Fildişi Kulesinde ‘’Yoksulu Doyurmak‘’!
Bırakın aydınlarımız bildiklerini Tv, gazete, dergi v.s.‘den anlatmaya devam etsin. Biz daha az bilsek de daha çok yaşayalım, yaşatalım bu dini. Gelin, iftar sofralarımızı gerçek ihtiyaç sahipleriyle donatalım.
Geçmişten beri hep tartışılagelen bir soru vardır: ''Neden bilim adamları, aydınlar, alimler, yazarlar, kısacası havas, halkın anlayacağı dili kullanmaktan imtina edip, fildişi kulelerinden bir türlü inmez?''
Cevabı oldukça uzun olan bu soruya din adamlığı (!) hususunda ihtisas yapanları dahil etmeyeceğim. Çünkü din, bir hayat biçimi / ideolojidir. İhtisas yapılıp, yüzeysel içerikli (günah-sevap) bir dökümana indirgenemez. Ayrıca ''din'' kelimesini ''fildişi kulesi'' deyimiyle aynı cümlede kullanmak ''din''e zulümdür, ''din''in hakkıyla anlaşılmadığının göstergesidir.
Aydınlarımız fildişi kulelerinden iner mi inmez mi bilinmez ama, bir gerçek var ki, bizler de sessiz-sedasız kendi kulelerimizi inşa ettik/ediyoruz!..
İlahi Söz'e muhatap olan bizler, salih amelsiz imanın olamayacağını anladık ve yetimi itip-kakmadık, yoksulu gözetip kolladık. Hatta işi o kadar profesyonel hale getirdik ki, birçok hayır kurumu, vakıf, dernek v.b. kurduk...
Artık her şey yolundaydı. Her ay bankaya yatırdığımız muayyen meblağ ile bir fakirin geçimine katkıda bulunuyor, bir yetimin iaşesini sağlıyorduk. Hayır kurumumuzdan da oldukça memnunduk. Zira en güvenilir kuruma emanet etmiştik hayırlarımızı. Yerinde tespitler yapıp, ülkenin, hatta dünyanın en ücra köşesine dahi ulaşabiliyor olmaları da cabasıydı.
Bizlerse, kuş sütü eksik sofralarımızda (özellikle iftarda), akraba, eş-dost gönüllüyorduk.Yoksula, yetime hiç açılmayan evimizin kapıları, sonuna kadar açılıyordu uzun zamandır görmediğimiz(?) dostlarımıza... Kendimize hiç sorma gereği duymuyorduk ''Yetimin karnı doydu mu'' diye. Neticesinde, bu işi en iyi organize eden kuruluşa göndermiştik periyodik bağışımızı...
Elbette dinin gereğiydi fakiri, düşkünü kollayıp gözetmek.Ama fildişi kulesinde de doyurulmazdı ki! Herkes yerini bilmeliydi canım! Hem ne zorluklarla yenilemiştik evin eşyalarını. Oturup-kalkmasından, hijyenden bihaber yoksulla aynı sofrada olmak da neydi? Şimdi kim temizleyecekti kullanmaya kıyamadığımız kaşığı-tabağı, oturmaya kıyamadığımız koltukları!..
Ne kulelerimizi yıkabildik, ne biz onlara gidebildik, ne de ''kalplerimiz kaynaştı, O'nun(Allah'ın) sayesinde kardeş olabildik” (Bkz: 3 / 103)
Onlar hep ''öteki'' olarak kaldı. Karınlarını doyurduk belki ama, gözlerindeki o masumluğu, o mahrumluğu görebildik mi? İtilmişlik hissini bir an olsun unutturabildik mi? Peki, onların yerine koyabildik mi kendimizi?
Belki de biz ''İnsanları küçümseme, yeryüzünde büyüklenerek dolaşma.Çünkü Allah, kendini beğenen ve övünen hiç kimseyi sevmez" (31/18) ayetini unuttuk, yada bilincine varmamıştık zaten...
Bırakın aydınlarımız bildiklerini Tv, gazete, dergi v.s.'den anlatmaya devam etsin. Biz daha az bilsek de daha çok yaşayalım, yaşatalım bu dini. Gelin, iftar sofralarımızı gerçek ihtiyaç sahipleriyle donatalım. Gerçek İslam kardeşliğinin temellerini bu ramazanda atalım!
Hayırlı Ramazanlar...
