İhmal Edilmiş Bir Terim Olarak “İslami Mücadele”
İslam’ı yalnızca politik bir mücadele olarak görmeyen aynı zamanda tek hedef devlet kurmaktır diye kendini şartlandırmayan bir bakışla, yalnızca tevhidin yaşanabileceği alanlar açmak için koşturan bir zihniyete ihtiyaç vardır. İslam siyasi otoriteye talip olur ama bunu yaparken kendi doğrularından ödün vermeden yapar. İşte bu doğruları layıkıyla anlayabilecek bilgi birikimine sahip şahit bir topluluk oluşturarak bu mücadele verilebilir. Bireysellikten uzak, bir topluluk olmayı hedefleyen ve ilkelerini vahiyden alan bir topluluk amaçlanmalıdır.
Küresel sistem her şeyi etkilediği gibi İslami mücadele yöntemlerini de etkilemektedir. Teknolojinin hızla değiştiği, internetin yaygın bir haberleşme ağı olarak kullanıldığı aynı zamanda takibatın da kolaylaştığı bir dünya da hareket nasıl olmalıdır? Belki bu soru birçoğumuzun gündeminden dahi çıkmıştır. Nihayetinde İslami mücadele terimi 1960 ila 1990 yılları arasına sıkışmış ve oradan kendine bir yol bulamamış bir terimdir. 1997 yılının 28 şubatında başlayan baskılar ve akabinde AKP’nin iktidar rüzgarıyla savrulan müslümanlar bu terimi hayatından çıkarmış durumdalar. Hatta bir adım ötesi bu mücadelenin galipleri gibi meydanlarda, yazılarında, gazete köşelerinde ve dahi ekranlarda caka satmaktadırlar. Gerçekten bu mücadele kazanılmış bir mücadele midir yoksa kirletilmiş bir kenara atılmış ihanete uğramış bir mücadele midir?
Her kötü olayın bir iyiye işaret ettiğine inananlardanım. Onun için baskıların (post modern darbelerin) ve savrulmaların bize bir mesajı vardır. Bizlere kendi gerçekliğimizi gösteren yol haritasıdır bunlar. Kimlerle yola çıktığımızı bize gösteren ve doğru işaret taşları bulmamız gerektiğini bize vazeden bir durumdur yaşanılanlar. Gerekli bilgi ve alt yapıyı kuşanmadan bir bina inşa etmeye kalkmanın ham hayal olduğu bırakın bir binayı kümes bile yapamayacak bir birikime sahip insanlarla neleri yok edebildiğimizi bize gösteren bir sosyal olaydır bunlar. Onun içindir ki bu olaylardan gerekli dersleri çıkararak daha bir kuşanmış halde yeniden ama daha gür ve her zamankinden daha dimdik durarak yola devam etmek gerekmektedir.
Evet bugün islami mücadele terimini bile ağzımıza yakıştıramıyoruz çünkü Arap baharı devrimler, gayri safi milli hasıla, Türkiye’nin bölgesel yükselişi, Kürt sorunu, doların ve euro’nun yükselişi vs. gibi halletmemiz gereken meselelerimiz var. Kursağımıza ne kadar lokma düşeceğinin hesabının yapıldığı ama Allah’a verilecek hesabın göz ardı edildiği yıllardayız. Çocuğumuzun istikbali için her türlü hesabı yaptığımız ama ehlimizi ateşten koruyacak hesapları yapamadığımız bir dünyadayız. Toplumun güvensiz olduğundan yakındığımız ama topluma iletecek doğru düzgün bir şahitliğimizin olmadığı mesajımızın olmadığı zamanlardayız. Düşünce fakiriyiz bundan da kötüsü fakirliğimizin farkında değiliz.
