İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Mehmed MAKSUT
Mehmed MAKSUT
26 Şubat 2012

İran’ın Dış Siyaseti ve Suriye’deki Olaylara Bakışı

İran’da olduğumuz sürece bu durumu yetkili kişilere yakın olan insanlarla mütalaa ettik. İran’a göre İslam düşmanı ve zalim olanlar ABD, İsrail ve İngiltere’dir. Bu algı İran’ın siyasi durumu için uygun olabilir. Fakat bu durum ve bu duruma göre ortaya koyulan eylemler, ümmet çizgisine uygun değildir. ABD düşman da Rusya dost mu? Yıllarca Afganistan’daki Müslümanlara ve halen Çeçenistan’daki Müslümanlara zulmeden Rusya zalim ve emperyal değil midir? İsrail düşman ve kanser de Çin dost mudur? Halen Doğu Türkistan’daki Müslümanlara yaptığı onca zulüm ortadayken ve bölgeye olan ilgisi tamamen pazar ihtiyacından dolayı iken nasıl olur da bu dost olur. Suudi Arabistan’daki krallık, diktatör ve zalimken Suriye’deki Beşar Esad yönetimi acaba nedir? Bu soruların ve tezatların önü açıktır ve çoğaltılabilir. Bu çelişkilerin zemininde “dost-düşman algısını vahiy ekseninden çok güncel-siyasi eksene göre” yapılmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Müslüman düşmanına göre saf belirlemez. Safına göre düşman belirler.

26 Şubat 2012 11 dk okuma 4,7B okunma
100%

İran, Amerika ve İsrail karşıtı politikaları, Rusya ve Çin gibi küresel aktörlerle geliştirdiği ilişkileri, Suriye meselesi ve Ortadoğu’da her geçen gün artan ağırlığı ile gündemdeki yerini korumaktadır. Ortadoğu’daki aktörler arasında İslam’i yönüyle, sahip olduğu enerji kaynaklarıyla, jeopolitik konumuyla, iktidar yapısıyla dikkat çeken özelliğe sahiptir. Geçmişten beri önemli ticaret yolları ve zengin yeraltı yatakları üzerinde bulunan Ortadoğu’nun önemi her geçen gün artmaktadır. Bu durum emperyal devletlerin ilgisini çekmekte ve bölge üzerinde rekabete neden olmaktadır.

Bir devletin iç dinamikleri dış politikasını belirler. İç politikadaki siyasal meşruiyet dış politikayı etkilemektedir. İran’ın dış politikasında din unsurunun yanında; mezhep, düşman ve ulusal çıkarlar belirleyici olmaktadır. Bu unsurlardan hangisinin daha etkin olduğu sorusuna verebileceğim yanıt “düşmandır”. Bu cevap diğer etkenlerin etkisi yoktur anlamında anlaşılmamalıdır. İran dış siyasetini din unsuru üzerinde değil de daha çok ABD ve İsrail gibi düşmanlar üzerinden belirlemektedir. Bu iki güce bağlı olan batı çizgisine göre İran, dostlarını belirlemektedir. Bu dostlarını belirlerken din unsurunu pek fazla referans almamaktadır. Bundan dolayı İran, Müslümanlara karşı çelişkiler yaşamaktadır. “Düşmanımın düşmanı dostumdur” düşüncesiyle hareket eden İran, düşmanına düşman olan kişilerin İslam’a ve Müslümanlara olan düşmanlığını görmekle birlikte bazı kaygılardan dolayı görmemezlikten gelmektedir. 

İran’da olduğumuz sürece bu durumu yetkili kişilere yakın olan insanlarla mütalaa ettik. İran’a göre İslam düşmanı ve zalim olanlar ABD, İsrail ve İngiltere’dir. Bu algı İran’ın siyasi durumu için uygun olabilir. Fakat bu durum ve bu duruma göre ortaya koyulan eylemler, ümmet çizgisine uygun değildir. ABD düşman da Rusya dost mu? Yıllarca Afganistan’daki Müslümanlara ve halen Çeçenistan’daki Müslümanlara zulmeden Rusya zalim ve emperyal değil midir? İsrail düşman ve kanser de Çin dost mudur? Halen Doğu Türkistan’daki Müslümanlara yaptığı onca zulüm ortadayken ve bölgeye olan ilgisi tamamen pazar ihtiyacından dolayı iken nasıl olur da bu dost olur. Suudi Arabistan’daki krallık, diktatör ve zalimken Suriye’deki Beşar Esad yönetimi acaba nedir? Bu soruların ve tezatların önü açıktır ve çoğaltılabilir. Bu çelişkilerin zemininde “dost-düşman algısını vahiy ekseninden çok güncel-siyasi eksene göre” yapılmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Müslüman düşmanına göre saf belirlemez. Safına göre düşman belirler. 

Özellikle Suriye konusunda İran’ın politikası Türkiye’de oldukça konuşuldu ve tartışıldı. Kimileri Suriye olaylarını görmezden gelerek savunmacı psikolojiyle İran’a toz kondurmadı. Kimileri de Suriye üzerinden İran’ın yanlışlarını aşırı gündemleştirerek düşmanlığa dönüştürdü. Her iki kutupta "Ey müminler, her davranışınızda Allah'ı sıkı sıkıya gözeten ve adalete bağlı şahitlik eden kimseler olunuz. Sakın herhangi bir gruba karşı duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya sevk etmesin." (Maide-8) ayetinden uzaklaştığını düşünüyorum. Bu duruma sebep olan en önemli etkenin de farklı haber ağlarından gelen bilgilerden kaynaklanmaktadır.

İran’ı yeryüzünün bir cenneti olarak görmek; her yaptığına doğrulamak doğru olmadığı gibi İran’ı yeryüzünün cehennemi olarak da tasvir etmek doğru değildir. İran yönetiminin Suriye yönetiminden memnun olduğu biliniyor. Fakat bu memnuniyet “uygulama ve inanç boyutlu” değil de daha çok “ortak düşman”dan kaynaklanıyor. İran’ın “direniş cephesi” dediği hatta, Suriye köprü konumundadır. Özellikle Hizbullah ve Hamas’a birçok yardım Suriye üzerinden yapılmaktadır. Bu sebepten ötürü İran kendi işini kolaylaştıran Suriye yönetimini desteklemektedir. Suriye’de ortaya çıkan olayların ABD ve İsrail tarafından idare edildiğini düşünmektedirler. Suriye üzerinden Batı’nın kendilerine yönelik bir kuşatma hattı oluşturduklarını; bununla Hizbullah ile Hamas’a yapılan desteklerin önüne geçerek İsrail’in güvenliğini sağlamaya çalıştıklarını söylemektedirler.

