İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Bünyamin ZERAN
Bünyamin ZERAN
13 Ocak 2012

Hayata Rabb’in Adıyla Bakabilmek

Modern hayat, insanın yasak ağaçtan tatmasını sağlamak için birçok meşgale üretmiştir. Bunlardan bir tanesi de kuşkusuz enformasyondur. Bilgi kirliliği çağın en berbat dönüştürme araçlarındandır. İnsan, vahyi kendisine kılavuz yaptığında ameli imandan ayrı bir cüz olarak görmez, aksine imanı tamamlayan bir unsur olarak görür. Kitaba eğer bu şekilde yaklaşmazsak yani imanı ve ameli birbirilerinden bağımsız düşünürsek yaratan Rabb’in adıyla okumamış oluruz.

13 Ocak 2012 4 dk okuma 18,5B okunma
100%

Hayata yaratan Rabb’in adıyla bakmak, hayatı Rabb’in adıyla şekillendirmektir. İnsan vahiyle tanıştığında yapacağı ilk şeydir yaratan Rabb’in adıyla okumak. İnsan, vahiyle tanıştığında ne olduğunu ve ne olmadığını farkeder. Kısacası insan sınırlarını bilir. Artık o bambaşka biridir. Önceki yaşamına format atılmış ve kendini yeni bir hayat ve düşünce için hazırlamakla meşguldür. Artık gecesi, gündüzü hep bu yeniden diriliş için vardır. Artık o çağa hükmedecek bir ışığın taşıyıcısıdır. Vahiy o kimsenin hayatını altüst eder. Uykusunu kaçırır, ilişkilerini düzenler, geleceğini belirler. Kısacası hayatında varolanları yeni bir amaç uğruna yeniden düzene koyar. Artık hazzı için yaşayan bir insan yerine tevhidi, dünya görüşü yapmış ve inançları için yaşayan bir insan vardır. Yaratan Rabb’in adıyla okumak, insanın kendi öz fıtratına dönmesidir ve yasak olan ağaçtan uzak durmasıdır.

Modern hayat, insanın yasak ağaçtan tatmasını sağlamak için birçok meşgale üretmiştir. Bunlardan bir tanesi de kuşkusuz enformasyondur. Bilgi kirliliği çağın en berbat dönüştürme araçlarındandır. İnsan, vahyi kendisine kılavuz yaptığında ameli imandan ayrı bir cüz olarak görmez, aksine imanı tamamlayan bir unsur olarak görür. Kitaba eğer bu şekilde yaklaşmazsak yani imanı ve ameli birbirilerinden bağımsız düşünürsek yaratan Rabb’in adıyla okumamış oluruz.

İşte enformatik cehalet ya da bilgi kirliliği dediğimiz şey burada başlar. Kur’an, kendisini okuyanlara muhatabının yaklaştığı ölçüde açar kendini. Vahyin ilk muhatapları ayetleri hayatlarının bir parçası olarak gördüler. Ayetleri yaşamlarına uydurmaktan ziyade kendilerini ayetlerin akışına bırakarak yaşamlarını ve sosyal ilişkilerini değiştirdiler. Bu da kuşkusuz onlara inkılapçı bir ruh kattı. Bu halden hiç vazgeçmediler ve hayatları, şehirleri, kazançları, sevdiklerine rağmen vahyi hayatlarının merkezi kıldılar. Giderek Kur’an, ilk nesil sahabe anlayışının aksine hayatı inşa eden bir inanç yapıtı olmaktan çıktı yerini geleneksel sevap kazanma aracı olarak pasif, edilgen bir hale büründü. Yani Kur’an’a yaklaşan muhataplarının yaklaşım biçimine göre aktif ve hayata hükmeden kitaptan, pasif yalnızca okuyana sevap dağıtan etkisiz bir kitaba büründü. Aslında etkisiz olan kitap değildi yalnızca kitaba yaklaşanların hayatı yaratan Rabb’in gözüyle okumaktan uzak oluşlarıydı.

