İran İzlenimleri -1-
Rabbimizin bizlere vermiş olduğu nimetleri müşahede etmenin ve gereği gibi şükretmenin yollarından biri de Rabbimizin arzında gezmektir. “Sizden önce nice olaylar gelip geçmiştir. Yeryüzünde gezip dolaşın da yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu bir görün.” (Ali İmran 137) Gezmeyi bu ayetin ışığında yaptığınızda hakikatlere daha da yakınlaşıyorsunuz. İslam ümmeti içerisindeki diyalog ve irtibatsızlığın en acı tablosunu gezerken görüyorsunuz. Bu gezileri Rahmani nazariye ile kardeşliğe yönelik yaptığınız zaman birçok mana hayatınıza yansıyor. Ulus sınırlarını aşıp kardeşlerinizle kucaklaştığınızda İslam’ın en aziz yönlerinden birini hemen görüyorsunuz.
“Sizden önce nice olaylar gelip geçmiştir. Yeryüzünde gezip dolaşın da yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu bir görün.” ( Ali İmran 137)
Âlemleri en güzel şekilde yaratan Allah’a hamdolsun. İnsanlara sunmuş olduğu “sayısız nimetlerden” (Nahl-18) dolayı ne kadar hamd edersek, yolunda ne kadar çalışırsak verdiği nimetlerin hakkını veremeyiz. "Bu nimetlerin hepsi de rabbimizin katından olup”(Nahl-53) bu nimetlerin tümünü Müslüman olmamız için Rabbimiz üzerimizde tamamlıyor. (Nahl-81)
Kur’an gibi bir kitabın, İslam gibi bir dinin, Hz. Muhammed (as) gibi bir rehberin bizlere sunulmuş olması yeryüzündeki en büyük nimetlerdendir. Kur’an olmasaydı hayatımıza hangi kitabı muhatap kılacaktık. İslam olmasaydı hangi hayat nizamıyla aradığımız huzuru bulacaktık. Hz. Muhammed (as) olmasaydı kimleri kendimize rehber kılacaktık. Bu nimetlerin dünyevi nimetlere kurban edilerek değiştirilmesi sonucu insanlık buhranın içerisinde can çekişmektedir.
Verilen tüm ilahi ve insani nimetlerden sonra “Eğer iyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz, kötülük ederseniz yine kendinize kötülük etmiş olursunuz.” (İsra-7) Şüphesiz Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanlar ve iyilik yapanlarla beraberdir. (Nahl 128) ve “Muhakkak ki bu nimetlerden hesaba çekileceğimiz” (Tekasür 8) için gündelik hayatımızı hep bir muhasebe içerisinde geçirmeliyiz. Hz İsa’ya atfedilen bir sözde denildiği gibi “insan yaşamak için yemeli; yemek için yaşamamalıdır.” şuurunun bizde olması gerekirken Rabbimizin nimetleri karşısında konumumuz nedir? İsyan ve nankörlük yönümüz mü, yoksa itaat ve şükür yönümüz mü hayatımızı kuşatmıştırın muhasebesini ne kadar yapıyoruz? Dünyevileşmenin artıp ahiretin unutulduğu bir zamanda, değerler erozyonunun yaşanıldığı bir demde her iradenin kendisine sorması gereken soruları olmalıdır. Ve hesabı verilebilir hayatı yaşamalıdır. “Dünyada elde edilenlerin az bir yararlanma olduğunu ve asıl nimetlerin ahirette olduğu” (Nahl 117) hiçbir zaman unutmamalıdır. Bu bilinçle hareket edildiği zaman İslami kimliğe yönelik tüm sıkıntılar Allahın izniyle ber taraf edilebilir.
Rabbimizin bizlere vermiş olduğu nimetleri müşahede etmenin ve gereği gibi şükretmenin yollarından biri de Rabbimizin arzında gezmektir. “Sizden önce nice olaylar gelip geçmiştir. Yeryüzünde gezip dolaşın da yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu bir görün.” (Al-i İmran 137) Gezmeyi bu ayetin ışığında yaptığınızda hakikatlere daha da yakınlaşıyorsunuz. İslam ümmeti içerisindeki diyalog ve irtibatsızlığın en acı tablosunu gezerken görüyorsunuz. Bu gezileri Rahmani nazariyeyle kardeşliğe yönelik yaptığınız zaman birçok mana hayatınıza yansıyor. Ulus sınırlarını aşıp kardeşlerinizle kucaklaştığınızda İslam’ın en aziz yönlerinden birini hemen görüyorsunuz.