İran, Suriye’deki olaylarda Batı’nın hesapları olduğunu ve bu hesaplar ekseninde bazı kesimlere silahların dağıtıldığını söylemektedir. İran’ın Suriye yönetimine silah ve asker yardımı yaptığı konusundaki bilgilerin dıgru olmadığını söylemektedirler. Fakat Suriye’den gelen bazı kişilerin söylemlerinde böyle bir yardım olduğu söylenmektedirler. Zaten son bir haftadır bazı İran gemilerinin Suriye’ye eğitim amaçlı gitmesi bu tür direk yardımların olduguna delalettir. 

İran, Suriye’deki hareket içerisinde Müslümanların etkin olmadığını ve dünyaya aktarılan ölüm oranlarının abartıldığını; ölüm oranı haberleriyle Batı’nın Suriye’ye müdahale zemini aradığını düşünüyor. Olaylarda Müslümanların da öldüğünü belirtten bazı yetkililer bu ölümlerin durması ve reformların yapılması için Beşar Esad’a siyasi kanallar yoluyla bazı uyarıların yapıldığını söylemektedirler. Bu uyarılar yaptırım olarak değil de daha çok siyasi birer müzakere şeklinde olmaktadır. 

İran içerisinde Suriye yönetiminin değişmesini isteyen bazı kişiler de var. Bu görüşte olanlara göre; Ortadoğu’da ortaya çıkan hareketlerin Suriye’de de olması çok doğal ve insanidir. Fakat Suriye’deki rejim değişikliğin “şu aşamada” olmasının uygun olmadığı ifade edilmektedir. Buna “Ortadoğu’daki halk hareketlerinin nasıl ve kimden yana olacağına dair daha net bir şeylerin ortaya çıkmaması” gerekçe olarak gösterilmektedir. Yani değişim geçiren ülkelerin ABD ve İsrail karşısındaki tavrı İran’ı ve Suriye politikasını etkilemektedir. 

İran Suriye konusunda genelde “tek seçenek” (Beşar Esad) üzerinden düşünmektedir. Değişim seçeneğini ve sonrasını kendisi için tehlikeli görmektedir. Oysaki Beşar Esad’a İran’ın bu kadar güvenmesi ve onu desteklemesi risklidir. Nedeni ise; Esad yönetiminin kişisel ve menfaatçi tavrıdır. Evet, Suriye ABD ve İsrail’e karşıdır. Fakat bu karşı oluş İran gibi dini ve siyasi değildir. Sadece çıkarlar çatışmasından kaynaklanan bir düşmanlıktır. Yarın bu çıkarlar uyumlu hale geldiği zaman Esad’ın İran’ı bölgede yalnız bırakmayacağı ne malum. Ayrıca İran, Beşar Esad’a verdiği destekle bölgedeki birçok tevhidi duyarlılığa sahip insanın yanında eski itibarını kaybediyor. 

Burada şunu da belirtelim ki; devlet politikalarının çıkar ekseninde olduğu bir dünyada müslümanca siyaset yapmanın zorlukları vardır. Bu zorluklar içerisinde yanlış yapmamak olanaksız gibi bir şeydir. İran devrimden sonra Batı’yı karşısına almış Doğu’dan da umduğu desteği tam anlamıyla bulamadığı için doğu ile batı arasında sıkışmıştır. ABD’nin de etkisiyle yalnızlığa itilmiştir. Günümüzde İran yalnızlığını gidermeye çalışmakta, bunun için sınır komşusu ülkelerle işbirliğine girmeye gayret etmektedir. Bu gayretler sırasında da bazen İslami ve ümmet kimliğiyle çelişmektedir. Bu çelişkilerin ortaya çıkmasında bu yalnızlık olgusu önemlidir. Günümüzde yaşanan ve  “Arap Baharı” diye nitelenen olayları yakından izleyen İran,  bu olayları lehine çevirerek bölgede yalnızlıktan kurtulmaya çalışmaktadır.

Bize dayatılan zalimleri ve zulümleri; devlet ve ulus çıkarlarına, renklerine, mezhebine ve yerlerine göre beğenirsek kendi değerlerimizle çelişiriz. Tıpkı İran’ın Rusya üzerinden Afganistan ve Çeçenistan ile Çin üzerinden Doğu Türkistan’daki Müslümanlarla Suriye üzerinden Ortadoğu’daki “tevhidi Müslümanlarla” çeliştiği gibi...  Adil olmak ve adaletle hükmetmekle mükellef olan Müslümanlar, mezhebi ve ırki unsurları bir tarafa bırakarak İran’ın ABD ve İsrail karşısındaki İslami ve insani duruşunu destekliyoruz. ABD ve İsrail’in bölge içerisindeki Sözde Müslüman görünen uydu ülkelerin duruşlarını ve zulümlerini de kınıyoruz. Mezhebi ve çıkarcı algıları bir tarafa bırakarak yeryüzünde ezilen tüm Müslümanları gücümüz nisbetince sahiplenmek bizim İslami sorumluluğumuzdur. Bu minvalde ne Yemen ve Bahreyn’deki katliamlara sessiz kalınabilinir ne de Suriye ve başka ülkelerdeki Müslümanlara kayıtsız durulabilir. Zalimler içerisinde zalim beğenmek yanlış ise mazlumlar içerisinde mazlum beğenmek de yalnıştır.    

İRAN’IN DIŞ POLİTİKASI

11 Şubat 1979 Devriminden sonra İran’ın dış politikasının belirlenmesinde “iç politika, din ve düşman algısı, anayasa maddeleri, petrol ve doğalgaz ile nükleer çalışmalar”  önemlidir. Bunlara bakarak İran’ın dış siyasetini okuduğumuz zaman daha nesnel değerlendirmeler yapabiliriz. 

İran’ın dış politikasında, komşularıyla ve özellikle Amerika ve Avrupa ile ilişkilerinde iç politikadaki aktörlerin etkisi yoğundur. Dönemsel olarak çizgi noktasında olmasa da tavır noktasında bazı değişiklikler olmuştur. Değişikliklerde; liderlerin, dış siyasetteki gelişmelerin ve İran’ın iç siyasetinin etkisi önemlidir. Irak- İran savaşının etkilerinin çok sıcak olduğu Rafsancani (1987-1997) döneminde komşu ülkelerle özellikle Rusya ile ilişkiler geliştirmeye başlayan İran, Sovyetler Birliği’nin yıkılışı sonrası bağımsızlığını kazanan Orta Asya ülkeleriyle iyi ilişkiler geliştirmeye çalışmıştır. Hatemi (1997-2005) döneminde İran, daha müzakereci ve esnek bir dış politika izlemiştir. “Büyük şeytan” olarak nitelendirilen Amerika ile diplomatik ilişkiler kurmamışsa bile bu dönemde polemikten mümkün mertebe uzak durmuştur. Ahmedinejad (2005--) ile başlayan dönemde Amerika ve İsrail’e karşı sert söylemler politikaya dönüşmüştür. İran üzerindeki baskıların yanında İran’ın sıkıntılı dönemlerini büyük oranda atlattıktan sonra gerçekleştirdiği siyasal ve teknolojik gelişmelerin de bu sertlik politikasında etkisi vardır. 

