Hudeybiye İstismarında Son Nokta
Suriye’deki hadiseler ilk başladığında, İran’ın tutumu paralelinde Suriye halkının ayaklanmasıyla ilgili “Amerikan merkezlilik” gibi komplocu ithamları mahcup şekilde dillendiren söz konusu çevrelerin, şimdilerde bu mahcubiyetin çok ötesine geçerek, İran’ın Baas rejiminden yana takındığı tutumu savunmak adına “Hudeybiye’den Suriye’ye bir yol vardır” gibi söylemlerle “Hudeybiye Anlaşması” örneğini dillerine dolamakta olduklarına tanıklık ediyoruz.
İslam’a bağlılık akdinde bulunan insanların, bu dinin ölçüleriyle ilişkisi başından beri iki türlü olmuştur: Kitab’a uymak veya kitabına uydurmak. İnsanlar ya algılarını, düşüncelerini, duygularını, genel duruşlarını ve gelişen güncel hadiselerle ilgili yorum ve tutumlarını Kitab’ın gölgesinde inşa etmektedirler ya da farklı çevresel faktörlerin etkisiyle oluşturdukları duruş ve tutumlarını Kitab’a onaylatmanın peşine düşmektedirler.
“Müslümanların tarihi” de zaten bu iki tutum çerçevesinde yaşanmış ve şekillenmiştir. Dikkat sahibi Müslümanların bu tarihe “İslam tarihi” yerine “Müslümanların tarihi” demeleri de zaten bu sebebe dayanmaktadır.
Bu tarihin şekillenmesinde, özellikle de Emevilerle başlayan süreçle birlikte “kitabına uydurma” çabalarının etkisi büyük olmuştur. Bu süreçte vücuda getirilen tefsir ve hadis edebiyatında da bu durumun etkisi kendisini kolaylıkla hissettirmekte, ele vermektedir.
Evet, “kitabına uydurmak”, bir konuda tutum ve taraf belirlerken Kitab’ın ölçüleri ve “Kitab’ın ete kemiğe bürünmüş hali” olarak yaşamış olan Allah Rasulü’nün (s) o ölçülerden neşet eden pratiğinden kalkış yapmak yerine, tarihsel ve çevresel etkenlerle belirlenen tutumları Kitab’a ve onun elçisinin pratiğine onaylatmanın peşine düşmektir.
Ne yazık ki, geçmişte olduğu gibi bugün de bu tutumun işlerliğini ve işlevselliğini sürdürdüğünü görmekteyiz.
Bu minvalde, duygu, düşünce, inanç, amel ve toplumsal / siyasal örgütlenme biçimi olarak cahiliyeden kopmayı müntesiplerine öncelikli bir tutum olarak belirlemiş olan Kitab’dan, cahiliye sistemi ile bütünleşmeye yönelenlerin durumlarını İslami açıdan meşrulaştırmak adına “Hz. Yusuf örneği” gibi keşiflerde (!) bulunulduğunu biliyoruz. Yine bu tür durumlar için, Allah Rasulü’nün hayatından Hudeybiye Anlaşması, Medine Vesikası, bazı müşriklerin himayelerini kabulü gibi konuların, cömertçe ve hoyratça kullanıldığını / kullanılmaya devam edildiğini biliyoruz.
Maksat Kitab’dan ve Kitab’ın elçisinin pratiğinden kalkarak bir toplumsal / siyasal tutum belirlemek değil de, tarihsel ve çevresel faktörlerle belirlenmiş tutumlara Kitab’dan olur almak olunca, bu şekilde kitabına uydurmak kaçınılmaz olmaktadır tabiatıyla.
İşbu “kitabına uydurma” ameliyesinin son biçimine, Suriye’de yaşanan hadiseler çerçevesinde yaşadığımız coğrafyada fikir beyan eden bazı çevrelerin söylemleri çerçevesinde tanık olmuş bulunuyoruz.
Bazı yazar ve çevrelerin, Suriye’de halkın taleplerini on yıllardır baskıyla, işkencelerle ve hatta 1982 yılında yaşanan Hama örneğinde olduğu gibi katliamlarla bastıran Arap ulusalcısı Baas rejimine karşı bu yılın Mart ayında, bölge ülkelerindeki ayaklanmaların da etkisiyle yeniden kendini gösteren halk ayaklanması karşısında İran’ın, ABD – İsrail – İngiltere bloku karşısında müttefiki olan Suriye rejiminden yana aldığı tutumunu savunmayı kendilerine temel misyon edindikleri ve yaşananları tamamen bu perspektifle değerlendirdikleri görülmektedir.
