İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Mehmet PAMAK
Mehmet PAMAK
12 Nisan 2011

Hak Yolda “Marjinallik” Şereftir

O halde, Kur’an’da da zikredilen güzel örnekleri dikkate alarak, asla marjinallikten korkmayacağız. Yani bir avuç olmaktan korkmayacağız, yılmayacağız, umutsuzluğa kapılmayacağız. Tek kişi bile olsak, söylediğimiz doğruysa, hakka dayanıyorsa biz haklıyız ve güçlüyüz demektir. Tevhidi istikametimizi, ölüm bize gelene kadar sürdürmek durumundayız.

12 Nisan 2011 13 dk okuma 11,4B okunma
100%

Tevhidi kesim içindeki bazı kimselerin, çeşitli nedenlerin etkisiyle, takip etmeleri gerekli uzun soluklu Peygamberi yolu, sıkıntılı ve zorlu yanları da olan vahye uygun yöntemi terk ederek kısa vadeli hesap ve çıkarların dürtüsüyle ve konjonktürel etkilerle sistem içi gayri İslami yöntemlerden medet ummaya başladıklarını ibretle gözlemlemekteyiz. Bugün artık, Batının modern paradigmasının iyice tükendiği, bu seküler paradigmanın en önemli iki üretimi olan komünist ve kapitalist sistemlerin / modellerin ardı ardına çöktüğü, çökerken de geride tam anlamıyla çürümüş, hukuki, siyasi, ekonomik, kültürel ve ahlaki yönden yozlaşmış, insani erdemler ve insanlık onuru zaviyesinden tamamen dibe vurmuş cahili toplumlar bıraktığı gerçeği çok çarpıcı bir sonuç olarak ortada durmaktadır. Buna rağmen, dünya insanlığını bu seküler bataklıktan ve zulümden kurtaracak, bu karanlıklardan aydınlığa çıkaracak tek kurtarıcı mesajı taşıyan muhteşem Kitabımız Kur’an’ı ellerinde bulunduran Müslümanların, bu çürümüş modern paradigmanın ürettiği liberalizm, laiklik ve demokrasi gibi, insanlığa onur kazandıramadıkları belli olmuş, sahici boyutlarda adalet ve haklar sunamadıkları açıkça ortaya çıkmış bulunan vahye aykırı kavram, model ve yöntemlerin peşine düşmeleri ibret verici bir durumdur. Bu çevrelerin, kurtarıcı tek alternatifi gündemleştirmekten vazgeçerek, kurtarıcı, aydınlığa çıkarıcı mesajı taşıyan Kur’an’ı terk edilmiş bırakarak, zalim küresel ve yerel seküler sisteme eklemlenme eğilimi göstermeleri gerçekten düşündürücü, şaşırtıcı ve utandırıcı bir sonuçtur.

İnsanlığı kurtaracak Kur’ani mesajı ısrarla gündemde tutmaları, dosdoğru bir biçimde temsil etmeleri ve onunla ahlaklanarak, vahye dayalı dürüst, ilkeli ve tutarlı bir örneklik oluşturarak şahidliğini üstlenmeleri gerekenlerin, cahili toplumun ve cahili sistemin laik partilerinin arkasına takılma eğilimi göstermeleri, üzerlerine düşen tevhidi sorumlulukları ilkeli, ısrarlı, istikrarlı ve uzun soluklu bir yürüyüşle yerine getirmek yerine umutlarını onlardan gelecek görece özgürleşmeye bağlamış olmaları, temsil ettiklerini iddia ettikleri tevhidi inançla asla bağdaştırılamayacak ciddi bir sapma ve savrulmadır.

İktidar Eksenli Gayri İslami Yöntemlere Savrulma Nedenleri

Kur’an’ın emrettiği kulluk eksenli hayat tasavvurunu ve kulluk eksenli mücadele yöntemini bırakarak, iktidar eksenli, hevaya dayalı sistem ve yöntemlere savrulmanın pekçok sebeblerinden bazılarını kısaca zikretmek istiyorum.

1- Kur’an okumayı “hakkıyla” gerçekleştirememek ve hayatın içinde sürekli kılamamak. Hilkat ve Hakikat kitabını okumada yüzeysellik, sığlık. Kur’an’ı, içselleştirmeden ve hayatla bağını kuramadan okumak. Teorik bir okuyuşa hapsedip indiği ve ilk inşa ettiği hayatla ve bugünkü hayatla bağını kuramadan okumak. Kur’an’ı, Resulün ve ilk neslin örnekliğini, mücadele sünnetini dikkate almadan okumak. Kur’an’dan elde edilen bilgileri, salt bir tarih bilgisi olarak algılayıp, vazedilen kavramları, hükümleri ve ölçüleri bugüne taşıyamamak, bugünkü toplumdaki karşılıklarını tefekkür edememek. Siyasi, sosyal, hukuki ve ekonomik alanı düzenleyen kimi hüküm ve kavramları tarihe gömen tarihselci bir yaklaşımla Kur’an algı ve anlayışında tahrifata yol açmak ya da rölativist (göreceli) yaklaşımla Kur’an’ın herkese farklı şeyler söylediğini iddia etmek.

2- Kur’an’la teçhiz olmadan, Furkan’ın ölçüsünü kazanmadan gerçekleştirilen diğer okumalar, özellikle de modern olana dair ilkesiz ve ölçüsüz okumalar sonucunda Batı kültüründen etkilenilmesi ve olaylara, dünyaya, hayata serküler mantık ve ölçülerle bakılmaya başlanması. Bunun sonucunda da, Kur’ani kavramları, yöntemi, modeli günümüze taşıyamayan, bugünkü bireysel ve toplumsal hayatlarında ete kemiğe büründüremeyen, hayat, ahlak ve kimlik olarak ibraz edemeyen bu zihinlerin başka kavram ve modellerin istilasına maruz kalması. İşte bu sebeple, kendini Batının seküler/modern kavramlarıyla ifade etme ve tanımlama eğiliminin yaygınlaşması ve nötr olmayan bu kavramların dönüştürme etkisi yapması neticesinde de fikri değişimlerin yaşanması.

3- Kimi korkuların yönlendirmesi. Bazılarında da, egemen sistemin baskı ve zulümlerinden kurtulmak, daha rahat çalışma imkanlarına kavuşmak amacıyla sistemin meşru saydığı alanlara doğru geçme eğilimi güçlenmektedir. Bu tip insanlar fazla sıkıntılara katlanmadan, bedel ödemeden, kolayca bir takım sonuçlara ulaşmayı arzu etmektedirler. Bu sebeple de, kendi özgün yol ve yöntemlerini kolayca terk edebilmektedirler.

4- Çıkar eksenli hesaplar.İkbal, iktidar, makam, mevki, kredi, ihale kapma amaçlı sisteme eklemlenmeler, süreklilik arz eden, en yaygın ve en etkili savrulmalardır. (bilindiği üzere bu konuda CIA’ya rapor hazırlayan bir kuruluşun önerileri arasında “radikal” Müslümaları sisteme eklemlemek için iki yol gösterilmişti: –Demokratik platforma çekip, siyaset yapmalarını sağlamak. –Kredi-ihale verip ticaret yapmalarının önünü açmak).

5- Dünyevileşme. Dini, bireysel ibadetler alanıyla sınırlayıp, siyasi, hukuki, ekonomik alanı dinden soyutlayarak, kapitalist üretim ve tüketim kültürünü içselleştirip protestanlaşma eğilimi içine girmek de, iktidar eksenli sistem içi yönteme savrulmanın çok önemli bir sebebi olarak öne çıkmaktadır. Bu sapma, Özal iktidarıyla ivme kazanıp, AKP ile zirveye çıkan sekülerleşme sürecinin dönüştürme etkisi bakımından, son dönemin en belirgin özelliği haline gelmiş bulunmaktadır.

