İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Hikmet ERTÜRK
Hikmet ERTÜRK
12 Ocak 2012

İnfak: En Sevdiklerimizden

Kur’an ayetlerinin ilk muhataplarının, kendilerine iletilen bu buyrukların anlamını gerçekten kavradıklarını görüyoruz. İlk muhatapların en çok sevdikleri şeylerden, mallarının en değerli olanlarından Allah yolunda, O’nun davası için dağıttıklarını anlıyoruz.

12 Ocak 2012 6 dk okuma 10,1B okunma
100%

Kur’an’da geçen buyruklar çoğu zaman bizleri harekete geçirmiyor. Belki de buyruklarda bizlerden istenilen şeyi tam olarak kavrayamıyoruz. Ya da kurnazlık edip anlasak da yapmaya yanaşmıyoruz. Günümüzde en çok sıkıntı çektiğimiz konuların en başında gelen şey herhalde geçimlik endişesidir. O yüzden de elimize geçirdiğimiz geçimliklerimizi fakirlik ihtimalini de göz önüne alarak paylaşmaya yanaşmıyoruz.

Kur’an ayetlerinin ilk muhataplarının, kendilerine iletilen bu buyrukların anlamını gerçekten kavradıklarını görüyoruz. Çünkü şu an kavrayamadığımız şekli ile dursa da Kur’an’daki ayetlerin derinlemesine incelemelerini yaptığımızda bu ilk muhatapların en çok sevdikleri şeylerden, mallarının en değerli olanlarından Allah yolunda, O’nun davası için dağıttıklarını anlıyoruz.

Muhatap oldukları ayet Al-i İmran Suresi 92. ayet ve bakın bu ayetin ilk muhatapları nasıl tepki veriyorlar.

“Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe iyilik mertebesine eremezsiniz. Her ne infak ederseniz, hiç şüphesiz Allah onu bilir.” (Al-i İmran–92)

İmam-ı Ahmed bin Hanbel rivayet ediyor. Abdullah b. Ebu Talha'nın oğlu Ebu İshak'tan, O da Enes b. Malik'ten işittiğini kaydeder. Enes der ki: "Ebu Talha Medine'li müslümanların en zenginiydi. En çok sevdiği malı da Beyraha bahçesi idi. Bu bahçe Mescidi Nebevi'nin karşısındaydı. Hz. Peygamber (S) oraya girer, orada bulunan tatlı bir kaynaktan içerdi. Enes der ki: 'Sevdiğinizden dağıtmadıkça iyiliğe ulaşamazsınız' ayeti inince, Ebu Talha dedi ki: "Allah “Sevdiğinizden dağıtmadıkça iyiliğe ulaşamazsınız” buyuruyor. Benim en sevdiğim malım ise Beyraha bahçesidir. Onu Allah yoluna bağışlıyorum. Onun iyiliğini umuyor ve yüce Allah katında bana azık almasını ümit ediyorum; Ey Allah'ın Resulü, Allah'ın sana gösterdiği şekilde onu kullan." Peygamber (S) “Çok güzel! Çok güzel! Bu kârlı, verimli bir arazi... Ben işittim... Ben, onu, akrabalarına dağıtmanı uygun görüyorum” buyurdu Ebu Talha da; “Öyle yaparım ey Allah'ın Elçisi!” dedi ve onu akrabaları ile amcaoğulları arasında paylaştırdı." (Buhari, Zekat, 44; Müslim, Zekat, 14; (Bkz. Nevevi, Şerhu Müslim, VII, 84–86))

Buhari ve Müslim'de; Hz. Ömer'in şöyle dediği kaydediliyor: "Ey Allah'ın Resulü, Hayber'de payıma düşen arazi kadar benim yanımda değerli hiçbir malım olmadı. Onu ne yapmamı önerirsin?" dedim. Resulullah (S) "Aslını bırak, ürününü Allah yolunda vakfet." buyurdu.

