Gezi ve Muhasebe
Bizler rabbimizle bağımızı gevşetince onlar bizi cahil bıraktılar. Önce ruhumuzu, bilincimizi, rabbimizden olan güç kaynağımızı elimizden aldılar, sonra da canlarımızı ve zenginliklerimizi almaya başladılar. Bilinçleri, zihinleri, yürekleri işgal edilen toplumların canlarını ve mallarını almaktan daha kolay sanırım bir şey yoktur… Yıllarca ümmetin “kanayan yarası” söyleminden sonra Filistin, Çeçenistan, Afganistan diye yazılan şeyleri düşündüm. Acaba kanayan yara niçin dinmemecesine kanıyor. Anladım ki yaralar önce içten kanamaya başlar. Ümmetin kanayan yarası dıştan önce içten kanamaya başlamış, biz ise hep dışarıdaki kanamaya odaklanıyoruz.
“Sizden önce nice olaylar gelip geçmiştir. Yeryüzünde gezip dolaşın da yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu bir görün.” (Al-i İmran 137)
Her insanın bir gün gidip görmeyi, sokaklarında dolaşmayı, havasıyla birlikte tabii güzelliklerini, tarihini teneffüs etmeyi hayal ettiği bir şehri vardır. Benim de vurgun olduğum kimini gördüğüm, kimini görmediğim şehirler vardır. Bu şehirler bende mekândan çok birer kimlik, birer kültür, birer mana örgüsüdür. İstanbul, Konya, Urfa, Diyarbekir, Bağdat, Şam, Mekke, Medine, Kudüs, İsfehan birer kimlik, birer kültürdür benim coğrafyamda. Özellikle kadim medeniyetlerin yaşadığı bu yerlerde, öncekilerin akıbetini anlama noktasında zengin bir miras vardır. Bunların başında nice topluluğa şahitlik etmiş olan İstanbul gelir.
Yoğunluktan yorgun düşmüş şehir!
Surlarıyla, deniziyle, medeniyeti yansıtan yapılarıyla oldukça zengin bir dokuya sahip olan İstanbul, yoğunluktan yorgun düşmüş bir şehre dönüşmüş. Dünyevileşen insanlarla birlikte şehir de ruhunu kaybetmiş bir vaziyette. Bu kuşatma dünyevi kaygılarla ve kültürel yozlaşmalarla daha da bir artmış. “Tüm bunlara rağmen Rabbimiz Allah’tır deyip sonra da dosdoğru olanlara hiçbir korku yoktur, onlar üzülmeyecektir.” (Ahkaf 13)
Mersin Üniversitesi'nde öğrenim gören bir grup öğrenci arkadaşlar olarak düzenlemiş olduğumuz gezinin bu yıl ki durağı İstanbul oldu. Allah’ın dini için bir araya gelip çeşitli organizeler yapan öğrenciler, sınavların da bitmesiyle hem dinlenme, hem ziyaret, hem de Müslümanlarla tanışıp tecrübeleri yerinde görme düşüncesiyle, güzel bir gezi yaptık. Katılımcı kardeşlerin İstanbul’u görme heyecanlarının yanında, İstanbul’daki üniversiteli kardeşlerle ve değerli ağabeylerimizle tanışma fırsatının olması bu yıl ki gezimize ayrı bir anlam kattı.
Gezimiz yatsı namazı ile başladı
Etkinlik ön hazırlıklardan sonra Perşembe günü yatsı namazının ikame edilmesinden sonra başladı. Her şeye Allah’ın kelamıyla başlayıp onun dediklerine göre yaşamaya çalışanlar olarak yola da Kur'an ile başladık. Yapılan tüm eylemler için hayata bir ilke manzumesi sunan Kur'an’ın, her zaman ve mekânda yaşanılması için ortaya konulan çabalar anlamlıdır. Zira hayata anlam katan Kur’an’ın kendisidir. Daha sonradan bir kardeşimizin gezi hakkında bilgilendirmeler yapmasından sonra yolculuklara anlam katan muhabbetler yapılıp ezgiler söylenmeye başlandı. Her biri anlam yüklü olan ezgilerde; kimi zaman şahadet ruhu, kimi zaman ümmetin acısı, kimi zaman da insana Allah katındaki konumunu düşündürücü mesajlar veriliyordu. Türkçe, Kürtçe, Arapça yanında farklı dillerde çalınan ezgiler tek bir ümmet olmanın mesajını müzik aracılığıyla anlatmaya çalışıyordu.
