İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Fatma KILIÇLI
Fatma KILIÇLI
16 Eylül 2008

Fildişi Kulesinde ‘’Yoksulu Doyurmak‘’!

Bırakın aydınlarımız bildiklerini Tv, gazete, dergi v.s.‘den anlatmaya devam etsin. Biz daha az bilsek de daha çok yaşayalım, yaşatalım bu dini. Gelin, iftar sofralarımızı gerçek ihtiyaç sahipleriyle donatalım.

16 Eylül 2008 2 dk okuma 1,5B okunma
100%

Geçmişten beri  hep tartışılagelen bir  soru  vardır: ''Neden bilim adamları, aydınlar, alimler, yazarlar, kısacası havas, halkın anlayacağı  dili  kullanmaktan  imtina  edip, fildişi  kulelerinden  bir  türlü  inmez?''

           

Cevabı  oldukça  uzun  olan bu  soruya din  adamlığı (!)  hususunda ihtisas  yapanları  dahil  etmeyeceğim. Çünkü din, bir hayat biçimi / ideolojidir. İhtisas  yapılıp, yüzeysel içerikli (günah-sevap) bir dökümana  indirgenemez. Ayrıca ''din''  kelimesini ''fildişi kulesi'' deyimiyle  aynı  cümlede kullanmak ''din''e zulümdür, ''din''in  hakkıyla anlaşılmadığının göstergesidir.

              

Aydınlarımız fildişi kulelerinden iner mi inmez mi bilinmez  ama, bir  gerçek  var ki, bizler  de  sessiz-sedasız kendi  kulelerimizi  inşa  ettik/ediyoruz!..

İlahi Söz'e muhatap olan bizler, salih amelsiz imanın olamayacağını  anladık  ve  yetimi  itip-kakmadık, yoksulu gözetip  kolladık. Hatta  işi  o  kadar  profesyonel  hale  getirdik  ki, birçok hayır kurumu, vakıf, dernek v.b. kurduk...

 

Artık  her şey  yolundaydı. Her ay bankaya yatırdığımız  muayyen  meblağ  ile bir fakirin  geçimine  katkıda  bulunuyor, bir  yetimin  iaşesini  sağlıyorduk. Hayır kurumumuzdan da oldukça memnunduk. Zira en güvenilir  kuruma emanet  etmiştik hayırlarımızı. Yerinde tespitler yapıp, ülkenin, hatta dünyanın en ücra  köşesine dahi ulaşabiliyor olmaları da cabasıydı.

 

Bizlerse, kuş  sütü eksik sofralarımızda (özellikle iftarda),  akraba, eş-dost gönüllüyorduk.Yoksula, yetime hiç açılmayan evimizin kapıları, sonuna kadar  açılıyordu uzun zamandır  görmediğimiz(?) dostlarımıza... Kendimize  hiç sorma  gereği duymuyorduk ''Yetimin karnı  doydu  mu'' diye. Neticesinde, bu  işi en iyi organize eden  kuruluşa  göndermiştik periyodik bağışımızı...

               

Elbette dinin gereğiydi fakiri, düşkünü kollayıp  gözetmek.Ama fildişi kulesinde  de doyurulmazdı ki! Herkes yerini bilmeliydi canım! Hem ne zorluklarla yenilemiştik evin eşyalarını. Oturup-kalkmasından, hijyenden bihaber yoksulla  aynı sofrada olmak da neydi? Şimdi kim  temizleyecekti kullanmaya  kıyamadığımız kaşığı-tabağı, oturmaya kıyamadığımız koltukları!..
             

Ne kulelerimizi  yıkabildik, ne biz onlara gidebildik, ne de ''kalplerimiz kaynaştı, O'nun(Allah'ın)  sayesinde kardeş olabildik” (Bkz: 3 / 103)

           

Onlar hep ''öteki'' olarak kaldı. Karınlarını doyurduk belki ama, gözlerindeki o masumluğu, o mahrumluğu görebildik  mi? İtilmişlik  hissini bir an olsun unutturabildik mi? Peki, onların  yerine koyabildik mi kendimizi?

           

Belki de biz ''İnsanları küçümseme, yeryüzünde büyüklenerek  dolaşma.Çünkü Allah, kendini beğenen ve övünen hiç kimseyi  sevmez" (31/18)  ayetini unuttuk, yada bilincine varmamıştık zaten...

           

Bırakın aydınlarımız bildiklerini  Tv, gazete, dergi v.s.'den anlatmaya devam etsin. Biz daha az bilsek de daha çok yaşayalım, yaşatalım bu dini. Gelin, iftar sofralarımızı gerçek ihtiyaç sahipleriyle donatalım. Gerçek İslam kardeşliğinin temellerini bu ramazanda atalım!

           

Hayırlı Ramazanlar...

