İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Mehmed MAKSUT
Mehmed MAKSUT
15 Şubat 2012

İran İzlenimleri -2-

Halkın Velayeti Fakih olarak ifade edilen rehberiyete bağlılığı yüksek. Bunda rehberiyet makamının Şia düşüncesindeki yeri, rehberin halka yakın olması ve fakir fukarayı gözetmesi belirleyici oluyor. Buna rağmen inkılâptan sonra inkılâbı istismar edip zenginleşen bazı inkılâp öncülerine karşı, halkın eleştirileri var.

15 Şubat 2012 8 dk okuma 3,4B okunma
100%

İran, yıllarca Batı güdümündeki Şah rejimine karşı tamamen iç dinamikleri ve Müslümanların gayretleriyle uzunca bir mücadeleden sonra 1979’da bir inkılâp gerçekleştirdi. Ortadoğu coğrafyası için önemli bir konumda olan İran, inkılâpla birlikte Batı’nın hedef tahtasına oturtulmuş. Hedef tahtasına oturtulmasındaki en önemli unsur, inkılâbın İslami olmasıdır. İkinci dünya savaşı sonrası kendilerine bağımlı kılınan ve tamamen Batı’nın uyduları olarak kullanılan Ortadoğu’daki idarelerden biri, ilk defa her yönüyle sömürüye başkaldırmıştır. Bu durum, dünya jandarmalığına soyunan ABD ve benzeri ülkelerin işlerini hayli zora koymuştur.

Şüphesiz hiçbir ınkılap tek bir kişinin eseri olamaz. Yapılan inkılapların tek kişiye mal edilmesi özellikle tek tip ulusçu hareketlerde sıkça görülür. 1979 İran İslam İnkılâbı’nda Liberal milliyetçiler ve solcular gibi birçok küçük grup da vardı. Bu gruplar da ABD uşağı Pehlevi’nin zulümlerine karşıydı. Fakat bunlar küçük ve örgütsüz gruplar olduğu için inkılâp sürecinde güçlü olan İslam’i kesime uyarak süreçte yer almışlardır. Bu küçük gruplar inkılâptan sonra da varlığını devam ettirmiştir.

İran İslam İnkılâbı’nın başarıya ulaşmasında, artan zulümlere karşı ulemanın tavizsiz durması, ayrıca bunun yanında halkın zulümden bıkıp âlimlere bağlı hareket etmesi de önemlidir. Şia içerisindeki “Velayet-ı Fakih merci’i, Kerbela kültürü ve Mehdeviyyet” düşüncesi de ınkılapta önemli bir unsur olarak yerini almıştır. Ulemanın ve mescitlerin bağımsız olması ve halkın ulemaya bağlılığından dolayı inkılâbın başarıya ulaştığını İmam Humeyni bizzat kendisi ifade etmiştir. Ulema ve mescitlerin bağımsız olması durumu inkılaptan sonra bile halen devam etmektedir.

İmam Humeyni önderliğindeki ulema ve halk hareketi; Allah’ın inayetiyle, imamın tavizsiz duruşuyla ve halkın zillete başkaldırışıyla başarıya ulaşınca Batı’nın Ortadoğu’daki birçok hesabı bozulmuştur. İran İslam İnkılâbıyla birlikte Batı karşısında yıllarca ezilen halkta, tekrardan bir diriliş umudu oluşmuştur. İslam’ın pasif ve uhrevi bir din olmadığı tekrardan kanıtlanmıştır. İnkılâp, dünya Müslümanlarına sömürgecilerin ve sömürgeci uzantılarının aksi yöndeki küstahça ısrarlarına rağmen İslam’ın bu dünyadaki hayatla bağlantıdan yoksun, yalnızca bir takım merasimler çerçevesine hapsedilen bir din olmadığını göstermişti. Bu mesajın ve siyasi bilincin diğer bölge halklarına yayılmasını önlemek için Batı dünyası harekete geçmiş. Hem inkılâbın yayılışını önlemek hem de genç inkılâbı yıkmak için birçok oyun devreye sokulmuştur.

