İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Mehmed MAKSUT
Mehmed MAKSUT
03 Eylül 2012

Hayatı Iskalayan Bir İslami Mücadele Olabilir mi?

Sınanmaktan ve sorumluluktan kaçmak, misyon sahibi insanları bir yere ulaştırmaz. İnsanla bizzat ilgilenmekten uzak kalarak görevlerimizi kültürel bazı araçlara yüklemekle, sanal aleme sığınmakla imtihanlar başarıya dönüşmez. Klavye üzerinde yoğunlaşan İslami çalışmaların toplumsal yansıması yoksa veya buralarda bir şeyler üretenler sadece varlıklarını buraya münhasır kılıyorsa bu kabul edilemez bir durumdur. Veya şöyle söylemek lazımdır. İnsanla uğraşmaktan, toplumla yoğunlaşmaktan kaçanların kendilerini tatmin ettikleri bir yer olmamalıdır siteler, dergiler ve sanal ortamlar. Sahada mesajların daha geniş alana yayılabilmesi için bu araçlar kullanılmalıdır. Yoksa bizi sahadan sanala taşımaya dönüşmemelidir.

03 Eylül 2012 5 dk okuma 3,5B okunma
100%

Uzun bir aradan sonra bizi suskunluğun esaretinden yazmanın özgürlüğüne kavuşturan Rabbime hamdolsun.

Yoğun bir gündem ve sınamadan geçiyoruz. Bu yoğun sınama sürecini kimisi bir yönüyle kimisi birkaç yönüyle geçirmektedir. Hayatın ve insanın olduğu yerde istisnasız bir sınama var. Bu durum karşısında bize hidayet önderi olarak gönderilen peygamberler dahi zorlu imtihanlarla karşılaşmıştır. Âdem iblis'le, Nuh kavmiyle ve ailesiyle, İbrahim putperest toplumuyla, Musa zalim Firavun'la, Yusuf yalnızlık, iftira, zindan, sarayla ve kardeşleriyle, Eyyub hastalık ve sabırla, Zekeriyya testerelerle doğranmakla, Meryem oğluyla imtihana tabi tutulmuştur. Tüm bu sayılan isimlere baktığımızda şunu görürüz. Büyük dava önderlerinin sınanmaları da davaları ve sevdaları kadar çetin olmuştur. Allah karşı samimiyetten taviz vermeyerek kulluklarına yaraşır bir şekilde geçen hidayet önderlerimiz, biz insanlara sınama sahasında da model olmuşlardır.

İnsan olmamız ve insanlığa karşı İslami manada sorumlu olmamız hasebiyle tüm duyarlı yürekler gibi yüreklerimizi ve bileklerimizi Allah sınamadan geçirmektedir. Buna mukabil sevdası ve davası Allah’tan yana olan yüreklerin basit gündemlere ve engellere takılması düşünülemez. Çünkü hedefi ve rotası Allah tarafından çizilmiş olan dava ve sevda erlerinin yollarındaki sınanmalar Allah katındaki değerinin artmasına vesile olacaktır. İnsanlık tarihinin hangi safhasına bakılırsa bakılsın, mesajları ve misyonları uğruna sınanan her türlü hareket kendisini yarına taşıyabilmiş; tarihin derinliklerinde kaybolmamıştır. Bundan dolayı inançlı ve onurlu bir duruşla var olmak isteyen insanlar sınanmaya hazır olmalıdır. Gerekli sabır, karalılık ve eylemliliği gösterebilmelidir. Sınanma esnasında sabit sınırları aşarak, var olan değerleri yontarak bir yere ulaşmak bizi bugün rahatlatır fakat yarına silik olarak taşır. Yaşanılan süreçte İslami hak ve adaleti talep edenler, eğer sorumluluklarını yüklenmiyorsa bu dilencilik mantığından başka bir şey değildir. Çünkü dilencilerdir çalışmadan yorulmadan sınanmadan başkalarından bir şey isteyen…

