Geçmişten Günümüze Mesajlar
1999 – 2000 yıllarında muhacir olarak bulunduğum Almanya’nın Duisburg şehrinde, geçmişime yönelik sorgulama sadedinde şiir formunda kaleme aldığım, yaklaşık 300 sayfa tutan tespit, özeleştiri ve umuda yönelik mısralarımdan, gündeme uygun olan bir bölümünü daha, ibret olması amacıyla kardeşlerimle paylaşmak istedim.
O günkü halim
O gün; laik, devletçi, Türkçü, tarikatçıydım
Ve hep itibar gördüm, sistemin baş tacıydımUlusçulukla yer aldık yanında, “kutsal devlet”in
Bölücülük yaparak vebaline girdik “millet”inTürkçülüğü hak görüp, hep saldırdık “öteki”ne
Bir oyunla hizmet ettik, düzenin pis taktiğineTürkçü çizgide teşvik gördüm, hep alkışlandım
Parlamenterdim, MHP’de genel başkandım“Muhafazakâr Parti”ydi, MHP’nin ilk adı
Kurucu başkan olmamsa, “Başbuğ”un bir muradıCehaletle terk etmiştik, Allah’ın tevhid dinini
İcat edip de, batıl fikir “Türk-İslam sentezini”Ümmetçiliği terk edip de, Türkçülük yaptık
Hak’la bâtılı karıştırıp, hevaya taptıkAynı cehaletle, tarikatlarda geçti yıllarım
Tabi hüsrana sebep oldu, bu karanlık yollarımKaybolan bu yıllarımı, hep hüzünle hatırlarım
Ancak gözyaşım açıklar, aciz kalır satırlarımYa ölseydim o yıllarda, tevhide ulaşmadan
Tağutu reddetmeden, fıtrat-vahiy buluşmadanBeş vakit namazlı ve ağzı tespihli insandım
Ama tevhide uzakta, halk tipi “Müslüman”dımAnlatan, uyaran olmadı, kendimi mü’min sandım
Namaz ve tespih yeter zannedip, cahilce aldandımŞekli namaz, “tesbihat”la, kurtulunmaz azaptan
Tevhid yoksa amel boştur, korkmak gerek hesaptan“Yoldaki işaretler”le yöneldim istikamete
“Kur’an’ı hakkıyla oku”yup, ulaştım hidayete“Rucz’dan hicret” edip, şirkten arınmayı öğrendim
Geçmişte Hak adına bulunduğum halden iğrendimYanlış din algısı, ne hale getirmişti özümü
Arınıp izzet kazanmanın, Kur’an’dadır çözümüÖğüt alıp, yaşamak için yönelelim Kur’an’a
Vahye şahidlik, kulluk için sarılalım FurkanaKitabı hakkıyla okuyup, yaşayalım dünyada
Takvayı kuşanıp, koşalım Kur’an ile cihadaZalime, Hakk’ı haykırmak için çıkalım meydanlara
Mesajı taşımak, öğüt vermek için tüm insanlara1981-1983 Darbe (Danışma) Meclisinde Durum
Mecliste, ulusçuluk yaptığımda, hep alkışlandım
İslam’dan her bahsettiğimde, yuh çekilip dışlandımAncak meclis dışında, özgür hissederdim kendimi
Kemalist meclis bir kâbustu, arttırırdı derdimiİslam’ı terennüm ettikçe, bu yolda yalnız kaldım
İkbal makamında sıkıldım, baskılardan bunaldımDarbeciye karşı, mecliste savundum tesettürü
Sıralara vurup “yuh”çekti, zalimlerden bir “sürü”“Türkçüler” de horladı, tesettür konusunda beni
Rahatsız olup sorguladım, “Türk-İslam sentezi”niSentezin ilk tarafı, memnun ediyordu her nefsi
İslam, bir slogan da olsa, rahatsız etti herkesiAllah’ın ayetlerini okuyunca, laik mecliste
Kimse yanıma yanaşmıyordu, meclisteki kulisteBağnaz bir tepkiyle dışlandım, susturulmak istendim
İtirazım duyulmasın diye, boğulmak istendimHak, özgürlük taleplerim, faşistlere ters düşmüştü
Zalim “beyaz Türk”ler sürüsü, başıma üşüşmüştüİnsan hak ve özgürlüğü, tehdit diye algılandı
Darbeci anayasa, bu önyargıyla kurgulandıHakk’a aykırı her şey, kolay kondu anayasaya
İslam’ı isteyince, hemen çağrıldım istifayaResmi ideoloji dayattı, despot anayasa
Farklılıkları yok etti, darbeci faşist yasaBu anayasaya “red” oyu verdim, aynı mecliste
Böyle oluştu, adımı yazdıkları kara listeHakk’ı kısmen haykırınca, sistemce karalandım
