Haremlik Selamlık mı, Yoksa Parçalanma mı?
Hz. Peygamber’in (s) eşlerinin de dahil olmak üzere sahabe kadınlarının, sosyal hayatta ve mescitteki durumları gayet aşikar ve açık bir şekilde bizlere rivayetlerle aktarılmış olmasına karşın, sanki bu rivayetler yok hükmündeymişcesine müslüman kadınları ruhbanlaştırmak, sosyal hayattan el etek çektirmek üzere bazı mistik ve sufi gerekçeler ile çeşitli anlayışlar üretilmekte, adeta İslam’ın kadınlara verdiği haklar ve yükümlülükler geri alınmaktadır.
Müslüman kardeşlerimizle cinsiyet ayırımı gözetmeksizin iş yapabilme, çaba ve gayretleri paylaşabilme adına hasılı Allah'ın rızasını arama adına atılan adımların haremlik selamlık mevzusu ile malesef sendeletiliyor olması bizi üzmektedir.
Sözgelimi müslüman kardeşlerimiz ve bacılarımız kendi şehirlerinde temelinde Yüce Allah'ın rızası gözetilerek kurulacak bir yapılanma için neler yapılabilir gibi özde biricik dinimiz adına çok güzel kaygılar barındıran bir sorunun istişaresi için bile, biz birbirlerinin velisi olması gereken mü'minler bir araya gelip görüşemiyorsak burada büyük sorunlar var demektir.
Hasılı, şahsım adına burada ya mü'minin tanımında bir hata yapıldığını ya da hata yapılmıyorsa -ki en çok bu seçenek üzerinde duruyorum- mü'minlere karşın bir güven zaafiyeti olduğundan bahsetmek istiyorum. Müslümanların hali hazırda bulundukları konjektüre bakılırsa, müslümanların erkek-kadın bir bütün güç olup dünya oligarşisi karşısında söz sahibi olmasının istenmediği açıktır.
Bu doğrultuda müslümanların aralarının açılması, güvensizlik duygusunun müslümanlar arasında yaygınlaştırılması ve müslümanların gitgide bireysel yalnızlığa itilmesi sonucu olarak yutulabilinir küçük parçalara ayrılması kaçınılmaz olmaktadır. Yüce Allah bizlere acısın ve bizleri korusun.
Hz. Peygamber'in (s) eşlerinin de dahil olmak üzere sahabe kadınlarının, sosyal hayatta ve mescitteki durumları gayet aşikar ve açık bir şekilde bizlere rivayetlerle aktarılmış olmasına karşın, sanki bu rivayetler yok hükmündeymişcesine müslüman kadınları ruhbanlaştırmak, sosyal hayattan el etek çektirmek üzere bazı mistik ve sufi gerekçeler ile çeşitli anlayışlar üretilmekte, adeta İslam'ın kadınlara verdiği haklar ve yükümlülükler geri alınmaktadır.
Tabii ki kadın-erkek ilişkilerinde ölçüler vardır ve Rabbimiz bu konuda sınırları belirlemiştir. Bu ölçülerle Müslümanlar birbirleriyle velayet bağlarına dayalı dayanışma ve çaba içerisinde olmalılar.
Ne yazık ki bu ölçülere ihtiyaç bırakmayacak derecede bir haremlik-selamlık anlayışı üretilmekte, ki, söz gelimi müslüman kardeşler birbirlerinin hanımlarının başlarına Allah korusun yolda birşey gelse tanımadan "Allah yardım etsin" deyip geçip gideceklerdir.
Rabbimizin belirlediği ölçüle riçinde mü'minler mücadeleyi birlikte omuzlamayı, velayet bağını hayat alanlarında kuvveden fiile dönüştürmeyi bilmelidirler.
Ves selamu ala menittabeal huda.
Yorumlar 7
Allah’ın indinde kulluk bazında herkes eşittir ve kim takvayı kuşanırsa (erkek-kadın farketmez) üstün olan odur (49/13). Fakat, kimini kimine göre farklı meziyetlerle donattığı için erkek ve kadının birbirlerine üstün olabilecek farklı meziyetleri söz konusudur ve dolayısıyla erkeğin de kadının da farklı meziyetler ile donatan Rabbimiz, her iki cinse de konumlarından ve meziyetlerinden dolayı ve de birbirlerinden faydalanarak hayatı inşa edebilmeleri için vazifeler vaaz etmiştir.