Sınanmaktan ve sorumluluktan kaçmak, misyon sahibi insanları bir yere ulaştırmaz. İnsanla bizzat ilgilenmekten uzak kalarak görevlerimizi kültürel bazı araçlara yüklemekle, sanal aleme sığınmakla imtihanlar başarıya dönüşmez. Klavye üzerinde yoğunlaşan İslami çalışmaların toplumsal yansıması yoksa veya buralarda bir şeyler üretenler sadece varlıklarını buraya münhasır kılıyorsa bu kabul edilemez bir durumdur. Veya şöyle söylemek lazımdır. İnsanla uğraşmaktan, toplumla yoğunlaşmaktan kaçanların kendilerini tatmin ettikleri bir yer olmamalıdır siteler, dergiler ve sanal ortamlar. Sahada mesajların daha geniş alana yayılabilmesi için bu araçlar kullanılmalıdır. Yoksa bizi sahadan sanala taşımaya dönüşmemelidir.

Çağın sınama araçları farklılaşsa da sınama mefhumu her zaman ve zeminde devam ediyor. Çağımız “bireysellik, yalnızlaşma, duyarsızlaşma” ile sınanıyor.  Bireyselliğin, yalnızlığın ve duyarsızlaşmanın zemini türlü eğitim programları ve gelişen teknolojinin önemli bir payı vardır. Modernizmin küresel saldırısına uğramamız, ilişkilerimizde İslami kıvamı yeterince yakalayamamış olmaz yalnızlaşma ve duyarsızlaşmayı halinin en büyük besleyicisidir. 

Müslümanlar olarak kardeşlik bağlarımız, dava hissiyatımız, ümmet şuurumuz, sevdalarımıza olan sadakatimiz her geçen gün modernizmin kirli gölgesinde kalıyor. Modern ve post modern ilişkilere karşı İslamla karşı durmadığımız için bu saldırıların etkisinde kalıyoruz. Birbirimize yeterince ensar olamaz isek yalnızlık, bireysellik ve duyarsızlaşma durumuna doğru bir süreci bizde yaşarız. Bunun için kardeş kavramını ve edebiyatını kardeşliğe dönüştürebilmeliyiz. Çağın tüm araçlarını samimiyet merkezinde kardeşlik için seferber etmeliyiz. Bunca teknolojiye ve iletişim aracına rağmen büyüyen hasret ve özlem duygularımızı daha fazla büyütmemeliyiz. Yüreklerimizi birbirimize hira kılmalıyız. Hiralara çıkaran sevdalarımızın hatırına meydanlara kardeşliği, sadakati ve samimiyeti damıtmalıyız.

Müslümanlar olarak uzağa yakın olmaya çalışırken yakınımıza uzak kalabiliyoruz. Kardeşlik özlemini hep sınır ötesine taşırken kendi sınırlarımızdakilere bu duyguyu yaşatamıyoruz. Başkalarının yaptığı zulümlere dur demek için kamuoyu oluştururken kendi yaşadığımız beldelerdeki zulümlere sağır kesiliyoruz. Başkasının zulümlerini ve mazlumlarını görürken kendi yakınımızdaki mazlumları ve zalimleri görmüyoruz. Yakınımızda mazlum ve zalim mi var diyecek olursanız avazım çıktığı kadar evet var diyeceğim. Müslüman beldelerde yaşanılan acılar aynı yoğunlukta olmasa da yaşadığımız beldelerde de var. Türkiye’deki Müslümanlar olarak başka ülkelerin fakirlerine duyduğumuz hissiyatı yanı başımızdaki insanlardan esirgiyorsak, villardan oturup varoşlar üzerine konuşmamızın anlamı yoktur. 