Kabul edelim ki içinde yaşadığımız dünya eski zamanların dünyası değil. Dünyanın bir ucundaki eylem ya da hareketlilik diğer ucuna aynı anda duyurulabiliyor. Hiç zahmet çekmeden bir malı dünyanın diğer ucuna satabiliyorsunuz. Öyle kilometrelerce yol gitmenize aylarca zahmet çekmenize de gerek yok üstelik. Müstakil evler yerini apartmanlara, binek için kullanılan hayvanlar yerini motorla çalışan aygıtlara bırakmış durumda. Artık insanlar karnını doyurmak için daha çok çalışmaya, çocuklar ise büyümek için daha çok şefkate ihtiyaç duymaktadır. Yaşlılar merhamet dilerken küresel kapitalizm onlara ömrü bitmiş bir makine parçası muamelesi yapmaktadır. Suçlular daha acımasız, kadınlar ve çocuklar daha korumasız her türlü istismara açık yaşamaktadır. Parası olanın barınak, ekmek ve su bulabildiği bulamayanın ise parklarda, bankamatik kulübelerinde ya da viran olmuş inşaatlarda her türlü güvenlikten yoksun bir şekilde yaşadığı bir dünya vardır artık. Efendilerle kölelerin arasındaki uçurumun giderek derinleştiği ama kölelerin hâlâ bir gün efendi olacağım hayalleri kurduğu ve köleliğine razı olduğu bir dünyayı yaşamaktayız. Ekmeğin arslanın önce ağzında sonra midesinde olduğu ve almak için o vahşi ve yırtıcı hayvanla boğuşmak zorunda kaldığımız arenadaki gladyatörlere döndürüldüğümüz bir dünyada nefes almaktayız. Kısacası insan olarak kalmanın çok zor olduğu bir dünyadayız. İnsan olarak kalmamıza ve tüm bunlarla boğuşmamıza bir sebep olmalıdır. Öyle bir sebep olmalıdır ki o bizi sürekli diri ve dimdik tutsun. O sebep tek başına kul olmamız ve Allah’a teslim olmamızdır.
Allah’a teslim olmak öyle sıradan bir şey değildir. İçi dolu insana heyecan veren bir şeydir. Tüm zalimlerin karşısında zulme hayır demektir. Bu karşıt duruş ancak kul olmaya razı olduğunuz şeye hiçbir şeyden şüphe duymadan tüm benliğinizle teslim olmaktan geçer. Bu insana yorgunluk vermez. “Denedik olmuyor” kardeşim boşuna uğraşmayın dedirtmez. İslami mücadele aslında insan olarak kalabilme mücadelesidir. İslami mücadele Allah’a teslimiyet mücadelesidir. Benim O yüce Rabbe teslimiyetimi engelleyecek her şeye karşı dirençle verdiğim mücadeledir. Bu mücadele, cebime girecek üç-beş kuruştan, edineceğim makamdan, göreceğim iltifattan daha yüce bir mücadeledir. Benim bu mücadelenin içinde sağlam kalabilmem için Allah ile olan irtibatımında güçlü olması gerekmektedir. Aradan aracıları kaldırarak Allah’ın vahyi ile olan birlikteliğimi artırmamla alakalı bir şeydir. Çünkü bu mücadelenin sabitesi odur. Onu merkeze taşıyarak onu yaşantımın vazgeçilmezi kılarak dünyayı dolaşabilir, dünyayı okuyabilirim ama her şey ona dönük olmalıdır.
İslami mücadele, teknolojinin hızla geliştiği ve insanın çok rahat kontrol edilebildiği bir dünyada yöntemini tekrar gözden geçirmelidir. Cemaatleşme duygusunun yerini giderek bireyselliğe bıraktığı ve insanların yalnızlık köşelerine çekildiği, birkaç kişilik dünyalarının içine kimseleri dahil etmek istemedikleri bir dünyada İslam'ı sürekli yaşanır kılmak için yeni yöntemler bulunmak zorundadır. İslam'ı yalnızca politik bir mücadele olarak görmeyen aynı zamanda tek hedef devlet kurmaktır diye kendini şartlandırmayan bir bakışla, yalnızca tevhidin yaşanabileceği alanlar açmak için koşturan bir zihniyete ihtiyaç vardır. İslam siyasi otoriteye talip olur ama bunu yaparken kendi doğrularından ödün vermeden yapar. İşte bu doğruları layıkıyla anlayabilecek bilgi birikimine sahip şahit bir topluluk oluşturarak bu mücadele verilebilir. Bireysellikten uzak, bir topluluk olmayı hedefleyen ve ilkelerini vahiyden alan bir topluluk amaçlanmalıdır.