Allah c.c buyurur ki:
''Allah’ın, bazısını bazısına üstün kılması ve onların kendi mallarından harcaması nedeniyle erkekler, kadınlar üzerinde sorumlu gözeticidirler.'' (4/34)
Her iki cinsin faklı meziyetleri ve birbirlerine üstünlükleri vardır, burada fıtrat temel gerekçedir. Erkek fiziksel olarak güçlüdür, dış hayatın sorumluluklarına karşı mukavemeti vardır, ay hali, doğum ve kadınsı engelleri yoktur, dışarıda saldırıya ve engellenmeye yönelik mahzurlar taşımamaktadır, evin geçimini temin için ve hanenin gözeticiliği için elverişli yaratılmıştır. Kadın ise naifdir, ev işlerine yatkındır, çocukları doğuran ve merhametle/sabırla/şefkatle doyuran ve büyütendir, kadın eşdir, anadır ve çocukların mürebbiyesidir, bütün bunları rahatlıkla yapabilmesi için dışarıdaki zorlukları kocasına havale etmelidir.
Erkek kadının yaptığını yapamaz ve yapamadığı her ne varsa bu boyutuyla kadın erkekten üstündür, kadında erkeğin yaptığını yapamaz ve yapamadığı her ne varsa bu boyutuyla erkek kadından üstündür, bu farklılıklar fıtratın temel gerçeğidir, her farklı meziyet ve güç, üstünlük taslanılması için değil yerli yerinde kullanılması içindir.
İslami mücadelede, müslüman kadın ve erkeğin farklı meziyetleri olduğundan hareketle yardımlaşmaları ve vahyin çizdiği sınırların ne daraltılması ne de genişletilmesi yanlışlığına düşülmemesi gerektiğini söylemeliyiz.
Geleneğin ürettiği kadın tasavvurunda çok yanlışlar vardır ve bu saymakla bitmez. (Aynı şey (post)modernizmin ürettiği kadın tasavvuru için de geçerlidir.) ''Adeta'' kadını ''keşke'' erkek yaratılsaydım duygusuna düşürebilmektedir, oysa vahyin inşa ettiği kadın tasavvuru hayatı erkek ile birlikte inşa eden ve her konuda yardımlaşan bir önermeye sahiptir.
Örneğin; evliliklerimize ve kadınlarımıza yaklaşımlarda da geleneğin etkisinde kalan problemler yaşanılmaktadır. Hem kendimize yönelik özgüven sorunu yaşamakta hem de kadınlarımıza yönelik sırdaşlığı/dostluğu ve karşılıklı güveni oluşturamamaktayız.
Hz. Nebi’nin hayatının dönüm noktası, miladı ve muhteşem dönüşümü Hira’da ilk vahyi aldığı andır ve yer/gök kadar ağır olan, hem düşünsel hem eylemsel dönüşümü/değişimi sağlayan bu ağır ve çok zor olan anını ilk paylaştığı kişi altı çocuğunun annesi sırdaşı/dostu olan hanımı Hz. Hatice’dir. Neden!? Çünkü eşini sevmekte, güvenmekte, değer vermekte ve yaşadığı o muhteşem/zor anı ilk onunla paylaşmak ve dertleşmek istemekte, başını ve yüreğini Hatice’sinin omuzuna/yüreğine koymaktadır. Onun ümmeti olduğunu iddia edenler eşlerine karşı bu güveni bu dostluğu bu sırdaşlığı yaşayabilmekte midirler?
Yoksa; erkekler hanımlarını yemek yapan, yatağını paylaşan, çocuklarını doyuran, evin hizmetini gören adeta ruhsuz bir robot gibi mi görmekte ya da evin hanımının gözüyle erkek de dışarıda çalışıp çabalayan, evin ihtiyacını gideren ve yatağını paylaştığı adeta ruhsuz bir partner gibi mi görmektedir. Böylesi bir evlilik kuru-kupkuru ve ruhsuz bir evliliktir. Birbirlerini sırdaş/dost görmeyen, hüzünlerin ve sevinçlerin paylaşılmadığı, konuşmaktan, nasihatleşmekten ve dertleşmekten hoşnut olunmayan evlilikler sadece ortak olarak hayatın idamesine yarayan ruhsuz evliliklerdir. Yani, kadın erkek ilişkisine yönelik problem evde/evlilikte başlamakta ve hayata yansımaktadır, Bunun tersi de Evde/evlilikte başlayan olumlu davranışlar da sosyal hayata doğru şekilde yansıyacaktır.