Gönüllerin kardeşliğe hasret olduğu bir dönemde birbirimize ensar olup kenetlenmemiz gerekir. “Şüphesiz Allah, kendi yolunda, duvarları kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak mücadele edenleri sever.” (Saff 4) Böyle bir kenetlenme dünya tağutlarının ve müstekbirlerinin en korkulu rüyası olduğu için ümmet sürekli iç ve dış güçler tarafından bölünmektedir. “Ey iman edenler hepiniz topluca İslam’a giriniz. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır. (Bakara 208) hitabına hakkıyla muhatap olmadığımız için her tarafımız sıcak, soğuk ve kültür savaşlarının altında ezilmektedir. Ey iman edenler Allaha karşı gelmekten sakının ve siz ancak Müslümanlar olarak ölün. Hep birlikte Allahın ipine sarılınız. Bölünüp parçalanmayınız Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte onun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.” (Bakara 102-103) Bu baskılara karşı durabilmenin yegâne çözümü yukarıdaki ayetten yola çıkarak var gücümüzle çalışmakta olduğunu bilelim. Bu ayet ışığında kardeşlerimizle olan ilişkilerimizi tekrardan gözden geçirmenin bence vakti geldi geçiyor ...
Özellikle kadim medeniyetlerin yaşadığı yerlerde, öncekilerin akıbetini anlama noktasında zengin bir miras vardır. Bunları ilahi nazariyeyle okumak Rabbimizin büyüklüğünü bize hissettirdiği gibi ona karşı durmanın nelere mal olduğunu da bize öğretir. Allah’ın arzında Allah’a isyan ve nankörlük eden milyonlarca insanın içler acısı durumu, yüreklerinizi muzdarip kılıyorsa ve insanlığı kendinize dert edinmişseniz yerinizde oturmanız inancınızla çelişir. Yürüyen bir peygamberin oturan ümmeti olmamız zilletin asıl sebebidir. Oturarak, yatarak, konuşarak salt yazarak bizler bu halden kurtulamayız. Kurtuluşu arayan yüreklere bakın rabbimiz hangi vazifeyi veriyor: “Sizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülüğü nehyeden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.” (Bakara 104) Bugün genel manada Müslümanların içinde bu görevi üstlenecek bir öncü topluluk oluşturulamadığı için topluca kurtuluşa ulaşılamamaktadır. Bireysel anlamda bu tür gayretler olsa da kolektif ve istikrarlı olmadığı için güçler zayıf kalmakta, sesler cılız çıkmaktadır...
Öncekilerin akıbetini öğreten şehirlerin başında nice imparatorluğa şahitlik etmiş olan İstanbul gelir. Surlarıyla, deniziyle, medeniyeti yansıtan yapılarıyla oldukça zengin bir dokuya sahip olan İstanbul, yoğunluktan dolayı birçok değerini sessizce yitirmiştir. Dünyevileşen insanlarla birlikte şehirde ruhunu kaybetmiş bir vaziyette yeniden kendisini diriltecek bir okuyuşu bekliyor. İnsanlardaki dünyevi yoğunluklar İstanbul’un içindeki kadim mesajları görmeye engel olmaktadır. İnsanları kuşatan dünyevi endişeler insanı ahtapot gibi kuşatmış. Bu kuşatma dünyevi kaygılarla, kültürel yozlaşmalarla, İslam’dan uzaklaştırmalarla daha da bir artmış. “Tüm bunlara rağmen Rabbimiz Allah’tır deyip sonra da dosdoğru olanlara hiçbir korku yoktur, onlar üzülmeyecektir.” (Ahkaf 13)
İstanbul’a her geldiğimizde bizi en çok sevindiren ve umutlandıran fedakar kardeşlerimizdir. Bunca yoğunluğa ve dünyevileşme rüzgârlarına rağmen az sayıda da olsa tercihlerini sıratı müstakim üzerine koyan kardeşlerimizin olması umudumuza umut katmaktadır... Yürekten açılan kucaklar, annelerin safiyane bir şekilde evlatlarına açtıkları kucaklar gibi samimi olarak kardeşlerini bağrına basmaktadır. Abartı olmasın ama saatlerce süren yolculuk sırasındaki yorgunluk bu kucaklaşmayla birlikte oldukça hafiflemektedir… Çünkü Allah, kalplerinizi birleştirmişti...