6- Acelecilik. Kimilerinin uzun soluklu, fedekarlık isteyen, riski ve bedel ödemeyi gerektiren sıkıntılı bir mücadele ve yürüyüşe nefeslerin yetmemesi. Bıkkınlık, yılgınlık, yorgunluk psikolojisinin yaygınlaşması sonucunda, uzun zaman alacağı anlaşılan İslami sisteme ulaşmaktan umudunu kesip, ‘bunca zaman uğraştık, bekledik ama hiçbir başarı(!) elde edemedik, üstelik dünyada da bir takım imkanlardan mahrum kaldık, yaşımız da ilerledi, bari bundan sonra ve bir an önce iktidardan ve ranttan pay kapalım’ yaklaşımına yönelinmesi.

7- Marjinalliktan bıkmak ve bir an önce kitlelerle buluşmayı arzu etmek ve böylece itibar kazanacağını zannetmek. Toplumda itibar görmek arzusunun galebe çalması sonucunda, dönüştürme iddiasıyla kendisine yönelindiği halde davete icabet etmeyen toplumun cahili değerlerine doğru savrulmak. ‘Madem onlar bizim davetimize gelmiyor, o halde biz onlara gidip kucaklaşalım ve böylece kitleleşelim’ arzusuyla, toplumun geleneksel ve modern hurafelerinde bir takım güzelliklerin varlığını keşfetme eğilimi içine girmek. İzzetin, itibarın, onurun tamamı Allah’ın yanındayken, izzeti yanlış yerde aramak.

8- Kuşatılmışlık psikolojisi ile kuşatmayı yarma çabasının sıkıntısına katlanmak yerine, “boşuna uğraşmayalım başaramayız” yılgınlığı ve bunun yol açtığı mağlubiyet psikolojisiyle egemen güce sığınmak, kuşatmaya teslim olmak.

9- İman ettiği değer ve ölçüler hakkında mutmain olamama, emin olamama sonucunda, kendi ilke ve yönteminden şüpheye düşme, “ya diğerleri doğruysa” şüphesiyle yanlış alanda doğru olanı arama, hak ile batılı karıştırma.

10- Kur’an hükümlerini hayat düsturu haline getirememek, Kur’an’la ahlaklanamamak. Başlangıçda dış tesirlerin sebep olduğu duygu ve heyecanlarla yöneldiği İslami çizginin, yeterli eğitimle altını dolduramamak, İslami duygu ve duyarlılığı, sahih bilgiye dayalı tevhidi bilince dönüştürememek ve 28 Şubat benzeri darbe ve baskı rüzgarlarıyla oluşan konjonktürel kırılma anlarında, kolayca geriye dönmek. Fikirde ve tavırda yüzeysellik, derinlikten uzak, sloganik eğilimlere sahip olmak. Duygular, umutlar, beklentiler, korkular, sevgiler üzerinde vahyin ve aklın denetimini kuramamak.

11- Çözüm üretememek ya da alternetif projeler oluşturmamak, somut ve önemli başarılar(!) elde edememek sebebiyle bunalıp ‘biz bir şey yapmıyoruz’ bari ‘yanlış da olsa bir şeyler yapanlara’ katılalım anlayışıyla, uzlaşmacı, hurafeci kesimlere, sistemle uzlaşma halindekilere, batılda kitleleşip kurumlaşanlara doğru meyletmek.

12-  Ülke sorunlarına acil çözüm getirmek isteyenlerin, “madem ki İslam’ın gelmesi uzun süreli bir uğraş gerektiriyor ve bugün mümkün değil, o halde mevcut sorunlara bu sistem içinde çözümler getirelimdiyerek gayri İslami projelerin arkasına takılma eğilimlerine kapılmak.

13-  Bazı Müslüman kesimlerin gayri İslami sistemin, kurumlarını, makamlarını ve yöneticelerini gözlerinde büyütmeleri ve onlardan görecekleri kücük bir ilgi ve itibardan çok fazla etkilenmeleri ve bu sebeple onlara meyletmeleri ya da tersine bir tepki aldıklarında da hemen korkup bir kenara çekilme eğilimi göstermeleri.

14-  Resmi ideolojiden ve ilkelerinden ve bunların sağladığı kirlenmeden tam anlamıyla arınamayanların, çeşitli etkilerle, zaten var olan devletci, uluscu, Türkiyeci, muhafazakar damarlarının kabarmasıve İslami duyarlıklıkların yükseldiği süreçlerde derine çekilmiş bu tür cahili eğilimlerin, tersine gelişen süreçlerde yeniden depreşmesi.

Takip Etmemiz Gereken Yol, Peygamberlerin Yoludur

İnsanlık, bilinen tarihi serüveninde, ne zaman cahiliyeyi üretip, cahiliye ile kuşatılmış bir hayatı yaşamaya başlamışsa, Rabbimiz mutlaka tarihe ve topluma müdahale etmiş ve cahiliyeden kurtularak tevhidi istikamete yönelmeleri, yeniden şeref ve onur kazanmaları için uyarıcılar ve şahidler olarak Resullerini göndermiştir. Peygamberlerin yolunun yolcusu olan muvahhidler de, her dönemde, bu cahili toplumları uyarmaya, vahiyle arındırmaya, yeniden inşa ve ıslaha çalıştılar. Elhamdülillah, Rabbimizin lütfu ve muvahhidlerin samimi gayretleriyle bu tevhidi gelenek zinciri hiç kopmadı. Kopacak derecede zayıfladığı dönemler yaşanmasına rağmen, her dönemdeki, sadece Allah rızasını gözeten ve bu amacı, stratejik, vazgeçilmez, taviz verilmez bir hedef haline getiren vahiy şahidlerinin, Kur’an ahlakıyla ahlâklanan ve kulluk sorumluluğunu ihlasla kuşanan, Allah yoluna adanmış örnek ve öncülerin çabalarıyla hiç kopmadan devam etti. Bu sebeple, biz de bu yolun kutlu öncülerinin, Peygamberlerin, ıslah önderlerinin, ihya ve ıslah çabalarını sürekli kılan muvahhitlerin yolunun yolcusu ve o zincirin son halkasını oluşturup bizden sonraki halkalarla bütünleşmesinin vesilesi olmaya çalışmalıyız. Bu hedefe kilitlenmek, bizim için çok büyük, çok önemli ve asla ertelenemez, vazgeçilemez bir sorumluluktur.

Kimi gündelik olaylar, bir takım dünyevi hesaplar, çıkarlar, korkular ve kimi konjonktürel ihtiyaçlar, beklentiler bizi bu temel ve stratejik hedefimizden alıkoyamamalıdır. Şeytan ve dostları, tağuti sistemler ve müstekbirler, pek çok iğvalar, saptırma çabaları ve propagandalarla, korku ve yasaklara dayalı politikalarla, işkence, zulüm ve cezai tehditlerle veya dünyevi menfaatler dağıtıp dünyanın süslerine bağlanmaya, şehvetlerin peşine takılmaya tahrik ve teşvik ederek, toplumu Allah yolundan uzaklaştırmaya çalışabilirler. Ya da uzlaşma teklifleriyle hak-batıl karışımı “ılımlı” anlayışlar, görece özgürlükçü sistemler üretip, bunlara razı olacak tavizlere yönlendirebilirler. Dağıttıkları imkânlara, makamlara, ihalelere ya da vaat ettikleri görece özgürleşme ve refaha çağırarak, pragmatizmin çürütücü girdaplarında, çıkarlar uğruna, özgürlük beklenti ve umutları adına, bizi biz yapan ilkelerimizi terk etmeyi, inkılâpçı ruhu kaybederek sonunda sisteme eklemlenmeye götürecek süreçlere katılmayı cazip teklifler halinde sunabilirler. Ya da biz zanlarımızla, ilkesiz okumalarımızla ulaştığımız yönlendirilmiş eğilimlerimizle ürettiğimiz bu tür maslahatları esas alarak, sistem içi araçlardan faydalanma uğrunda temel stratejik çizgimizden ve sahih hedefimizden uzaklaştıracak yollara kayabiliriz. İşte bütün bu konularda çok dikkatli ve titiz olmalıyız. Bizim için bir imtihan vesilesi olan bütün bu engelleri, saptırma çaba ve eğilimlerini aşarak, ahiret, hesap ve kulluk bilinciyle, ne pahasına olursa olsun sırat-ı müstakımde ayaklarımızı sabit tutacak onurlu bir direnişi sergilemeliyiz. Her şeye rağmen, esas gündemimiz olması gereken İslami kimlik ve değerlerimizi savunmaktan, vahye dayalı sahih bir din anlayışını oluşturup, Kur’an ahlakıyla ahlaklanmaktan hiçbir sebeple vazgeçmemeliyiz. Tıpkı Resulün (s) ve ilk neslin yaptığı gibi, geleneksel ve modern cahiliyeden tam anlamıyla ayrışıp uzaklaşarak, bu kurtarıcı mesajın doğru şahitliğini yapmalı, tevhidi mücadelemizden tavize asla yanaşmamalıyız.