Geçen günlerde Filistin’deki Müslümanların cezaevinde başlatmış oldukları eylemlere şahit olduk. Onurlu ve haklı bir şekilde başlatılan her eylemin desteklenmesi, yardım edilmesi gerektiği noktasında hemfikiriz. Bu konuda çeşitli kuruluşlar bazı etkinliklerle bu meseleyi gündeme taşıyarak Müslümanlara yaşatılan acıyı duyurdu. Bu çabalar takdire şayandır. Fakat eksik olan bir şey var ki İslami mücadeleden dolayı Türkiye’de yıllardır cezaevinde olan Müslüman kardeşlerimize yönelik aynı duyarlılığın gösterilmemesi üzücüdür. Camia, cemaat, cinsiyet, mezhep, bölge kardeşliğinin zihnimize yansıtmış olduğu algı sonucu birbirimize yaklaşıyoruz. Bu mantıktan dolayı zalimlere karşı esaslı bir duruş sergileyemiyoruz. Yardım edilmesi ve sahiplenilmesi gereken Müslüman kardeşlerimize yeterince ulaşamıyoruz.

Bunun en somut örneği olarak bundan yaklaşık bir yıl önce El Kaide denilerek tuutklanan onlarca Müslümanın halen hiçbir suç isnat edilmeden tutulmasını gösterebiliriz. İçerisinde değerli âlimlerimizden Alaaddin Palewi gibi ilim erbabı yetiştirenlerin de olduğu kardeşlerimizin tam bir yıldır tutuklanması, bu süre zarfında bir kez dahi mahkemeye çıkarılmamış olması; Müslümanların bu konuda bir şeyler yapmayı bırakalım haberdar dahi olmaması üzücüdür. Sistemin her seferinde “terörist veya terör örgütlerine yardım ve yataklık!” diyerek sessiz sessiz Müslümanları içeri tıkaması sistemin kokuşmuşluğunu göstermektedir. Sistemin kendince yaftaladığı bu insanları farklı ithamlarla muhatab kılıp içeri almasını sistem açısından anlayabiliriz fakat Müslümanların bu durumlar karşısındaki sessizliğini, habersizliğini anlayamıyoruz. Bu duyarsızlık ve tepkisizliğin sebebi ise yukarıda ifade ettiğimiz gibi “uzağa yakın, yakına uzak kalma” durumundan başka bir şey değildir.

Bu hukuksuzlukların ortaya koyduğu en acı tablo ise Türkiye’deki Müslümanların birbiriyle olan irtibatıdır. Bırakalım tepki koymayı bu yaşanılan tutuklanmalar ve hukuksuzluklar İslami bilinen sitelerde dahi haberlere konu olmamıştır. Birbirimizle iletişimimiz zayıf olduğu için kardeşlerimizin ne durumda olduğunu, ne acılar çektiğini, hangi sıkıntıları yaşadığını bilmiyoruz. Unutmamalıyız ki kardeş olmak belirli bazı duyarlılıkları ve sorumlulukları taşımaya aday olmaktır. Kardeş olmak birbirimizi hissedebilmektir. Acılarımızı birbirimize açabilmektir. Yükümüzü ve yüreğimizi paylaşabilmektir. Kardeş olmak sözümüzü değil özümüzü birbirimize duyurabilmektir. Kardeş olmak ayrılmadan özlemektir. Bedenler ve alemler ayrılsa da sevgiyi yüreğinde yaşatabilmektir. Kardeş olmak karşı durmaktır yalnızlığa, duyarsızlığa, vefasızlığa. Kardeş olmak ağlarken anlamak anlarken ağlayabilmektir.

Madem kardeşlik bu değerleri ifade ediyor. O zaman bizde yüreklerimizi kardeşliğe açmalıyız. Gönüllerimizi bu hassasiyeti yakalayacak kadar naif tutmalıyız. Ucuz insanlar üzerine kardeşlik hayalleri kurmamalıyız. Çünkü ucuz insanlar üzerine kurulan hayallerin hezeyanı ağır olur.  Biz kardeşliği kardeşçe, sevgilerimizi samimice yaşatabildikten sonra payımıza düşen ödül yine de yalnızlık ise bunun da sınav olduğunu bilmeliyiz…

Festekim kemâ umirte…

Paylaş X Facebook

Yorumlar 10

I ilyas metin 01 Ocak 2012

Selamun aleykum
Hayli zamandır yoktunuz umre ve yoğunluklar sebebi ile Hoş geldiniz