İnkılâbı geriletmek ve yok etmek için Batı’nın desteğiyle Irak-İran savaşı ortaya konuldu. Saddam’ın şövenist ruhuyla Batı’nın emelleri birleşip inkılâba saldırıldı. Yıllarca zulüm üzerinden saltanat süren Saddam, İran’a saldırıyı başlattığı zaman “Bir haftada zayıf olan İran’ı yenip Tahran’ı alacağım” sözüne rağmen savaş sekiz yıl sürmüştür. Batı’nın tüm desteğini arkasına alan Saddam, hiçbir ülkenin devlet olarak yardım etmediği İran’a karşı umduğunu bulamamıştır. Savaş sonucunda birçok zayiatlar oluşmuştur. Bu zayiatlar kendisini toparlayamamış olan İran’a oldukça zarar vermiştir. Bu savaştan günümüze kadar geçen süreci İran’daki birçok kişi “toparlanma ve yeniden inşa süreci” olarak değerlendirmektedir.

İnkılabın savaşla yıkılamadığını anlayan ABD ve yandaşları, özellikle İmam Humeyni’nin vefatından sonra İran içerisindeki farklı mezhebi ve ırki unsurları kullanarak inkılâbı zayıflatmaya çalışmıştır. Fakat her şeye rağmen inkılâp, kendisini tüm komplolara ve ambargolara karşı ayakta tutmayı başarmıştır. Sıcak savaşa karşı galip çıkan inkılâp, daha sonradan soğuk ve kültürel savaşlara karşı mücadele etmeye koyulmuştur. Bu kültürel savaşlara karşı durmak sıcak savaşlardaki mücadeleden daha çetindir. İran’da inkılâptan yana olan ve görüştüğümüz birçok kişi kültürel savaşın sıcak savaştan daha çetin olduğunu vurgulamaktadır… İran’ın bu anlamda işi zor olsa da Rabbimizden dileğimiz bu zorluğun altından da kalkmasıdır…Bu kültürel savaş halen de devam etmektedir. İran’ın teknolojisiyle, sanayisiyle, sinema ve sanat alanıyla bu anlamda mücadele verdiğini İran’da gündemi takip eden herkes söylemektedir. Bu düşman unsurunun kendilerini geliştirmeye yönelik önemli bir gerekçe olduğu da birçok kişinin ortak kanaatidir. 

“İman edip salih amel işleyen, Allah’ı çok anan ve haksızlığa uğratıldıktan sonra öçlerini alanlar başka. Zulmedenler yakında hangi akıbete uğrayacaklarını göreceklerdir.” (Şuara-227)

Yılların şah rejimini yıkmak ve bir İslami inkılâp yapmak kolay olmadığı gibi inkılâpla toplumu istenilen düzeyde kısa süre de İslamileştirmek de basit olmasa gerek. İnkılâptan önce Şah’ın yıllarca süren batılılaştırma politikaları, ABD’ye bağımlılığının getirdiği kalkınamama sorunu vardı.  İnkılâptan sonra Şia’nın Ehl’i-sünnet gibi geleneksel mezhepçi kalıplarını istenilen düzeyde aşamaması; inkılâbı yıkmaya yönelik iç ve dış mihrakların faaliyetleri, sekiz yıllık İran-Irak savaşının ağır bedelleri, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik tehditleri, milletçilik unsurlarının devreye sokulması, içteki bazı fitne unsurlarının olması, sonrasında başlayan kültürel savaşlar ve ambargoları yerinde gördükçe 32 yıllık Inkılab’ın işinin kolay olmadığını anlayabiliyorsunuz… Bu anlamda İran’a yönelik değerlendirmeler ve beklentiler ortaya konulurken bu şartların göz önünde bulundurulması bizi daha sağlıklı sonuçlara ulaştırır kanaatindeyim…