Zamanın hızla aktığı, sanki yüz yılı bir anda devirdiğimiz modern çağlarda ise Kur’an, Batı’nın karşısında ezik bir şekilde okunmaya başlandı. Artık bizim gündemimizi ilericilik ve gericilik fikri oluştururken 1400 yıl öncesinde vahyedilmiş kitabı bugün nasıl olurda ilerici kılabiliriz ezikliği içinde okunmaya başlandı. Çağın hakimi Batı gözüküyordu. Batılı değerler bu kadar allanıp pullanınca Kur’an’a yaklaşan muhatap kitlede de bir değişim oldu. Geleneksel sevap için okuma yönteminin yanına, bir de felsefi tarzda okumayı ekledik. Ve zannettik ki bu okuma doğru bir okuma ve bizi düşünsel tekamüle ulaştıracak. Oysa felsefenin temel amacı insanın varlık sorununu tartışmaktır. Bunu tartışırken de insanı tanrıdan bağımsızlaştırmaya ve hatta insanı tanrının yerine koymaya çabalar. Felsefe de kuşkusuz batının maddeci aklının bir ürünü olup insanın tanrıya galip gelmesini ve yeryüzünü, insanın tanrı olmadan da imar edebileceğini ispata çalışır. Kur’an’ı felsefi okuma yöntemi ile okuyan kimse giderek tanrının yeryüzüne karışmayacağını ve yeryüzünü insanın aklıyla imar edebileceğini düşünmeye başlar. Hatta peygambere bile gerek duymaz ve peygamberin bugün için hiçbir örnekliği olmadığı iddiasını taşır. Daha da ileri gider ve herkese vahyin gelebileceğini ve nübüvvetin son bulmadığını söyler. Kafası batı düşüncesinin ilericilik ve gericilik anlayışı ile dolu olduğundan Kur’an’ı tarihsel ilan eder ve birçok hükmün değişmesi gerektiğine inanır. Çünkü bu anlayış vahyi ameli noktada düşünmez ve vahyi sokağa taşımaz. Eğer vahyi hayatının merkezine koyabilseydi ve tüm ilişkilerini vahyin ölçeğinde belirliyor olabilseydi kısacası yaşayabilseydi, Kur’an’ın ne demek istediğini anlayabilecekti. Çünkü Kur’an, fildişi kulelerinde okunan ve orda anlaşılan bir kitap olmadı hiç.

Kuran ihtilafları çözen bir kitap olduğunu deklare ederken eğer muhatapları ihtilaflarını çoğaltıyorsa burada doğru ayrımı yapabilmek için muhatapların ortaya koyduğu salih amelleri görmek gerek. Bugün insanların sorunu bilgi eksiliği değildir. Aksine bilgi fazlalığı ve kirliliğidir. Bilgi vahyinde ifade ettiği gibi yerine göre insana yüktür ve onu eşekleştirir. Sorun bilginin vahye uygunluğu ve onun insanın hayatına güzellik katmasıdır. Çok fazla teferruat yerine bazan sadeliğe ihtiyacımız olur. Vahyi tıpkı ilk nesil gibi sade bir şekilde anlayıp yaşamımıza sokma gayretinde olmalıyız. Eğer biz çağımıza hakikat gözüyle bakmayıp ilericilik ve gericilik gözüyle bakacak olursak birilerinin bizi çekmeye çalıştığı alana dahil oluruz ki bu bizim sınırlarını kestiremediğimiz bir alandır ve dönüşüm kaçınılmaz olur. Ama bizler yaratan rabbin adıyla okunan bir alanı yani hakikat olanı tercih edersek kuşkusuz kendi yöntemlerimizi ve savunmalarımızı da geliştirmiş oluruz. Kardeşlik hukukunun gelişmesi, dilimizin yumuşaması ve birbirimize merhamet nazariyesinden bakabilmemiz, vahyi amele dönüştürme gayretinden geçer. İmanı tamamlayan bir unsur olarak ameli görmezden gelip yalnızca bilgilerle kılıç tokuşturduğumuz bir ortamda yalnızca tefrika üretir ve mesafelerimizi derinleştiririz. Bu durum ise mümin olanlar dışında herkesin beklediği ve arzu ettiği şeylerdir. Allah müminlerin sürekli devinim içinde yüzünü kendisine çevirmelerini ve hayatı yaratan rabbin adıyla okuyarak mücahede etmelerini istemektedir. Selam hidayete tabi olanlara olsun…