ABD ile İran arasında bugüne kadar herhangi bir sıcak çatışma yaşanmadı. (Irak-İran savaşında perde arkasından böyle bir mücadele olmuşsa da bizzat karşı karşıya gelinmemiştir.) ABD-İran arasındaki ilişkiler daha çok polemikler düzeyinde ve Amerika’nın uluslararası alandaki ağırlığını kullanarak İran’a yönelik yaptırımlar uygulaması şeklinde tezahür etmektedir. Ancak son nükleer kriz dolayısıyla ABD, İsrail, Japonya ve Avrupalı devletlerin yeni yaptırımlar gündeme getirmeleri; diğer taraftan BM’nin daimi üyelerinden Rusya ve Çin’in bu yaptırımlara karşı olmaları İran üzerinde bir soğuk savaşın yaşanıldığına işaret etmektedir. Buna karşılık olarak İran, Latin Amerika ülkeleri ile ilişkileri geliştirmekte, Rusya ve Çin ile ekonomik ilişkilerini yoğunlaştırmaktadır. Bu yoğunlaşma beraberinde ekonomik-siyasi yakınlaşmayı getirmekle birlikte kamplaşmayı da ortaya çıkarmaktadır. 

Reel ve küresel şartlardan dolayı Amerika, İran politikasında bir taraftan Ortadoğu’da ortaya çıkan yeni yönetimlerle iyi geçinmeye çalışmak ve İsrail’i koruma endişesini taşımaktadır. Diğer taraftan Çin, Rusya gibi devletleri doğrudan karşısına almadan İran’ın nükleer silah tehdidini ve Hürmüz Boğazı sorununu yumuşak bir geçişle çözmek için uğraşmaktadır. Amerika-İran arasındaki sorunlardan biri de bugünlerde tekrar gündeme gelen Hürmüz Boğazıdır. Boğaz, bütün bir dünyayı ciddi bir şekilde ilgilendirmektedir. Çünkü bölgedeki ham petrolün ve sıvılaştırılmış doğalgazın dünyaya sevk edilmesi için Hürmüz bogazı stratejik ve alternatifi olmayan bir geçiştir. Dünyadaki ekonomik durgunluğun devam ettiği bir dönemde İran’ın boğazı kapatması mevcut küresel ekonomik krizi daha da derinleştirecektir. İran, boğazın bu öneminden dolayı Amerika ve İsrail’in muhtemel saldırılarına karşı boğazı kapatma tehdidinde bulunuyor. Her ne kadar İsrail kışkırtıcı bir şekilde İran’a karşı savaşı istese de Amerika’nı şu an içinde bulunduğu ekonomik koşullar ve dünyadaki konjonktürel yapıdan dolayı böyle riskli bir sıcak çatışmaya giremeyecektir

İran İslam devriminden sonra yapılan anayasaya göre; sadece İran değil tüm dünya İslam’a göre yeniden şekillendirilmelidir. Nitekim anayasanın 10. bölümü dış siyasete ayrılmış ve 152–154. maddeler İran’ın dış siyasetteki duruşunu  belirtmektedir: “İran İslam Cumhuriyeti dış siyaseti; her tür egemenlik kurmak ve egemenlik altına girmeyi reddetmek, ülkenin her alanda bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü korumak, bütün Müslümanların haklarını savunmak, egemenlik peşindeki güçlere karşı hiçbir taahhütte bulunmamak ve savaş açmayan devletlerle barışçı ilişkiler kurmak esaslarına dayanır.”(152) “İİC Beşeri toplumların tümünde insan saadetini, kendi gayesi bilir ve bağımsızlık, hürriyet, hak ve adalet yönetimini dünya insanlarının tümünün hakkı olarak tanır. Bununla beraber, diğer milletlerin içişlerine her tür müdahaleden tam olarak çekinmekle beraber, mazlumların zalimlere karşı haklı mücadelelerini dünyanın neresinde olursa olsun himaye eder.”(154)

İran anayasasında dış siyasette temel mihenk taşını taşıyan yukarıdaki iki maddenin de Müslümanlar açısından yeterli derecede uygulanmadığını görüyoruz. Hele ki Suriye örneğinde olduğu gibi. Özellikle altı  çizili olan noktalar hakkıyla uygulansa İran’a yönelik eleştiriler (kasıt ve mezhebi aşırılıklardan dolayı yapılan eleştirilerin dışında) ortadan kalkar ve ümmet içerisinde gittikçe açılan makaslar daralırdı. Dünyanın neresinde olursa olsun İslam’a yapılmış bir saldırıyı kendilerine yapılmış sayacaklarını söyleyen ve bu yönde tavır alan İranlı yöneticilerin, dini söylemle Ortadoğu’ya yayılması, mezhebi ve ulus algılarının dışında İslami olduğu sürece herkesin desteklemesi gerekir. Bu anlamda “onlar yapmış biz yaptık” hesaplarının ötesinde “İslam kazansın” düşüncesiyle hareket etmeliyiz. İran’ın ABD ve İsrail’in bölgedeki etkinliğini azaltma çalışmaları; ABD-İsrail ve bazı Sünni görünümlü saltanatçı devletlerin tepkisine neden olsa da sahiplenmelidir. Geçmişten gelen Türk-Arap-Fars rekabetiyle ırklar, devletler ve tarihsel süreçteki Şii-Sünni mezhepsel kimlikler ekseninde meselelere bakmak düşmanların elini güçlendirmekten başka bir şeye yaramaz.

İran’ın dış politikasını belirleyen en temel konulardan biri de sahip olduğu “petrol ve doğalgaz” kaynaklarıdır. Zengin petrol ve doğalgaz kaynaklarına sahip olan İran, bunun için uygun pazar arayışına girmektedir. Uygun pazar bulmak için düşman olduğu Amerika ve Avrupa’nın dışına yönelen İran, büyüyen Çin’e petrol ihraç ederek bu açığını kapatmaktadır. Çin ile İran arasındaki bu ticari ilişki Çin’in Ortadoğu pazarına girmesine, İran’ında Amerika ve İsrail karşısında güçlü bir müttefik kazanmasına zemin oluşturmaktadır. Çin’in yanı sıra diğer bazı ülkelere günlük 2.2 milyon varil petrol ihraç eden İran, petrol ihracıyla Batı’nın izolasyonunu aşıp uluslararasında yer edinmeye çalışmaktadır. 