Sabahın erken saatlerindeki sessizlik insanı ötelere götürmek için çok güzel fırsattır. Hasretler, özlemler gelir yüreğinizin en güzel yerine oturur. Uzakta olduğu halde yüreğinizin hep yakınında olan anneniz, aileniz, dava kardeşleriniz ve sevdikleriniz, herkesin uykuda olduğu bir anda gönül misafiriniz olur. Suskun bir atmosferde onlarla hasbihal edersiniz. Gözlerinizden dökülen yaşlar gönüllerinizdekine şahitlik eder sessizce… Fecrin ilk ışıkları gönül dünyanıza gelen misafirlerinizin gidiş vaktini haber verir. Tekrardan gönlün uzaktakilerle yaptığı muhabbetten somut yakınlıktaki insanlarla muhabbete başlarsınız…
Sabah namazısının manevi atmosferi
Sabah namazı vaktinin girmesiyle hep birlikte temiz bir manevi hava eşliğinde namaza duruyoruz. Sabah namazının her zaman manevi bir atmosferi vardır. Herkesin uykuda olduğu bir vakitte Rabbinin huzurunda durmak… Secde ederek yüceler yücesi yaradana yaklaşmak ve en onulmaz dertleri, sevinçleri, kaygıları paylaşmak… İnsanın her zaman ve her yerde rabbinin olması ne büyük bir lütuf, ne büyük bir nimet anlatılamaz…
Sabah namazı Müslümanların en çok ihmal ettiği ve ihmalliği kanıksadığı bir ibadettir. Oysaki Rabbimize karşı sevgimizin, sadakatimizin, samimiyetimizin en saf ve derin belirtisidir sabah namazı. Allah'a sadık olmanın ve onun için hayata başlamanın, yatağı terk etmenin, rahatı kaçırmanın adıdır sabah namazı… Bu duygularla sabah namazını ikame ederken Guantanamo’daki Müslümanların hep birlikte loş ışıklar altında secdede iken çekilmiş fotoğrafı geldi aklıma. Sonra yıllarca felçli bedeniyle Siyonist İsrail’in tahtını sarsan Şeyh Ahmet Yasin geldi yüreğimin başucuna…
Sabah namazı çıkışında Rabbine kavuşan felçli yaşlı adamın; işgal ve boykot şartlarında, öldürülmenin an meselesi olduğu bir coğrafyada sabah namazını mescitte, ümmetle ikame edebilme azmini hatırladıktan sonra felçli olanların kimler olduğunu anladım. Uykuya dahi kıyamadan kıyama kalkmanın, kâfirlerin ve işgalcilerin yüreklerine korku salmanın sloganlarla değil; seher vakitlerinde sabah namazında Allah ile güçlü bir irtibatla olacağını çok iyi müşahede etmeliyiz.
Neden sabahları uyuyoruz!?
Guantanamo’daki Müslümanların hep birlikte loş ışıklar altındaki secdeli duruşlarının dünyaya nasıl güçlü bir mesaj verdiğinin farkına vardım sonra. Bedenen esaret altında olan bu kardeşlerimizin tek vucud halindeki duruşlarını görünce aslında esaret altında olanların sabah namazına kalkamayacak kadar aciz olanlar olduğunu anladım. Esaret beden ve bileklerin esareti değildir. Asıl esaret yürek ve zihinlerin esaretidir. Yürek ve zihinlerdeki esaretin insanı nasıl köleleştirdiğini aslında hepimiz çok acı bir şekilde müşahede etmekteyiz. Medya yoluyla, sanal ilişkilerle, yersiz dizilerle ve çeşitli bahanelerle uyutulan Müslümanların sabah namazını kaçırmakla namazın dışında çok şeyler kaçırdığını anladım.
Bizler rabbimizle bağımızı gevşetince onlar bizi cahil bıraktılar. Önce ruhumuzu, bilincimizi, rabbimizden olan güç kaynağımızı elimizden aldılar, sonra da canlarımızı ve zenginliklerimizi almaya başladılar. Bilinçleri, zihinleri, yürekleri işgal edilen toplumların canlarını ve mallarını almaktan daha kolay sanırım bir şey yoktur… Yıllarca ümmetin “kanayan yarası” söyleminden sonra Filistin, Çeçenistan, Afganistan diye yazılan şeyleri düşündüm. Acaba kanayan yara niçin dinmemecesine kanıyor. Anladım ki yaralar önce içten kanamaya başlar. Ümmetin kanayan yarası dıştan önce içten kanamaya başlamış, biz ise hep dışarıdaki kanamaya odaklanıyoruz. İç kanama olan içsel, düşünsel, ahlaki, ibadi ve ruhi yaralarımızı sarmadan dışımızda kanayan yaraları ne kadar pansuman edersek edelim kanayan yaralar durmayacaktır…
Gezide kazandığımız en büyük hazine
Herkesin tekrardan Allah ile bir muhasebe yapmasının ne kadar önemli olduğunu anlamış olmamız gezi boyunca bize kalan yegâne hazine oldu… Allah'ın, “yolumuza samimice yönelenleri yolumuza eriştireceğiz”ayetinden yola çıkarak bir samimiyet testi yapmamızın acil aranan kan kadar değerli olduğunu ifade edebilirim…
Sabah namazından sonra tekrar yolculuğumuza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Aslında “Müslümanların dünya ile ilişkisi bir yolcu gibidir” hadisinin tezahürü olan bu sürecin her zaman ve her yerde olması gerekir. Hiçbir kazığa çakılıp kalmadan her zaman ve her yerde Rabbe doğru bir yolculuğun arayışında olmak… Bu yolculukta, belirtilen kurallar ve yoldaki işaretlere riayet ederek ilerlemek… Bu hayatın amaç ve özetidir…
Şafağın sökmesiyle beraber tekrar muhabbetler başlıyor. Tabi yol yorgunluğu da kendini hissettiriyor. Yolculukta yatma yeteneği iyi olanlar için yolculuk pek zor olmazken yatamayanlar için yorgunluk sıkıntıdır… Hayat işte... Gençte olsanız yaşlı da olsanız eğer hareket halinde iseniz muhakkak yorulursunuz. Yorulmadan yol yürünmez, davalar büyümez, sevdalar vuslata dönüşmez. Dolayısıyla her yolculuk bir yorgunluktur… Her yorgunluk da bir hedefin ve eylemliliğin göstergesidir.