Mü'minlerden, özür olmaksızın oturanlar ile, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler eşit değildir. Allah, mallarıyla ve canlarıyla cihad edenleri oturanlara göre derece olarak üstün kılmıştır. Tümüne güzelliği (cenneti) va'detmiştir; ancak Allah, cihad edenleri oturanlara göre büyük bir ecirle üstün kılmıştır.” 4/95 

Paylaş X Facebook

Yorumlar 3

E Erhan TOPRAK 01 Ocak 2012

Allah razı olsun.
Vahyin, amele dönüşmesinin gerekliliğine vurgu yapmış merhamet nazariyesi ile bakabilmenin ancak salih amel ortak paydasında buluşmakla mümkün olabileceği çıkarımında bulunmuşsun ki çok doğru bir tespit.Mümin olma iddiası taşıyan her insan ancak Rahmanın buyurduğu üzere, “Yüzünü doğu ile batı tarafına” 2/177 çevirmez vasatı yakalama samimiyeti ve gayretini bırakmaz ise Allah, bu hedef üzere olan kullarını uzun zaman dilimi içerisinde dahi olsa buluşturacaktır.
Bu dünyada olmasada ahirette olacağı mutlak inşallah.

I i.metin 01 Ocak 2012

“Kur’an, kendisini okuyanlara muhatabının yaklaştığı ölçüde açar kendini”

Aynen ifade buyurduğunuz gibi.
Birde toplumda farklı okuma türleri var,her gurup vaya camia kendi dünya görüşü istikamatinde okuma yaptığından mesajı ıskalamaktadır.

Kuranı,herhangi beşeri görüşten soyutlanarak okursak, mesajın indiriliş amacına uygun olarak okuma olacaktır.
Kuranı yaşamaktır esas olan okumak diyorum.

Felsefe hakkındaki sözleriniz için ayrıca teşekkür ederim.
felsefeyi islamlaştıranlar ve meşrulaştıranlar inşallah bu yazıyı okumaları nasip olur.

Göz rahatsızlığım nedeniyle bir süre okumaktan uzak kalmıştım,Hamd olsun şifa verenlerin en hayırlısı Rabbime, bana okuma gibi bir nimetten mahrum etmediği için. selamlar

A ademoğlu 01 Ocak 2012

Allahın rahmeti sizi kuşatsın inşalllah.
Kurana bakış ve kuranı anlayış.
Ben düşünceleri pekiştirmek için bakışın yansımaları net onlar ortada kuranı yaşamdan eser yok ama benler çok.
Kuranın benlere bakışı ortada alan yok çünkü ben teorisine ters. hal böyle olunca
yaşadığı gibi anlamaların sarıp sarmaladığı hayatlar anlamsız ve kof.
Bizi yoktan var den Rahman bizleri akletme ve bilmeye meyilli yaratana karşı asilik ve tugyan baş gösteriyor hayatlar bunu amaça dönüştürüyor sonrada bu belirginsizliği yaratılmışlığa vurgu yaplılıyor halbuki bu hali meydana getiren bizzat ben merkezli halllerdedir.
kuranın belirlediği yaşamları tercih etmek ilkemizdir bu ilke üzerinde olma ve kalma dileğiyle.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Bünyamin ZERAN — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.