İran dış politikasında bir diğer önemli konu İran’ın “nükleer” çalışmalarıdır. İran, barışçıl ve enerji elde etmek amacıyla nükleer programı devam ettirdiğini her defasında ifade etse de başta Siyonist İsrail ve Emperyalist ABD’nin baskısıyla uluslararası kamuoyundan tepkiler almaktadır. Bu iki işgalci güç İran’ı hem İslami hem de gelişim potansiyelinden dolayı bölgede bir tehdit olarak algılamaktadır. Bu tehdit algısının en yüksek düzeyde olduğu ülke İsrail’dir. Bundan dolayı İsrail sürekli Amerika ve diğer Batılı devletleri İran aleyhine kışkırtmakta; İran’ın nükleer silahlara sahip olmasını engellemeye çalışmaktadır. İran’ın tehdit olma algısını Ortadoğu’daki devletlere de işleten ABD, diğer taraftan Suudi Arabistan ve diğer Arap emirliklerine muhtemel bir İran tehlikesine karşı silah satarak ekonomisindeki sıkıntıları atlamaya çalışmaktadır.  

Sonuç  olarak; yukarıda saydığımız gerekçelerden dolayı İran her ne kadar ABD- İsrail- İngiltere ve bazı Ortadoğu ülkelerinin oluşturduğu zalim cepheye karşı, içerisinde başka zalimlerin olduğu Çin-Rusya-Suriye  hattında yer almaktadır. Bunun gerekçelerini de elimizden geldiği kadar sosyal-siyasi- ekonomik gerekçelerle izah etmeye çalıştık. İran’ı veya başka bir bölgeyi konuşurken olaylara mezhebi duygularla veya devletsel çıkarlarla yaklaşmaktan çok vahyin ekseninde ve ümmet çizgisinde okumanın Müslümanlara yararlı olacagını bilmeliyiz. Safların genel anlamda birbirine karıştığı dünyada olayları "Ey müminler, her davranışınızda Allah'ı sıkı sıkıya gözeten ve adalete bağlı şahitlik eden kimseler olunuz. Sakın herhangi bir gruba karşı duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya sevk etmesin." (Maide-8) ışığında okumanın hayırlı olacağını düşünüyorum. Bölgede ve özellikle Suriye’de emperyal güçlerin hesabı olduğu gibi Müslümanlarında bazı uyanış çabaları var. Rabbimizden dileğimiz emperyal güçlerin planlarına karşı Müslümanların uyanışı galip gelsin. Suriye olaylarına kayıtsız kalmak ve orada ölen insanlara duyarsız olmak ne kadar yanlış ise İran’ın (bize göre) onca zorluk içerisinde ister bilerek ister bilmeyerek düşmüş olduğu hata ve yanlışlıkları düşmanlığa varacak derecede eleştirmekte yalnıştır. 

Allah’ım, bizi kardeşlerimizle imtihan eyleme… 

Selam ve Umud ile...
 

Paylaş X Facebook

Yorumlar 28

İ İsmail Yılmaz... 01 Ocak 2012

sayın mehmet bey

suriye ve iran arasındaki ilişki sürecini dış siyasetteki sebeblerle açıklamanız meseleyi anlaşılır kılmaktadır. iranın içerisinde bulunduğu durum ve ümmetin halini gördükçe nasıl nesnel ve dengeli meseleleri okuyabiliriz derken bu çalışmanızın aradıgıma cevap oldugunu gördüm. kardeşlik şuuruyla tarafgirlik düşüncesinden uzak bir şekilde ele alınan yazının birbirimizi anlamaya yönelik oldugunu düşünüyorum.

dünya siyasetinde oynanan oyunlara müslümanlar zayıf ve siyasi güç ve irade den yoksun oldukları için sürekli kurban edilmektedir. birilerinin çıkar hesaplarına kurban edilen müslümanlar bu çıkar hesaplarına karşı birlik olmaları gerekirken daha da birbirine düşürülmektedir. bir haber geldiği zaman durup düşünmek ve incelemek gerekirken hemen inanıp buna göre tepki ortaya koymanın ceremesini müslümanlar çekiyor. hele de bu haber iki müslüman toplum arasında ise daha da dikkate almak lazımdır.

İran sizinde çok güzel şekilde ifade ettiğini gibi İran ne yeryüzünün cenneti ne de cehennemidir. her devlet gibi kendi içerinde ve dışında sorunları olan devlettir. İstegimiz İran veya bir başka siyasi oluşumun bu ezilmişlik ve oluk oluk akan kana dur demesidir. müslümanların akan kanına dur demesidir. bunun için ugraşmalıyız. ve birbirimizi anlamalıyız. suriyedeki olaylar dünya bültenlerine ve medyaya taşınırken bir öfke seli oluşmaktadır. bu öfke seli sırasında hazır herkesin dikkati suriye ve nefreti irana yönelmişken İrana yönelik baskılar ve yaptırımlar daha da arttı. uyanık olalım.

yukarıda degindiğiniz dış etkenler İranın çelişkiye düştüğü Çin-_rusya suriye hattına baglı olmasından (mceburi olarak) kaynaklanmaktadır. fakat şunu sorayım acaba İran tek başına bir müslüman hattına öncülük etse kaç tane müslüman devlet- cemaati-yazarı sizler gibi mezhebi- ırki ve ulus sınırlarını aşarak savunabilir... yani genç yazar kardeşim müslümanlar arasında ulus sınırlarından daha çetin ve güçlü mezhep sınırları- ırk ve çıkar sınırları var. bunları aşmadan sıkıntıları ulus sınırlarına baglamak dogru degildir...

Sizleri bu makul ve dengeli çalışmanızdan dolayı tebrik ederim. hem ilmi ve davet çalışmaları yapan sizlerin böyle makul bir kalemle bölge müslümanlarının siyasi boyutuyla ilgilenmesini takdir ediyorum...

A ADEMOĞLU 01 Ocak 2012

dünyadaki mazlum ve mustazafları koruma,dertleriyle dertlenmeyi ilke edinmiş kardeşlerimiz hakında yapıp edilenleri vahye dayanarak izahınız ve mücadele azmizden dolayı mevlam sizin dilinize rahmet,yüreğinize merhamet doldursun

Rabbim emeğinizi zayi etmesin inşallah.

M mücahit aslan 01 Ocak 2012

mehmet maksut kardeş

evvela yazınızı okudugum zaman sizde bir yanlılık psikolojisi gördüm. sizler daha öncede iran hakkında yazılarınızda çok olumlayıcı ifadeler kullanmıştınız. adeta İranın suriye ve bölge müslümanlarına yönelik politikalarını meşrulaştırmışsınız. dogrusu iranı tanımayan biri bu yazıyı okuyunca hemen inanır.

daha önceki yazılarınızda ehli sünnete ve mezheplere yönelik eleştirel aklınızın oluşumunda şiiliğin etkisi seziliyordu. bu yazınızla zaten bu ortaya çıkıyor. maide süresi 8 ayeti örnek getiren sizler acaba ne kadar bu ayete göre muamelede bulunuyorsunuz. türkiye halkına yapılan onca terör ve zayıata ragmen hala kürt sorunu altında milliyetçilik yapabiliyorsunuz. iranı paklamak için yazılan bu yazınızdan sonra acaba çeçenistanı afganistanı ırakı da gezip yazacakmısınız. yoksa oralar nasıl olsa sünnidir deyip savaş bölgesidir deyip görmezden mi geleceksiniz...

başkalarına adaletli yaklaşma çağrısı yapan sizler önce bu çağrıya kendiniz icabet ediniz

EDİTÖRÜN NOTU: İran’ın Suriye politikasının çok açık şekilde eleştirildiği bu yazıyı nasıl olup da İran’ın politikalarını meşrulaştıran bir yazı olarak algıladınız Mücahit Aslan bey, şaşırmamak elde değil doğrusu. Dilerseniz yazıyı bire kere daha okuyun.