Kadim şehre giriş
İstanbul’a girdiğinizde şehrin kendine özgü kalabalığı ve güzelliği yavaş yavaş hissediliyor. Bu yoğunluğu tüm büyük kadim şehirlerde görmek mümkündür. Tabi görünen sadece şehrin güzelliği değildir. Bunun yanında doğu-batı arasındaki gelişim farklılığını da çok rahat görebiliyorsunuz. Kadim mimari yapılara karşı modern Avrupa tarzı mimarinin nasıl durduğunu ve aslında kadim medeniyetlerle modern çağların mimari alanda nasıl da birbiriyle mücadele ettiğini anlıyorsunuz.
Fatih'te ağabeylerimizle buluşup kucaklaştıktan sonra “Hayder ve Gençlik Kültür Merkezi”ne gidiyoruz. Yolun verdiği yorgunluk kardeşlerin birbirini bağrına basmasıyla, yüzlerde beliren tebessümle yerini ferahlığa bırakıyor. Birbirini görmeden sevmek ve sevdiklerine yüreğinin enginliklerini açmak İslami kardeşliğin en güzel ifadesidir… Mal, mülk, akran, kabile, çıkar kurum kardeşliği değil de İslamın kardeşliğini yakalayabilmenin mücadelesini vermek hepimizin için bir vebaldir. Ensar isek muhacir, muhacir isek ensarımızı aramak gerekir. Harun’sak Musa’mızı Musa isek Harun’umuzu Rabbimizden istemeliyiz. Kardeş olmalıyız, kardeş kalmalıyız ve kardeşçe rabbimize varmak için uğraşmalıyız.
İstanbul ziyaretleri
Hayder ve Gençlik Kültür Merkezi Fatih’te zor imkânlarla birkaç azimli yüreğin bir araya gelerek oluşturduğu hayırlı bir mekân… Sade ve samimi olan bu ortamın oluşma sebebi çağa söyleyecek sözlerinin olmasıdır. Gençliğin acısını ve ızdırabını yüreğinde taşıyan bu mekânların anlam ve kıymeti İstanbul’da pek fazla hissedilmese de onlar bu dönemin Darul Erkamları olmaya devam edecektir. Sevdası, davası, sözü ve safı Allah’tan yana olan insanların yetişmesi için uğraşan bu insanlar; kışa dönen mevsimleri samimi ve azimli gayretlerle biiznillahi Teâlâ bahara dönüştürecektir.
“Üzülmeyin gevşemeyin eğer inanmış iseniz galip gelecekler sizlersiniz” ayetinin tecelli edeceğine inanalım ve bu uğurda gerekli donanımlara sahip çalışmalar ortaya koyalım. Sabredelim ve sabırda sebat edelim, onurumuza ve duruşumuza zeval vermeden süreçleri atlatalım…“O zaman zalimlerin nasıl bir inkılâpla devrileceklerini göreceğiz.”
Özellikle Ahmet Kalkan, Mehmet Pamak, Ahmet Turgut, Hamza Er, Hakan Aksu, Şükrü Hüseyinoğlu, Habbab Çetin, İlyas Metin, Mete Açıkgöz ve daha nice ağabeyimizle tanışıp muhabbet etme imkânımızın olması gezimizin en kârlı unsuru oldu. Soru-cevap, sohbet ve gezi eşliğinde geçen beraberliğimizde bilgi, tecrübe ve kardeşliğin olmuş olması geziye ayrı bir anlam katıyordu… İstanbul’un çeşitli üniversitelerinde okuyan kardeşlerimizle tanışmış olmamız bize ayrı bir heyecan verdi. İstanbul’da, üniversitedeki kardeşlerimizin bize gösterdikleri ilginin teşekküre sığamayacağını da ifade edelim.