İstanbul’da bir dönem acılarımıza, özlemlerimize, direnişimize şahitlik eden Beyazıt Meydanını, Fatih’i, Haliç’i, Üsküdar’ı gezme sırasında “En güzel şekilde yaratılan insanların” (Tin-4) vahyi terk ederek “aşağıların aşağısına düştüğünü” (Tin-5) gördükçe bu davayı daha çok dert edinmemizin gerekliliği kendiliğinden anlaşılıyor. “Durun kalabalıklar bu sokak çıkmaz sokak” diye haykırıp “nereye gidiyorsunuz” sorusunu sormak geçer içimizden.
Üsküdar iskelesine geldiğimizde vakit gün batımına yakındı. Gün batımıyla ortaya çıkan kızıllığın denizle, martılarla ve gemilerle birleşmesi sırasında oldukça deruni anlamlar tezahür ediyor. Fakat kaç kişi bu hakikatin farkındaydı. İnsanın ömrünün bu gemiler gibi akıp gittiğini ve bir gün gün batımı gibi batacağını kimler hissetmiştir. “İnsan su misali kıvrım kıvrım akıyorken” “Dönüş Rabbinedir” ayetini unutuyor. Unuttuğu içinde var gücüyle dünyaya dalıyor. Oysa “Dünya hayatının örneği, ancak gökten indirdiğimiz, onunla insanların ve hayvanların yediği yeryüzünün bitkisi karışmış olan bir su gibidir. Öyle ki yer, güzelliğini takınıp süslendiği ve ahalisi gerçekten ona güç yetirdiklerini sanmışlarken (işte tam bu sırada) gece veya gündüz ona emrimiz gelmiştir de, dün sanki hiç bir zenginliği yokmuş gibi, onu kökünden biçilip atılmış bir durumda kılmışız. Düşünen bir topluluk için biz ayetleri böyle birer birer açıklarız. (Yunus-24) “Düşünen bir topluluk için bunlarda ibret vardır”(Rum 21) diyen rabbimizin emrine rağmen insanlar dünyevileşiyor. Yaratılış amaçını unutuyor. Dünyevileşerek düşünme melekelerini kaybederek hayatı solumaya devam ediyor.
Üsküdar’da martılarla konuşurken gökyüzündeki kızıllık bu anlamlı diyaloga ayrı bir anlam katıyor. İnsana özündeki hakikatin sesine kulak vermesi için bu manzara iyi bir vesile oluyor. İnsanlar o kadar kuşatılmış ki bu esaret insanları tüm hayati unsurlarını kaplamış adeta. En kötüsü de bu esaretin özgürlük olarak benimsenmesidir. Seyyid Kutup’un yıllar önce zindandayken söylediği “Gün gelir kölelik özgürlük diye empoze edilir insanlara” sözü bugün bu insanların halinde tecelli ediyor. Tüm bunlara rağmen bu “özgür görünümlü kölelikler” insanlara anlatılmalıdır. Bunu anlatmanın en güzel yöntemi de insanı tüm esaretlerden azad kılıp kulluğun hürriyetine ulaştıran İslam’ı anlatmaktır. Ömer ibn-i Abdülaziz’in “Allah’a bağlan ki hür olasın” sözü bu hakikati en bariz şekilde ifade etmektedir.