O dönemin ilk muhataplarının büyük bir çoğunluğu bu şekilde davranmışlar. Bu yönelişleri onları mallarının köleliğinden kurtarıp sadece Allah’a kul olmaya yönlendirmiştir. Şu an bizler açısından böylesi fedakârlıklar yapmak pek mümkün görülmüyor. Çünkü yapılan her işin sonucunun tüm Müslümanlara fayda sağlayacağı bir kardeşlik ittifakı içerisinde değiliz. Sahih liderlerimiz adına canlarımızı feda edecek bir bilince kavuşamamışız. Kardeşlerimizin haklarını kendimizinkinden üstün gören bir anlayışa sahip değiliz. Birbirlerimiz arasındaki üstük anlayışımız kim ne derse desin elde ettiğimiz kazançlara göre belirlenmeye devam ediyor. Malımızın küçük bir bölümünü bile kardeşlerimizle oluşturacağımız birlikteliklere vermeye razı değiliz. İslam davası kendi adımıza yaptığımız işlerin adı olmuş. İnşallah Müslümanlar bu halleri ile kalmayıp tekrar özlerine dönmeyi başarabilirler.
Şurası bir gerçek ki rızk konusunda Allah herkesi farklı farklı yaratmıştır. Fakat elde edilen bu kazancın kullanımını ise tamamen serbest bırakmamıştır. Kazançlarımız üzerinde fakirlerin hakları vardır.

Bu konuda Rabbimiz şöyle buyuruyor:

"Allah kiminize kiminizden daha bol rızık verdi. Bol rızık verilenler, rızıklarını ellerinin altındakilere verip de bu hususta kendilerini onlara eşit kılmazlar. Durum böyle iken Allah'ın nimetini inkar mı ediyorlar?"  (Nahl–71

Bir arada iş yapmaya çalışan Müslümanların ya da hiçbir işi olmayan Müslümanların uyacakları yol haritası böyle belirlenmiş. Birlikte iş yaptığımız, yanımızda çalıştırdığımız kardeşlerimizle olacak olan ilişki biçimi yukarıdaki ayette ki gibi olmalıdır. Bu kardeşlerimizi ömür boyu yanımızda işçi olarak tutmamalıyız. Onların da kendi işlerinin oluşmasına yardımcı olmalıyız. İşi olmayan kardeşlerimiz içinse elimizde kaynak varsa iş kurmalarına yardımcı olmalıyız. Onlar ömür boyu yanımızda çalıştıracağımız kölelerimiz değiller. Aynı davaya baş koyacağımız dava arkadaşlarımızdır. Onlarla eşit olmayı sevinilcek bir olgu olarak anlamlandırmalıyız.

Her müslümanın kendisine göre Allah tarafından ona bahşedilmiş bir enerjisi yeteneği olabilir. Herkesin ticari yetenekleri farklıdır. Fakat rızkın güç ve yetenekle hiçbir ilgisi yoktur. Tüm bunların tek kaynağı Yüce Allah’tır. Ve Allah bu kazançlarımızın paylaşılmasını istiyor. Nahl suresinde geçen ayetin iniş sebebi ise; Müşrikler Allah'ın kendilerine verdiği rızkın bir kısmını sahte tanrılarına ayırıyorlardı. Burada onlar hakkında diyor ki; "Onlar sahip oldukları malların bir kısmını elleri altında bulunan kölelerine vermiyorlardı. (Bu İslâm’dan önce fiilen yaşanan bir olaydır) Yani rızık konusunda köleleriyle eşit olmak istemiyorlardı. Peki ne diye Allah'ın kendilerine verdiği rızkın bir payını sahte ilahlarına ayırıyorlar? Bu soruyu Allah onlara soruyor; "Acaba Allah'ın nimetlerini inkâr mı ediyorsunuz?” Aynı soru bizler içinde geçerlidir. Böylesi müşrikler gibi davranan her müslümana sorulacak sorudur bu. Acaba Allah’ın nimetlerini inkâr mı ediyorsunuz?