Ne yaparsanız yapın, nereyi ele geçirirseniz geçirin, toplum adaletle yönetilmeye, Allah’ın hükümleriyle hükmedilmeye müstahak olmadıkça, Nuh (as) döneminde olduğu gibi 950 yıl geçse de, İslami adalet sistemi asla gelmeyecektir. Ama toplum özündekini tevhide doğru değiştirirse, Mekke’de ve Medine’de çok kısa bir zamanda gerçekleştiği gibi, İslami devletin, İslami sistemin kurulması, çok kısa sürelerde de mümkün olabilecektir. Yani toplumun davete icabet edip, özündekini vahyin ölçüleriyle değiştirmesi, samimiyetle ve gönüllü olarak Allah’a teslim olmayı tercih etmesi gerçekleştiğinde, yasa hemen sonuç vermekte ve Allah İslami sistemi takdir etmektedir. Evet, toplum özündekini süratle değiştirirse süre çok kısalabilir, ama değiştirmezse, davete icabet etmezse, cahiliyede direnirse o zaman da yüzyıllara ulaşabilir. Onun için bizim yapmamız gereken şey başka yöntemlere takılmamak, Allah rızası için kendi gündemimizle meşgul olmaktır. Bu sebeple, sadece davet, tebliğ, emri bil maruf, eğitim ve vahyin şahitliği konularında yoğunlaşmalı, vahyin ölçüleri içerisinde toplumun doğru bir istikamette, tevhidi bir istikamette, şirkten tevhide doğru, tağutlardan Allah’a doğru hicret etmesine, kendisini değiştirip dönüştürmesine vesile olacak hayırlı katkılarda bulunmalı ve bu toplumsal sorumluluğumuzu yerine getirmeliyiz.

Bu Kutlu Yolda Marjinallikle Suçlanmak Bizi Yıldırmamalı

İşte bu kutlu ama uzun ve zahmetli yolculukta, davet ve şahitlik yolunda, tavize yanaşmadığımız, toplumun cahili değerlerine doğru savrulup, şirk ve zulümle uzlaşarak kitleleşmediğimiz için marjinallikle suçlanabiliriz. Bir avuç adam diye gösterilebiliriz. Ama şunu bilmek zorundayız. Bütün Peygamberler de, önce marjinaldiler. Hz. Muhammed (s)’in Safa tepesinde bir kayanın üstüne çıkıp, İslam’ın ilk mitingi denilen o mitingin yapıldığı meydanda, bütün kabilelerin isimlerini sayarak gerçekleştirdiği hitabında, karşısında olanların hiçbirisi onun gibi düşünmüyordu. Yani İslam davasında tek başınaydı. Biz bugün bir mitingde konuştuğumuz zaman bizi alkışlayıp tekbirle destekleyen bir kalabalıkla muhatap oluyoruz. Allah’ın Resulu (s) İslam’ın ilk mitinginde, karşısındaki insanların hiçbirisinin kendisi gibi düşünmediğini bilerek konuşma yapıyordu. Müthiş bir şey bu, bütün dünya karşısında o tek başına başlıyor. Bu derece marjinal bir konumda bulunuyor. Birçok peygamber bu marjinal konumdan da çıkamadan ömrünü ve görevini tamamlayarak “marjinal” olarak Rabbine dönüyor. Çünkü toplumlar cahil ve zalim oldukları için, davete icabet etmedikleri gibi bir de zulmediyorlar, işkence ediyorlar, birçok peygamberi de şehit ediyorlar.

Bir fikir, düşünce ve duruşun taraftarlarının marjinal olması, azınlığı teşkil etmesi, onun yanlışlığının ve terk edilmesi gerektiğinin delili olarak ileri sürülemez. Aslında toplumlarda büyük değişim ve dönüşümlere sebep olan fikir ve çabalar başlangıçta hep marjinal konumda bulunmuşlardır. Toplumlara hamle yaptıran, ileriye taşıyan köklü fikir ve düşüncelerin sahipleri de hep tek kişi olarak başlamışlar ve bu büyük dönüşümün yolundaki ilk adımları da ya tek başlarına ya da birkaç kişiyle atmışlardır. Marjinallikten kurtulup bir an önce ve ilkesizce kitleleşmek, aceleyle dünyevi sonuçlar elde etmek isteyenler; dönüştürmek istedikleri toplumdan farklarını oluşturan temel ilkelerini terk ederek, değiştirmek için yola çıktıkları statükoya ve toplumun cahili değerlerine savrulmaktan kurtulamazlar.

Hak ve adalet çizgisinde ısrarlı olmaktan kaynaklanan marjinallik şüphesiz ki şereftir. İnsanlığa hayırlı büyük değişim ve dönüşümlere sebep olan çabalar başlangıçta hep marjinal olmuşlardır. Önemli olan azınlıkta olup olmamak değil, doğru konumda bulunup bulunmamaktır. Kur’an birçok ayetinde “insanların çoğunun bilmeme” noktasında bulunduğunu ve hakikate kendilerini kapatan konumları tercih ettiklerini vurguluyor. İblis ilk isyanı gerçekleştirip şeytanlık, saptırıcılık fonksiyonunu üstlendikten sonra, Rabb’imize hitaben, “onların çoğunu şükredici bulamayacaksın” (A’râf Suresi 16-17)diyor.Bir başka ayette ise, “iman edip salih amellerde bulunanlar başka. Onlar da ne kadar azdır” (Sâd Suresi 24) hükmü yer alıyor.

O halde anlamlı, değerli, itibarlı ya da doğru olmanın ölçüsü çoğunlukta olmak veya dünyada somut sonuçlar elde etmek değildir. Tek kişi bile kalsalar, hak, adalet ve tevhid çizgisinde bulunan kişilerin durduğu yer doğru, isabetli, değerli ve anlamlıdır. Hak istikametteki büyük değişimlerin yolunu açanlar da, hep marjinal kalma pahasına temel ilke ve değerlerinden taviz vermeden istikrarlı ve süreklilik arz eden onurlu ve şahsiyetli duruş ve çabaları ortaya koyanlar olmuştur. Bu anlamda bütün Peygamberler de marjinaldiler. Hatta toplumlarının çoğunluğunun, yani marjinal olmayanların yanlışta direnmesi, yalanlaması sebebiyle pek çokları da marjinal olmaktan hiç kurtulamadan ömürlerini ve görevlerini tamamladılar. Mesela NUH (s), 950 yıllık; tebliği, fesada karşı ıslah edici çabayı ve marufu emredip münkere karşı durmayı içeren tevhid ve adalet mücadelesinde, toplumun batılda direnmesi sonucu bir gemi dolduracak kadar insana bile ulaşamamış ve seküler mantığın ifadesiyle dünyada bir sonuç ya da başarı da elde edememiş, iktidar da olamamıştı. 

