Gündemi Belirlemek ya da Belirlenmiş Gündemlere Kapılmak
Gece, gündüzün programının yapıldığı alandır. Gecesini değerlendirip yarınının gündemini oluşturmayanlar ve o gecelerde başkalarının belirlemiş olduğu programlarla vakitlerini geçirenler; başkalarının gündüzlerine hizmet ediyorlar demektir.
Talut, ordusunda imanda sebatkar olmayanları istemedi ve imtihan etmek suretiyle sebatkar olmayanları tesbit edip ayırdı.
Evet Talut haklıydı, zira Allah'tır en güçlü ve müstağni olan ve dinini hakim kılmak için samimiyetsizlere ihtiyacı olmayan.
Talut belki de bu yüzden, Allah'ın ordusunda samimiyetsizlerin işinin de yerinin de olmayacağını, olmaması gerektiğini düşünmüş olmalıdır. Kim bilir?!Sonuçta güçsüz ve azalmış gibi görünen, ancak samimiyet dolu, sebatkar ve Allah'ın davasına ram olmuş insanlar hem bu dünyada hem de ahirette kazananlar olmuşlardı.
Şimdilerde ise, ne olursa olsun çokluk olalım, çok görünelim, çok ses olmasa da çok görüntü verelim gibisinden yaklaşımlarla; saflarında hangi ne idüğü bilinmezler olabileceğine kulak asmaksızın tekasür derdinde olanları görmekteyiz.
Üstelik gündemlerini kendileri de oluşturmuş değilken sözüm ona meşru amaca batılın temsilcileriyle kol kola yürüme anlayışlarının neşet ettiğini üzülerek gözlemlemekteyiz.
Bizlerin bu gözlemleri her ne kadar birilerince, susup kayıtsız kalmak ve ses çıkarmamak olarak niteleniyor olsa da bizlerin bu tavrının; "Müslümanın gündemini ancak kendileri Kitaba ve sünnete göre belirler" ilkesinden kaynaklandığını ve muvahhid müslümanların asla başkalarının gündemlerine ram olmayacaklarını hatırlatmak isterim.
Bu vesile ile müminlerin gecelerini iyi değerlendirip yarınlarının gündemlerini oluşturmaları elzemdir, zira gecesi olmayanın gündüzü de olmaz.
Gece, gündüzün programının yapıldığı alandır. Gecesini değerlendirip yarınının gündemini oluşturmayanlar ve o gecelerde başkalarının belirlemiş olduğu programlarla vakitlerini geçirenler; başkalarının gündüzlerine hizmet ediyorlar demektir.
Selam ve dua ile...
Yorumlar 4
Şahin kardeşimin söylediklerine katılmakla beraber var olan şu gerçekliği de ilave edeyim.
Kur’an’ın indiği dönemde hem gündem oluşturduğunu hem de var olan batıl gündemleri/yaklaşımları/tutumları dillendirerek hayata müdahil olduğunu görmekteyiz, toplumun inancından ticaretine, sosyal hayatından aile hayatına, tarihsel konulara yönelik tartışmalarından gaybi konulara yönelik taş atışlarına, kısaca hayata-insana-siyasete-ticarete vs bütün alanlara yönelik üretilen batıl öğretileri dillendirerek ''adeta'' tartışmalara fiilen katılmış ve hakikatin ve ondan neşet eden adaletin ne olduğunu beyan etmiştir.