İstifa baskısıyla, generallerce sorgulandımEvren, adeta çıldırmıştı, aykırı düştüm diye
Hemen sokulmak istendim, askere uygun çizgiyeİtiraz ettim, uymadım, dayatılan düşünceye
Büromun kapısı kırılıp, zarar verildi her şeyeKorkutmak istediler, hatta tehdit ettiler ölümle
Evimin kapısını zorlayıp, saldırdılar zulümleTeslim olmadım korkuya, tavrımı sürdürdüm yine
Evren konuştu, “seçtiğimize pişman olduk” diyeOndan sonra, sistem hedef yaptı, düşmanca davrandı
Hak, özgürlük yanlı çabam, hep dışlanarak kınandıBirçok vetolar geldi, şu “kara liste”nin peşinden
Parti kurdum, aday oldum “veto” geldi Evren’denTalep edince, hakkım olan bürokratik kadroyu
Bir de bu sebeple yedim, Kenan Evren’den vetoyuBakan Cantürk demişti, “yazık ettin istikbaline
Başörtüsünü savunmakla, zarar verdin kendine”Cantürk devamla, “iflah olmaz askere ters düşen
Bu ülkede siyaset yapamaz, farklı yol seçen”Sistem çok rahatsız olmuş, iyice dışlamıştı
Kemalizm’e uyumsuz olunca, linç uygulamıştı1983 Yılında Partiler Kurulurken
Partiler kurulurken, Demirel, Özal peşimdeydi
Kuruculukta itibar gören, şöhretli kimseydiHer biri ısrar ediyordu, partimize gir diye
Erbakan ve Kutan da, o halime talipti, niye?Erbakan ve Kutan’la buluştuk, evinde Doğan’ın
Birleşmesini istediler, muhafazakâr sağınErbakan, övdü meclisteki şirke bulaşmış halimi
“Kurtardın” deyip yüceltti, ahiretteki istikbalimiDedi ki: “Birinci ahiret garantiledin” mecliste
İkincisini kazan, birlik sağlayıp da sağ kesimde“Başbuğ”a selam gönderip, birleşmeyi önerdi
Türkeş, teklifi kabul edip, tereddüdü giderdiMuhafazakâr Parti, işte böyle kurulmuştu
Genel Başkanlığı ise, zatıma sunulmuştuUmurlarında değildi, bizim akıdevi halimiz
Yeter ki gerçekleşsin, iktidar ve ikbal hayalimizZaten onlarda da, imana zulüm bulaşmıştı
Hakla batıl uzlaşması, zirveye ulaşmıştıHer parti razıydı benden, hepsi oy umuyordu
Bu amaçla her biri, bir menfaat sunuyorduHepsinde de belirleyici, yalnız iktidar hırsı
İlkesizlik, çıkarcılık kuşattı, siyasi harsıHevayı ilah yapan sistemde, aldattılar halkı
Demokrasiyle uzlaşıp, batılla örttüler HakkıMüslüman’ım diyenle demeyenin, kalmadı farkı
Yeter ki, rahat işlesin sistemin sömürü çarkıÇoğunluk yanaşmıyordu, şirk koşmadan imana
Dünyevileşme belası, uzak tutuyordu İslam’aHakka uzak durmak düşürdü, bu cahili illete
Makam-mevki, çıkar hesabı, yol açtı bu zilleteRabb’imizin Hidayetiyle Şereflenip Müslüman Oldum
Bunaldım bütün bu zilletten, şirkten, fesattan
Hak arayışım kaynaklandı, temiz fıtrattanSorguladım ahvalimi ve aradım hidayeti
Yaşadım, şirkten tevhide manevi bir hicreti
Bu samimi yönelişle, ulaştım ben hidayete
Rabb’imizin de lütfuyla, ondan gelen rahmeteKur’an’la teçhiz olup, kaçındım şirkten, tağuttan
Böylece kurtuldum, imanıma zulüm katmaktanHeva ilahından kaçıp, Allah’a hicret ettim
Şirkten uzaklaşınca, tevhid ile şereflendim“La ilahe illallah” deyip, Müslüman oldum
Tehlikeli sayıldım, düşman yerine kondumMerhametle çağırınca, tüm insanları tevhide
Yargılandım hep DGM’de, maruz kaldım tehdideTürkçülüğü terkle Mü’min oldum, “dönek” dediler
Hemen vurup, bu nasıl “dönek”lik, söyletmedilerEvet Rabb’imin lütfuyla döndüm, şirkten İslam’a
Bu “dönek”lik şeref getirdi, yönelince Kur’an’aYazardım, sağcı Tercüman’da ve ulusçu Hergün’de
Düşüncem zan alanında, İslami kimlik sürgündeO zaman baş tacı etti sistem ve ulusçu kesim