Özetle; Müslüman kadın ile erkeğe dinin koyduğu sınır halvet halidir ve tesettüre riayettir, bunun dışında kalan alanlarda edeplerince İslami mücadelede yardımlaşmaları, nasihatleşmeleri ve örnek bir toplum için birlikte model olma cehdi içinde olmaları gerekmektedir.
Kısaca değindiğiniz konu çok önemlidir ve bunun için teşekkür ediyoruz Şahin kardeşim.
Selamun aleykum
Şahin kardeşle şöyle konuşmuştuk kadınlar erkeklerden kaçtıkları duyarlılıkla keşke şeytandan da o aranda kaçabilselerdi.
Bu kısım da yazının içinde geçmiş olsaydı verilmek istenen mesaj daha anlaşılır olacaktı
Aleykum es selam ve rahmetullah güzel abilerime değerli katkılarından ötürü teşekkür ediyorum. Elinden, dilinden ve belinden emin olunan kimseler olarak bilinen müslümanlara zımmen ve dahası üstü kapalı iyi niyet okumaları ile hakaret edilmesine hadi daha açık söyleyeyim en hafif ifadesi ile kendilerinden saklanılması ve kaçınılması gereken birer sapıkmış gibi görülmelerine saygı duymadığımı da buradan belirtmek isterim.
Değerli kardeşim, sayfanızı ve yazılarınızı beğenerek takip ettiğimi belirtmek istiyorum. Her yazınızda olduğu gibi bu yazınızda da Müslümanların sorunlarına değinmeniz ve problemlere çözüm arayışında olmanızı takdirle karşılıyorum. Fakat bununla birlikte fikirlerimizi karşılıklı saygı içerisinde eleştirebilme erdemliğinde bulunmamızın da İslami fikriyatımızın gelişmesinde, önem vermemiz gereken bir detay olduğuna inanıyorum. Umarım burada size katılmadığımı ifade ederken eleştirilerimi bu anlayışla karşılarsınız.
Müslümanların birlik içerisinde olmasını ana tema olarak almanız takdire şayandır ancak haremlik selamlık mevzusunu birlik ve beraberliği zedeleyici bir unsur olarak görmenizi gereksiz ve yanıltıcı bir abartı olarak gördüğümü belirtmek istiyorum.
Bizler Müslümanlar olarak her şeyden önce kıstaslarımızı dinimizin değerleriyle belirlemeli, onun dışındaki ölçüleri asli kıstasımız olan dini değerlerimiz ile kıyas ettikten sonra değerlendirmeliyiz. Eğer bu meseleye de bu ölçülerle yaklaşırsak o zaman nerede yanlış yaptığımızı anlamamız çok zor olmayacaktır kanaatindeyim.
Allah (c.c) ‘ın peygamber hanımlarına dahi kendisine soru sormak için gelen erkeklerle perde arkasından konuşmalarını öğütlemesini, haremlik selamlık meselesini fitneden koruyucu bir önlem olarak görmemizi gerektiren önemli bir uyarıdır.
Kadın erkek ilişkilerinde zarureti esas almak ve zaruri olmayacak durumlarda böyle bir ilişki içerisinde bulunmaktan kaçınmak, neden tefrika sebebi olsun ki. Kadın erkek arasında ilişkiyi en asgari seviyede tutarak da yazınızda belirttiğiniz faaliyetlerde bulunmak mümkün.
Müslüman kadınların islami oluşumlar içerisinde bulunmaları ve toplumda emri bil maruf hareketi yürütmeleri elbette ki zaruridir. Ve bunun illaki karşı cinsle daima ilişki içerisinde bulunmalarını gerektirmez.
Ümmetin erkeklerinin onlarla koordineli olarak islami faaliyetlerde bulunmaları, haremlik selamlık ile de pek ala mümkündür.
Bu durumda haremlik selamlık mevzusunu takva olarak değerlendirmek daha doğrudur ve bunun her zaman ve konjonktürde bu şekilde ele alınması gerekmektedir.
Zaruret gerektiren durumlar da elbette ihtilat da uygulanabilir. Ancak asıl olan takvadır ve her zaman gözetilmesi ve el üstünde tutulması gerekir kanaatindeyim. Buna rağmen ümmet için yıkıcı bir sebep olarak görmek büyük bir yanılgıdır ve ileride oluşabilecek fitnelerin önünü açmaktır.