İran’ın ve Lübnan Hizbullahı’nın, sessiz kalmanın da ötesinde, “direniş ekseni” adı altında Baas rejiminden yana tavır belirlemeleri ve hatta on yıllardır süren insanlık dışı baskı ve muamelelere karşı ayaklanan Suriye halkının hareketini Amerikan menşeli gösterme çabaları karşısında, öteden beri İran merkezli düşündükleri bilinen Türkiye’deki söz konusu çevrelerin de en azından İran’ın kuşatılmışlık karşısında bu tür bir yanlış tutuma yöneldiğini izah etmeye çalışmak yerine, Suriye halkını itham eden ve “direniş ekseni” adı altında katliamcı Baas rejimini arkalayan bu yaklaşımı aynen benimseyip savunduklarını görmekteyiz.
Suriye’deki hadiseler ilk başladığında, İran’ın tutumu paralelinde Suriye halkının ayaklanmasıyla ilgili “Amerikan merkezlilik” gibi komplocu ithamları mahcup şekilde dillendiren söz konusu çevrelerin, şimdilerde bu mahcubiyetin çok ötesine geçerek, İran’ın Baas rejiminden yana takındığı tutumu savunmak adına “Hudeybiye’den Suriye’ye bir yol vardır” gibi söylemlerle “Hudeybiye Anlaşması” örneğini dillerine dolamakta olduklarına tanıklık ediyoruz.
“Çarpıtmanın ve istismarın bu kadarına da pes!” demek durumunda kaldığımız bu yaklaşımı ortaya atanlar, Baas rejimini ve kuşatılmışlık psikolojisiyle ona arka çıkan İran’ı savunmak adına Hudeybiye olayını son derece yanlış yorumladıklarını ve terazinin ayarlarıyla tehlikeli şekilde oynadıklarını bilmelidirler.
Her şeyden önce şunu sormak gerekir: Hudeybiye Anlaşması’nda ve anlaşma sonrasında Allah Rasulü’nün, Mekke şirk sistemine arka çıkan veya bu sisteme karşı tevhid akidesini haykırdığı için esir edilen, baskılara muhatap olan Müslümanlara ithamda bulunan, onları şirk sistemine itaate çağıran bir yaklaşımı olmuş mudur?
Aksine, antlaşma gereği ilk başlarda iade edilen sığınmacı Müslümanların, daha sonra Ebu Cendel’le birlikte Mekke şirk sistemine karşı farklı bir direniş hattı oluşturmalarına ve onu çaresiz bırakan bir çözüm üretmelerine zemin hazırlanmış, yardımcı olunmuştur.
Hudeybiye’de yapılan, Mekke’den kaçıp Medine İslam iktidarına sığınan Müslümanların Medine’ye kabul edilmemesi taahhüdünden ibarettir.
Bunun yanında, Allah Rasulü anlaşmanın başından itibaren Medine'ye sığınan Mü'min kadınları anlaşmanın kapsamı dışında değerlendirmiş ve onları iade etmeye yanaşmamıştır. Buna karşılık bugün Suriye Baas rejimini arkalama tutumunu Hudeybiye Anlaşması'yla meşrulaştırmaya kalkışanların, Baas rejimi tarafından Müslüman kadınlara yönelik büyük suçlar işlendiğine ve birçok Müslüman kadının namusunun kirletildiğine dair haberleri nasıl değerlendirdiği merak konusudur.
Bütün bu gerçeklere rağmen, bugün kalkıp Hudeybiye Anlaşması’nı İslam ve Müslüman düşmanı Baas rejimine arka çıkmanın ve medyanın öne çıkardığı birkaç liberal muhalifin ABD’yle ilişkilerini genelleştirerek, bu kanlı rejime karşı ayaklanan Suriye Müslümanlarını karalamaya çalışmanın dayanağı yapmak çok yanlış ve sorumluluğu çok büyük bir yaklaşımdır.
Yorumlar 9
kardeş ne istismarı ne komplosu gerçek bunlar. iyi araştır suriye’yi. Muaviye’nin yanında savaşanlar Hz. Osman’ın kanı için Hz. Ali ile savaştılar. tarihi okumalar bizi aynı delikten sokulmaktan koruyacakken altında komplo aramak ne diye...