Herkes önemsediğini ziyaret eder düşüncesiyle ilk olarak; gençliğinin baharında Rabbine doğru yürüyen Metin Yüksel abimizi ve babası Molla Sadrettin Yüksel’i, daha sonra Mavi Marmara’da, Akdeniz’in engin ve berrak sularına kanlarını akıtan Cevdet Kılıçlar ve Necdet Yıldırım’ı ağabeylerimizi ziyaret ediyoruz. Edirnekapı mezarlığında yan yana yatan dört güzide insandır bu kardeşlerimiz. Ömrünün baharında kendisini Rabbine adayan Metin Yüksel özelinde şehadet bilicine yönelik yapılan bir konuşmadan sonra şehitlerimize söz vererek ayrılıyoruz. Rabbim şahadetlerini kabul eylesin ve bizleri de güzel bir ölümle Rabbine kavuşanlardan kılsın.
Tarih kokan şehire ibret nazarıyla bakmak
Artık İstanbul’u gezme zamanı gelmişti. İstanbul, tarihin koktuğu bir şehirdir. Lakin tarihin olduğu yerde tefekkür yoksa bu tarihinde pek fazla bir anlamının olmadığını şehri gezerken hissedebiliyoruz. Tarihe ibret nazarıyla bakmak yerine, insanlar salt gezmek niyetiyle bakarlarsa tarihi yerlerin birkaç fotoğraftan başka insana bir şey bırakmadığını belirtelim. Binlerce yıllık mimari yapılar hala dimdik ayakta duruyor ve işlevini sürdürüyor. İnsan bu mimari yapıları görünce sağlamlığın ne kadar önemli olduğunu anlıyor. Bu yapılar sağlam atılan temellerin zamana karşı nasıl durduğunu hatırlatıyor… İnsanlarda yapılar gibidir. Eğer siz sağlam değerler ve fikirler üzerinde insanı, toplumu inşa ederseniz sıkıntılara direnebilirsiniz…
Fatih ve Beyazıt Meydanı İstanbul’a geldiğimde ziyaret etmeyi ihmal etmediğim iki uğrak mekândır. Özellikle Beyazıt Meydanı ayrı bir anlam taşır. Bir zamanlar vuslatın, direnişin, kıyamın ve sevincin meydanı olan Beyazıt şimdilerde firakın, suskunluğun, hüznün örtüsüne bürünmüş yetim bir çocuk gibi durur. Çocuk gibi mahzun duran bu meydandaki manzarayı ressam gibi kâğıda yansıtamasam da şair gibi mısralara aktarmak istiyorum. Mısralar beyaz kâğıdın üzerine “Beyazıd, Sana anlatacak bir hüznüm var” diye boşanmaya hazır bulutlar gibi yağmaya başlıyor…
Üsküdar iskelesine geldiğimizde vakit gün batımına yakındı. Gün batımıyla ortaya çıkan kızıllığın denizle, martılarla ve gemilerle birleşmesi deruni anlamlar ifade ediyor. Fakat kaç kişi bu hakikatin farkındaydı. İnsanın ömrünün bu gemiler gibi akıp gittiğini ve bir gün günbatımı gibi batacağını kimler hissetmiştir. “İnsan su misali kıvrım kıvrım akıyorken” “Dönüş Rabbinedir” ayetini unutuyor. “Düşünen bir topluluk için bunlarda ibret vardır”(Rum 21) diyen rabbimizin emrine rağmen insanlar dünyevileşiyor.
Yüreklerde hüzün gözler de sevinç
Üç gün boyunca gündüzleri gezmeyle akşamları sohbetle geçen programın ardından bedensel yorgunluğumuzla zihinsel yoğunluğumuzla dönüyoruz. Her kavuşma beraberinde bir ayrılığı da getirir. Ayrılıklar fikirde olmadıktan sonra pek fazla üzmüyorsa da yine de insan böyle güzel insanlardan ayrılmanın hüznünü gönül coğrafyasında yaşıyor. Tanışmayla başlayan gezi vedalaşmayla, hayırlı dua temennileriyle bitiyor. Yüreklerde hüzün gözler de sevinçle yola çıkıyoruz…
Bizi İstanbul’da en güzel şekilde karşılayan öğrenci kardeşlerimize, Hayder’e, Kalemder’e ve Gençlik Kültür Merkezine; vakitlerini bizlere ayıran Ahmet Kalkan, Mehmet Pamak, Ahmet Turgut, Hamza Er, Hakan Aksu, Şükrü Hüseyinoğlu, Habbab Çetin, İlyas Metin, Arslan, Mehmet Ali, İbrahim ve Ziya ağabeyimize ve diğer tüm ağabeylerimize teşekkür ederiz, Rabbimizin en güzel nimetlerine muvaffak olmalarını can-u gönülden niyaz ederiz… Bu gezimizin düzenlenmesinde maddi olarak bize lazım olan miktarın bir kısmını zorluklara rağmen sağlayan “sekiz güzel insana”teşekkürlerimizi iletiyor, katkılarından dolayı dualarımızı arz ediyoruz.
Rabbimiz! Bizleri İslam'ı yaşamaya muvaffak kıl ve bizleri salihlerden eyle…
Yorumlar 16
mehmet bey iyi bir reklamcı olursunuz diye düşünüyorum.hiç düşündünüzmü?