Pek çok imkân tanındı, gür çıksın diye bâtıl sesimİslamî kimlik döndüğünde, hayat dışı sürgünden
Tevhidi bakış oldu artık, yazılarımda gündemHakkı haykırınca her yanda ve haftalık Selam’da
Artık DGM savcıları, takipteydi arkamdaSiyasi mahkemelerde, yok edildi hürriyetim
Hedef alınıp yargılandı, İslami şahsiyetimPartilerin Durumu ve Teklifleri
Uğraştılar, sistemin içine tekrar geri çekmeye
Bazı partiler başladı, yeni teklifler getirmeyeDefalarca teklifler geldi, Erbakan ve Kutan’dan
Tek delil gösteremediler, rehberimiz Kur’an’danYolları gayri İslami’ydi, delili yoktu İslam’dan
O halde nasıl tabi olurum, ayrılıp da davamdan?Dediler ki: “Seni parlamenter, ya da başkan yapalım”
“Yahut partimizin ön safında, iyi bir yer açalım”İmanım izin verseydi, belki dönerdim geriye
Parlamenter, bakan olurdum, katılıp bir partiyeBelki bunları elde etmek, hoş gelirdi nefsime
Aldatıcı sebepler de bulurdum, her hal kendimeAncak, akıdem izin vermez; laikçe hükmetmeye
Zillete, ilkesizliğe ve Kur’an’ı ketmetmeyeRazı olanlar bu sapmaya, makam ihtirasıyla
Dünyevileşip ilkesini yer, zan ve hevasıyla“Laik, demokrat, Atatürkçüyüm”der, ikrah olmadan
“Bu sözü ikrah’sız söylemek”, çıkarırken imandan“Hüküm ancak Allah’ın”, nihai olarak İslam’da
Laik yasa yapar, hevayla hükmedilen makamdaAllah’ın hükmünü reddeder, laik meclis, hükümet
Vahiyle gelen emirse; “Allah’ın hükmüyle hükmet”Şirkle hükmetmeye yaklaşmaz, tevhidi iman
Bak,“Vahiyle hükmetmeyen”e, kâfir der Kur’anKim ki dini almaz ise, ancak Kur’an ile sünnetten
Kültür, zan ve hevayı din sayar, çıkamaz hiç zillettenBir yanda parlamenter makamı, zillet içinde
Diğer yandaysa, zindan ve hicret, izzet içindeŞirki terkle, “Allah taraftarı” olup, buldum izzeti
Şeref getirdi zindan ve hicret, terk edince zilleti“Aptal” dedi bazısı, reddedince “ikbal” teklifini
Dediler; “tevhidi tercihle, kararttın istikbalini”Dediler ki:“ Vekil, bakan olurdun, istikbalin parlaktı.”
Bu sözler, tevhidi yok edecek, bilinçsiz bir tuzaktıRabbimin lütfuyla muhafaza oldum, korundum
Gayri İslami yolları reddederek, arındımArkadaşımdı, birçok yüksek bürokrat ve bakan
Tüm yollar açıktı, ikbale, zenginliğe çıkanRabb’in izniyle reddettim, çıkar eksenli hayatı
Tevhid yolunda riske attım, dünyadaki rahatıSarıldım, Kur’an ve sünnetten gelen yönteme
Allah için hep uzak durdum, batıl sistemeHak yolda direndim, reddederek geri dönmeyi
Hatırladıkça iğrendim, şirke dair her şeyiBulaşmaktan kaçındım, aynı pisliğe ve şirke
Diğer insanları da çağırdım, tağutu terkeİman ettim tevhide, teslim oldum Allah’a
Bağlandım Kur’an’a ve örnek Resulullah’aAllah’a ve Resul’üne, layık olmak istedim
“Birinci öncelikli tehdit”, düşman ilan edildimRabbimiz korusun ve ayağımızı sabit kılsın
Tevhid yolunda şâkir, âbid ve vahye şâhit kılsın
Yorumlar 6
AS.ÖZ
s.a
ne güzel anlatmışsınız her şeyi ,özetlemişsiniz halimizi genelde.
Rabbim bizi de doğru yoldan ayırmasın ve “herkes yarın için ne götüreceğine bir baksın” ayetinde olduğu gibi, şirkten uzaklaşıp Rahman’a yaklaşmanın güzel bir örneğini güncel olarak anlatmışsınız.
Allah razı olsun...
i.metin
bir mısra da benden olsun abi
Bir kitabımız var Furkan
O da Kur’an
senin reddettiklerine, başkaları üste para vererek talip oluyorlar
elinize saglık selametle
nuri
Yüzlerce yaprağa sığmayacak bu kadar manidar bir hayatı, bir kaç sayfaya çok güzel aktarmışsınız. Her bir satırı çok anlamlı. Allah razı olsun...