Havaalanında gereken işlemleri yaptıktan sonra uçağa biniyoruz. Uçaktakilerin çoğu İranlı. İran halkı hakkındaki ilk izlenimlerin küçük bir numunesini uçakta alıyoruz. Uçaktaki kadınların ekserisinde “hicap ruhu” yok. Bu unsur bazı metropol şehirlerde daha çok görülüyorken aksine hicap ruhunu bir ayet olarak taşıyan insanların sayısı da azımsanamaz. Bu hicap ruhunun toplumda makes bulması için ilk başlarda yasalarla, yaptırım yoluyla uygulandığını fakat daha sonradan bunların biraz gevşetilerek daha çok eğitim ve davet yoluyla verilmeye çalışıldığını öğreniyoruz. Devletin bu anlamda çalışmalarının olduğunu ve hicabı önemsediği alanlardaki hicap mesajlarından anlaşılıyor. Tüm çalışmalara rağmen kültür emperyalizminin en önemli çalışma ve çatışma sahası kadınlar üzerinden verilmektedir. Kadınlara yönelik kültürel savaşa karşı özellikle İslami İnkılâba bağlı kadınların varlığı da küçümsenemez.
Kadınlar toplumsal hayatta oldukça etkinler. Batının oluşturduğu “evine kapanık, sosyal hayatta olmayan, hakları ve varlığı baskı altında olan” bir algının buralarda olmadığını çarşı pazarda gezerken çok kolay görebiliyorsunuz. İslami kuralların verdiği güvenle insanlar geceleri bile çok rahat bir şekilde güvenle gezebilmektedir.
Eğitim ve öğretim yoluyla kazandırılmak istenilen İslami esaslara karşı batının ciddi bir kültürel savaşının olduğu ve bu kültürel savaşa maneviyatı zayıflarla varlıklı insanların daha kolay kapıldıkları görülmektedir. Bu kültürel savaşa karşı İran İslam Cumhuriyeti’nin de çok ciddi çalışmaları var. Bunun önüne geçmek için kültürel faaliyetlere ağırlık verilmektedir. Bunu camiler ve medreseler yoluyla, eğitim kurumlarıyla ve sinema yoluyla gidermeye çalışmaktadır. Her şeye rağmen halen devrimin ruhunu benimsemeyen insanlar azımsanmayacak derecededir. Herşeye rağmen “Sen onların doğru yola erişmelerine aşırı istek göstersen de şüphesiz Allah saptırdığı kimseyi doğru yola iletmez. Onların yardımcıları da yoktur.” (Nahl-37)
Devam edecek…
Selam ve Dua ile
Yorumlar 14
Selamün Aleyküm Maksut abim! Öncelikle bu yazıyı hazırladığın için şükranlarımı sunarım. Allah bu okuyan kardeşlerimi (özellikle beni), okuduğunu pratize eden, amele salih bir şekilde dönüştüren kullarından eylesin.
İran konusunu hem türk, hem kürt, hem de yabancı arkadaşlarla bazen konuşuyoruz. Aslında İran’ı sadece medya ve internetle anlamak çok zor. Genel itibariyle bilgi edindiklerimiz, konuştuklarımız zandan öteye geçmiyor.
Ben de İran’ı burada, Hollanda’dan anlamaya çalışıyorum. Burada 7-8 tane iranlı arkadaşım var ve onların durumu da hiç iç açıcı değil. Aralarından sadece biri bayan, en azından benim tanıdıklarım arasından. O da “hicab” yoksunu biri. Zaten kendisi de bir ara “islâm bana göre değil” diye bir başka Filipinli hristiyan arkadaşa anlatıyordu. O hristiyan ki islâm’a sempati duyan, en azından antipati duymayan biri. Bu hristiyan arkadaşım bana namaz kılıp kılmadığımı sordu, kıldığımı söyledim. Yanındaki iranlı kıza dönüp aynı soruyu sorduğunda ise, kız islâm’ın kendisine göre olmadığını söyledi.
Diğer arkadaşların da islâmı umursadıkları pek söylenemez. Hatta bazıları Türkiye gibi olmak istediklerini, demokrasinin kendileri için daha iyi olduğunu savunuyorlar.
Tabi bu konuda ne kadar bilgi sahibi oldukları da tahmin edilemez değil. Sadece bir arkadaşım biraz yakın duruyor islâm’a. O da ikilemde kaldığı için: “Herhangi bir dini takip etmeye gerek yok, insan iyi olduktan sonra sorun yok.” diyor. Peki neye göre iyi, yani referansın ne? diye soruyorum. Verdiği cevaba kendisi bile inanmıyor.