Allah razı olsun kardeşim! Çok güzel duygular, ameller, tespitler ve özlemler bunlar.
Sizin bu ziyaretinizden sizler nasıl istifade ettiyseniz, bizler de istanbul’daki kardeşleriniz olarak, sizin gibi değerli kardeşleri tanıyarak sevindik, çok güzel kardeşlerimizin varlığını bir daha fark edip umutlandık, umtlarımızı yükselttiniz, sizlerin samimiyet ve heyacanlarınızdan, öğrenme ve öğrendiklerini yaşamlaştırma istek, iştiyak ve gayretlerinizden etkilendik, istifade ettik.
Allah, bu güzel çabalarınızı bereketlendirsin. Ziyaretinizi ibadet olarak kabul edip, ecrinizi versin inşallah.
hasan kardeşim
ne reklam yapıyorum ne de reklamcı olmayı düşündüm. gerekte yok reklama. bize samimiyetimiz yeter.
imrendim bende sizlerle beraber olmak isterdim...
selam aleykum vitamin ve enerji tazelemişsiniz...
ALLAH muvafak etsin.
yüreğine sağlık aziz kardeşim. rabbim mücadelenizi ve azminizi güçlendirsin. çağına sözü olanların ortaya koydugu gayretlerle beklenen kutlu şafakların dogması için sizlere dua ediyorum.
İş yoğunluklarına rağmen çaba sarfedenlerle değil, kendilerini İslâm’a vakfetmiş yiğitlerle yazılır destanlar. Eğer destan yazılmak isteniyorsa, kendilerini bu davaya vakf edecek muvahhidlerle olur bu iş; mesleklerini, okullarını, gelecek kariyerlerini, geçim dertlerini yok saydıkları yürekleriyle. Yağın bulunup, yumurtanın bulunmadığı ya da yumurtanın bulunup yağın bulunmadığı sofralarınızda ki sohbet ve derslerden istifade ettik.İnan kardeşim sizin samimiyet ve fedakarlığınız bir gün anlaşılacaktır. sizlerle alay eden insanların önünden bir gün alay alay dilimizde tekbir nidalarıyla geçecegiz...
Selamun Aleykum
Allah’ım sana bağlı olan yüreklerin ve dinin için atan her adımın gereksiz olmadığını anlayan gençlerin birleşmesi adına yapılan bu geziyi yapan arkadaşlarımıza muhakkak ki en güzel mükafatları verirsin. Yapılan bu gezinin Allah indinde bir ibadet olduğunu ve bu ibadetin amacına ulaştığını düşünüyorum.
İstanbul’da karşılaştığımız durum bizlerin düşüncelerinde değişikler oluşturmuştur. Çünkü biz orayı çökmüş ve hiçbir çalışmanın olmadığı yer olarak biliyorduk ama bu gezi bunun tamamen böyle olmadığını gösterdi. Allah için yapılan çalışmalar hiç boş olmadığını fark ettim.
Orada olan ve burada olan müslümanların tanışması adına verimli olduğunu ve değerli yazar abilerden güzel dersler alındığını düşünüyorum. Asıl olan, Rab için atan kalplerin tek olarak birleşmesidir.
Her şey için teşekkür ederim
"Binlerce yıllık mimari yapılar hala dimdik ayakta duruyor ve işlevini sürdürüyor. İnsan bu mimari yapıları görünce sağlamlığın ne kadar önemli olduğunu anlıyor. Bu yapılar sağlam atılan temellerin zamana karşı nasıl durduğunu hatırlatıyor… İnsanlarda yapılar gibidir. Eğer siz sağlam değerler ve fikirler üzerinde insanı, toplumu inşa ederseniz sıkıntılara direnebilirsiniz…"
Evet yüzlerce hatta binlerce yıldır hatırlanan sahabelerin şahsiyetlerini inşaa ettikleri değerler yüce olunca, unutulmalarıda pek mümkün olmuyor.
İSLAMDA GENÇLERDEN BİR KAÇ TANESİNİ HATIRLAYALIM...
1) SADECE 12 YAŞINDA İDİ İSTİŞARELERE KATILDIĞINDA, KİM O SAHABE BİLİYORMUSUNUZ?
*** USAME BİN ZEYD (r.a.)
Ali bin Ebi Talip ile birlikte Peygamberimizle istişarelere katıldığında ise YAŞI ONİKİ İDİ.
Tarihteki en mükemmel şahsiyetleden biridir. Hepimiz Usame bin Zeyd
(r.a.) in Bizans ile yapılan savaşta, savaşa gönderilen islam ordusunun komutanlığına tayin edildiğinide biliyoruz bundan önceki savaşlara katıldığınıda biliyoruz, mesela hicretin 7. yılında Galip bin Abdullah seriyesini buna örnek olarak gösterebiliriz.USAME O ZAMANLARDA ON DÖRT YAŞINDA İDİ.