Bazen rüzgarlar sert eser. Bu rüzgarlar post modern darbelerin şiddetiyle oluşabildiği gibi AKP gibi muhafazakar gömleğini giymiş gruplarca da oluşturulabilir. Sert rüzgarlara rağmen kıblesini şaşırmayan kulların varlığı ancak islami mücadeleyi bir yere taşıyabilir. Esen her rüzgara göre yeniden kıble beliryenler ise bu mücadeleyi akabete uğratmaktan başka bir işe yaramazlar. Sorumluluk sahibi her müminin üzerine islami mücadele farzdır. Bunu inanan her mümin bilir. Çünkü cennetimiz için ve şerefimiz için bizim buna ihtiyacımız vardır. Biz mümin olmakla şerefli olduğumuza inananlardanız. Yoksa mümin olmakla islamı şereflendirenler olmadığımızı biliriz. Bundan dolayı herkes elini taşın altına daha fazla sokarak yapabilirliklerini artırmalı ve bu mücadele için gerekli donanımı bir an önce kuşanmalıdır. Çünkü bu dünya daha kirli ve Allah’ın hakları daha fazla gasbedilmektedir. Hakk’ın gelebilmesi ancak müminlerin mücadelede ciddiyetle hareket etmesine bağlıdır. Batıl olanın yok olması ise zaten bu nedenin bir sonucudur. Müminin aciz kalmak, güçsüz kalmak gibi bir bahanesi olmamalıdır. Elinden gelenin en iyisini ortaya koymalıdır ki Allah bire bin başak veren bir dane yapsın emekleri.
“Melekler, kendilerine zulmeden kimselere canlarını alırken soracaklar: "Neyiniz vardı sizin?" Onlar: "Biz, yeryüzünde çok güçsüzdük" diye cevap verecekler.(Melekler), "Allahın arzı sizin kötülük diyarını terk etmenize yetecek kadar geniş değil miydi?" diyecekler. Böylelerinin varış yeri cehennemdir, ne kötü bir varış yeri!” 4/97
(Not: Bu yazı ilk olarak 2011 yılında iktibasdergisi.com'da yayınlanmıştır)
Yorumlar 5
Kendimize mazaret sayabilecek eylemlerimiz bile yok denecek kadar az. İyi bir örnek toplum oluşturabilmeli, bu toplumada baktığımızda maddi ve manevi sorunları aşabilen ve bunu dışa yansıtabilen değerlere ihtiyacımız var. Bireysel kalınıyor, yaşantımızdaki uğraşları toplumsallaştırmalıyız. Bu gün varsa bile örneklerimiz, birbirimizden habersiz kalıyoruz. Malasef bu süreçte rüzgarlara kapılmak kolaylaşıyor. En önemli sorunlarımız ı değerlendirmişsiniz. İnşallah bu karamsarlıktan çıkacak toplular oluruz. Allah razı olsun...
“Islam ” terimini kullanipta bunu daracik bolgeye hapsetmek sizin gibi yazar , dusunur , arastirmaci, mucadeleci,mucahid, okumus insana pek yakismiyor ZERAN bey.
Derdiniz sadece birilerini elestirmekse tavsiyem bu, ISLAM adina birseyler yapan insan veya insanlar degilde , ISLAMA ters birseyler yapan ,birseyler yapmayan,inadina yanlis seyler yapanlar, olmasi daha hayirli olur kannatindeyim.
Samimi insan oldugunuz dusuncesiyle sizden
istirhamim
-bolucu degil bislestirici
-isbirlikcilik yerine hak ve adaletten yana
-cogulculuk yerine hakkin hakimiyetini gozetmek
- darkalip dusunce degil tevhidi dusunce
(buda islami sadece belirli kesimlerin dini degil dunya dini olarak gormekle olmali)
- zengini ve gucluyu degil hak’ki ve hakliyi ustun tutmak ile olur kanaat ve dusuncesindeyim.