Selam olsun Allah’ın ipine sımsıkı sarılanlara…
Selam olsun toz gibi dağılıp uçuşmak yerine, dağınık kaynaklardan Kur’an denizine akanlara…
Selam olsun varlığını nimet bilip, şükür için kendini Rabbine adayanlara…
Dosta sine, düşmana sille olanlara selam olsun…
Yürekten yüreğe kurulan köprülerle,
Ayrı yerlerde ama aynı güzel ruh ile,
Aynı bakış ve aynı duruş ile beraberce sabahlayan kardeşlere selam olsun…
Selam olsun el-LATİF ile tanışan o kimselere ki;
Onlar her yanı ateşe davet olan bu dünya çukurunda, “İMAN”la lütuflandırılmışlar…
Ve selam olsun kalplerindeki iman ışığı ile “HİDAYET” i arayanlara…
“ARAÇ”larını zamanla “AMAÇ”lara döndürmeyenlere selam olsun…
Birlikten kuvvet doğuyorsa “BİRLEMEK”ten KUDRET doğar deyip,
Allah’ın kudretiyle bir araya gelenlere selam olsun…
O kudret ki bazen bir örümcek ağı olur, bazen gözle görünmeyen ordularla vurur…
Selam olsun üçüncüsü ALLAH olan ikiliye, ikincisi ALLAH olan o yiğide selam olsun…
Dağılmadan ve de dağıtmadan zihinlerde ve kalplerdeki BİRLEME yi,
Birlikteliklerini rahmet bilip O Rahman’ın ipine sımsıkı sarılanlara selam olsun
Selam olsun o NUH’lara ki;
Yüzyıllarca “ey kavmim” dediler, alay edildiler, dövüldüler, sövüldüler ama yine de “ey kavmim” deyip anlatmaya devam ettiler…Çünkü onlar yaklaşmakta olan tufanın ateş çukuru olduğunu gördüler…
Bir gün “EY KARDEŞLERİM” diyebilme ümidiyle yüzyıllarca “ey kavmim” dediler…
Ve tufan gelip çattığında, karada şükrünü ifa ettikleri imanlarını, kendi evlatlarını terk etmek pahasına terk etmediler. Gemidekileri eş-dost kardeş bilip, şükretmeyen öz evlatları dahi olsa, sadece sulara değil ateşe mahkum olduğuna iman ettiler.
Selam olsun KARDEŞLERE…
“KARDEŞLERİM…” diyebildiği insanların varlığı için şükredenlere selam olsun…
Selam olsun yeryüzünün “EBABİLLERİNE”… Ki onlar istikamet üzeredirler… Kimisi en önlerde kimisi en arkalarda da olsa, kimisi alçakta kimisi yüksekte de olsa aynı istikamettedirler… Ki onlar HASIRLARA KONMAK için değil, HAYIRLARA KOŞMAK için yarışırlar… İstikametlerinin bir olduğunu bağlı oldukları ipten anlar ve asla o ipin yörüngesinden sapmazlar…
Selam olsun şahit oldukları her nesneye KUR’AN gözlüğüyle bakıp, duyduğu kelime ve kavramları FURKAN sözlüğüyle süzenlere…
Dostun dostunu dost bilenlere, düşmanın dostuna set çekenlere, dostu düşmanı bilenlere selam olsun…
Selam olsun düşmana ŞEDİT, dosta ŞEFİK olanlara…
Selam olsun zamanın İBRAHİM’LERİNE… Ki onlar bilirler; ömürlerinin en ateşli zamanlarında şeytanın kazdığı ateş çukurlarının kıyısından kendilerini kurtaran İLAH’I… Bilirler yaklaşmakta olan ateşten hidayet nimetiyle kurtulacaklarını… Bilirler hidayet ipini sarkıtanı ve o ipe sarılanın asla yanmayacağını…
Selam olsun ATEŞ gelmeden ATEŞLENENLERE… Ateşten gömlek giyenlere… Ölmeden ölenlere, YANMAMAK için YANANLARA selam olsun…
Ve es_SELAM aleykum ve rahmetullah…
ALLAH C,C, AYAKLARIMIZI SABİT KILSIN İNŞAALLAH TEVHİD SANCAĞININ GÖLGESİNE SIĞINMAK ELBETTE DAHA GÜVENLİ BU DÜNYADA SANA VAAD EDİLENLER OYUN VE EĞLENCEDEN İBARET, ALLAHIN VAADİ İSE DÜNYA VE İÇİNDEKİLERDEN DAHA HAYIRLI. KALU BELADAKİ SÖZÜMÜZE SADIK KALARAK SIRAT-I MUSTAKİM ÜZERE RABBİM EMANETİNİ ALSIN İNŞAALLAH,BU VESİLEYLE DE,İMAN ETTİĞİNİ İDDİA EDEN HERKESE DE HATIRLATMA OLSUN Kİ,KALU BELADA “OY”UMUZU,KULLANDIK,GELDİK,TEMİZ FITRAT SAHİBİ HERKES KENDİNİ KUR’AN’LA TEST ETMESİ DUASIYLA...