Evet Bizans ile yapılan savaşa dönelim, o dönemde Halid bin Velid, Kaka bin Amr, Amr bin el As, Ubeyde bin Cerrah, Müsenna Bin harise gibi değerli büyük komutanlar değilde komutanlığa daha 18 yaşındayken Usame bin Zeyd getirilmişti. Yakışıklı zenginde değildi ama fıkh etmeyi ve yönetmeyi biliyordu.
2) SADECE 13 YAŞINDAYDI, KİM O BİLİYORMUSUNUZ?
*** ZEYD BİN SABİT (r.a.)
ACABA, DAHA BULÜĞ ÇAĞINA ERMEMİŞ, ON ÜÇ YAŞINI GEÇMEMİŞ, BÜNYESİ ZAYIF VE CİSMİ KÜÇÜK BU MUAZZAM ÇOCUĞUN HAYELLERİ SİZCE NELER OLABİLİR?
Bedeni ve yaşı küçük olmasına rağmen İSLAM ÜMMETİNİN sorunlaruyla ilgileniyordu ve Bedir savaşına gitmiş Peygamberimiz (SAV) ve savaşçılar onu karşılamış, Bünyesinin ve bedeninin küçük olmasından dolayı büyük amel olan cihad a izin verilmemiş, Ligayrihi hasen olan bu amele değilde annesi Navvar Binti Malik’in de tavsiyesiyle aklının kavramasının ezberinin güçlü olmasından dolayı Kuran ezberleme ve ibranice öğrenme ve süryanice öğrenme işleri verilmiş. Böylece İslam devletinin tercümanı olmuş, yabancı devletlerle yapılan çok önemli antlaşmalarda ve yazışmalarda bulunmuş.
BÜTÜN BUNLAR OLURKEN O SADECE ON ÜÇ YAŞINDAYDI.
Bu şekilde geçen hayatının 21.ci veya 23 lü senesinde Kuranın toplanmasına karar verildiğinde Ebu Bekir (r.a.) onu görevlendiriyordu. Zira o okuma yazma bilmesinin yanında vahiy katiplerindendi. Kuranın inceliklerini, ayetlerin nerede, ne zaman, niçin indirildiklerini ve hangi ayetin hangi ayetten sonra geldiğini iyi biliyordu. Günümüz de olsaydı daha üniversiteden mezun olmayan bir genç olacaktı. Üniveriste mezunlarının, uzmanların, hatta profesörlerin üzerine yüklenebilecek olan bu ağır görev onun sırtına yüklenmişti. Daha büyük tecrübeli sahabeler varken bile o tercih edilmişti.
3) SADECE 10 YAŞINDAYDI, KİM O BİLİYORMUSUNUZ?
***ALİ BİN EBİ TALİP (r.a.)
O DAHA ON YAŞINDA İKEN -SADECE ON YAŞINDA- PEYGAMBERİMİZ ONU İSLAMA DAVET EDİYOR, ODA BU DAVETİ KABUL EDİP ONUNLA MUTLU OLUYOR.
ALLAH NE YÜCEDİR.
Sorumluluğu olmayan bu küçük çocuğun aklı, olgun insanların algılayamadığı nice ince şeyleri algılıyor.
Vahdaniyetin (Allahın birliğinin) peygamberliğin, davetin, vahyin, meleklerin, kıyamet gününün, cennet ile cehennemin, Allah için cihad etmenin ne olduğunu algılamıştı.
Ayrıca bu yaştaki cocuğun aklı çok çabuk geliyordu. öyleki en yakınlarında bile işlerini nasıl gizleyeceğini, Erkan Bin Ebi Erkamın evine nasıl gizli bir şekilde gireceğini, nasıl namaz kılacağını Nasıl Kuran okuyacağını biliyordu.
Bazı çocuklar çizgi film hikaye masal dinlerken, bilgisayar oyunları oynarken...Analar babalar üzerine fazla yüklenmeyelim diye düşünürlerken on yaşındaki Ali’yi (ra) bir düşünsenize...
4)SADECE 16 YAŞINDAYDI, KİM O BİLİYORMUSUNUZ?
*** ERKAM BİN EBİ ERKAM EL MAHZUMİ (r.a.)
O her müslüman için Büyük ve önemli hatıraları taşıyan birisidir.
Mekkede onüç sene boyunca tehlikeli olmasına rağmen İslam davetçilerini evin de misafir eden kişidir.
Onun şeref sancağını taşımada Haşimoğlullarının rakibi beni Mahzum kabilesine (ebu cehilin kabilesinden) mensup olduğunuda göz önüne alarak Haşim kabilesinden olan Peygamberimizi (SAV) misafir etmesini onu güçlendirmesini bir düşünelim. Şüphesiz bu durum onu akrabalarına ve kablesinin ileri gelenlerine karşı büyük bir sıkıntıya sokacaktı. Beni Mahsum kabilesinin reisinin Ebu Cehil olduğunuda unutmayalım. Kuşkusuz Ebu Cehil, Mekke de zor kullanarak zulümde en çok haddi aşandı. O bu ümmetin Fravunuydu. İşte Erkam bin Ebi Erkam bu tehlikeyi kabul etmiş ve İslam için fedakarlık yaparak nefsini feda etmiştir.
