Müslümanlar yok biz natodan abd ve dostlarından istiyoruz mu dediler?!!

Ş Ş. Hüseyinoğlu 01 Ocak 2012

Mahmut Bey, vahyi değerlerin/İslami temel ilkelerin hatırlatılması, yeryüzünün efendiliğine soyunan emperyalist tağutlardan medet umulmasının yanlışlığının dile getirilmesi “edebiyat” oluyor öyle mi? Müslüman gerektiğinde imanı ve onuru için ölür, fakat emperyalist tağutlardan silah dilenme zilletine düşmez/düşmemelidir. Siz ve sizin gibi zihni reel politiğin ötesine geçemeyenler buradan böyle düşünseniz de, Suriye’de ateşin ortasında reel politiğe ve dolayısıyla hem yerel tağuta hem de küresel tağutlara meydan okuyan Müslümanlar var hamdolsun ve yineliyorum ki sizler gölge etmeyin bu Müslümanlara, başka ihsan istemez!

A Alemdağ54’de var bir yılan 01 Ocak 2012

Alemdağ54’de var bir yılan

Özne ‘Beşar’, yer ‘Suriye’, konu ‘katliam’, fiili aktörler İran, TC, gizli aktörler İsrail, ABD, Rusya, Çin.
İblis bir zulmü örtmek için diğer zulmü gösterir. İblis çoğu kez İslam adına zulme destek çıkmayı fısıldar.
Cesur adamlar seslenir hepsi zalim. Mazlum seslenir senaryoları bırak ta bana doğrudan kurşun sıkanı engelle. Humus’ta Hama’da Bir devrimci cesurca haykırır “Kral çıplak, Beşar ve destekçileri yavşak” sonra ekler “Ne Nato, ne Erdoğan illa illa Allah”. İblis gene sarayları işaret eder, kurar, kurar velhasıl kimi sayarlarda yer alır kimi saraylardan dem alır, direnenleri karalar sonra “onları destekliyoruz” der. İblis münafıklığı över.

F fazıl 01 Ocak 2012

müslüman sokakta herhangi bir hayvanın bile zülme uğramasına rıza gösteremez, ama o hayvanı kurtardıktan sonra, başka bir zalimin eline de terkedemez böyle yaptığı takdirde sadece o an için nefsini tatmin etmiş olur peki islam dışındaki bir düzene kardeşlerimizi sadece esadtan kurtarmak adına nasıl terkedebiliriz, ödenen bedeller ve akan kanlar ne için akmış olur peki esad out abd in öylemi peki sonra yeniden bir mücadele ve yeniden akacak olan kanlar biz şimdi bu zalimden kurtaralımda sonrası ALLAH KERİM evet ALLAH kerim dir ama kafasını aynı delikten iki defa sokmayanlara tevhidten ödün vermeyenlere

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Şükrü HÜSEYİNOĞLU — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.