Her şeyin üzerinde şahit olanın adıyla....
“Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah’tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.” (Maide Suresi, 8)
Dünya sahnesinde gözünü açan,seçme iradesi bulunan yegane varlık olan insanın öncelikli şahadeti bizzat kendi varlığınadır.İçinde yaşadığı dünyayı,nefsini ve bedenini müşahede eder...Tüm varlık aleminin varlığına,canlıların can alıp can vermesine şahit olur,görür.Görmektir bir anlamı şahitliğin...Haberdardır ademoğlu kendisinden ve etrafından.Hakka ulaşmanın bir kaynağı da bizzat insanın kendisidir,fıtri bilgileridir.”Biz ayetlerimizi hem afakta, hem kendi nefislerinde onlara göstereceğiz; öyle ki, şüphesiz onun hak olduğu kendilerine açıkça belli olsun.” (Fussilet Suresi, 53)
Mü’min,aklını kullanarak fıtratına yönelirse hayatının yegane amacının Allaha kulluk olduğunu müşahede eder ve gayba iman eder.Gaybe iman ederek de yaşadığı hayatı daha da iyi müşahede eder.Ve Allahtan başka ilah olmadığına şahidlik eder.”Allah, gerçekten Kendisi’nden başka İlah olmadığına şahitlik etti; melekler ve ilim sahipleri de O’ndan başka İlah olmadığına adaletle şahitlik ettiler. Aziz ve Hakim olan O’ndan başka İlah yoktur. “(Ali İmran Suresi, 18)
Artık dil ile ikrarla da yaşantıyla da ilan edilmiştir görülen hakk tüm insanlara;şahit olan,kelimei tevhidi söyleyen demiştir ki;
Ey insanlar ;
Şahit olun ki ben Allahtan başka ilah tanımıyorum,benim için biricik kanun koyucu,hükmedici Allahtır.
Şahit olun ki benim rabbim Allahtır,O beni eğiten ve terbiye edendir.
Şahit olun ki Allah beni yaratandır,bana şekil verendir...
Şahit olun ki Allah beni yediren ve içirendir,hastalandığımda bana şifa veren O’dur.
Şahit olun ki Allah beni sonra öldürecek ve sonra beni diriltecek ve hesap günü günahlarımı bağışlayacağını umduğumdur.
Şahit olun ve şahidim ki benim hayatım ve ölümüm Alemlerin rabbi olan Allah içindir.
Şahit olun ki insanlar içinde benim için tek önder Allahın elçisi Muhammed(as)dir.O(as),Allahın dininin şahitliğini nasıl yaptıysa ben de onun gibi yaşayacağım bu dinin şahitliğini.
Peki iyi hoş da ,bu sözler dile çok kolay da..nasıl olucak bu şahitlik,nasıl yapmalı..
Nasıl yapmalı,nasıl konuşmalı ve nasıl yaşanmalı ki güzel bir şahitlik gösterilsin ve insanlar da şahit olsun o mü’min’e..nasıl, hem şahid hem de adil şahid olunacak..
pek tabiki hakkın şahidleri olabilmek için hakkı da batılı da bilmek gerek..lehte (hakk için) şahidlik nasıl yapılır ve aleyhte (batıl için) şahitlikten nasıl kaçınılır..bu sorunun cevabını ben müslümanım,Allah’a teslim olanlardanım diyenlerin Kur’anda aramaları gerekir.
*** çünkü kuran bizim için temel başvuru kaynağıdır:
Onlar hala cahiliye hükmünü mü arıyorlar? Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü, Allah’tan daha güzel olan kimdir? (Maide Suresi, 50)
*** çünkü kur’an doğruyu yanlıştan ayırır:
Alemlere uyarıcı olsun diye, kuluna Furkan’ı indiren (Allah) ne Yücedir. (Furkan Suresi, 1)
*** çünkü kur’an İman edenler için şifa, hidayet ve rahmettir:
Ey insanlar, Rabbinizden size bir öğüt, sinelerde olana bir şifa ve mü’minler için bir hidayet ve rahmet geldi. (Yunus Suresi, 57)
Bugün maalesef Kur’an çoğunluk için okunup tekrarlanan,sevap umulan,ölülere okunan ya da salt yüzünden okunup geçilen,kutsallığından dokunulamayan bir kitap olarak kullanılmaktadır.Her evde en az 3-5 adet olmasına karşın artık kur’an okunup da üzerinde akıl yürütülen hayat kitabı olma,insanı her okuduğunda kullukta daha da ileriye götürme özelliğinden yararlanılamaz bir şekilde kullanılmaya başlandı.