A azim azam 01 Ocak 2012

s.a emeğinize sağlık ALLAH razı olsun

E Erhan TOPRAK 01 Ocak 2012

İran,ülkemiz Müslümanlarının yumuşak karnı olsa gerek.Devrimle birlikte tanıdığımız tanıdıkça sevdiğimiz ve onlara öykünmeye çalıştığımız kutlu devlet(!)...
İran, dünya müstekbirlerinin hedefi Müslümanların ise ilham kaynağı...
İran’nın,her devlet gibi konjoktöre endeksli siyaseti bazen bizleri şaşırtsada ulus devlet formatı yapısıyla adaleti değil siyaseti öncelleyen yönü, iyi okunbilirse yıllardır vardı.
Allah sizden razı olsun vasatı yakalama duyarlılığı ile kaleme aldığınız bu yazınızda ayrıntıları yakalamşsınız.

Elinize sağlık.

A alper 01 Ocak 2012

sayın mehmet kardeşim

öncelikle yazmış oldugunuz yazıdan dolayı Allah razı olsun ve ecrinizi versin. çalışmalarınızın hayırlara vesile olmasını dilerim.

okudugum çalışmanızda mümkün mertebe gerçeklerden kaçmadan dengeyi ve kardeşliği yakalamaya çalışmışsınız. bu hassasiyetinizden dolayı teşekkürlerimi sunarım. benim acizane tavsiyem şu olacak. iranın çeçenistana ve afganistandaki müslümanlara ve cihad bölgelerine yardım etmediği konusunda hiç bu cihad bölgelerindeki insanların hatası yok mudur. bence olayı bu eksende de okumamız bizi saglıklı sonuclara götürür.

ayrıca biliyorum yogunsunuzdur. eger mümkünse İran’ın azınlıklar konusundaki politikasına ve oradaki diger halkların genel durumu hakkında bilgileriniz varsa aktarırsanız faydalı olur...

çalışmalarınızı ve sizi saygıyla anıyorum... rabbim gayretlerinizi artırsın

E ERDAL AYDIN 01 Ocak 2012

Selamun aleykum değerli üstadım. İlk yazından itibaren rabbani bir düşünce içinde Kuran ve Sünnet ışığında yazmış olduğun yazılarını büyük bir iştahla okumaktayız. Kendini kaybetmiş olan bir ümmet için yapmış olduğun bu çalışmalar bazı kişiler tarafından farklı yorumlara yol açabilir. Bunları doğal karşılamak lazım. Biz Allah rızası için çalışmalıyız. Kuru kalabalık yapmaktansa kalemimizi konuşturmalıyız.
İlk emri anlamadan ve onun mahiyetini kavramadan insanlarımız bu yazılarını okuyunca yanlış algılayabilir. Tabi burada senin yazılarının eleştirilmeyecek yanlarının olduğunu söylememekteyim. Okuma temelimiz sağlam değilse okumalarımızda sağlam olmaz. Bundan dolayı sabredeğiz ve kendimizi düzelteceğiz

Seri halinde yazmış olduğun yazılar ile biz gibi genç müslümanlara İran’ı ve onun üzerinden müslüman bir ümmetin olaylara bakış açısını gösterdin. Biz olayları Kuran temelli okursak gerçeklere ulaşırız. Ben yazılarından gerekli olan bilgiyi alan ve onları araştıran arkadaşların imanlarının daha çok güçleneceğini düşünmekteyim.

İran deyince hemen bir karşıtlık geliyor hemen bir tepki ortaya çıkıyor bizlerde ama şunu bilmek lazımdır İran eşittir İslam düşüncesi yanlıştır. İslamı asıl kaynağından bilmemiz öğrenmemiz gerekir.
İranın düşmanınım düşmanı dostumdur görüşüne katılmıyorum. Öyle olsaydı bizim dostumuz Yahudi zihinli insanlar olmalıydı çünkü onlarda tanrı tanımaz kişilere karşıdırlar.
Çıkarlarımıza göre dost edinmememiz gerekir.
Peygamberi unutmayalım ve KAFİRUN suresinin neden indiğini hatırlayalım

ALLAH BİZİ VE ÜMMETİ MUHAMMEDİ AFFETSİN BİZLERİ ÇIKARCI DEĞİL ÜMMETÇİ DÜŞÜNCEDE BİRLEŞTİRSİN (AMİN)

M mustafa 01 Ocak 2012

yazar arkadaşımızın yazısından dolayı teşekkürler.yorumcu arkadaşlara bir tavsiyem olacak,dikkatimi çeken bir durum var.mehmet arkadaşımız bir yazı yazdıktan sonra,ardarda övgü yorumları geliyor.bunun sebebini anlayamadım.bu yorumlar yazar arkadaşımıza ciddi zaralar verir ve -arkadaşımızı tenzih ederim- insanı ben neyim psikolojisine sokabilir.resimden gördügüm kadarıyla genç olan bir arkadaşa bu kadar övgü zarar verir.eger yazar arkadaşımızın selametini ve gelişmesini istiyorsak,lütfen aşırı övgü olan yorumlar yapmayalım.arkadaşımızın iran gezisini yapması güzel ve takdire şayan bir tavırdır.lakin iran kaf dağının arkasındaki bir ülke degildir.hatta irana gezi yapmak diger ülkelere gezi yapmaya nisbeten daha ucuz ve daha kolaydır.işi tadında bırakmak önemlidir. irana yapılan sıradan bir gezinin yazılar serisi olarak yazılmasıda ayrıca anlaşılması güç bir durumdur.3 yazı oldu daha kaç tane gelecek belli degil.yorumcu ve yazar arkadaşlarımızın bunu dikkate almalarını umuyorum.

M Mehmet KANTAR 01 Ocak 2012

Tevhid ve adalet ölçülerinde gerekli titizliğe riayet edilerek yazmış olduğunuz bu güzel yazı için Allah sizlerden razı olsun. İran’ı artı ve eksileriyle bize tanıtmaya çalışıyorsunuz.