Daha dün bana müslümanların bu kadar geri olmalarını, islâm’a bağladığını anlatıyordu. Başka açıklaması yok, diyordu. “Bak! Burada insanlar ne kadar da refah içindeler, teknolojileri desen, harikulade! Bir de biz arap ülkelerine, müslümanlara bak!” diyordu.
Aşağıda alıntıladığım müthiş tespitinle aynı eksende şeyler söyledim, ki ikna da oldu.
“Yürüyen bir peygamberin oturan ümmeti olmamız zilletin asıl sebebidir.”
Sözlerimi söylemeden önce islâm’a zıt olarak yaptığı şakalardan ötürü de af diledi.
Umarım Allah onu affeder ve hidayet nasip eder.
Yazı ile ilgili olarak ufak bir hata vardı, Nahl, 53'te: “katında” değil “katından” olması gerekiyordu.
"“Dünyada elde edilenlerin az bir yararlanma olduğunu ve asıl nimetlerin ahirette olduğu”(Nahl 117) hiçbir zaman unutmamalıdır. Bu bilinçle hareket edildiği zaman İslami kimliğe yönelik tüm sıkıntılar Allahın izniyle ber taraf edilebilir."
Burada bertaraf edilebilecek sıkıntılardan gelen kasdi anlayamadım.
Emeğine sağlık Maksut abim, Allah razı olsun, Allah yar ve yardımcımız olsun.
Cümlemize hidayet nasip etsin.
Bizleri imanının gereğini yerine getiren, yani salih ameller işleyen, hakkı ve sabrı tavsiye etmekten çekinmeyen kullarından eylesin.
Selametle, dua ile kal Maksut abim...
sayın kardeşim...
Allah ziyaretinizi kabul eylesin. çalışmalarınızı mümkün mertebe takip etmeye çalışıyorum. görebildiğim kadarıyla gençlere yönelik güzel çalışmalarınız var. davet çalışmalarınızın yanında islam çografyasındaki gezileriniz ve gözlemlerinizi inşallah okuruz. sizin gibi bu davayı dert edinip o diyar bu diyar demeden her ne olursa olsun rabbinden yana sürekli çalışan genç kardeşlerimizin olması bizi sevindiriyor. bu azim ve hassasiyetinizi takdir ediyor dualarımı sunuyorum.
iran özellikle devrimden sonra dünya gündeminde çokca yer edinen bir ülke. islami olması ve sürekli gelişen bir ülke olması dolayısıyla küresel emperyalizmin baskılarına sürekli maruz kalmaktadır. buna ragmen özellikle bu ülke hakkındaki bilgilere medya yoluyla bakmakta eksiktir. bundan dolayı özelikle ülkemizde iran hakkında tartışılan meselelere deginirseniz faydalı olur diye düşünüyorum.
girişte beirtiğiniz hususiyetlerde size aynen katılıyorum ve bu izlenimlerin ümmetin vahdetine yarar saylayacak amel olmasını niyaz ediyorum
Degerli kardeşim HAZİN İNCİ
Yorumunuzda yapmış oldugunu dualarınızdan dolayı Allah sizden razı olsun ve sizleri islam ümmetinin öncülerinden kılsın. dualarınıza yürekten amin aynısını sizin adınıza rabbimden diliyorum...
degerli kardeşim Hollandadaki çalışmalarınızın olmasına ve bu tür meseleleri arkadaşlarına üniversite ortamında anlatmanıza oldukça sevindim. Rabbim yardımcınız olsun ve davetinizde sizlere güç ve kuvvet versin. deginmiş oldugunu konular maalesef her tarafta var. insanlar kendilerini bir yere nispet ediyor fakat teslim olmuyor. bundan dolayıda bir türlü istenilen ameller gerçekleşmiyor. bu insanların islami bilgieri ve mensubiyetleri zandan ibarettir. bunları inşallah yapacagımız davet çalışmalarıyla yakin bilgiye kavuşturacagız. nerede olursak olalım bizim için her yer davet yeridir. bu bilinçle elimizden geleni son raddeye kadar yapmalı ve sonucu allaha havale etmeliyiz.