Yüreğinizden seslenen bu hissiyatınıza katılmamak mümkün mü

S serhat toprak 01 Ocak 2012

uzunbir aradan sonra tekrardan yüreğinin sesisni ve birikimini yazıya aktaran agabeyim hoş geldin sefalar getirdin. güzel tefekkürlerele ve okumalarla gelmiş olman yazınızın ilk başlangıçında ve verilmek istenilen mesajlarda kendisini gösteriyor.

türkiyedeki islami mücadeleye ve müslümanlar arasındaki ilişkilere yönelik tahlillerinizönmelidir. duyarsızlaşmanın hadsafhadaoldugu bir süreçte programlı ve birikimli bir kuşatıcılık yakalanamaz ise olumlu gelişmeler olmaz.

hayatı ıskalayan ve insanın gündelik hayatına inemeyen bir din ve söylem soyut kalır. dolayısıyla süreçteki imtihanlarımızın büyüklüğü oranında kardeşliğimizi büyütmeli ve toplumun merkezine sadece mesajlarımızı ileti olarak degil bizzat kendimiz olarak gitmeliyiz.

son olarak türkiyedeki müslümanların bir şekilde bu yalnızlık sendromundan ve yenilgi psikolojisinden kurtulmalıdır. bunun için ilişkiler sıklaştırılmalı ve bir bütün oldugumuzu birbirimizi gözetleyip kolladıgımızı birbirimize hissettirmeliyiz. tabi bunları yaparken gerçeklikten uzak kalarak yapmamalıyız.

evrensel ümmet ailesini yakalayabilmek duasıyla çalışmalarınızda başarılar...

UNUTMAYACAGIM KARDEŞ ÇÜNKÜ SEN BUNUN ISPATISIN BİZDE

Unutmamalıyız ki kardeş olmak belirli bazı duyarlılıkları ve sorumlulukları taşımaya aday olmaktır. Kardeş olmak birbirimizi hissedebilmektir. Acılarımızı birbirimize açabilmektir. Yükümüzü ve yüreğimizi paylaşabilmektir. Kardeş olmak sözümüzü değil özümüzü birbirimize duyurabilmektir. Kardeş olmak ayrılmadan özlemektir. Bedenler ve alemler ayrılsa da sevgiyi yüreğinde yaşatabilmektir. Kardeş olmak karşı durmaktır yalnızlığa, duyarsızlığa, vefasızlığa. Kardeş olmak ağlarken anlamak anlarken ağlayabilmektir.

A ADEMOĞLU 01 Ocak 2012

Kardeşim hoş geldin.güzel yerin sıcaklığını yazına katmışsın eyvallah

V vedat alnıaçık 01 Ocak 2012

degerli birikimlerinizden ve katkılarınızdan dolayı teşekkürler abi.

islami mücadeleyi sadece medya araçlarıyla verenlerin toplumda pek fazla karşılıgı yoktur. onun için mümkün mertebe hayatn içinde ve vakıamıza uygun bir şekilde çalışmalar ortaya koymak gerekir. burada süreklki oluşturulan yenilgi psikolojisine karşı kardeşçe cevap vermek bizi galibiyete taşıyacaktır.

kardeşlik sizin de i,fade ettiğiniz gibi edebiyatla degil hayatla anlaşılır. biz müslümanlar kardeşlik kalesini inşa etmeden heç bi şey inşa edemeyiz....

güzel bir çalışma olmuş... yeni üniversite sezonunda sizlere ve tüm genç kardeşlerime başarılar dilerim. dilerim yazılara ara vermeniz bir daha böyle uzamaz

A azim azam 01 Ocak 2012

selam aleykum degerli ustadım. hoş geldin yureğimize ve zıhnımıze.