İnkılâptan sonra, yıllarca Batı’nın sömürgesinde kalıp zayıf kalan Müslümanlar, genelde inkılâbı olumlu ve yeni bir umut olarak görmüşlerdir. Fakat İran İnkılâbı’nın süreç içerisindeki sıkıntıları, diğer bölgelerdeki Müslümanların dağınıklığı, İran'ın içinde bulunduğu mezhepçi algıyı genel anlamda aşamamasından dolayı istenilen düzeyde İslam dünyasında yayılamadı. Tabiî ki bunda, diğer bölge Müslümanların da durumu etkiliydi. Filistin’deki mücahitlere desteği dışında diğer bölgelerdeki Müslümanlara gördüğümüz kadarıyla yeterince ulaşamadı. Hatta Çin gibi yıllarca Doğu Türkistan’daki Müslümanlara zulüm eden, Rusya gibi senelerden beri önce Afganistan’ı ve halen Çeçenistan’ı işgal eden zalim devletlerle ilişkisi Müslümanları hayal kırıklığına uğratmıştır. Ve gündemde olan Suriye meselesine yönelik tavrı, zalimleri devirmiş ve mektebinde zulme karşı tek başına dahi olsa kıyam eden Huseyni rehber edinmiş bir ülkeye yakışmamaktadır.İran iç siyasetinde özellikle son dönemde artan sıkıntılarla birlikte, dış düşman unsuruna karşı bir bütünlük arz etmektedir. Inkılab’ı batıya ve emperyalizme karşı destekleyen kitleler olduğu gibi özellikle eleştirenlerde var. Bir kesime bakarak bütünü konuşmak bu anlamda yanlıştır. Eleştirenlerin eleştirileri içe dönük eleştiriler iken düşman karşısındaki duruşlarında çoğu inkılapla birlikte hareket etmektedirler. Tabi duruşun hepsi İslam’i bilinçten geldiği söylenemez. İran’ın içerisindeki güçlü “İrancı ve mezhepçi” düşüncenin de bu tabloda payı büyüktür.

Her şeye rağmen inkılâp karşıtı güçlerin, İran İslam İnkılâbını içten zayıflatmak için her fırsatta ortaya çıktıklarını yöneticiler söylüyor. İç siyasette reformistler ve muhafazakârlar arasındaki tartışmalar halen devam etmektedir. Bu durumdan istifade etmek isteyen ABD ve İsrail’in reformistler üzerinde bazı planları olduğunu yapılan görüşmelerdeki kişiler söylüyor. Mevcut var olan hükümet bu duruma zahiren el koymuş olsa da İran içerisinde İmam’ın hattını yumuşatıp daha liberal bir politikayla ülke yönetimine egemen olma gibi bir kitlenin varlığı inkâr edilemiyor. Bunların başında gelen Mir Hüseyin Musevi, Mehdi Kerrubi gibi şahıslar halen ev hapsinde gözetim altında tutulmaktadır.

Halkın Velayeti Fakih olarak ifade edilen rehberiyete bağlılığı yüksek. Bunda rehberiyet makamının Şia düşüncesindeki yeri, rehberin halka yakın olması ve fakir fukarayı gözetmesi belirleyici oluyor. Buna rağmen inkılâptan sonra inkılâbı istismar edip zenginleşen bazı inkılâp öncülerine karşı, halkın eleştirileri var. Bu durumu zaten İmam Ali Hamaney de Cuma günü Tahran Üniversitesinde üç milyonluk nüfusla kıldığımız Cuma namazında bizzat ifade etti. Bu konunun inkılâba mal edilmemesini, her şeye rağmen bu duruma müsaade edilmeyeceğini rehberin kendisi söyledi. Ali Hamaney’in Cuma günü üç milyonluk hutbede cemaate verdiği başlıca mesajları hem dini boyutta hem de devlet boyutuyla önemlidir. Bunlara değinmemiz yararlı olur:

İran’ın tüm ambargolara rağmen özellikle ilmi ve askeri noktasındaki gelişmelerine değinen Hamaney; ambargolara karşı İran’ın baş eğmediğini aksine her ambargonun İran’ı büyüttüğünü söyledi. İnsanların bu ambargolara aldırış etmemesini, İran’ın artık kendi ayakları üzerinde durabileceğini belirtti.  İnkılâp sürecinde etkin olan bazı kişilerin dünyaya ve servete kapıldığını, halkın buna yönelik tepkilerinin olduğunu vurguladı. Ortadoğu’daki gelişmeleri olumlu karşılayan Hamaney özellikle “Arap baharı” diye nitelendirilen gelişmeleri “İslami uyanış, İslami bahar” olarak değerlendirmektedir. Yıkılan diktatörlerle birlikte tağutların yıkıldığını ifade eden rehber bu gelişmelerle birlikte İran’ın azda olsa yalnızlıktan kurtulduğunu belirtti.