Asıl olan, tüm mezhebi ve asabi hastalıklardan tamamen arınmış, tüm dünya insanlığını Allah’a çağırıp yeryüzünde fitne kalmayıncaya kadar mücadele eden devletlerin olmasıdır. Bu sorumluluk sadece İran’a ait değildir. Herkes yaşadığı ülkede bu sorumluluğu duymak zorundadır.
İran’ın doğu bloğu ile stratejik işbirliğine gitmesinden çok Müslüman geçinen ülkelerin nasıl oluyor da vahyi bir emir gereği kendi bloklarını oluşturamıyor herkes bunun üzerinde kafa yormalıdır. Ne batı, ne doğu İslam bloğu diyebileceğimiz bir dünya arzusuyla… Allah’a emanet olunuz.

Yorumcu arkadaşın, sizleri milliyetçi ve mezhepçilikle suçlayan yorumu bizlerin hala olaylara nekadar önyargılarla baktığımızın açık bir örneği olmuş.

E ERDAL AYDIN 01 Ocak 2012

MUSTAFA KARDEŞE

BEN ŞAHSEN YAZAR ARKADAŞIMIZLA 5 YILDIR BERABERİM. ONUN DEDİĞİNİZ ŞEYLERE DİKKAT ETTİĞİNİ GÖZLERİMLE GÖRMEKTEYİM. BİZ ONU ÖVDÜĞÜMÜZ KADAR DA ELEŞTİRİYORUZ. ZATEN ELEŞTİRİ YAZILARI GELDİĞİ İÇİN YAZIDAN ÇOK YORUM ORTAYA KONMAKTADIR. BUNLARI GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURMANIZ GEREKTİĞİNİ BELİRTMEK İSTERİM.

AMA DEDİKLERİNİZE DİKKAT EDECEĞİME SÖZ VERİYORUM. ŞUNUDA BİLMEK LAZIM GELİRKİ İNSANLAR YAPTIĞI ŞEYLERLE ANILIR VE TAKDİR EDİLİR BİZDE ONU YAPMAKTAYIZ. BENDE BUNDA BİR ZARAR GÖRMEMEKTEYİM.

YAPMIŞ OLDUĞUNUZ DEĞERLİ YORUM İÇİN SİZLERE TEŞEKKÜR EDERİM

M mehmet maksut 01 Ocak 2012

Öncelikli olarak yorumlarıyla katkı sunan tüm değerli agabeylerimden Allah razı olsun diyor kendilerini hayırla anıyorum. Yaptıkları dualarla, getirdikleri eleştirilerle ortaya koydukları çözüm önerileriyle ve farklı yaklaşımlarla meseleyi daha anlaşılır kılıyorlar. Yorumlar bir düşüncenin ve çalışmanın gelişmesi içindir. Ve bizleri daha hayırlı sonuçlara ulaştırmak için vardır. Bu amaça hizmet ettiği sürece yorumlar kardeşliğe ülfete karşılıklı duyarlılıgada büyük katkılar sunmaktadır. Biz yazıyı düşünceyi amelleri birbirimizi olgunlaştırdıkça onlarda bizi olgunlaştıracaktır inşallah.

İsmail yılmaz kardeşimin sordugu ve Mehmet Kantar agabeyimin de üzerinde düşünmemizi istedigi mesele “acaba İran tek başına bir müslüman hattına öncülük etse kaç tane müslüman devlet- cemaati-yazarı sizler gibi mezhebi- ırki ve ulus sınırlarını aşarak savunabilir...” sorusuna ve ardından söylediği hakikatlere katılmamak elde degildir. Bence bu hattı oluşturmak bizim önceliğiz şu an degil. Evvela bu hattı oluşturmaya engel olan duygu, düşünce, algı, ve bilgi kirliliklerini ortadan kaldırıp ve kardeşliğe islam ve iman ekseninde iman etmedikçe bu sıkıntılarımız her daim devam eder. yani yapmamız gereken kardeşliğe ve ümmete zarar veren ulusçu, mezhepçi, ırkçı ve çıkarçı sınırları aşmak ortadan kaldırmaktır. Sordugunuz soruya bende diyorum ki bunu başarabilen ne kadarsa cevap o dur.

“Mücahit Aslan” kardeşim sizlere cevap yazmak yerine bir öneri getireyim. Siz önce yazıyı mezhepçi, milliyetçi ve bölgeci gözlüklerinizi indirerek okuyunuz. Daha sonradan varsa bir eleştiriniz sununuz. Yazının içerisinde yanlılık, ehli sünnet karşıtlığı, şiilik sevdası, kürtçülük kaygısı gibi düşünceler yokken nasıl olmuşta çıkarmışsınız. Size Malcom X’in güzel bir sözüyle amacımı ifade edeyim “Ben adaletin peşindeyim, kim için veya kime karşı olduğu önemli değil.”

Kardeş tüm mazlum müslüman beldeler bizim için aynıdır. Bunun sınırı, mezhebi, ulusu olamaz olmamalıdır. Çeçenistan, Afganistan Irak, İran arasında ayrım yapmıyoruz. Oralarda bizim işgal edilmiş topraklarımızdır. Bizim msülüman beldelere sünnilik şiilik gibi bir yaklaşımımız yoktur. Hasan El Benna’nın ifade ettiği gibi “biz vatanımızın hududlarını inanç ve iman ile çizeriz.” Mezhep ve ulus bizim ufuklarımızı ve kardeşliğimizi daraltmamalıdır. ‎

M mehmet maksut 01 Ocak 2012

“Alper Kardeşim”, “acizane tavsiyenizde ifade ettiğiniz duruma bende katılıyorum. Zaten önceki yazıda ve şimdiki yazıda olayın tek kutuplu olmadıgını birbirini beslediğini belirttim. İran devlettir diyerek her şeyi onlara yüklemek dogru degildir. Zira İranın kendisi sıkıntılar içindedir. cihad bölgelerindeki insanların hatası elbette vardır. Özellikle bazı hareketlerin İran’ı yahudilerden daha tehlikeli görmeleri onları müslüman kabul etmemeleri gibi durumlar vardır. Aynı durum İranda da bazı kesimlerde var. İran resmi anlamda Afganistan’daki çeçenistandaki müslümanlara yardım edemez. Çünkü ittifak halinde oldugu devletler rusya ve çin buna engeldir. Yardım ettiği an “sen benim terörist dediğimi besliyorsun diyerek” ilişkiler kopar. Bu kopma İranı ABD ve İsrail karşısında olumsuz etkiler.

İran’ın azınlıklar konusundaki politikası anayadaki 14 maddede: “ Sizinle din hususunda savaşmamış ve sizi yurtlarınızdan çıkarmamış olanlara adaletli davranmanızı ister. Çünkü Allah adaletli davrananları sever.” Ayeti hükmünce İran İslam Cumhuriyeti ve Müslümanlar gayrimüslim fertlere karşı güzel ahlak ve İslami adaletle davranmalı ve onların insani haklarına riayet etmelidirler.” Anayasa maddesinde de görüldüğü gibi İran da yaşayan Sünniler veya Azeriler, Kürtler, Araplar, Beluçlar gibi etnik guruplar azınlık olarak kabul edilmemektedir.