Kapitalist tüketim kültürünündeki gibi ibadet başına sevap/kullandıkça öde mantığı yerleşti zihinlere.Onun yeri ayrı bunun yeri ayrı denildi hayatın tümüne yansıması gereken ve birbiriyle bağlantılı amellere.Namazı borç diye tanımlayan bakış açısı onu salat olmaktan çıkardı.Kıldıkça kazan/puan biriktir anlayışı,kılmasan da kaza yaparsın diye inandırdı kitleleri.Ne kitapta ne sünnette dayanağı olmayan çarpık kaza anlayışı böylece namazı/borcu toptan kapatma uygulamalasına yol açtı.Namazda yönünü titizlikle kıbleye çevirenler namaz dışında yönelişlerini İslama yapamadılar .
Neden mi ? Çünkü şahitlik yapmadan sadece sözle şehadet getirmekten..takvalanmadan örtünerek,farzlara tam riayet etmeden sünnet olan sakala yapışarak..Kendine (özüne ) yönelmeden tebliğe sarılarak...
Eğer ki kitaba hakkıyla,hakk bilip kulak verilse görülür ki Allah alemlerden müstağnidir,sameddir,hiç bir şeye ve hiç kimseye ihtiyacı yoktur;”Musa demişti ki: “Eğer siz ve yeryüzündekilerin tümü inkar edecek olsanız bile şüphesiz Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, övülmüştür.” (İbrahim Suresi, 8)
Allaha karşı muhtaç olanlar bizleriz.Onun için her ne pahasına olursa olsun nicelik kaygısına kapılmamalıyız.Alemlerin rabbi için bir Musa(as) yarım yamalak inanan bütün kavminden daha değerlidir ve dostu İbrahim (as) inkar eden tüm kavminden daha değerlidir.Rabbimizin kelle hesabı yoktur.Şanı yüce rabbimiz kullarının küfrüne elbet razı olmaz fakat birilerinin iman etmesi ona ne artıdır ne de iman etmememiz eksiltir izzetini...
Öncelikli olarak tebliğe muhtaç olan kendimiziz.Öncelikle kendimiz tam olarak iman etmekle mükellefiz.Rabbimizin bizi çağırdığı teslimiyet pazarlıklı bir iman değil İbrahimi bir teslimiyettir.Allah bizden Ondan korkar gibi yapmamızı değil korkmamızı,sever gibi yapmamızı değil O’nu sevmemizi istiyor.Güzel meziyetler,imani göstergeler biz de emanet gibi durmamalıdır.Unutmayalım ki Allaha kulluğu güzel bir şekilde yaşarsak yaptığımız tebliğin etkisi olabilir.Ki zaten tebliğin çoğunluğu yaşayarak yapılır,kendini ıslah edemeyen başkasını da ıslah edemez..Resulallah (as) efendimiz 40 yaşından sonra elçi oldu,o yaşına kadar kavminin en emin kişisiydi.Elçiliği bu karakterinin üzerine bina edildi.
İnsanları çağırdığımız islami yaşayış önce bizde görülmeli..Bugün bunu yapmayıp/yapamayıp tebliğe soyunanlar olduğu gibi bir de bilerek islamın temellerini/akidevi temellerini insanlara anlatmayıp “şimdi erken bunun için,öncelikle insanlara bu tebliğin yapılabileceği ortamları hazırlamak önceliğimizdir” diyenler de var.
İsterseniz bunu bir inceleyelim.Acaba islam hangisini öneriyor..İnsanları Allaha kulluğa çağırırken neler yapmalıyız,nasıl yapmalıyız..Biz nasıl yaşamalıyız ki insanlar biz de açıkça görsün görmesi gerekenleri..
Kardeşler! Rabbimizin bizden istediği önce bizim güzel bir kul olmamız..Bakın biricik rabbimiz nasıl tanımlıyor güzel kul olmayı;”Onlar gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah yolunda harcarlar.Onlar sana indirilene de, senden önce indirilenlere de inanırlar. Ahirete de kesin olarak inanırlar.”( Bakara suresi,3-4)
Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah’ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) “Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek Yücesin, bizi ateşin azabından koru.” (Ali İmran Suresi, 191)
“Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır. “(Bakara Suresi, 177)
“Rabbinin nimetini durmaksızın anlat.” (Duha Suresi, 11)
“Ey Kitap Ehli, neden hakkı batıl ile örtüyor ve bildiğiniz halde hakkı gizliyorsunuz?” (Ali İmran Suresi, 71)
Ayetlerden de anlaşıldığı gibi islamı yaşamakla beraber insanlara Allahtan geleni tebliğ etmemiz gerekir,hem yaşayarak hem de sözlü uyarılarla.İnsanlara Allahın dinini tebliğ ederken elçiler nasıl metodlar izlemişlerse ve nasıl bir ruh haline sahip iseler vallahi biz de ona sahip olmalı ve onları örnek almalıyız.Eğer ki bunlar önemli olmazsa Allah öyle kimseleri elçi olarak seçmezdi heralde.
“Andolsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibretler vardır. (Bu Kur’an) düzüp uydurulacak bir söz değildir, ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı, herşeyin ‘çeşitli biçimlerde açıklaması’ ve iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir.” (Yusuf Suresi, 111)
Bir diğer önemli konu ise öncelikli olarak yakın çevrenin önemsenmesidir..Öncelikle aile,yakın ve uzak akraba ve komşular.Ki gerçekten herkes bunu önemsese,herkesin kendi kapı önünü temizlemesi misali inşallah daha başarılı olunabilir.Çünkü eğer siz güzel bir müslümansanız yakınlarınız sizi tanıdığı ve sevdiği için daha etkili olur onlara davetiniz.Ve müslümanın da belirli bir kapasitesi vardır..Kitlelere ulaşayım derken dibinizdeki kişileri ihmal edebilirsiniz.Yakın çevreniz için ciddi çalışma ve sabır gerekir.Onlara sabrederken net ve yumuşak uslubunuzla güzel bir sabra da şahitlik etmiş olurlar sayenizde.
Hakka muhtaç kişiler salt lafımıza değil davranışlarımızla birlikte konuştuklarımıza bakar.Fakat biz müslümanlar bugün amelden çok sözlere/sloganlara bakar olduk.Davranışlar değil sloganlar konuşuluyor artık.Sloganlarla yapıların ıslah olacağı sanılıyor ya da sloganlarla kötülerin cezasını bulacağı.Burdan sakın sözün gücünü küçümsediğimiz anlaşılmasın.Fakat söz,eylemin habercisidir,esas güç ameldedir.İslamdaki güzel konuşma salih amelle birlikte söze dökülen iyi niyet,hayra çağrı,kınama/nehyetme ve Allahı zikrdir.Zaten Allah resulunun hadislerinden çok sünnetinin daha sağlıklı olması bu yüzden...Konuşma uydurulabilir,eksiltip çıkartılabilir ama fotojenik olan sünnet uygulamalar akılda daha çok kaldığı için daha sağlıklı aktarılmıştır bugünlere.
Peygambere atfedilen güzel bir söz var:”İnandığın gibi yaşamazsan yaşadığın gibi inanırsın”.ve tabiki yaşadığın gibi de anlatırsın.İnsanları yaşadığımız yanlışlara değil inandığımız doğruları önce kendimiz yaşayıp sonra da öncelikle hal ile tebliğle mükellefiz.Allah korusun böylece aleyhte şahitlik yapmış oluruz.Ve aleyhte şahitlik yapanların da zamanla şahitlikleri geçersiz hale gelir.
Şahitliği yaparken pek tabiki realiteyi değil Allahı dikkate alacağız.Eğer realiteyi dikkate alarak yaparsak tebliğimizi, her halde ve zamanda yapmamız gerekeni değil talep edileni ortaya koymuş oluruz.Kullarını en iyi bilen Allah bize inasanları neyle korkutacağımızı ve neyle müjdeleyeceğimizi açıkça belirtmiştir.İnsanları HG ile değil AB ile korkutursak onları kandırmış ve aldatmış oluruz.Ayrıca, bu hakk şahitliği gizlememiz ileriki zamanlar için dersek Allah korusun hakkı batılla örtmüş ve Allahtan başka ilah olduğuna şahitlik etmiş oluruz.Biz tağutu,yarınlarda değil bugünlerde de inkarla sorumluyuz.
Şahitlik öncelikle bireysel olarak yapılmalıdır ki topluluk olarak makbul bir şahitlik icra edilebilsin.Kendi küçük dünyalarında Allahtan gereğince sakınmayan,namazı dosdoğru kılmayan,faizden ve yalandan kaçınmayan,Allahı zikretmeyen ve nimetlerini anlatmayan yani şahitliği kendi hayatlarında gösteremeyen kişilerden oluşan kitlelerden hakka şahitlik beklenemez.Allah Kur’anda bazı ayetlerde müslümanlara “Ey temiz akıl sahipleri!” diye hitap ediyor.Öncelikle kendi aklımızı vahyle donatmalıyız ve aklımızı pisliklerden arındırmalıyız. “Rabbini tekbir et (yücelt)Elbiseni de temizle.Pislikten kaçınıp-uzaklaş.”Müddesir 3-5
Kovulmuş ve kınanmış olan Şeytan, atamız Adem (as)'ı ölümsüzlük ile aldatırken,Allah yolunda şahit olup nihayetinde de Şehit olup canını vermiş müslüman için, melekler bir kez daha hayrete düşüp kan dökecek birisi sandıkları insanoğluna gıptayla bakar ve o kanın Allah için döküldüğüne şahit olup dua ederler şehide.