Yorumlar 5
Fatma kardeşimiz, Ramazanla ilgili haklı bir özeleştiri ile ilk yazısını yazdı. İnşallah bu yazı daha başka güzel yazıların da başlangıcı olur ve İslami çalışmalardaki istek ve gayretini bu alanda da görürüz. Hayırlı olsun
fatma ablacm öncelikle hayırlı olsun çok güzel bir konuya değinmişin dh doğrusu kanayan bir yaramıza değim .biraz olsun birileri bişeyler aldıysa ne mutlu sana. ALLAH RAZI OLSUN..
Fatma kardeşim bu güzel hatırlatman için Allah razı olsun. Bu yazıdan sonra evimdeki ilk işim bu tür davetleri iptal etmek oldu. Ve karar verdik özellikle ramazan sofralarımıza olması gerekenler, gerçek sahipleri davet edilecektir. bu konuyu her zaman eşim ile konuşurduk ama her ne hikmet ise bir türlü düşündüklerimizi uygulamaya koyamıyorduk. Belki de böyle bir yazının böyle bir uyarının hatırlatmanın olmasını bekliyorduk, kimbilir... Söyler söyler dururuzda ne diye kendimiz yapmayız ayet mealini düşününce bu konuda da ne kadar ters köşeye yattığımızı anlıyoruz. Allah razı olsun Fatma kardeşimizden ki bu hatırlatmayı yaptınız. Yazılarının her konuda devamını bekliyoruz inşallah. Çünkü hepimizin bir şekilde bir uyarıya ihtiyacı oluyor, zira dalıp gitmemize neden olan çok faktörler var ve bu olumsuz faktörler her açıdan çok güçlüler. Onun için doğrulara son derece çabuk ihtiyacımız var...
Allah’ın selamı üzerinize olsun.
Yazıyı okuyan gerçek iman sahibi her kimsenin; samimi olarak konu hakkında bir kere daha düşünmesi gerekiyor. Yazarın dediği gibi, bazı kimseler iftar yemeğini dahi herhangi bir şölen yemeği amacıyla kullanırken, bazılarımız da akraba, komşu gibi zaten görüştüğümüz kişilerle sofra oluşturup tok misafir ağırlamanın eziyetiyle ramazana özel bir edayı yerine getirdiğimizi düşünürek huşu içinde dolaşmaktayız. Dikkat çekildiği gibi gerçekten kurumlara yapılan maddi yardımlarımızın yerine ulaştığını ve düşkünlerin doyurulduğunu düşündüğümüzde dahi acaba kuran’ın istediği doyumu sağlamış olurmuyuz? Biraz dikkatli düşünürsek cevabımız hayır olacaktır. Bu durumda sözü edilen kimseleri gerçekten (hiçbir eziklik hissettirmeden) konuk edebilmeliyiz. Hatta; gerçekten doyurmak için sofralarımıza davet etmekten daha öte onların fakir sofralarına katılmayı becerebilmeliyiz. Bunu yapabilmenin yolu da takdir edersiniz ki sadece ramazan aylarında hatırlamakla olmaz. O halde ramazan ayları dışında da bu kardeşlerimizle ilişkilerimizi düzenli tutmak, görüşmeleri/yardımlaşmaları sürdürmekle olur. Bu görüşmeler sonucunda da çok rahatlıkla ; yardım yapabileceğimiz şeyleri de yanımıza alarak, “...bu akşam iftara sizdeyiz...” deyip evlerine gidebildiğimizde ve “...akşamı iftara bekliyoruz...” diyerek konuk edebildiğimizde; “aslında fakiri doyururken gerçek doyanın, bir kere daha kendimiz olduğunu görebiliriz.” demek yanlışmı olur. Böylece maddi ve manevi doyuma karşılıklı ulaşmamız daha kolay ve kesin olmazmı? İşte bunu becerebildiğimiz ölçüde yazarın belirttiği amacı tam anlamıyla yerine getirmiş oluruz diye düşünüyor, konuyu kısıtlı bir alanda anlaşılabilecek şekilde aktardığından yazarı tebrik ediyorum. Allah’ın hepimize boyle ramazanlar ve bu ramazanla başlayarak ramazan dışında da boyle ilişkiler içinde yaşamamızı sağlamasını dilerim. Allah’ın, aklımızı çalıştırmamızı ve ona ulaşabilmemizi nasip etmesi dileklerimle...
fatmacıgım bu dünyada kulelerimizi öyle saglam inşaa edelimki inş öbür dünyada elimizden kayıp gitmesin allah razı olsun güzel bir konu yazmışsın hayırlı olsun allah daim etsin allaha emanet ol