Azınlık olarak kabul edilmemekle beraber kendilerini asimilasyon politikalarına maruz kaldıgını sanan gruplar bazı durumlardan hoşnut olmamakta; İran yönetimine karşı ayrılıkçı politikalar izlemekteler. Bunun nedeni küreselleşme olgusuyla birlikte 1924’ten bu yana İran’da uygulanmaya çalışılan Fars kültürü ve Şii temelli “ İranlılık” kimliğidir. Bu durm islam inkılabıyla birlikte oldukça azalmış olsada tam anlamıyla ortadan kalkmış degildir.
İranda oransal olarak üç etnik grup vardır. Beluçlar, Azeriler ve Kürtler: Beluçlar İran’ın Pakistan ve Afganistan sınırlarına yakın yaşamaktadırlar. Etnik olarak Pakistan kökenli olan Beluçların hepsi olmasada uğradıkları asimilasyon karşısında kendilerini dışlanmış hissetmektedirler. Bu etnik gurup El- Kaide ve Taliban gibi guruplardan büyük destek görüp örgütlenerek “ Allah’ın Askerleri” anlamına gelen Cundullah örgütünü kurmuş ve İran yönetiminden ayrılama faaliyetleri sürdürmektedir. Bu grubun etkinliği özellikle son dönem politikalarıyla azalmaya başlamıştır. Bu anlamda İran-Pakistan ve Hindistan petrol boru hattı projesi önemlidir. İran nüfusunun yaklaşık % 45’ini oluşturan Azeriler ise diğer bir etnik guruptur. İran’ın kuzeyinde Güney Azerbaycan olarak adlandırılan bölgede yaşayan bu gurup İran devriminde büyük bir paya sahiptir. Anadilde Eğitim yapılmalarına izin verilmeyen Azerilerin yönetimle arası açılmaya başlamış 1995 yılında “Güney Azerbaycan Milli Uyanış Hareketi’ni“ kurmuşlardır. Bu örgütünde bağımsız olma istegi var. Kürtler ise ırak sınırında yaşamakta ve Irak’ ta kurulan Kürt yönetiminden büyük ölçüde etkilenmektedirler. Partiyâ Jiyana Azadiyâ Kürdistané adlı PEJAK örgüt bu gurbun ayrılık başını çekmektedir. Yıllarca süren mücadeleden sonra geçen aylarda bu grup silahlarını bırakmak zorunda kalmıştır.

Z Zeki Çalışkan 01 Ocak 2012

http://www.dunyabizim.com/?aType=haber&ArticleID=8876 bu yazıda taassubdan uzaklaşmamızı sağlıyor.
/
Ayrıca Mehmet kardeşimizin de yazısında değindiği gibi B.Esaddan sonra muhaliflerin nasıl bir politika izleyeceğinin çok net olmaması sebebiyle -ABD e ve İsraile karşı cılız ve zayıf bir ses olan sunniliğin önünde olan- İran hattının kırılmasını ne kadar doğru kabul edebiliriz.
Yukarıdaki verdiğim linkte bir de harita var. Haritada tüm dünyaya, ardından islam dünyasına, ardından İrana baktığımızda ve Büyük hesapları/çıkarları göz önünde bulundurduğumuzda aynı kitabı temel ilke olarak kabul eden İranı mı bağrımıza basamayacağız...

Burdaki mesele evvela; “CAN” DERDİ: İran islam cumhuriyeti Rusya ile Çin ile yani diğer zalimler ile bazı girift ilişkilere giriyormuşda niye giriyormuş vs bunlar önemli değil, yeri geldiğinde Afganistanda Mücahidlerde ABD ile antlaşmalar yapmıştı.

Senin canına -sadece iranın değil, İslamın canına da- tak eden öncelikli olarak rusya-çin-suriye değil, ABD ve İsrail ve Batıdır.

Tarih kitaplarındanda öğrendiğimize göre politik stratejinin sırayla uygulanması kabul ettiğimiz görüşler ve inandığımız değer açısından hayati önem kazanmaktadır.

A atilla aksu 01 Ocak 2012

Her kim Allah için sever, Allah için buğzeder, Allah için verir ve Allah için vermekten uzak durursa îmânını kemâle erdirmiş olur.”

Olaylara Allah’ın bak dediği yerden bakarak analiz etmiş kıymetli kardeşim Mehmet Maksut’u tebrik ediyorum.

Rabbim ecrini fazlasıyla versin.

I ilyas metin 01 Ocak 2012

Selamun aleykum.
İrana giden kardeşlerimizden herkesin, iran ve iran’ın suriye politikasına farklı farklı bakış açıları olduğuna şahid olduk.
İrana giden kardeşlerimizin birine nötr bir kafayla git ki sağlıklı sonuç alsın, ön şartlı gidersen sağlıklı sonucu alamazsın demiştim ve dönüşünde de nötr’e yakın bir izlenim aldım.
Ama bana en nötr olan Ahmed Kalkan abimizin,(Kur’an Nesli Kültür Merkezinde)İran izlenimleri konferansında söyledikleriydi.
Allah razı olsun kendisinden,İranı, suriye konusunu,halkını,kültür ve sanatını,dış politikasını,halkın rejime bakışını ve bağlılığını,29 yıl önceki gittiğiyle 29 gün önce gittiğinde rejimde ve halkın rejime bağlılığında temel bir sapma görmediğini anlattı.

Konuşmasında iran ve iranın suriye politikasında....
"Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz, sakın ha sizi adaletsizliğe itmesin. Âdil olun. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır."Maide 8
ayetine sadık kaldığını gözlemledim.

İrana giden kardeşlerimizin farklı düşüncelerini aşağıda yazacağım bir hikaye ile özetleyelim.

"Bir ayakkabı şirketi pazarlamacısını ayakkabı satmak için afrikaya gönderir,
pazarlamacı gider araştırır ve şirketine gelir, der ki,biz oralarda bir tane bile ayakkabı satamayız çünki kimse ayakkabı giymiyor der.
Bir başka şirket pazarlamacısını gönderir , pazarlamacı afrikadan daha geri dönmeden telefonla şirketini arar ,ne kadar ayakkabı varsa tırlara doldurup gönderin burada hiçbir kimsenin ayakkabısı yok der”
artık hikayeden kim ne çıkarırsa,

selamlar

A alper 01 Ocak 2012

mehmet kardeşim

Açıklamalarınızdan ve sormuş oldugumuz soruya verdiğiniz cevaplardan dolayı teşekkürlerimi sunarım. ilgi ve alakanızdan dolayı Allah razı olsun. rabbim samimiyetinizi takvayla ve nusretiyle süslesin

EDİTÖRÜN NOTU: Değerli okurumuz, yorumlarda yazarları çokça övücü ifadeleri artık yayınlamama kararı aldık. Bu sebeple de yorumunuzdan bir cümleyi çıkarmak durumunda kaldık. Bundan sonra da yazılara katkı ve eleştiri eksenli yorumlarınızı bekliyoruz.