Avrupa’nın giderek battığını, ABD’nin İran’a yönelik girişeceği olası savaşa iki dakikada cevap verecek teknik donanıma sahip kuvvetlerinin olduğunu söyleyen Hamaney; savaşa hazır olduklarını, savaş sonucunda ABD’nin yenilgiye uğrayacağını ifade etti.

Yaptıkları inkılâbın milli ve mezhebi değil İslami olduğunu, temel kaynaklarının bir vurgulayan Hamaney, Ortadoğu’daki gelişmeler sonucunda ortaya çıkan yönetimlerdeki demokrasi kavramının batıdaki anlamıyla anlaşılmamasını vurguladı. Demokrasinin özgürlük ve insan hakları ekseninde bu ülkelerde kullanıldığını ifade ederek buna saygı duyulması gerektiğini söyledi.  Mısırdaki seçimlere ve yönetime olumlu baktıklarını, temennilerinin İsrail ve ABD’ye boyun eğmemeleri olduğunu söyledi.

Tekfirciliğin Müslümanlara hiçbir yararının olmadığını ve Müslümanların bundan kaçınmaları gerektiğini belirten Hamaney'in; Selefilik tekfircilikse biz bundan beriyiz. Yok, eğer Selefilik Kur’an ve Sünnete bağlılıksa biz de Selefiyiz ifadesi önemli bir yaklaşımdır. Tekfirci de olmayın, demokratik de olmayın. Sadece İslam olunuz. Vahdet için mesai harcayınız. Şiiliğin zaferi için değil İslam’ın zaferi için çalışınız…

Müslüman coğrafyasındaki gelişmelere değinen Hamaney, özellikle Bahreyn’e dikkatleri çekti. Bahreyn’de yapılan zulümlerin dünya medyası tarafından örtüldüğünü ve orada insanların öldürüldüğünü belirtti. Bahreyn’e, İran’ın bir etkisinin olmadığını ifade eden Hamaney, özellikle “Bahreyn’i İran tetikliyor” konusundaki haberlerin doğru olmadığı söyledi. Eğer İran oraya etki ederse sonucun çok farklı olacağını da vurguladı.

Bahreyn konusuna değinen Hamaney’in Suriye konusuna girmemesi ise üzücüdür. Vahdet vurgusunu eksik bırakmıştır. Tabi burada İran’ın Suriye olaylarını nasıl okuduğu önemlidir. Bu konuyu ve İran’ın dış siyasetini inşallah diğer yazımızda müstakil olarak ele almaya çalışacağız. Fakat burada şunu belirtmeliyiz. Dünyada oynanan çıkar siyasetlerine, ister Şii ister Sünni olsun hiçbir insan kurban edilmesine müsaade edilmemelidir. Akan kanlara bile mezhebi duygu ve düşüncelerle, ülke menfaatleriyle, devlet siyasetleriyle yaklaşmak Müslüman birey ve devletlere yakışmaz. Bahreyn’deki Şii kardeşlerimizin acısı da Suriye’deki kardeşlerimizin acısı da bizimdir. Her ikisini de görmek ve her iki zulme de tepki göstermek kardeşlik şuurumuzun kemale erdiğini gösterir. Ne olursa olsun mazlumdan yana olmalıyız. Hiçbir zaman zalimler içinde zalim seçme tercihimiz olmadığı gibi Müslüman mazlumlar içinde de mazlum seçme tercihimiz yoktur... 

Paylaş X Facebook

Yorumlar 12

A aydın 01 Ocak 2012

allah razı olsun kardes. Makul bir yazı olmuş. Hem süreçi hem gelişmeleri kardeşlik diliyle ele almanız iyi olmuş.