Paylaş X Facebook

Yorumlar 5

S Serdar Efe 01 Ocak 2012

Fatma kardeşimiz, Ramazanla ilgili haklı bir özeleştiri ile ilk yazısını yazdı. İnşallah bu yazı daha başka güzel yazıların da başlangıcı olur ve İslami çalışmalardaki istek ve gayretini bu alanda da görürüz. Hayırlı olsun

H handan 01 Ocak 2012

fatma ablacm öncelikle hayırlı olsun çok güzel bir konuya değinmişin dh doğrusu kanayan bir yaramıza değim .biraz olsun birileri bişeyler aldıysa ne mutlu sana. ALLAH RAZI OLSUN..

L lorskaya 01 Ocak 2012

Fatma kardeşim bu güzel hatırlatman için Allah razı olsun. Bu yazıdan sonra evimdeki ilk işim bu tür davetleri iptal etmek oldu. Ve karar verdik özellikle ramazan sofralarımıza olması gerekenler, gerçek sahipleri davet edilecektir. bu konuyu her zaman eşim ile konuşurduk ama her ne hikmet ise bir türlü düşündüklerimizi uygulamaya koyamıyorduk. Belki de böyle bir yazının böyle bir uyarının hatırlatmanın olmasını bekliyorduk, kimbilir... Söyler söyler dururuzda ne diye kendimiz yapmayız ayet mealini düşününce bu konuda da ne kadar ters köşeye yattığımızı anlıyoruz. Allah razı olsun Fatma kardeşimizden ki bu hatırlatmayı yaptınız. Yazılarının her konuda devamını bekliyoruz inşallah. Çünkü hepimizin bir şekilde bir uyarıya ihtiyacı oluyor, zira dalıp gitmemize neden olan çok faktörler var ve bu olumsuz faktörler her açıdan çok güçlüler. Onun için doğrulara son derece çabuk ihtiyacımız var...

A a.orskaya 01 Ocak 2012

Allah’ın selamı üzerinize olsun.
Yazıyı okuyan gerçek iman sahibi her kimsenin; samimi olarak konu hakkında bir kere daha düşünmesi gerekiyor. Yazarın dediği gibi, bazı kimseler iftar yemeğini dahi herhangi bir şölen yemeği amacıyla kullanırken, bazılarımız da akraba, komşu gibi zaten görüştüğümüz kişilerle sofra oluşturup tok misafir ağırlamanın eziyetiyle ramazana özel bir edayı yerine getirdiğimizi düşünürek huşu içinde dolaşmaktayız. Dikkat çekildiği gibi gerçekten kurumlara yapılan maddi yardımlarımızın yerine ulaştığını ve düşkünlerin doyurulduğunu düşündüğümüzde dahi acaba kuran’ın istediği doyumu sağlamış olurmuyuz? Biraz dikkatli düşünürsek cevabımız hayır olacaktır. Bu durumda sözü edilen kimseleri gerçekten (hiçbir eziklik hissettirmeden) konuk edebilmeliyiz. Hatta; gerçekten doyurmak için sofralarımıza davet etmekten daha öte onların fakir sofralarına katılmayı becerebilmeliyiz. Bunu yapabilmenin yolu da takdir edersiniz ki sadece ramazan aylarında hatırlamakla olmaz. O halde ramazan ayları dışında da bu kardeşlerimizle ilişkilerimizi düzenli tutmak, görüşmeleri/yardımlaşmaları sürdürmekle olur. Bu görüşmeler sonucunda da çok rahatlıkla ; yardım yapabileceğimiz şeyleri de yanımıza alarak, “...bu akşam iftara sizdeyiz...” deyip evlerine gidebildiğimizde ve “...akşamı iftara bekliyoruz...” diyerek konuk edebildiğimizde; “aslında fakiri doyururken gerçek doyanın, bir kere daha kendimiz olduğunu görebiliriz.” demek yanlışmı olur. Böylece maddi ve manevi doyuma karşılıklı ulaşmamız daha kolay ve kesin olmazmı? İşte bunu becerebildiğimiz ölçüde yazarın belirttiği amacı tam anlamıyla yerine getirmiş oluruz diye düşünüyor, konuyu kısıtlı bir alanda anlaşılabilecek şekilde aktardığından yazarı tebrik ediyorum. Allah’ın hepimize boyle ramazanlar ve bu ramazanla başlayarak ramazan dışında da boyle ilişkiler içinde yaşamamızı sağlamasını dilerim. Allah’ın, aklımızı çalıştırmamızı ve ona ulaşabilmemizi nasip etmesi dileklerimle...

F fatma 01 Ocak 2012

fatmacıgım bu dünyada kulelerimizi öyle saglam inşaa edelimki inş öbür dünyada elimizden kayıp gitmesin allah razı olsun güzel bir konu yazmışsın hayırlı olsun allah daim etsin allaha emanet ol

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.