Allah için yapacağımız tüm şahitlikleri Kur’ani doğruların üzerine inşa etmeliyiz.Kur’anın çoğunluğunu oluşturan peygamber kıssaları bize yalnız çocuklara anlatılması ve salt peygamber sevgisi inşa etmesi için anlatılmamıştır.Bizlerin dikkate almamız gereken sadece son peygamber Muhammed (as)'ın sünneti değil bütün peygamberlerin islamı yaşama ve anlatma biçimleridir.Kur’anla sabit olan/korunmuş olan bu sünnetleri anlamayanlar son peygamberin farzları hayata geçirme metodunu da anlayamaz ve vahyin canlı şahitleri olamazlar ve ancak tepkisellikle Kur’ana parçacı yaklaşırlar.Bütün elçilerin ilk ve ortak daveti olan “Ey insanlar,Allaha kulluk edin.Sizin O’ndan başka ilahınız yoktur” cümlesi yerini “Başörtüsüne özgürlük” gibi parçacı serzenişlere bırakır.Tek tek hakk bir şahitlik ortaya koyanlar ancak vahdeti oluşturabilir belki.yoksa öncelikli amacımız siyaseten,sadece yüzeysel bir vahdet değildir.
Fakat ne garip ki böyle serzenişlere parçacı deyip de “esas önceliğimiz tağutu inkar” diyen bir kesim de söylemi sadece bununla sınırlayıp kendilerinin de parçacı bir yaklaşım içinde olduklarını göremiyorlar.Önceliğimiz kelime i tevhidi haykırmak diyorlar ama bilmiyorlar mı ki Allahtan başka ilah olmadığı kuralını kişi,öncelikle kendi bireysel işlerinde,ilişkilerinde yaşamalıdır.Bir kesim sadece siyasi mücadeleyi ön plana çıkarırken bunun karşısında olduğunu söyleyen diğeri de onu eleştireyim derken yine siyasi bir dil kullanıyor aynen.
İslamın şahitlik eylemi dosdoğru olmaya dayanır.Müslüman her şart ve zeminde doğruları yaşadığı gibi söylemeli ve dürüst olmalıdır.Küfrle mücadele ederken de yine doğru ve dürüst olmak zorundayız.Balık baştan kokar misali girdiğimiz yanlış metodlar bazen bizi adaletsizliğe sevk edebiliyor.Veya olayları hakk ölçülere göre değil içtihatlarımız sonucu sahiplendiğimiz araçlara göre yorumlayabiliyoruz.Bizim küfrle mücadele ederken ortaya koyacaklarımız öncelikle kurani gerçeklerdir yoksa mesele kafirlerin kendi küfrlerinden kaynaklanan doğal sonuçlarını eleştirmek değildir.Ki bunu yapıp tebliğin çerçevesini büyütmek bizi sınırlı imkanlarımızla ulaşabileceğimiz insanlardan da alıkoyar ve o kurumları da meşru kılabilir halkın nazarında.İnsanları da hak bilgiden yoksun bırakmaya/kopya kalpler çoğaltmaya kimsenin hakkı yoktur.Şahitlik öncelikle farzlarla yapılır.
BİR ŞEY YAP..
Ey müslümanım diyen;
Kalk ve uyar,
Elbiseni/dilini/ticaretini/sohbetini temiz tut,
Bir zikret rabbini,..
...Namazını kıl,
Sadaka ver,
rabbini anlat bir çocuğa,çaycıya,komşuna,iş arkadaşına,müşterine..
Rabbinin nimetini durmaksızın anlat,
Korkut cehennemle
ve müjdele cennetle.
En büyük zalime (şeytana) lanet et.
Uyan artık gafletten de sloganlardan da..
İbrahimi anlat,Eyyubu anlat,Muhammedi anlat ... (a.s.)..
Allah aşkına,,
emrolunduğun gibi dosdoğru ol..
ELÇİLERİN YAPTIĞI GİBİ YAP...
HG:Hesap günü
AB:Avrupa birliği
ALLAH razı olsun...
mehmet pamak ın mücadelesini ve geçmişini biliyoruz ALLAHUALEM.onun gibi insanlar maalesef parmakla sayılacak kadar az ama onun bu yılmaz,mücadelesi yaşamı tüm müslümanlara örnek teşkil etmekte.
En kısa zamanda KURAN NESLİN KÜLTÜR MERKEZİNDE yine görmek ilminden faydalanmak isteriz İNŞAALLAH SELAMLAR..........
sizinle tanışmak size talebe olmak ne kadar çok isterdim bu davada sizin yanınızda olmayı ne kadar çok isterdim inşaALLAH Rabbim nasip eder