oralar kendini islama nispet eden insanların türkiye gibi olmak demokrasiyi istemelerinin sebebi tanımamalarıdır. bunu biraz dogal karşılamak lazım. çünkü medya yoluyla türkiye ve demokrasi özellikle ortadogu halklarına sürekli örnek gösteriliyor. sürekli gündemde tutarak bunla cazibeli hale geliyor. bu cazimeyi görüntüyle okuyanlar hemen buna kapılıyor. fakat bunu görüntüyle degil de vahyi esaslarla okunduklarında işin vehametini anlayacaklardır. işte bize düşen bu insanlara vahyin esaslarına göre okuma ve anlama melekesini kazandırmaktır....
degerli kardeşim islami kimliğe yönelik baskılar sonucu kendi kimliklerine zarar veren insanları buna iten sebeblerin temelinde genelde dünyevileşme olgusu vardır. rahata düşme ve bedel ödemeden yaşama düşüncesi vardır. belirtiğiniz yerde anlam muglaklı biraz olmuş. inşallah onu düzeltiriz.
katkılarınızdan dolayı Allah razı olsun. Hollandada küçükte olsa yapmış oldugun çalışmalarından dolayı rabbim sizlere güç versin ve ayaklarınızı bu din üzere sabit ve kaim kılsın. Ordaki arkadaşlara selamlar
Ali solmaz agabeyim inşallah dediğiniz konulara aynı hassasiyetle ileriki yazılarımzda deginecegiz. katkılarınızdan dolayı müteşekkirem
Maksut kardeşim, “Yer yüzünü gezin yalanlayanların sonunu görün” ayetinin mefhum muhalifi ise, “Yeryüzünü gezin yalanlamayanları,kul olanları,teslim olanları bulun,görüşün,tanışın onlarla bir olun” olsa gerek.Oturanlarla koşturanlar bir olmaz maalesef,bu gün, en çok konuşanlar en çok oturanlardan oluyor.
İstanbul’u anlatmışsın, bu şehri sevdiğin belli oluyor nasıl sevilmez ki, şehirlerin anası İstanbul…Dünyevileşen insanın en belirgin özelliği Allah’a ve yarattıklarına karşı ilgisiz oluşudur. Modern insan için, İstanbul’un tarihi dokusu, tabii güzellikleri ve milyonlarca insan hiçbir anlam ihtiva etmiyor O kendisine belirlenmiş rolünü oynuyor hem de hiç itirazsız.
Uçaktaki İran’lı hanımların hicap noktasındaki zaaflarından bahsetmişsin ki şaşırmadım.Bir insan yapılması farz olan bir eylemi bilinç düzeyinde benimsenmezse “zaaflar sırıtır” ülkemizde de öyle olmuyor mu? Demokrat liberal ve dindar gençlik yetiştirmeyi ilke edinmiş siyaset gereği her alanda -sözde- İslami/muhafazakar inancın gereğini yerine getirenlere şahit oluyoruz.Başörtülülerin çoğaldığı,tesettürlülerin azaldığı günlere şahitlik ediyoruz.
Gezinin daha başındasın devamını bekliyoruz kardeş…
davası uğruna gezen peygamberin
rahatı uğruna uyuyan ümmeti olmak ...
Allah c.c razı olsun maksut kardeşim.
sorun ve çözümleri güzel bir şekilde dile getirmişsin.
selam ve dua ile
Hepiniz hoş geldiniz kardeşim
Rabbimiz inşallah bir gün sizlere umre ve hacc izlenimlerini de yazmayı nasip eder
gezi yazılarınızda tecrübesiz oldugunuz belli ediyor. bence butür yazıların daha da muhteviyatlı olması gerekir. ayrıca kardeşim size tavsiyem özellikle sanal alem yoluyla aşındırılan ihlas samimiyet ve yaptıklarını açıga çıkarmama gibi hassasiyetleri gözetlemenizi tavsiye ederim. özellikle riya hususuna dikkat etmeli...
umarım yanlış anlamazsınız. bu dediklerimi bir abi nasihati olarak almanızın size katkı saglayacagını düşünüyorum. çalışmalarınızda başarılar diliyorum...