Mekke dönemi ve o dönemin inanmışları babında ekonomik ilişkilere baktığımızda Müslümanlar arasında büyük ölçüde varlık ayrımı olmadığını görmekteyiz. Fakat günümüz Müslümanları sadece zekâtlarını vererek fakir kardeşleri üzerindeki sorumluluklarından kurtulacaklarını düşünüyorlar. Hâlbuki fakirlik bu kardeşlerimizin kaderi değildir. Eğer ki bir Müslüman’ın oturacağı evi, seyahat edeceği bir arabası ve de geçineceği bir miktar parası var ise arta kalan gelirini fakir kardeşlerinin hayat standartını yükseltmesi için kullanmalıdır. Mal biriktirme asla ve asla İslam’da yoktur. Yapmamız gereken şey fakir kardeşlerimizle eşit hayat şartlarına gelmeye çalışmaktır. En azından her Müslüman’ın böyle bir gayesi olmalıdır. Zaten bu kardeşlerimizin fakirliğe mahkûm olmaları bizlerin olumsuz davranışlarımız sebebiyledir. Servet köleliğine kapılmamış en azından yüz adanmış Müslüman tüm bu olumsuz ekonomik sorunları çözebilir. Hem böylelikle rızık endişesi ile oradan oraya çalışmaya giden İslam adına çalışma fırsatı bulamayan kardeşlerimizde İslam’a daha faydalı çalışmalar yapabilirler. Yüz kişi bin Tl’sinden vaz geçse yüzbin TL eder ve bu her bir Müslüman’ın iş kurması için yeterli olur. En azından çocuklarımız evlendiğinde böylesi bir yardımı yapmış olsak İslami aileler borçsuz bir evlilik yapacaklarından daha huzurlu, İslam için çalışma imkânı bulabilirler. En azından kendilerine ait evleri olur ve ömür boyu kira derdi yaşamazlar. Böylelikle genç Müslüman aileler arakalarında böylesi bir gücü gördüklerinde özgüven sahibi olacaklardır.

Konunun anlaşılması için somut örneklerde verebiliriz. Mesela bir kardeşimizin çiftçi olduğunu düşünün. 3 da serası olsun. Böylesi 10 Müslüman çiftçi olsun. Diyelim ki içlerinde bir kardeşleri asgari ücretle çalışıyor. En azından bir Dakar seradan 10.000 TL kazanan kardeşlerimiz bu kazançlarının 5.000 TL'sini verseler bu 50.000 TL eder. Bu kardeşlerine bir dekar yer ve sera yaptırırsalar bu kardeşlerinin de yıllık 10.000 TL kazancı olur ve oda başka kardeşine yardım etmek için bir fırsat yakalamış olur. İnanın bu tarz şeyler çok zor şeyler değil. Bizleri hiç sıkıntıya sokmadan yapılacak şeylerdir. Bu yardımlaşmaya memur kardeşleri de katabilirsiniz. Üstelik bunlar İslam adına söylediğimiz sözlerin yaşama aktarılmasıdır ve bizler bu yaptığımız şeylerden çok mutlu olacağız. Bundan herkes emin olabilir. Üstelik bu konu İslam’ın içinde olan bir konudur. Yukarıda örneklerini verdiğimiz sahabelerin hayatlarında bu tarz eylemleri kolaylıkla hiç düşünmeden yaptıklarını görüyoruz.

İnşallah bizler de ilk neslin gösterdiği fedakâr davranışları gösterme cesaretini yakalarız. Çünkü bizlere verilen nimetlerin paylaşımına razı olmaz isek hiçbir zaman İslam davamızda başarılı olamayız. Allah adına yerine getirmemiz gereken sorumluluklarda da başarıya ulaşamayız. Allah bizlere bu konularda korkak bir anlayış, korkak bir yaşayış nasip etmesin.

Paylaş X Facebook

Yorumlar 8

I i.metin 01 Ocak 2012

Hikmet kardeş,samimiyetin ve duyarlılığın için Allah ecrinizi versin.
Ali şeriati gibi müslümanlara iğneyi batırıp rahatsız ediyorsunuz.
malesef müslümanlar namaz konusunda gösterdikleri sorumluluğu mali konularda gösteremiyorlar, halbuki namaz=zekat veya namaz=infak olarak emrediyor Allah (cc).

F fatma 01 Ocak 2012

Allah razı olsun..Elinize sağlık.
Anlatmaya çalıştıklarınızın idraki için, önce kişinin “gelecek” kavramını sorgulaması gerekiyor. Hani, biriktirilenler gelecek için koyuluyor ya kenara!
Hangi gelecek?

Bir de dikkatimi çekti, Hz.Peygamber Ebu Talha’ya acaba niye “akrabalarına dağıtmanı uygun görüyorum” dedi? Orada ince bir fikir olmalı.

H hikmet erturk 01 Ocak 2012

Benim fikrim Hz peygamber kişileri ve kaldırabiecekleri seviyelerini çok iyi biliyor.Kişileri kendilerinde böylesi bir takva yoksa zorlamıyor.İşte bizim sıkıntılarımızda burada başlıyor.Genelliyerek kardeşlerimizi değerlendiriyoruz.Davette her kişi kendi seviyesinde değerlendirilmeli.Bu kişiler ilerledikçe en sonunda aynı yerde buluşmayı sağlayacaktır.O öylemi o sahabi kaldırabiliyor olsa idi Hz Peygamber mutlaka başklrına da vermesini isteyebilirdi.