Sonuç almak, başarılı olmak tamamen Allah’ın takdir alanına giren hususlardır. Bizim irademize bırakılmış olan ise, ne pahasına ve hangi şartlar altında olursa olsun, mutlaka yaratılış amacımız istikametinde üzerimize düşen kulluk görevimizi yerine getirmekten, Hakikatin mesajını hayatımızda örnekleyerek ısrarla insanlara ulaştırmaktan, tevhidin ve adaletin ikamesi için hayırlı, olumlu adımlar atmaktan, bu çabalarımızı ısrarla ve Allah rızası için sürdürmekten ibarettir. Bize düşen, siyasi ve dünyevi çıkarlarımız uğruna, bizi biz yapan bize şahsiyet ve şeref kazandıran temel ilkelerimizi, imani ve ahlaki değerlerimizi terk etmemektir. Niteliksiz kalabalıkların, küresel ve yerel zalimlerin istekleri yerine getirilerek, ilkeler feda edilerek belki marjinallikten kurtulmak mümkün olabilir, ancak bunun itibar kazandıran onurlu bir tutum olduğu söylenemez. Çünkü Kur’an “izzetin, onurun, şerefin tamamının Allah’ın yanında olduğunu” (Nisa Suresi 139) açıkça beyan etmiş bulunmaktadır. Onun için, izzeti ve itibarı yanlış yerlerde aramaktan Allah’a sığınmalıyız.

O halde, Kur’an’da da zikredilen güzel örnekleri dikkate alarak, asla marjinallikten korkmayacağız. Yani bir avuç olmaktan korkmayacağız, yılmayacağız, umutsuzluğa kapılmayacağız. Tek kişi bile olsak, söylediğimiz doğruysa, hakka dayanıyorsa biz haklıyız ve güçlüyüz demektir. Tevhidi istikametimizi, ölüm bize gelene kadar sürdürmek durumundayız. Önemli olan ve dikkat etmemiz gereken şudur, yeter ki biz nefsimizden kaynaklanan bir zorluğu Allah’ın dinine katmayalım. Allah’ın dinini zorlaştırmayalım. Eğer nefsimizden kaynaklanan böyle bir durum varsa, işte bu bir beladır, musibettir, Allah bizi bundan korusun. “Emri bil maruf” yaparak birbirimizi uyaralım, nefsimizi vahyin ölçüleri ve Peygamberi güzel örneklikle sürekli sorgulayalım ve böyle kötü bir duruma düşmemeye çalışalım. Kendimizi, “biz Allah’ın dinini zorlaştırıyor muyuz” diye sık sık hesaba çekelim, sorgulayalım ve düzeltelim. Ama bunu yapmıyor ve Kur’an’ın mesajını insanlara dosdoğru götürüyorsak ve insanlar buna icabet etmiyorsa, o zaman da sorumluluk davete karşı direnen insanlarındır, bizim yapacak bir şeyimiz yoktur. Biz, toplumun daveti reddetmesi sebebiyle bir avuç da kalsak, tevhidi davet yolumuza Allah için dosdoğru devam etmek zorundayız.  

Paylaş X Facebook

Yorumlar 12

I ibrahim kemaleddinoğlu 01 Ocak 2012

Seçim süreci için, zamanlaması gayet yerinde bir makale olmuş.
Batılın, hakka yakın gibi gösterilmeye çalışıldığı bu dönemde müslümanların böyle makaleleri okumaya ihtiyacı var.

Ş Ş. Hüseyinoğlu 01 Ocak 2012

Abi 25 yaşında kanı kaynayan bir genç bu yazıyı yazsa anlardık da, bu yaşınızda hâla ilkelerden, tevhidden söz etmeniz garip değil mi! Baksanıza, düne kadar sizinle omuz omuza aynı ilkelerden söz edenler daha şimdiden seçim havasını girmişler bile. Sitelerinde AKP, SP ve HSP(Halkın Sesi Partisi)'nin (Hangi mantıkla hereket ediyorlarsa sadece bu üç partinin) aday listelerini çarşaf çarşaf yayınlıyorlar.

P polat 01 Ocak 2012

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Müslümanlar birbirine hakkı tavsiye ederlerken, adaletli olmaya özen gösterirler bu müminlerin vasıflarındadır. Maruf görevini yerine getiren bir mü’min sorumluluk taşıyarak uyarıcı olmak zorundadır. Görevi yerine getirirken bir yandan da üzülmektedir.

Tebliğcinin hedefi anlatmak ve yaşamaktır. Her nedense Müminler birazda bilgi birikiminden midir nedir söylenenleri pek gale almak istemezler galiba nefis enanniyet duyguları ağır basıyor. Birbirlerimize yapacağımız uyarıları düşünmek, zorundayız. Uyarıları dikkate almayan toplumlar ne hallere geldiğini biliyorsunuz, biliyoruz.

Zannediyorum şu seçim atmosferinde Müslümanlardan hayli savrulanlar olacağa benziyor. Yapmayın Müslümanlar, kendimizi ateşe atmayalım insanlar düştükleri yanlışlardan dolayı kendilerini hesaba çekmeyi bilmelidir.

Bu erdemliği getirir. Hep hayal etmişimdir gazeteler de dergilerde hata yapan Müslümanlar, Müslümanlar, toplumdan özür dileyerek bir birliktelik oluştururlarımı diye.. Çeşitli sohbet halkalarında samimi itiraflar ederlerse ne kadar güzel olur. İşte kardeşlik orada başlar eneler geriye çekilir sevgiler öne çıkar. Mehmet kardeşimize uyarılarını dikkate almak gerektiğini görüşündeyim

Birbirlerini güzel bir şekilde uyaran müminler gurubuna girmeyi hepimize nasip etsin Rabbimiz.

M muallim 01 Ocak 2012

Kıymetli Mehmet Pamak Hocamla şahsen daha tanışamadım, şu anda otuzundayım ve on küsur yıldır onu takip ediyorum.Hocamızı “izzeti yanlış yerde aramak” ve buruc yayınlarından yıllar önce çıkan “islami şahsiyet ve toplumsal değişim” adlı eserleriyle tanıdım. iyiki de tanımışım. Allah razı olsun, istikamet üzere, sabit kadem, çizgisinden taviz vermeden ve her dem hakkı, tevhidi yalın bir şekilde dile getiren günümüz ender muhalif İslami düşünürlerinden biridir. Bizler için bir değerdir mehmet abi. söyledikleri dünya ve ahiret saadetimiz için yazılmış ,dile getirilmiş ve gerçekten ciddiye alınması gereken sözlerdir.Rabbim evvela kendi aile efradımızda olmak üzere en yakın çevremizden başlamak üzere Kuran neslini oluşturma gayreti içinde olan kullarından eylesin ve Mehmet abimizin emeklerini ve çalışmalarını bereketlendirsin.

M Mustafa Ahıskalı 01 Ocak 2012

Mehmet abi, büyüğümüzdür ve her zamanda öyle kalacak. Sevgi ve saygımız sonsuzdur. Ama yazının altında özellikle Ş. Hüseyinoğlunun yorumuna bir kaç söz söylemesi gerekirdi. İnsanlar kişisel ihtiraslarını eleştiri adı altında pazarlamaya kalkmamalı...

Ş Ş. Hüseyinoğlu 01 Ocak 2012

Kişisel ihtiras öyle mi M. Ahıskalı adıyla yazan yorumcu arkadaş? Kimsiniz, gerçek isminiz bu mudur, yoksa çoğu zaman olduğu gibi bizleri ve Allah için yapmaya çalıştığımız ikaz ve eleştirileri doğrudan muhatap kabul etmeyi bile gururlarına yediremedikleri için, evet maalesef böylesine bir mağruriyet maraziyeti içerisinde ancak çakma isimler altında korsan eleştirilerle yetinenlerden biri misiniz bilmiyorum.