ele almış olduğun konu unutulmuş bir değerin hatırlatılması ve uyarılmamız uzerine, allah razı olsun. evet gerçektende bizler önceliklerimizi ve yanıbaşımızda olan bazı hasasiyetlerimizi unutuyoruz, yada farkına varamıyoruz. her nekadar bızler butun mumınler kardeştır ilkesine iman etmiş olsakta yine de kendi evimizdeki veya yanı başımızdakı yangınlara daha çok duyarlı olmalıyız.islami hasasiyetin ve duyarlılığın özellikle islami bir bilinç çerçevesinde cereyan edilebileceğini ve bu bilinci her alanda ihtisas edebileceğimizin duyarlılığında olmalıyız.(siteler,dergiler,kitaplar)ama yine de en fazla vakit ayıracağımız birebir göruşmelerimiz, sohbetlerimiz ve meşveret ortamlarımız olmalıdır.

selametle kal ustadım

M mehmed CAN 01 Ocak 2012

Değerli M.Maksut Kardeşim iyikide varsınız Allah razı olsun.

“Türkiye’deki Müslümanlar olarak başka ülkelerin fakirlerine duyduğumuz hissiyatı yanı başımızdaki insanlardan esirgiyorsak, villardan oturup varoşlar üzerine konuşmamızın anlamı yoktur.”diyorsunuz’ya...Beni can evimden vurdunuz...Hedefi ve Rotası Allah tarafından çizilmiş olan dava ve sevda erlerinin,sayılarının çoğalması dua’sı ve temennisiyle...İYİKİ VARSIN KARDEŞİM...Yüreklerimizi birbirimize hira kılmalıyız. Hiralara çıkaran sevdalarımızın hatırına meydanlara kardeşliği, sadakati ve samimiyeti damıtmalıyız.İ.N.Ş...Allah’a emanet ol...

F fatih şener 01 Ocak 2012

allah razı olsun uzun bir aradan sonra güzel bir yazı olmuş emeğine sağlık..

H Hasan Enes 01 Ocak 2012

Lambalarını damlarda yaktıkları halde “Ev niçin karanlık ?” diye şaşıran insanlar ve toplumlar az değildir.

Rabbim bizleri düşünen (28/60 – 38/29), öğüt alan (6/152), akl-ı selim sahipleri (38/29), korunanlar (2/177), sağır ve kör olmayanlar (25/73)dan eylesin.

Allah razı olsun.

S S.Arslan 01 Ocak 2012

İnsanların kendilerini aydınlatıcı kaynağı kur’an haricinde herşeyde arıyor.

Hüsranların sebebi kişinin kendisini ve ailesini ateşten korumamasıdır. Aileler toplumu oluşturur. Bilinç sahibi insalar kolay olanı yani yalnızlığı, sorumluluk almamayı, kaçmayı tercih ediyor. Yürüdüğümüz çizgi kimin çizgisi, Allah’ın çizdiği yoldan başka yol arayanların vay haline....

selamatle.

D dostun 01 Ocak 2012

Dostum Allah razı olsun... yazınıza ben de dua ile icabet edeyim. Allah ilmininizi samimiyetinizi ve sadakatinizi artırsn

Ey Rabbim; acılarımızı gören, bilen, işiten sensin. Sen mazlumların yarenisin. Bizlere yardım et. Bizi, senin yardımına mazhar olacak çalışmalara sevk et. Senin razı olduğun amelleri ortaya koyabilmeyi bizlere nasip et ve senin razı olmadığın amellerle hayatımızı, vaktimizi geçirtme. Bizi, senin kulun olmakla ve imtihanını kazanmakla şereflendir. Mazlum ümmetimizin acılarını dindirecek merhemler olmayı bizlere nasip et.

Ey Rabbim, Senin davanın derdine vurulduk. Senin davanı kendimize kurtuluşun yolu ve hayatın amacı edindik. Senin davanı kendimize dert edindiğimiz için tercihlerde bulunduk. Sen yanlış tercihlerde bulunmayı ve yanlış kulvarlarda dolaşmayı bizlere nasip etme. Ve tercihlerimizi doğru tercihlerden kıl. Senin dinini tercih eden bizleri sana layık kullardan kıl.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Mehmed MAKSUT — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.