PEKİ BU BÜYÜK KAHRAMAN MÜSLÜMAN OLDUĞU ZAMAN KAÇ YAŞINDAYDI?
ON ALTI YAŞINDAYDI
5) SADECE 15 YAŞINDAYDI, KİM O BİLİYOR MUSUNUZ?
GENÇLERİN islamdaki yeri ne kadarda büytüktür, İslam tarihini takip edenler ümmetin tarihindeki çoğu değişim hareketinin Gençlerin eliyle gerçekleştiğini görürler.
Allah’a şirk koşan bütün denizlerin dalgalarına karşı yüzecek olanlar, Sabikunlar (öne geçenler) kimlerdir.
*** ZÜBEYR BİN AVVAM (r.a.)
Peygamber efendimizin havarilerindendi, islamın süvarisi, cesur ve kahraman ve islam dinin sağlam dayanağıydı
Müslüman olduğu zaman kaç yaşındaydı? O SADECE ONBEŞ YAŞINDAYDI.
yani bugünün orta okul talebesi Zübeyr bin Avvamın düşündüğünü düşünebiliyor mu? Günümüz orta okul lise ve hatta üniversite talebesinin zihinleri neden faydalı şeylerde dolu değil, kötü filmler faydasız oyunlar, seviyesiz şarkılar, internet ve video kliplerin başında saatlerce duruyor?
6) SADECE 16 YAŞINDAYDI, KİM O BİLİYORMUSUNUZ?
*** TALHA BİN UBEYDULLAH (r.a.)
Mekke’de oluşan islami hareketin en önemli dayanaklarından biriydi. Allah’a davette en büyük davetçilerdendi. Ustalık cesaret yetenek ve öncülüğüyle tanınmış bir süvariydi.
Ayrıca Peygamberimiz (sav) hakkında “İyiliğin Talhası” dediği ve Allah yolunda infakta bulunan öncülerdendi.
BU MÜBAREK VE YÜCE SAHABE MÜSLÜMAN OLDUĞU ZAMAN ONALTI YAŞINDAYDI.
VS. VS.
MUAZ BİN AMR BİN CEMUH VE MU’AVVAZ BİN AFRA’YI,MUSAB BİN ÜMEYRi sizler yazın, saraylardan mağaraya Ashabı kehf sizler yazın...Allahın kıyamete kadar övdüğü örnekleri sizler yazın, binalar gibi tarihe kendinizide yazın...
Selamun aleykum
Bizlerde sizlerin misafirliğine şahitlik ettik, yeni kardeşlerimizle tanışmamıza vesile oldu,
Bu gençler gelecek için umut verici... Hepinize Selamlar hepinizden Allah razı olsun
Bu tür organizasyonlar çok önemli olsa gerek.Ümmetin birbirileriyle olan ilişkilerinin zayıfladığı zamanlara şahitlik ediyoruz.Müslümanların bu kısır döngüye inat gerçekleştirdiği bu ziyaret çok anlamlı ve çok değerli...
Allah razı olur İnşallah.
ey ciwané eziz u eğide doza aşitiyé...
cehd u xebata we piroz bé mehemed meqsut. xweda ezmu cehdawe jin bıke. hewaltıya we hewaltiya eshabané. bıratiya we bıratiya islamiyye. xweda şaxide...
ey hewale doza aşitîye ey bıraye ciwané kurdistané lı ser riya xweda xer vexq bı cexdawe dengé belangaza bılınd dıbe. bındesti ne wasfé qelle mıslımane. zordesti bi jıyane piroz u xebaté ciwane islamiye we lı ser me rabe. em bındesti nayelen ser azadiyé. xun u hestıre çawa şahıde.
xebatkarıye we bina beybun u berfinâ şên bıbe ... selaw jı wera ciwanen islamé kurdistané
kardeşlik kokan bu gezinizde bulunmayı çok isterdim. ne güzel bir organizasyon ne güzel bir gençlik. özellikle şehadet bir çağrıdır resminin altındaki manzara oldukça manidar duruyor.
mehmet maksut abimizden hem geziyi düzenlediği için hemde böyle güzel bir aktarımla bize aktardığı için Allah razı olsun diyoruz. kendisinin gayyretli çalışmalarıyla oluşmuş olan bu gençliğin umud olmasını rabbimden niyaz ediyorum.
değerli dostum “beyazıd, sana anlatacak bir hüznüm var” adıyla yazmış oldugunuz şiiri de yayınlatmış olsaydınız yazı daha da güzel olurdu. o şiiri de sitemizde yayınlatmanızı isterim
allah razı olsun güzel insana ve insanlara. rabbim sizleri hep böyle rabbimin yolunda birlik kılsın...