Fakat şunu bilin ki, bizde ilkeler ve ölçüler, kişilerden çok çok önemlidir.
Ağabeylere bağlılığı ilke ve ölçülere bağlılığın önüne geçirdiğine inandığım çeşitli çevrelerden kardeşlerimize örnek olsun diye burada şunu belirtmekte fayda görüyorum: Şayet Mehmet abi benim aşağıdaki yorumumla ilgili eleştirel ve ikaz edici bir şeyler yazsaydı buna saygı duyardım, Mehmet abinin tevhidi çizgide sebat eden genel yaklaşımından ötürü bu aramızda ihtilafa da sebep olmazdı, fakat bu konuda kendisine katılmadığım takdirde bunu burada ifade ederdim.

Şayet bir kısım Müslümanlar düne kadar cahiliyeden ayrışmadan ve Kur’an nesli inşasından söz edip aynı düşünceleri paylaşan birçok Müslümanın emeğiyle de çeşitli kurumlar tesis etmişler ve fakat sistemin aktörleri değişip cahiliyenin koyu tonlarından açık tonlarına doğru bir gidişat yaşandığında “Biz artık Nuh’un gemisinin inşasından değil, sistem gemisinin yeniden inşasından tarafız” tavrını ortaya koymuşlarsa ve bu tavra karşı ortaya konulan eleştirileri de görmezden geliyor, muhatap bile kabul etmeyen bir tutumla karşılıyorlarsa, bizlere de sesimizi buralardan duyurmaya çalışmak düşer.

Bilmem anlatabildim mi, M. Ahıskalı adlı arkadaş?

K korkmaz 01 Ocak 2012

Kaleminize sağlık, davanıza bereket dilerim

A ayhan 01 Ocak 2012

İlahi Şükrü hocam, arkadaşlar açıkça NATOculuk yapıyorlar sen parti listesinden bahsediyosun... aştılar arkadaşlar aştılar hocam..

I i.metin 01 Ocak 2012

“izzeti ve itibarı yanlış yerlerde aramaktan Allah’a sığınmalıyız.”

yazınızın özeti budur bence, kişi bu sözü hayatının tamamına yaysa hesap gününde Rabbinin karşısında yüzü kara çıkmaz.

emegine eline diline saglık abi. selametle

Y Yakup Döğer 01 Ocak 2012

Allah razı olsun abim,bu yolda Rabbimiz ayaklarımızı sabit kılsın.Dünyevileşmenin büyük itibar gördüğü günümüzde,bütün dünyevi saltanatlara inat sadece Rabbimiz emrettiği için yolunda devam edeceğiz inşaallah.Kim neyi isterse onu bulacağı gerçeğinden hareketle,özümüzdeki her zaman Vahye dönük olmalı.Basit dünyevi hesapların,ebede dönük hayatımızda etkili olmasına asla fırsat vermemeliyiz.Müslüman kalmak,marjinal olmaksa,bizler marjinal olarak yaşayalım.Hiç bir dünyevi hesap,inandığımız ilkelerin önüne geçmemeli,bizi inancımız adına olumsuz etkilememelidir.Yeryüzü müstekbirleriyle olan tevhidi mücadelemiz,her zaman Peygamberin gösterdiği yol üzere devam etmeli.Çünkü,herkesin kendi anlayışına göre yorumladığı bir din algısı gündemleşirken,Kur’ani olandan yana tavrımızı net olarak sergilemeliyiz.

R Rıfat Angaralı 01 Ocak 2012

Hak yoldan sapanlar, ahidlerine vefa göstermeyenler marjinaldir evet; imanınıza ve yüreğimize sağlık Mehmet ağabeyim; yan çizenlere, satkınlara, eklektik şahsiyetlere uyarılarınız için. Barekallah...

G GENÇ MÜCAHİT 01 Ocak 2012

Küfrün,şirkin,zülümatın,azgınlığın,riyanın, ve daha ne kadar kötü haslet varsa hepsinin her taraftan bizleri kuşattığı bir ortamda, onurlu bir Müslüman olabilmemiz ve Müslüman kalabilmemiz için yazıları, söylemleri ve eylemleriyle hem tevhidi davetini yapan hemde karşılaştığımız sorunlara değinerek bıkmadan usanmadan bizleri uyaran Mehmet Abimizden Allah Razı Olur İnşallah.Bende aklımın yettiği kadarıyla bir şeyler karalayarak Mehmet Abim’le ve okurlarla paylaşmak istedim.Allah’a emanet olun.Rabbim yar ve yardımcınız olsun.

DİN PARFÜMÜ

Hepinizin bildiği gibi; taharet nedir,tuvalet nedir bilmeyen,evlerinin içinde torbalara pisleyip camlardan atan ve daha sonrada iğrenç kokularını kamufle etmek amacıyla parfümü Fransızlar bulmuştur.Şuan da en gözde parfümleri üretmeye devam etmekteler.Ama benim anlatacağım parfümün markası ne Versace ne Jagler nede başkası. Bu parfümün markası DİN. Farklı farklı parfüm markaları duymuştuk ta hiç DİN parfümü diye bir marka duymamıştık dediğinizi duyar gibiyim.Hiç Dinin parfümü olur mu demeyin çünkü şuan en fazla rağbet gören parfümdür bu aslında.

Bu parfümü kimler kullanıyor derseniz inanın ;liderlerin aydınların, , din adamlarının,iş adamlarının,askerin,bürokratın, pkklısının ,türk milliyetçisinin,muhalefetin iktidarın ,solcunun ,sağcının… hemen her kesimin olmazsa olmazıdır bu parfüm.

Öncelikle bu kesimlerden toplumu yönlendiren ve insanların üzerinde egemenlik kuran liderlerin dini nasıl parfüm gibi kullandıklarına bakalım.

Lider,önder ve egemenler ,hükmettikleri toplumun kişisel hayatlarına, çalışma koşullarına,eğitim şartlarına,en önemlisi de nelerin kendilerine helal yani serbest,nelerin haram yani yasak olduğuna karar veren özetle yaşamlarının her alanına müdahale ederek insanların üzerinde otorite kurup tağutluk yapan lider ve egemen kesim bazen tek kişilik bir diktatör , bazen bir aile,bazen bir sınıf,bazen de yaşadığımız ülkede olduğu gibi kendisini seçenleri temsil ettiğini söyleyen bir zümredir. (1-2)

Değişik zamanlarda ve mekanlarda her zaman egemen kesimin din parfümünü kullanmış olduklarını belirtmekle beraber yaşadığımız ülkedeki egemen kesimin bu parfümü nasıl kullandıklarına bakalım.

Bildiğiniz gibi Türkiye’yi yönetmeye talip olan iki zümre vardır.Bunlardan bir tanesi Türkiye’nin asıl sahipleri ve kurucusu olduklarını söyleyen zihniyet olup Müslüman olduklarını söylemekle beraber bayraklaştırdıkları ve kendilerini tanımladıkları kavramlar İslami olmayan hatta islama zıt olarak algılanan laiklik,ulusalcılık,ırkçılık,Kemalistlik,sosyal demokratlık . gibi argümanlardır.Uzun yıllar ülkeyi bu kesim yönetmiştir.Yönetirken de İslam parfümünün en ucuzunu kullanmaktan imtina etmemiş daha pahalılarını kullanmaya dahi gerek duymamışlardır.