Allaha emanet olunuz ve hak yolunda calismalarinizda bir nebzede olsa dusunce dagarciginizda bir etki biraktiysam hakka hamd ederim.
selametle kaliniz
Muhammed Bey
Allah’ın selamı üzerinize olsun. yazıya dair eleştiriniz için diyebileceğim ey ya yazıyı okumadınız ya da belli bir bakışla okuyup eleştirme ihtiyacı duydunuz. ne var ki bu yazıda hedefe alınan hiç bir müslüman yok. bir vakıayı ortaya koymak için yazılmış yazıdır. buluttn nem kapmaya gerek yok yani.
"istirhamim
-bolucu degil bislestirici
-isbirlikcilik yerine hak ve adaletten yana
-cogulculuk yerine hakkin hakimiyetini gozetmek
- darkalip dusunce degil tevhidi dusunce
(buda islami sadece belirli kesimlerin dini degil dunya dini olarak gormekle olmali)
- zengini ve gucluyu degil hak’ki ve hakliyi ustun tutmak ile olur kanaat ve dusuncesindeyim." cümlelerinizi lütfen insaf dahilinde yeniden gözden geçirin ki ben böyle bir şeyi yapmaktan Allah’a sığınırım. kullandığınız uslup ne kadar da iyi niyetli olursa olsun tahrik edici ve kılıçtan keskindir. kılıçlarımızı keskinleştireceksek eğer küfre karşı yapalım. Allah dilini kardeşliklerini çoğaltan kullarından eylesin.
“...Düşünce fakiriyiz bundan da kötüsü fakirliğimizin farkında değiliz.”
Bu cümlenizde bizi görüyorum yani müslümanları.
Ve yine sizin “kavramlar” ile ilgili çalışmalarınızdan öğrendiğimiz kadarıyla, kavramlara yüklenen anlamlara ciddi bir hassasiyetiz olduğunu anlıyoruz..
Bu noktada sizce müslümanlar düşünce fakiri olurmu? Yani tevhid de eksiklik söz konusu olurmu? İman gibi artar/eksilir bir durumu olurmu? Yoksa kastiniz; Bizlerin rahevatimizden ötürü sağlıklı düşünememe durumu.. vb.. mi? Anlayamadım.
Ayrıca bir kümes inşa edemeyecek durumda olduğumuz konusunda ve diğer yazdıklarınızla ilgili sonuna kadar hak veriyorum size. Acı durumumuzu itiraf edip silkelenirsek daha mantıklı davranmış olacağız..
Kaleminize sağlık
Mehmed Kartal kardeşim Yazarın hem İktibasdaki, Yaklaşık 3 ay önce yazılan yazısına da.. bu sitedeki yeni yazısına da yazdığınız yorumlara bakıldığında.. Hiçte sizin bahsettiğiniz gibi...
-Bölücülük
-İşbirlikçilik ve haksızlık ve adaletsizlik
- Ve zengini,Güçlüyü üstün tutan,Hakkı,ve haklı olanı yerme gibi bir algıyı nerden vardınız Bir türlü anlayamadım...
Bunu ben anlayamamışsam Lütfen bağışlayın ve yazıdan örneklerle siz bana izah edin lütfen...Eğer hala anlayamıyorsam bu benim özürümdür..ve beni bu özürüm den dolayı da kınamayın.Sizden de Helallik isterim Varsa Hakkınızı da helal edin..
Ben bu yazar kardeşi sadece yazılarını takip eder,ve çoğunlukla istifade ettiğim konularda gıyabında kendisine dualarımla takdir ederim.Yazarın kendisini ne görmüşüm ne tanışmışım..nede özel hayatında söylem ve eylem anlamında davranışlarıyla çelişen bir durum varsa..Bunu da tanıyan yakın arkadaşları olarak sizde dahil biliyorsanız O zaman bize yakışan...Yani Bir Müslümana yakışan bizzat kendisiyle bu meseleleri konuşup halletmektir.Yeri bu yazı ve yazılarının altı olmamalı diye düşünüyorum. Yazarın da dediği gibi,“tahrik edici ve kılıçtan keskin olmuş”benim düşüncem bu lütfen hakkınızı tekrar helal edin. Müminler birbirlerine şefkatli,merhametli,hakkı,hayrı ve sabrı tavsiye etmelidirler. Allah’a emanet olun.