Öncelikle Allah razı olsun yaptığınız çalışmalardan dolayı ....ama şu bi gerçekki isterimki insanlardan önce Allah ın övgülerine mazhar olursunuz...size sadece tek bir sorum olacak samimi birşekilde yanıtlarsanız sevinirim.....BU GEZİDEN,KILINAN NAMAZDAN,YAPILAN ETKİNLİKLERDEN NİÇİN GÖSTERİŞ VARİ YAYINLAMALARDA BULUNUYORSUNUZ BUNU YAYINLAMAK BANA BİZE HER NEYSE GÖREN VE OKUYAN HERKESE NE KATABİLİR...?UMARIN BU DİNİ YANLIZ ALLAH’A HASKILARAK UYUYORUZDUR....SLM DUA İLE .....HAKKI VE SABRI TAVSİ EDENLERİN ADRESİ...WWW.ASIRSURESİ.COM
muhammed el razi kardeşim
yaptıgımız gezinin ve etkinliklerin ve hayatımızın yegane sebebi Rabbimizin rızasına mazhar olmaktır. insanların mazharıyetinde bizim aradıgımız bir şey yoktur. eger olsaydı çoktan bu işleri bırakmamız gerekirdi her halde.
yaptıgımız gezinin sadece ismi gezidir. bu yolculukta insanların müslümanların birbiriyle tanışması kaynaşması ilişki ağları kurması, bilgi alışverişinde bulunulması, gençlerden müteşekkil bir yapı olması hasebiyle istanbuldaki yazar ve öncü agabeylerimizle tanışılması ve heyecan ve samimiyet bağlarının oluşturulması bu gzimizin hedeflerindendi. islami çalışmaları ve ortamları yerinde müşahade etmek, tecrübe edinmek oldukça önemlidir. hamdolsun bu anlamda belki aylarca yapılacak etkinliklerin kazandıracagı güzellikleri bir organizasyon bir iki gün içinde kazandırabiliyor.
degerli kardeşim... müslümanlar olarak islam sosyal bir dindir diyoruz fakat bu sosyalliği hayatımıza çok az yansıtıyoruz. bu sıkıntıları aşmak lazım. sabah namazı ümmetin en önemli problemi. bizde gezi boyunca hem muhasebe ettik hemde bu muhasebe sonucunda edindiğimiz ızdııraplarımızı paylaşalım dedik.
belki sizlere birşeyler katmayabilir ama muhakkak katkı sağladıgı insanlar vardır. bunun yayınlama amacımızı sorgulamanıza gelince hakkı ve sabrı tavsiye etmekten başka bir şey değildir.
selametle kalınız
ALLAHIN ÖVGÜSÜNE MAZHARDIR BU KİŞİLER ÖNCE DÜNYADA, AMA DÜNYADAKİ ÖNEMLİ DEĞİLDİR ASLINDA ASIL ÖVGÜYÜ AHİRETTE BEKLEYEN KİŞİLERDİR BU KARDEŞLERİMİZ.EVET EL RAZİ VE ONUN GİBİ KİŞİLER PEYGAMBERİ ANLATANLAR VAR; SAHABİLERLE TAİFTE TAŞLANAN, KAFASINA İŞKEMBELER ATILAN , YOLUNA DİKEN ATILAN PEYGAMBER ODA GÖSTERİŞ YAPTI DEĞİLMİ ? AYAKLARI ŞİŞENE KADAR NAMAZ KILAN HZ.PEYGAMBER ODA GÖSTERİŞ SINIFINA GİRER Mİ ACABA ? YA BİR PEYGAMBER ZIRHINI GİYDİ Mİ SAVAŞMADAN ÇIKARMAZ DEMESİ DAHA NİCE OLAYLAR YAZMAMA GEREK YOK DAHA, BENDEN İYİ BİLİRSİNİZ HEPSİ GÖSTERİŞ MİYDİ ACABA...BU YAZILAR VE RESİMLER BANA ÇOK ŞEY KATTI KARDEŞLİĞİ GÖRDÜM BU KARELERDE MEHMET MAKSUT ABİYİ TANIMAM BİLE AMA KARDEŞİM OLDUĞUNU ANLADIM.İNŞAALLAH RABBİM BU KARDEŞLERİMDEN RAZI,AMA EL RAZİ VE BU ARKADAŞLAR GİBİ HER OLUŞUMA VE ORGANİZASYONA BİR KULP BULAN KARDEŞLERDEN KİM RAZI BİLMİYORUM...BAK NE GÜZELDE YAZMIŞSIN EL RAZİ HAKKI VE SABRI TAVSİYE EDENLERİN ADRESİ DİYE GEL SENDE HAKKI VE SABRI TAVSİYE ET DİL İLE YAZI İLE ÇEKİLEN FOTOĞRAFLAR İLE HİÇ FARKETMEZ.BU ZİYANDA OLAN İNSANLIĞIN ARASINDAN SIYRILIP HAKKI VE SABRI TAVSİYE EDELİM.EVET TAVSİYE EDELİM YERDEN YERE VURMAYALIM...