H hüseyin 01 Ocak 2012

sayın yazar kardeşim...

sizleri öncelikle Allahın selamıyla selamlarım. yaşınız itibarıyle yapmış olduğunuz değerlendirmelerin oldukça önemli olduğunu düşünüyorum. genelde gençlikte olan heyecan ve tahlil etmeden üsten bakan değerlendirmelerin aksine siz içeriden vakıaya bakarak bir çalışma ortaya koymuşsunuz. bu sevindirici bir durumdur.

yazınızda belirtmiş olduğunu bazı tespitlere katılmakla birlikte şia’nında ehli sünnet gibi bazı şablonları kıramadığını ve kendisini yenileyemediği söyleyerek ehli sünnete haksızlık etmiş olmuyormusunuz... ayrıca İran’ın şartlarından bahsederek toplumu islamileştirme noktasındaki sıkıntılarını acaba hz peygamber dönemine kıysa edersek nasıl bir tablo ortaya koyarız. 23 yıllık bir mücadele sürecinde bir toplumu inşa eden bir hareket ortadayken 32 yıllık veya daha sürecek zaman diliminde acaba bu mümkün olacak mı. bence iran bu anlamda gevşek davranıyor... çünkü iktidar ellerinde ve toplum üzerinde etkin... en azından neslini yetiştirebilir...

kardeşim ali hamaneyin hutbesindeki vahdet vurgusuyla suriye meselesindeki çelişkiyi görünce acaba bu şia dünyasındaki takiyye mantıgının bir ürünümüdür diye hiç sordunuz mu kendinize?

selamlarımı sunar çalışmalarınızda başarılar dilerim

H Hazin İNCİ 01 Ocak 2012

Emeğine sağlık maksut abim, çok faydalı ve değerli bir yazı olmuş. Diğer yazını dört gözle bekliyorum. Allah razı olsun

M mehmet maksut 01 Ocak 2012

degerli agabeyim hüseyin...

diriltici ve zalimleri sarsıcı bir din olarak topluma sunulan islam dini, daha sonraki süreçlerde duraganlaştırılıp saltanatların ve mevcut idarelerin meşrulaştırıcı bir araçı haline geldi. bunu sağlayabilmek için bazı şablonlar oluşturularak islam sınırlandırıldı. ve bir döneme münhasırmış gibi sunuldu. tarihsel süreç içerisinde bu kalıplar degişmez birer nasmış gibi insanların zihnine nakşedildi. insanların cehaletiyle birlikte bu şablonlar sorgulanmadı. bu durum karşısında islami düşünce tarihsel bazı sistematik şablonlara hapsedilerek islamın dinamik yönü ortadan kaldırılmıştır. mezheplerde buna ister bilirnçli ister bilinçsiz alet olmuşlardır. bunları söylerken ne ehli sünneti ne ehli şiayı kötülemek maksadıyla söylemiyorum. ehli sünneteki durgunluğun şablonların aynısı şiada da var. bence bu tarihsel ve rivayetsel bilgiler sorgulanmadıkça her iki kesim bir araya gelemez. bu sıkıntılar ortada oldukça islamın evrensel mesajları hakkıyla toplumu kuşatamaz. mısırlı düşünür Cabir’inin ifadesiyle ehli sünnet saltanatçı ve muhafazkar algıdan kurtulmadıkça ehli şia on iki imam vb mitoslardan arınmadıkça bir yenilenme gerçekleştiremez. der.

hüseyin abim bu konulardak tesbitler ortaya konurken eger mezheplerin oluşturdugu algı ve nazarlan olaya bakarsanız bu dediklerimizi bir hakaret olarak görebilirsiniz. ama yok eger bu vakıalara mezhepsel algının dışından bakarsanız kendiniz bile olayın net tablosunu inşallah görürüsünüz.

yazımızda iranın son yarım asırlık sürecinden bahsederken amaçım şuydu. bir toplumun saglıklı tahlili için bulunduğu sosyal durumu ve geçirdiği siyasal evreleri bilmek gerekir. bunarı bilmeden yorum ve tahlilde bulunmak bizi saglıklı sonuc ulaştırmaz. İran toplumunu islamileştirememiştir diyerek suçlamanın atmanın bir ötekileştirmeden ibaret oldugunu düşünüyorum... toplumu islamileştirmenin modern dönemlerde ne kadar zor oldugunu eger davet çalışmaları içerisindeyseniz çok iyi bilirsiniz. evet iran bir devlettir. fakat devlet olmak herşeyi çözmüyor aksine bir çok sıkıntıyı beraberinde bazen getiriyor. dediklerimizi şöyle bir örnekle kıyas edersek bence daha iyi anlaşılır... bu gün sizler bir baba veya anne olarak ne kadar çocuklarınızı islamileştirebiliyorsunuz. kıyas ettiğimizde bu işin aile boyutuyla bile zorlukları ortadayken devlet boyutunu varın siz düşünün...