Koltuklarının altına sıktıkları Parfümle Müslüman görünmüşler ama tevhidi bilinci en büyük tehlike olarak algılamışlardır..İslam’ın bir çok kutsalını yasaklamaktan,Allah’ın bir çok haramını helalleştirmekten ,sadece Allah a yapılması gereken birçok ibadeti Allah tan başka kutsallara yapılmasını kanunlaştırmaktan ve olmazsa olmazların arasına sokmaktan geri durmamışlar ama yinede toplumun genelini kullandıkları parfümün etkisiyle Müslüman olduklarına inandırmışlardır.(3-4)

Halk bunalmaya ve bu parfümün cazibesinden artık etkilenmemeye ve içlerindeki bütün pis kokuları hissetmeye başlayıp koltuklarını sallamaya başladıklarında ise köşe başlarını tutup Allah’ın toplumsal hayata ve kurallara müdahale edemeyeceği kuralını tabulaştırdıktan sonra insanları daha fazla etkileyecek parfümleri piyasaya sürüp alıcı aramaya başlamışlardır.Allah’ın sadece göklerin İlahı olmadığını yerlerinde İlahı olduğunu bilen ve insanın tüm hayatına müdahale etmek için gelmiş olan İslam dinini çok iyi algılamış olan bu tağutlar Müslüman olduklarını söyleyenlere bu inanıştan yani islamın özü olan tevhitten taviz vererek kendileri gibi insanları kula kul yapan sistemlerinin içine girmeye davet etmeleriyle ikinci bir kesim meydana gelmiştir. (5-6-7-8)

Bu ikinci kesimin parfümü çok daha etkili olması gerekmektedir. Bu öyle bir parfüm olmalıdır ki Toplumda zalim stotukoya ve egemen sınafa olan kinin etkisiyle biriken gazın giderilmesi, Müslümanlıklarını ön plana çıkartan insanların sistemin meşrutiyetine zeval verilmeden belirlenmiş sınırlar dahilinde kendilerini ifade edebilecekleri bir ortamın varlığına inanmaları gerekmektedir. Bu kesim Müslüman! Kimlikleriyle ön plana çıkmış namaz kılan, oruç tutan,Allah’ın adını ağızlarından düşürmeyen, özgürlük , ırkların eşitliği , zalime başkaldırı,muhafazakarlık gibi İslami söylemleri bayraklaştıran bir kesimdir. Bunlar dinimizin bazı emirlerini ön plana çıkartırken islamın özü olan tevhidi arkalarına atıp gizlemekte hak ile batılı sentez yapıp hak diye sunabilmekteler.(9-10-11-12)

Bu kesimleri bizler dışarıdan izlediğimizde islamın özünü algılayamamış ve tevhit akidesini kalplerine yerleştirememiş toplumun bunların kullandıkları parfümden etkilenmemesinin mümkün olmadığını görmekteyiz.Müslümanların gasp edilmiş başörtüsü,düşünce özgürlüğü gibi bir çok haklarını savunduklarını iddia etmekte,hiç bir kural tanımadan Müslümanların dini inanışlarına saldıran stotukoculara,Kemalistlere ve tüm zalimlere karşı büyük bir mücadele başlattıklarını ifade etmekte,garibana yoksula saten vermesi gereken yardımlarla infak! yapmakta,medyanın önündeki oturumlarda zalim devletlere bağırmakta,din ve vicdan özgürlüğü istiyoruz demekte,ırkların Allah katında eşit olduğunu dillendirmekte ve daha bunun gibi bir çok söylem ve eylemleriyle bunlar buram buram din kokmaktadırlar. Allah ‘ın hüküm ve kanun koyma yetkilerini elinden alarak tağutluk yaptmakta,biz laikiz ve asla Allah ın hükümlerini toplumsal hayata karıştırmayacağız diyerek ilahlık taslamakta,Putlaştırılan heykellerin önünde saygıyla eğilinmesi,Allah’tan başkası adına yemin edilmesi,kutsal olmayan varlıkların kutsallaştırılması gibi şirk olan unsurların tabulaştığı sistemlerin başında durarak şirki meşrulaştırmakta,dünyanın azılı islam düşmanlarından olan Amerika İngiltere Rusya gibi ülkelerle ve natoyla dost ve müttefik olduklarını söyleyerek Allah ın onları dost edinmeyin emrine karşı gelmekte,başörtüleriyle ilkokula gitmek isteyenleri provokatör ve cahil olarak dillendirip Allah’ın helalini haramlaştırmakta,zinayı suç olmaktan çıkaran kanunların altına imza atarak Allah ın haramını helalleştirmekte,komşu ülkelerden batıya yönelik tehditleri bloke etmek amacıyla Türkiye’ye füze kalkanı kurulmasına onay vererek kafirlerin safında yer alıp zulme rıza göstermekte,halen kendi emirleri altında bulunan kolluk kuvvetleri tarafından tevhidi bilince sahip insanların potinsel tehdit olarak görülmeye devam edilmesiyle ‘öncelikle İslam kendi içinde savaşmalı ve kendi içindeki radikalleri tasfiye ederek, küresel sisteme uyum sağlamalıdır’ diyen emperyalistlerin ekmeğine yağ sürmekteler.Ve daha bunun gibi birçok islamın temeli olan tevhid akidesine zıt davranışlarıyla iğrenç bir bataklığın içinde bocalayarak leş gibi şirk kokmalarına rağmen kullandıkları din parfümünün cazibesi ile insanların gözünü kör edip Müslüman hatta önder Müslüman olarak algılanmaktalar ve insanların gözünde büyük bir izzet ve şeref kazanmaktalar.(13-14-15-16-17)

Bu parfümün çekici cazibesinden etkilenmemek ve kokusunun değil özünün peşinden gitmek için dinimizi asıl kaynağı olan Kuran-ı Kerim den ve Peygamberimizin hayatından öğrenmemiz bir zaruriyettir.Bunlara baktığımızda merhum Şehid Seyyid Kutub’un da söylediği gibi dinin özünün tevhit olduğunu, Bizleri ve bütün evreni yaratanın , dualara icabet edenin,sıkıntılardan giderenin,en yüce sevgiyle bağlanılıp ibadet edilenin tek ilah olduğu gibi mutlak otoritenin ve yaşamımızdaki uymamız gereken hükümleri koyanın da tek ilah olduğunu, ve bu ilahın tek Allah olduğunu görmekteyiz. Özetle Allah ın hakimiyetinin parçalanmaz bir bütün olduğunu ve yaşamımızın her alanında tek ilah olarak Allah ı kabul etmenin iman ve Müslümanlık olduğunu görmekteyiz.Saten son peygamberin ve tüm peygamberlerin ortak mücadelesi Allah tan başka ilahları redderek Allah’ın tek ilah olduğunu tebliğ etmeleridir.Peygamberler ve onun yolundan gidenlerin karşısına dikilenler,onların Allah’ın yaratıcı olarak İlah olduğunu tebliğ etmelerinden ötürü değil Yaratıcı olan İlah ın hükümlerine kanunlarına adetlerine egemenliklerine özetle yaşamlarının her alanına müdahale eden İlah’ın tek Allah olduğunu söylemeleridir.Firavunlar Nemrutlar ben ilahım derken ben yaratıcıyım demiyorlar mutlak egemen benim mülk benim hükümran benim diyerek buraların ilahı benim diyorlardı.veya Ebu Cehiller Ebu Lehepler Allah’ın yaratıcı olmasına değil Allah ın toplumsal hayatlarına karışmasına karşı geliyorlardı.Şimdide aynı manzara…ister diktatörlük olsun isterse demokrasi ,cumhriyet veya adı her ne olursa olsun hepsinin ortak noktası Allah ın egemenliğinin ve hükmünün toplumun şekillenmesinde ve idare edilmesinde kabul edilmemesidir.(18-19-20-21-22)