Bu coğrafyanın ''radikal'' olarak tanımlanan kesimlerinin kahir ekseriyeti maalesef hayata müdahil olmaktan uzaktırlar, kendi elleriyle yaşayageldikleri halkın arasına yüksek duvarlar örmektedirler ve bu durumdan da en çok sistem memnun olmaktadır. ''biz elçilerimizi şehirlerin ana merkezlerine göndeririz'' ilahi uyarısına rağmen kıyıya/köşeye çekilmeyi koru(n)mak olarak addedip insanların çoğu inanmaz/ekserunneselayü’minun ayetinin gölgesinde kendi tembelliklerini ya da vurdumduymazlıklarını maskelemek isterler, çokluğu öncelemek ne kadar yanlış ise az(ın)lığı kutsamak da o kadar yanlıştır. Yirmiüç yıllık risalet döneminin başarısından hem nitelik hem de nicelik boyutuyla bahsedip üreteceğimize adeta azlığı kutsamak/doğrulamak doğru yaklaşım değildir.
Halen nice ''radikallerimiz'' okullarda okunulmasını, vakıf/dernek çalışmalarını, mühendis/doktor/öğretim üyesi/öğretmen/vergili ticareti vesaire ''yasa koyma'' konumu olmamasına rağmen tağutun kucağına oturmak olarak nitelemektedirler. İşin tirajik tarafı da çoğu zaman bu konumlarda olmalarına rağmen tabiri caizse ''artistlik'' yaparak radikalcilik oynamaktadırlar. Dahası meselelere benzer yaklaşımlar sergilemelerine rağmen birlikteliğe adım atmayı beceremezler ve geçimsizlikleriyle hep azlığa yelken açarlar. İhtilafı nizaya dönüştürme noktasında çok mahirdirler, küçük meselelerden dolayı selamlar kesilir, birbirlerinin internet sitelerine ne yazı gönderirler ne de alıntı yaparlar, çünkü küçük dünyalarında çok mutludurlar. Ondan sonra da vahdetin hayatiliğinden demler vurulur.
Özetle; bizim mücadele alanımız yaşadığımız toplumun içindedir ve bütün meselelere yönelik söyleyeceklerimiz olmalıdır diye düşünmekteyim. Bizler tevhidi yönelişi bu toplum içinde yaygınlaştıracağız, esnefımızla, işçimizle, öğretmenimizle, üniversitelimizle, mühendisimizle, doktorumuzla, vakıf/dernek vasıtasıyla, kısaca meşru olan her alana girerek ve kullanarak bunu yapmalıyız. selam ve dua ile.
Değerli kemal ağabeyimiz yazılarımız arasında küçük bir nuans farkı var burası iyi anlaşılmadığında sorunlar teşkil edebilir. Müslümanın gündemini yine müslümanlar kuran ve sünnnet muvahenesinde belirler demiştim yazımda. Siz de kuranın o dönemin sorunsallarını ortya koyarak tartıştığını eleştirdiğini yani gündem ettiğini söylediniz. İşte bu gündemi eden yine kurandır ve bugünümüze değin sorunsallar gündem edilecekse bu yine kuran merkezli ve bakışlı bir gündem etme olmalı ve bu gündemi müslümanlar ortaya koymalıdır. Kuran müminun suresinde kafirlerin müminlerin gecelerini çalmak için çeşitli hezeyanlar düzenlediklerinden bahseder ümidimiz bu hezeyanlara kapılmamak Allah’ın düşmanlarının ortaya koymuş olduğu suni gündemlerle oyalanmaktansa müminlerin ortaya koyacağı kuran ve peygamberimizin hayatı merkezli gündemler için çalışmaktır. Rabbimiz bizlere istikamet nasib etsin.
Sevgili Şahin kardeşim, katkı babında dile getirdiklerim genele yöneliktir. Hayatın merkezine inen ve inzal olmaya devam eden Kur’an’ı, hayatın dışında okuyanlaradır söylediklerim. Şabloncu yaklaşımlarla Kur’an’ı Mekke/Medine sokaklarına hapsedenlere yöneliktir.
Sizin yazınıza yönelik eleştiri değil, bilakis oradan hareketle genele yönelik eleştiridir. selametle.
Sevgili ve değerli kemal ağabeyim kıymetli katkılarınız için teşekkür ediyorum. Aleykum es selam ve rahmetullah