ben İranın toplumu islamileştirme noktasında gevşek davrandıgını düşünmüyorum. bunu orada gezerken daha net görebiliyorsunuz. fakat tüm ugraşlara ragmen inanmayan ve yaşamayan insanlarda çıkabilir. hz nuh örneginde oldugu gibi... peygamberimiz 23 yılda bu işi gerçekleştirmiştir diye herkesi bu limite tabi tutmak dogru degildir. toplarım dönemi ve durumu zihin dünyası sayısı bu anlamda önemlidir... peygamberimiz 23 yılda yapmış hz nuh 950 ugraşmıştır. 23 yılda olmuş diye tüm islami toplumsal değişimlerin 23 yılda olacak diye bir yargıyla yaklaşmak çok yanlıştır. böyle kıyas etmek bile olayı sağlıklı okuyamamaktır...

ali hamaneyin vahdet mesajında suriye vurgu yapmamasını bir takiyye olarak okumuyorum. bu durum İranın suriye olaylarını nasıl okuduguyla alakalıdır. onu da inşallah diğer yazımızda inşallah elimizden geldiğince degerlendirecegiz...

selam ve saygılarımı sunarım agabey

H hüseyin 01 Ocak 2012

mehmet maksut kardeşim yorumunuz ve açıklamalarınız için teşekkürler... mezhepler noktasında dediklerinizin biraz daha dikkatli söylenmesi gerektiğini düşünüyorum

Y Yusuf 01 Ocak 2012

Güzel bir yazı olmuş, paylaştığınız için teşekkür ederiz

M M.Ekincik 01 Ocak 2012

yüreği ümmetin haline üşüyen kardeşim Allah gayretlerinizi artırsın... herkesin sokağa bile çıkmaya üşendiği bir zamanda kısıtlı bir bursla neler yapıyorsun... seni gördükçe imkanın ne oldugu imkansızın ne olduğu daha net anlaşılıyor... sizinde ifade ettiğiniz gibi dava adamı sıkıntıyı imkansızı görünce kaçan degil onlarla ugraşandır.

kardeş tüm sıkıntılara ragmen ortaya koyduğun mücadelenin Allah katında geçerli bir amel olmasını candan diliyorum

I ismail 01 Ocak 2012

yazılarındaki samimiyetine, davetteki direnişine, şiirlerindeki duygularına, duruşundaki dengene, ümmeti kuçaklayan yüreğine kardeşliğine sevgine selam olsun aziz kardeşim...

sen direnişinle, azminle, gayretinle, samimiyetinle, kardeşliğinle, tertemiz duygularınla karanlıklarda deniz feneri gibisin bizim için...

hayırlı yolda hayırlı çalışmalar

E Erhan TOPRAK 01 Ocak 2012

Sizinle beraber bizlerde yolculuk ediyoruz sayenizde...İran’a ve Hamaney’e dair beyanlarınız önemli.Arap baharı dayatmasına bakışları,Suriye meselesine yaklaşım İran’nın uzun yıllara varan devlet politikasının bir sonucudur.Adalet merkezli değil daha çok maslahatı gözeten ve konjöktöre endeksli siyasi beyanlar...
Yolculuğa sizinle devam ediyoruz.

U urfadan 01 Ocak 2012

‎''Üşüyorum,
hαvα soğuk falan işte.
Sıkı sıkı giyindim αmα yine de...
Anlα,
mevzu kış değil.
Sen yoksun kardeş!

A Azim Aziz 01 Ocak 2012

s.a yazınızdan ve islama hizmeten dolayı ALLAH razı olsun sizden. ALLAH yardımcımız olsun , ayaklarımızı yolunda sabit kılsın sizi dua ile selamlarım

S serhat hakkariden 01 Ocak 2012

degerli mehmet kardeşim

yapmış oldugunuz tefsir ders notlarından istifade ediyorym. her hafta düzenli olarak yaptıgınız kavram ve kampüs sohbetlerinin de notlarını sitede yayınlamanızı istesek. gençler olarak okuyoruz... bu istegimizi yogunluğunuza ragmen istiyoruz...

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Mehmed MAKSUT — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.