Birde toplumdaki algılamalara baktığımızda Türkiye’nin siyasi arenasındaki din parfümünü kullananların aslında İslami bir idare istediği ve bunu gerçekleştirmek için kula kulluk sisteminin en başına geçtikten sonra gerçek amaçlarını açığa çıkaracakları gibi bir düşünceyi görmekteyiz.Bu durum hem vahye hemde akla tezat bir durumdur.Vahiy yönünden şöyle karşıdır ;Peygamberimizin hayatına bakan herkes tağutların kurmuş oldukları sisteme karışmaması koşuluyla kendisini lider ve önder tanıyabileceklerini bildirmelerine rağmen peygamberimizin İlahi vahyin yönlendirmesiyle hiçbir zaman onlara meyletmediğini,müşrik parfümünü hiçbir zaman kullanmayıp her daim Allah tan başka ilah yoktur dediğini görür.Vahye ve peygamberimizin mücadelesine baktığımızda bu dinin Allah tan olduğu gibi bu dine inananların da takip edecekleri yolun da Allah tan olduğunu çok açık bir şekilde görmekteyiz.(23-24-25-26-27)

Sadece tecrübelerimizle ve gözlemlerimizle baktığımızda da stotukocu kurucu zihniyetin İslami gözüken partileri kendi sistemlerinin devamı için bir gereklilik olarak gördüklerini ve bu oluşumlara toplumdaki duruşu kırmak için izin verdiklerini görmekteyiz.Bu partiler yol yapabilir,okul yapabilir ama kurulmuş olan sisteme asla müdahale edemezler.Bu partilerden AKP den önceki partiler onların emirlerine katiyen uymalarına rağmen birazcık güçlenmeleri durumunda kurucu zihniyet tarafından hemen önleri kesilerek daha fazla ileri gitmeleri engellenmiştir.AKP daha öncekilerden farklı olarak sadece din parfümünü değil liberallerin sosyalistlerin kapitalistlerin ve emperyalistlerin de parfümünü kullanarak daha güçlü bir şekilde ortaya çıkarak önünün kesilmesini engellemiştir.Şuda bir gerçek olarak gözümüzün önünde durmaktadır ki yanlışlıkla bile Allah’ın hükümleri toplumun yönlendirilmesinde ve yönetilmesinde ölçü olması gerekmektedir dediğinde karşısına kurucu zihniyet değil ilk önce kendi vekilleri, il başaknaları ve kendilerini seçip alkışlayanlar dikilecekler ve onları anında aforoz edeceklerdir.

Bizler dinin özünün tevhid yani göktede yerdede tek İlah’ın Allah olduğuna iman etmeden Müslüman olamayacağımızın ,gerçek adaletin ancak insanların kula kulluktan kurtulup yalnız Allah a kul olduklarında tahsis edilebileceğinin,Allah katında makbul olan dinin hakimiyet ve itaatin her yönüyle Allah a tahsis edildiği bir nizam olduğunun farkında olduğumuz halde sırf islamın bazı emirlerini yerine getirdikleri ve görece özgürlükçü göründükleri için insanların üzerinde egemenlik kurmaya çalışan bu kesimleri Müslüman önder ve ulül emr ilan edersek bunların sahte ilahlıklarına ve tağutluklarına ortak olmuş olururuz ve hem bu hayatımızda hemde aihret hayatımızda zarara uğrayanlardan oluruz.Çünkü Müslüman olduğunu söyleyip sisteme eklemlenenlerin yapmış oldukları sadece bir günah veya şirk olmayıp çok daha kapsamlı bir olgudur.Nasılki içki içen dinden çıkmıyor ama içki haram değil diyen dinden çıkıyorsa buda öyle bir şeydir.Bunlar hiçbir zorlama ve baskı olmaksızın oraya çıkarak ,tağuti sistemin dayatmalarından bıkan,adalet ve refah arayan,Allah’ı razı etmeye çalışan insanlara diyorlarki bakın bizlerde müslümanız ve bu sistemi benimsiyoruz,İslamsızda adalet sağlayabiliriz diyerek Kula kulluk sisteminin ve bütün dayatmaların meşruluğunu simgelemekteler.Müslümanlar Allah ın dinini ve hakimiyetinin parçalanmaz olduğu tebliğini yaptığında,insanlar ‘bizim en Müslüman bildiklerimiz ordaysa seni dinleyecek bir şeyimiz yok diyorlar’ve böylece İslami tebliğinde önünü kapatmış oluyorlar.

Bizler gasp edilmiş bazı haklarımız bize geri iade edildiğinde büyük bir minnet ve teşekkürle onlara meyletmetmeyip Hz Musanın firavna dediği gibi ‘bu başıma kaktığın şey saten senin zulmunden ötürüydü’ diyebilmeliyiz.Adı sanı görünüşleri ve toplumdaki algılanışları ister Müslüman ister muvahhid isterse Ulül Emr olsun yani her ne olursa olsun Allah ın hükümlerinden başka hükümlerle insanları yönetenlerin tağut olduğuna ve bunlara hakimiyet yetkisi verdiğimizde Allah’ın asla affetmeyeceği bir şirk bataklığına düşeceğimizin idrakine varmalıyız(28-29-30).

Biz duyduk ve itaat ettik demeyip duyduk ve düşünüp kılıf arayacağız dersek, gözlerimizi onca tevhidi ve şirki anlatan ayetlere kapatıp; hudeybiye barışı ,hılful fudl,eman karinesi ,takiyye,güzel ameldeki niyetin önemi,rum ordusunun müşrik ordusunu yenmesinin arzulanması, bukalamununda Allah’ın yarattığı bir varlık olması! gibi olayları karmaşıklaştıp tahrif ederek önümüze sunan parfümlü din adamlarına itibar edersek kendimize daha kolay gözüken roller ve düşünceler üretip üstümüze biraz da parfüm sıkıp ortaya çıkabiliriz.İlk başta zorlama yorumlarla ve verdiğimiz tavizlerle girdiğimiz bu yolda aldatıcının bizi Allah la aldatması vesvesesiyle kendimizi hak yolda görüp kendimize sürdüğümüz kokunun gerçek kokumuz olduğunu kabullenerek şirk bataklığının içinde bocalayan zelil bir duruma düşebileceğimiz tehlikesine karşı uyanık olmalı hakkı ve sabrı tavsiye etmekten vazgeçmemeli ,inancımızı ve düşüncemizi Allah ın vahyi ile sürekli resetlemeliyiz.

Şu bulunduğumuz mekanda ve oluşturulmuş şartlar altında; parfümlü din adamları, İslam aydınları,dava insanları,veya Müslüman! Toplum tarafından bazen şerlerden birini seçmemiz,bazen stotukoyla mücadele ettiğini söyleyenlerin desdeklenmesi dayatmalarıyla bazende bunlar büyük bir mücadele veriyor siz napıyorsunuz ,siz bu duruşunuzla daha çok beklersiniz ,artık zaman değişti,adalet için illa islama gerek yok gibi baskılarla karşı karşıya kalabiliyoruz.(31-32-33-34)

Bizler ebetteki çevremizde olan olaylara karşı duyarsız kalamayız. Ama bizim yönelişimizi ve duruşumuzu şekillendiren ne toplumsal baskı ne çoğunlun inancı nede sonuca odaklanmak olmayıp vahyin ve Allah Resulünün öğretileri olmalıdır. Allah hiçbir peygambere ne pahasına olursa olsun mutlaka toplumun Müslüman yapılarak tevhidin hakimiyetinin sağlanması sorumluluğu vermemiştir. Nitekim bir çok peygambere iman eden insanlar çok az olabilmiş bazı Resuller de şehit edilmiştir.Ama Allah bütün Peygamberlere zulumatın ve haksızlıkların her tonuna karşı durularak Allah tan başka ilah olmadığı tebliğini eksiksiksiz olarak yerine getirilmesi sorumluluğunu vermiştir.