Tarihten, geçmiş ümmetlerin yapıp ettiklerinden haberdar olmak, ibret almak herşeyden önce rabbimizi ve dolayısıyla da kendimizi layıkıyla bilmemizi gerektirir. Bu yüzden imkanı olan Müslümanların tahlilkar bir edayla insanlık tarihinde üretile gelen tüm değerleri bilmek ve Kur’an-ı Azimüşşan’ın ışığı altında değerlendirmek ve ibret almak için gezmeleri tavsiye olunur. Ve elde edilen ilk elden bilgilerin izlenimler çerçevesinde paylaşılmamsın da yarar var.
Ben şahsen Mehmet Maksut kardeşimin yazısını önemsedim. Devamı gele, selamlar...
s.a öncelikle isa gezgin kardeşimizin yaptığı çok yerinde bir yorum.umarım yazar kardeşimiz dikkate alır.
t.c devleti kurulduğundan beri,19 mayıs kutlamaları yapılır.son zamanlara kadar her 19 mayısta samsun’da bir gemi içine mustafa kemalin heykeli konur,gemi limana yanaşır,samsunda ki bütün devlet erkanı o heykeli selamlar ve “hoş geldiniz atam” derlerdi.taki bu olay yabancı bir kanalda yayınlanan komik olayları anlatan bir proğramda alay edildikten sonra,yapılmasından vazgeçildi.çünkü çok geri kalmış bir toplumun hareketiydi.
aynı durum geçenlerde iran’da da yaşandı.hiç bir anlam veremedim.benim gibi çevremdekilerde hayret içinde kalmıştı.imam humeyni sağlığında resminin paraya yapıştırılmasına bile müsaade etmemişti.iranın bu hareketi ne sahip olduğu kadim gelenege yakıştı.nede müslümanlığa yakıştı.küçük bir olay gibi görünsede islamın imajına büyük bir zarar verdigi kanısındayım.
allah basiret ihsan etsin.
editörün notu: sayın ebu hira kardeşimiz yorumunuz boş gelmiş olup yazı görünmemektedir...
şiirlerinizdeki duygunuza düşüncedeki netliginize davetteki gayretinize duruşunuzdaki dengenize yureginizdeki kardesliginize ümmet yolundaki gayretinize selam ve saygılarımı yolluyorum. . .
Selamun aleykum bu yazınız için size teşekkürlerimi sunmak isterim. Bir yeri veya bir mekanı gezerken Allah’ı düşünerek yaptığımızda nasıl bir zevk aldığımızı tahmin bile edemeyiz o zaman gezimiz bile ibadet olur. Ama biz yürüyen bir peygamberin oturan bir ümmeti olmuşuz bundan dolayı ibadetlerimizden zevk alamıyoruz ki yazınızda belirttiğiniz şeyleri algılayabilelim.
Önemli olan Allah için yapmaktır. ALLAH RAZI OLSUN
ALLAH SİZİN GİBİ GENÇ HOCALARIMIZI, KARDEŞLERİMİZİ BU MÜCADELEDEN AYIRMASIN VE İSLAM ALİMLERİNİN YOLUNDAN AYIRMASIN
SAYGILAR
ümmet içerisindeki bir çok problemin başında ortadaki bilgi farklılıkları gelir. bilgi farklılığından dolayı ümmet kendi içinde bir netlik kazanamıyor. kiminin yanlış dediğine biri dogru diyor. bence saglıklı bir bilgi akışı için bu tür gezileri daha profesyonel yapıp myerinde tahlil etmenin dogru olacagını düşünüyorum...
bu vesileyle tüm imkansızlıklara ragmen fedakarane bir şekilde bir eyleme giren kardeşimi kutluyorum... düşünce ve duruşunuzun vahdete hizmet ettiğini ve her dönem vahdete hizmet eden yüreklerin itham edildiğini biliyoruz. sizlere yöneltilen kürtçüsün ve ırkınla aranda duygusal bagı düşünceye dönüştürüyorsun sözlerine aldırış etmeyiniz kardeşim... zira biz tanıştıgımızdan beri sizin duruşunuza şahidiz...
yazınızın devamını bekliyor hayırlara vesile olmasını diliyorum