F fatma 01 Ocak 2012

Bu konuda katılıyorum size..Allah kişiye kaldıramayacağını yüklemezken, her kulun ayrı ayrı işleri,fıtrat tarzları olduğunu ayetlerde vurgulamışken; ve Hz.Peygamber de örnekliğiyle bunu hayata indirmişken, hassasiyet teşkil eden tavırlar buralardan beslenmeli..

Bu ayrıntı gibi görünen incelikler, iletişimin rengini belli eder.Fakat kişilerin ilerledikçe aynı yerde buluşulacağı konusunda aynı fikirde değilim.Bu olmayabilir.Böylesi muhtemel durumda herkes birbirini idare edebilmeli..Tabii, yalnızca Allah’ın rızası için..

H hikmet erturk 01 Ocak 2012

Öz itibari ile kaynağı dogru algılayıp Emrolunduğu gibi dosdoğru yürüneceğine dair algısı oluşanlar bu buluşmayı gerçekleştirirler.Tabiki buluşamayanlar belkide daha çok olacaktır.Bu doğaldır.Ama biz bu durumu suya atılan taşın oluşturduğu halkalar gibi düşünmeliyiz.Merkezden dışarıya dogru halkalar.Herkesin seviyesi ne olura olsun ypbileceği şeyler vardır.Önemli olan var olan sorun ve acıları yönetebilmektir.Yazı dilinde bazen aynı şeyleri söylesekte farklı gibi anlşılbiliyor.Kafa yormak tefekkür birde tecrübeler önemli.

N nuri 01 Ocak 2012

Allah razı olsun, bu yazı islami birlikteliğin pekişmesinde ve ispatında bizlere kendimizi gösterecektir. Bu tip uğraşlardan sonra oluşacak birliktelik herhalde daha içten yada daha değerli olacaktır.

A ASÖZ 01 Ocak 2012

karşılıksız yardımda bulunmak ne güzel bir duygudur.Müslümanlar yeterince önemini kavrayamadıkları bir yardım seferberliği…
evet içinde bulunduğumuz toplulukta infak yok denecek kadar az.içimizden bir topluluk bu yarışta önde olmalıydı.ama olmadı? nedeni herkesin kendini düşünmesi, başkalarının ihtiyacı olacağının kavranamayışı, bencilllik ve kendini önceleme değil mi dir?
İslami düşünceye sahip olduğu iddiasındaki bizler hangi kardeşimiz ne halde acaba biliyor muyuz? herkesi kendisi gibi gören anlayış bence yanlış bir anlayıştır. Kim vazgeçti çok sevdiği şeyleden bu güne kadar? hep konuşmada ,sözde ve lafta kaldı.yapılan infaklar az biliyorum.hep tavuk işi deyip alaya alındığı durumlar olmadı mı? nerde ciddiyet?Allah’ın anlaşılmıyor?
Kardeşleri sıkıntı içindeyken! Kardeşinin sıkıntısını gidermek yerine Ticaretle uğraşanlar yok mu?
Kardeşinin sıkıntısını gidermek yerine son model araca binenlere ne demeli?
Yine kardeşini düşünmeden ona yardım edeceği miktarın kaç katı arsa alanlara ne demeli?
Bir de senin bindiğin aracı; beğenmeyip, küçümseyip değiştir bunu diyenlere ne demeli?
Velhasıl devam ediyor gidiyor.
Bence Müslüman çalışmalı bir başkasından umut beklememeli…insanoğlunun bazen samimi bazen de umursamaz tavırlarına bakıp ta aldanmamalı ayağını yorganına göre uzatmalı.
Sözler önemlidir. ben kendime söylenen her sözü ciddiye alıyorum. bir iş ne kadar ciddiye alınırsa o oranda etkisini gösteririr.

Y yusuf 01 Ocak 2012

rabbimiz bizleri dünyayı ve malı sevecek bir yapıda yarattı.sonr da yalnızca beni sevin dedi.kalıcı olan budur.diğer herşey bir imtihandır.kimileri bu imtihanı geçti.kimileri de geçemedi.kardeşimiz konuyu çok net bir şekilde anlatmış.iman eden bizlere de işittik ve itaat ettik demek düşer.kardeşimizin sondaki duzsına da amin diyoruz.allah razı olsun.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Hikmet ERTÜRK — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.