Bu mevzuyu düşünürken kadın ve erkeğin fıtri özelliklerini hesaba katmak oldukça elzem bir durumdur. Çünkü meselenin aslı fıtrattadır ve bunu göz ardı etmek hedefi şaşırmamıza müsebbiptir.
Yolda başına bir iş gelen Müslüman bir hanıma Allah (c.c) yardımcın olsun diye geçip gitmek ona onu yardımsız bırakmak kesinlikle islami bir anlayış değildir. Aynı zamanda bunu takva ile ilişkilendirmek te son derece yanlıştır. Zira bir Yahudi’nin Müslüman bir hanıma tacizde bulunması sonucu orada bulunan bir sahabe tarafından cezalandırılması bunun apaçık bir örneğidir. Canı pahasına olsa dahi… Yani aslolan takvadır ancak zaruretlerin gerektiği durumlar hariç…
İslamın asıl değer verdiği unsur fitnenin çıkmasını önceden engellemektir, çıktıktan sonra tedavi etmek değildir. Çünkü tarih te buna şahittir ki fitne çıktıktan sonra gerek İslamın ilerleyişine olsun gerekse insanlığa ve değerlere olsun büyük yıkımlar getirir. Ve bunun ortadan kalkması uzun zamanlar alır. Bu yüzden rabbimiz buyuruyor; “Fitne, katilden eşeddir” Bakara 191...
Umarım salih niyetiniz ile göstermiş olduğunuz çabanıza küçük de olsa bir katkıda bulunmuşumdur, selametle…
Güzel insan Ramazan bey değerli katkılarınız için teşekkür ediyor ve bazı yanlış anlamlara gelebilecek noktalar için hatırlatmalarda bulunmak istiyorum. Öncelikle yazımızda “Tabii ki kadın-erkek ilişkilerinde ölçüler vardır ve Rabbimiz bu konuda sınırları belirlemiştir. Bu ölçülerle Müslümanlar birbirleriyle velayet bağlarına dayalı dayanışma ve çaba içerisinde olmalılar.” sözümüzü hatırlatmak ve bu vesile ile mümin kadınlar ve erkeklerin birbirleri ile görüşmelerinde ölçüye ve bağıntılı olarak usule ve usluba dikkat etmeleri gerektiğini belitmiştik. saniyen bizlerin rahatsız olduğu meselede temel teşkil eden noktanın ifrat-tefrit boyutuna ulaşması sonucu büyük bir fitnenin zaten çıkm ış olmasıdır. Şöyleki mümin kadınlar bazı zanni sebebler ileri sürülerek mümin erkeklerle bırakın istişareyi hiçbir şekilde görüştürülmüyor hatta selamlaşmalarına veya tanışmalarına dahi müsade edilmiyor kim tarafından zanna kapılan mnüslümanlar tarafından. Oysaki müminlerin anneleri de dahil sahabe hanımlar sosyal hayatın dışında değillerdi mescitlere gidiyor gerektiğinde haklarını biizzat kendileri savunuyorlardı. Allah teala müminlerin anneleri için onlara özel olan bir hüküm olarak perde arkasından görüşün diyordu. Perde arkasından da olsa müminlerin anneleri ile dahi görüşme olağan olmasına karşın bugün bırakın perde arkasından görüşmeyi mümin erkeklerle mümin kadınlar arasına kale surları örülmektedir. Ayrıca son olarak yazımızda belirttiğimiz şu noktayı birkere daha hatırlatmakta fayda görüyorum. "müslüman kadınları ruhbanlaştırmak, sosyal hayattan el etek çektirmek üzere bazı mistik ve sufi gerekçeler ile çeşitli anlayışlar üretilmekte, adeta İslam’ın kadınlara verdiği haklar ve yükümlülükler geri alınmaktadır. " Bütün bu vesileler ile ifrat ve tefritten uzak orta bir yol tutan bütün mümin erkek ve kadın kardeşlerime selam ve dualarımı gönderiyorum. Ves selamu ala menittabeal hüda.
İnsanin aklına su soru geliyor. Madem haremlik selamlık var, o halde tesettür niye var?
Allah razıolsun güzel insan gerçekten de düşünmeye ihtiyacımız olan bir soru ve hatırlatma teşekkür ederim.