Bizler tabiî ki sahte ilahlara la dediğimiz gibi sahte ilahların hükümranlığının sonucu olarak ortaya çıkan ve kime yapılırsa yapılsın her türlü zulme,adaletsizliğe,haksızlığa da la demek zorundayız.Veya bizler nasılki oluşturabileceğimiz İslami bir nizamda Müslüman olmayanlara ilahi ölçüler dahilinde düşünce ve inanç özgürlüğü tanıyacaksak İslami olmayan bu nizamlardan Müslümanların inançlarına saygı duyulmasını, düşüncelerimizi özgürce ifade edebileceğimiz ortamların sağlanmasını , Kemalizm dininin ritüellerinin bizlere ve çocuklarımıza dayatılmamasını,çocuklarımıza ve gençlerimize inandığımız dinimizi kendimizin öğretmemize engel olunmamasını dillendirmeliyiz.Veya nasıl ki Kuran ilk inen ayetlerinden itibaren müşriklerin şirklerini,adeletsizliklerini,yetimin ve mazlumun hakkının yenmesi gibi kanununlarını,tefeciliklerini,zalimliklerini ve gelenek adı altındaki bir çok kanun ve inanışlarını reddetip çürütüyorsa bizlerde bu sistemlerin ayrımcılıklarını ,adaletsizliklerini,tefeciliklerini,sömürülerini ,ırkçılıklarını ..ve bunun gibi uygulamalarını onların yüzüne haykırabilmeliyiz.Ama bunu yaparken duruşumuz yönelişimiz net olmalıdır.Onlardan ve tapmakta olduklarından beri olduğumuzu söylemeli, emrolunduğumuz gibi dostoğru olmalı a partili b partili şucu bucu olarak değil öncelikle sadece Müslüman birey olarak tevhidin şahitliğini yapmalıyız.Daha sonrada gücümüz ve koşullar ölçüsünde onurlu bir duruşa sahip, birbirlerine akide bağıyla sıkı sıkıya bağlanmış Müslüman bir toplum oluşturabilmek için elimizden gelen gayreti sarfetmeliyiz. (35-36-37-38-39-40)

1-Yoksa onların, Allah’ın dinde izin vermediği şeyi kendilerine meşru kılacak ortakları mı vardır? Eğer azabın ertelenmesine dair kesin yargı sözü olmasaydı, aralarında hemen hüküm verilir, işleri bitirilirdi. Gerçekten zalimler için acı bir azab vardır.Şura-21

2-Allah, iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin velileri de tağuttur, onları aydınlıktan karanlıklara çıkarırlar.Bakara-257

3-Yoksa cahiliyye hükmünü mü arıyorlar? kesinlikle bilen bir toplum için Allah’tan daha güzel hüküm veren kim olabilir.Maide-50

4-Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar zalimlerdir.Maide-45

5-Gökteki ilâh da yerdeki ilâh da O’dur. O hüküm ve hikmet sahibidir herşeyi bilir.Zuhruf-84
6-(Ey Muhammed!) Az kalsın seni bile, sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı iftira edesin diye, fitneye düşüreceklerdi ve o takdirde seni dost edineceklerdi.İsra-73
7-Onlar istediler ki yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar.Kalem-9

8-Hüküm ancak Allah’a aittir: O, size, kendisinden başkasına tapmamanızı emretti. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.Yusuf-40

9-Allah’ın indirdiği kitaptan bir şeyi gizleyip de bununla biraz para alanlar gerçekten karınları dolusu ateşten başka birşey yemezler. Bakara-174

10-Andolsun ki onlara, “Gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı buyruğu altında tutan kimdir?” diye sorsan “Allah” derler. Ankebut-61
11-Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider, konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Onlar sanki dayanmış keresteler gibidirler.Münafikun-4
12-Onlar, mü’minleri bırakıp kafirleri dostlar (veliler) edinirler. ‘Kuvvet ve onuru (izzeti)’ onların yanında mı arıyorlar? Şüphesiz, ‘bütün kuvvet ve onur,’ Allah’ındır. isa-139

13-Sen onların milletlerine tabi olmadıkça ne yahudiler, ne de hıristiyanlar senden asla hoşnud ve razı olmayacaklar. Bakara-120

14-Doğrusu Allah, kendisine ortak koşulmasını asla affetmez. Ondan başkasını (diğer günahları) ise, dilediği kimseler için bağışlar.Nisa-48

15-Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o onlardan olur. Şüphesiz Allah, zalim kavmi doğru yola iletmez. Kalblerinde hastalık bulunanların :“ Bize bir felaket gelmesinden korkuyoruz” diyerek, onların arasına koşuştuklarını görürsün. Maide-51-52

16-O, kendi hükümranlığına kimseyi ortak etmez.Kehf-26
17-İndirdiğimiz apaçık delilleri ve hidayeti Kitap’ta açıklamamızdan sonra onları gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah lanet eder, hem de bütün lanet etme konumunda olanlar lanet eder. Bakara 159

18-Allah, kendisine hükümdarlık verdi diye, Rabbi hakkında İbrahim’le tartışanı görmedin mi. Bakara-258

19-De ki: Ey kitap ehli! Sizinle bizim aramızda ortak olan bir söze geliniz. Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim, O’na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâhlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, deyin ki: “Şahit olun biz müslümanlarız”. Ali İmran-64

20-Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygambere de itaat edin ve sizde olan emir sahibine de itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne arz edin.nisa-59

21-Hayır! Rabbine andolsun ki iş bildikleri gibi değil, onlar aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olamazlar. Nisa-65

22-Onların aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet. Onların arzu ve heveslerine uyarak, sana gelen haktan sapma.Maide-48

23-Andolsun ki biz her ümmete, “Allah’a ibadet edin ve tağuta tapmaktan sakının.” diye bir peygamber gönderdik.Nahl-36

24-Senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki, ona şöyle vahyetmiş olmayalım: “Gerçek şu ki benden başka ilâh yoktur. Onun için bana ibadet edin.” Enbiya-25
25-O öyle bir ilâhtır ki, göklerin ve yerin hükümranlığı kendisinindir.Furkan-2
26-Çünkü ben onun, dininizi değiştirmesinden veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmasından korkuyorum" dedi.Müminun-26
27-Eğer biz sana sebat vermemiş olsaydık, nerdeyse sen onlara birazcık meyledecektin.O takdirde, muhakkak hayatın da, ölümün de azabını sana kat kat tattırırdık. Sonra bize karşı kendin için hiçbir yardımcı bulamazdın.İsra-74-75
28-“O başıma kaktığın nimet de (aslında) İsrail oğullarını kendine köle edinmiş olmandır. ”Şuara-22
29-İşte O, Allah’tır. O’ndan başka tanrı yoktur. Önünde de, sonunda da hamd O’nundur, hüküm O’nundur. Ve ancak O’na döndürüleceksiniz.kassas-70

30-Aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet. Onların keyiflerine uyma. Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından seni saptırmalarından sakın. Mide-49

31-Eğer yeryüzündekilerin çoğunluğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar.En’am-116

32-(Ey insanlar) Rabbinizden, size indirilene uyun ve O’ndan başka dostlara uymayın. Araf-3

33-Onların çoğu şirk koşmadan Allah’a iman etmezler Yusuf-106

34-Kim İslâm’dan başka bir din ararsa ondan asla kabul edilmeyecek ve o ahirette de zarar edenlerden olacaktır Ali İmran-85

35-Artık her kim tâğutu inkar edip, Allah’a inanırsa, sağlam bir kulpa yapışmıştır ki, o hiçbir zaman kopmaz. Allah, her şeyi işitir ve bilir. Bakara-256

36-…Bana müminlerden olmam emredilmiştir..Yunus-104

37-İbrahim’de ve onunla beraber bulunanlarda sizin için güzel bir misal vardır, onlar kavimlerine demişlerdi ki: "Biz sizden ve sizin Allah’tan başka taptıklarınızdan uzağız.Mümtahine-4

38-İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa eren onlardır.Ali İmran-104

39-Yoksa, Allah, sizden, cihad edip Allah, peygamber ve müminlerden başkasını kendilerine sırdaş edinmeyenleri ortaya çıkarmadan bırakılacağınızı mı sandınız? Allah yaptıklarınızdan haberdardır.Tevbe-16

40-… emrolunduğun gibi doğru ol!.. Hud-112

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Mehmet PAMAK — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.