Ne Suriye Müslümanları Muaviye ve onun yanında savaşan Emevi taraftarları konumunda, ne de Baas rejimi Hz. Ali konumunda. Suriye’de yaşanan Baas vahşeti ve sözkonusu rejimin İslam ve Müslüman düşmanlığı, Hamalar, Der’alar, Müslümanların izzet ve iffetine yapılan saldırılar çok açık gerçekler. Lütfen tarafımızı doğru belirleyelim.
tarafım belli mazlumun yanındayım elbette. esadın yanında değilim. oynanmakta olan bir oyun var. direniş hattı kırılmak isteniyor. islam devleti ve hizbullah’ın istihbaratına güveniyorum. her ikisi de rüşdünü ispat etmiş. bir de islami cihad’a, hamas’a, halid meşal’e sormak lazım, ümmetin iftiharı olan islam devleti ve hizbullah sizin nezdinizdeki kıymetini kaybettimi şu suriye’deki son gelişmelerden sonra diye. acaba ne diyecekler. iran komplosu mu diyecekler. halid meşel de suriye’de soralım belki görüşlerimiz değişir. açalım artık gözümüzü vahdet vahdet. bir müslümanın ırzına geçilecek ve ben susacam bir müslüman öldürülecek ben susacam mümkün değil. kimse bundan razı değil. sadece sıvamadan önce biraz zamana ihtiyaç var.
Bizler, emin olun sorumluluğumuzun bilincindeyiz. Muhammed (S.a.v.) “Mümin’ler birbirlerinin kardeşidir” buyuruşu ile muhatap olmaktan ise tedbirli yaklaşmanın sorumluluğunu taşırız. Sanırım görüş yanlışında olmak S.a.v.'e muhalefet etmekten iyidir. bizim baasçı veya zalimi destekleyici birer şii destekçisi olduğumuzu iddia edenler hangi sorumluluğu taşıyacak bunu da çok merak ediyorum. Birer Çarpık Bakış açısının tezahürü olarak atılan ithamlardan yediğimiz sövgülerden Allah’a sığınırız. Demek ki birilerinin oyununu bozmuşuz ki yüklenmeler tabulara dokunmaktan. Kardeşliğe hançer saplamaya çalışan ellere dolaylı yollardan el sürenlerede umitvarım ki hesaplaaşacağım. Son olarak Elleri uzunca dilediği şekilde yaza bilen yazar kardeşlere tavsiyemdir ki Her Firavun’a Bir Musa...
kitabına uydurmayınca,düşündüğün düşünceyi savundugun tarafı meşrulaştıramıyorsun kardeşim.durum bundan ibaret.
selametle
Çıkarlarını putlaştıranlar tarihi de dini de istedikleri gibi yorumlayabileceklerini zannediyorlar.Halbuki tevdid ve adalet anlayışını yitirmedikçe çarpık yorumların yaygınlaşması mümkün olmayacaktır.Tağutlara karşı olmak sadece müslüman bireylerin değil İslami otoritelerin de görevidir.Zulme karşı olmak için ırk ve mezhep birlikteliğine bakmak da başlıbaşına bir zulümdür.
Peygamberimiz Hudeybiyeden 2 yıl sonra Mekke şirk devletini yerle bir etti.İç ve dış politikada bu anlaşmayı uzlaşmacılıklara delil olarak gösterenler sadece kendilerini aldatmakla kalmıyorlar insanları da yanlış yönlendiriyorlar.
ümmet olarak parçalanmışlıgın en bariz göstergesi... ne dostlarımız bir ne düşmanlarımız...
RABBİM BU NE HAL
XWEDAYEME EW JI XALE
XWEDAYEME EW JI XALE
XWEDAYEME EW JI XALE
XWEDAYEME EW JI XALE
paki 2 yıl sonra Baas rejime ve yanında siyonist rejimin yerle bir olmayacağını nereden biliyorsunuz?
Suriye’deki durumu nasıl görüyorsunuz? Suriye’nin konumu itibarıyle Amerika ve İsrail’in hedefinde olduğunu biliyoruz Suriye’deki olaylara müslümanlar nasıl yaklaşmalı?
Batı vesayet sisteminin ve USrail’in Suriye’de halkın özgürlüğüyle değil, bölgesel stratejik önemi itibariyle bu ülkeyle ilgilendiği besbellidir. Zaten Suriye’de yaşananları başlıklara ayırarak değerlendirmek gerektiğini, mevcut durumu tek başlığa indirerek kestirme sonuçlar çıkaran muhafazakar, dindar ve eski İslamcı sağ çevrelerin büyük hata yaptıklarını bunun için tekrarlıyoruz. Sokaktaki kanı görünce kanları donan, akılları duran, hissiyatları karmaşıklaşan ve bu ruh haliyle de Suriye’yi USrail’e teslim edecek de olsa bütün çözümlere gözünü kırpmadan destek veren, vermemekle kalmayan, bu emelin gerçekleşmesi için sokaklara dökülen bu çevreler tam da batı vesayet sisteminin istediği tepkileri veriyor
BU BİR ROPORTAJDAN ALINTI KARDEŞİM