M mehmet gündüz 01 Ocak 2012

Allah razı olsun maksut kardeş. iran hakkındaki görüşlerin bizlerinde düşüncesidir.Dengeler açısından kendisini güvenceye almak isteyen iran için bizlerin bakış açısı ne olacak. ne siyah nede beyaz diyemiyorsak olmayan bir rengi mi ortaya çıkaracağız.Allah için mücadele edenlere karşı ayrımcılık yapanlara karşı tutumumuz ne olacak. Bizler hem beyaz hem siyah diyerek islamın hareket metodunu nasıl yaşayacağız.
Yazınızın devamını bekliyoruz inşallah. Tarafsız düşüncelerinizi destekliyorum.Allah razı olsun

E ebu muhammed aydın 01 Ocak 2012

Öncelikle, bu güzel ve tarafsız değerlendirmenizden dolayı Allah razı olsun.
İran 1979 da devrimini gerçekleştirdiğinde, onu pek fazla desteklemediler. Bildiğim kadarıyla suriye onu ve devrimini desteklemiş olması bugün ıranın beşar esadı desteklemeye götürmüştür.
Dolayısıyla eğer bugün iran böyle bir hataya düşmüş ise ki düşmüştür. bunun sebeplerinden biride ıran’ın Müslüman ülkelerince sahiplenmemiş olmasıdır. Sünni Müslüman ülkelerden destek görmeyen iran mecburen başka destek arayışlarına yönelmiştir.
Ve tüm bu hataların sebepleri yani Sünnilerin iranı sahiplenmemeleri ve iranın da yalnız kalması, olayların değerlendirilmesi mezhebi olup, mezhep üstü olan dini olmaması olarak göze çarpmakta. Yani bu yanılgı da sebeplerden biridir diye düşünüyorum.
Evrensel olan insanın kendini, evrensel olan bir dinin gereklerine göre değerlendirmelidir.
Ki insan bir dünyaya sığmıyor olmasından dolayı, Belki de Allah insana ahiret kapılarını açmıştır. En geniş olan genişliği ölçülemeyen bir hayat kapısını açmıştır. Böyle bir potansiyele sahip olan insan neden kendini mezhebi bir görüşle sınırlandırır ki?

Bence başımıza gelenler kendi ellerimizle yaptıklarımızdan dolayıdır.

D dostun 01 Ocak 2012

Kalemini kardeşlikten yana kullanan kardeşim Allah razı olsun. Güzel ve aydınlatıcı bir çalışma olmuş...

bu çalışmanızın devamını bekleriz

E enes 01 Ocak 2012

Onca müslüman kanının aktıgı bir çografyada iranın tavırlarına adalet ayetiyle yaklasmak ve inanç degerlerinde, sahabeye bakısında problem olan şıa gibi bir akıma kardeşim demek ve desteklemek dogrumudur? Eğer ABD karşısında duruşundan dolayı ise destek ve sevginiz o zaman sol hareketlede bunları yakalayın...

M mehmet 01 Ocak 2012

enes kardeşim onca akan kanın müsebbibi İran mıdır.İran ne yapsın. Herşeyi İrana yüklemek sizin yaptıgınız gibi işi düşmanlıga dökmek ne kadar dogrudur. acaba İran onca sıkıntıyı yaşarken söylediğiniz müslümanlar nekadar yardımcı oluyor ve sahipleniyor. bir çogu İrana yönelik ambargoları görmüyor bile. Irak-İran savaşında, devrim sürecinde onca sıkıntıyı çeken İran’a acaba ne kadar sahip çıktık. sizler şiayı kardeş olarak görmeyecek kadar düşmanlık güdüyorsanız sizlere söylenecek birşey yoktur

S sait alioğlu 01 Ocak 2012

Mehmet Maksut kardeşim diline ve zihnine sağlık! İran’ı gerek dış siyaset ve gerekse özellikle de Suriye politikası konusunda iyi resmetmişsiniz.

İran’ın bir devlet, toplum ve kültür açısından hemen her olaya bakışı aslında güncellikten de ziyade ‘dövünme, sineyi dağlama kültüne bağlı’ dini ve haliyle de psikolojik, ontolojik temellere dayanmaktadır!

Burada imamet feslefesinin ister istemez kendine özgü kutsallık dürtüsü ağır basmakta ve bunlardan dolayı İran yüzlerce yıl öncesinde kalıp günümüze gelemediği gibi yukarıda da vurguladığımız oranda bir dövünme-tapınma şeklinde kendini var kılmaya çalışmaktadır.

Tabii ki İran’ın hiç iyi, güzel tarafları da olmamış mıdır? elbette nice asırlar içerisinde koca bir külliyatı içerecek kadar iyilikleri de, haliyle güzellikleri de olmuştur, olmamsına, ama ne yazık ki vahyi temelli değil de ana kaynağın onaylamadığı, zaman içerisinde üretilen ‘dini’ bilgilerle itikad oluşturma çabaları onu kısmen de olsa yanıltmış hemen her olaya mezhebi gözlüklerle baklamısını gerektirmiş, yeri gelmiş kendi gulatını, sapkınlarını strateji adına tüm zalimliklerini göre göre desteklemiştir, Nusayri katil Esed taifesinde olduğu gibi!

Sözde inkılab yapmış bir İran o inkılabı besleyen İslam’a zıt bir şekilde sermayeyi tüketerek mezhepçiliğini teyit etmeyi tercih etmiştir! Onun asırlık dövünme psikolojisinden uyanıp meshepçiliği aşıp inkılabikiğini yeniden keşfetmesi gerekir! Allah(c) herkese hak ettiğini mislince versin!

Selamlar aziz kardeşim!

A ahmet deliktaş 01 Ocak 2012

sevgili yazar abim

öncelikle ortadoğudaki siyasi olayları ortadoğu ve müslümanlar üzerinde dönen dolapları kendimce iyi algılamışsınız. müslümanların kalbi durumundaki ortadoğudaki ülkeler yıllardır amerikan ve israil uşaklığı yapmışlardır.iran islam devriminden sonra bu uşak ülkelerin dışında kalmıştır.iran islam siyasetini tam olarak uygulamamış olsada amerika ve israilin kalbine en büyük korkuyu salmıştır.iranın günümüz teknoloji ve nükleer çalışmalarıyla tüm müslüman ülkeleri emri altına alan amerika ve onun köpeği durumundaki israile meydan okumuştur. her ne olursa olsun eksikleri olsa da iran şu anda müslümanların sigortası durumundadır.iranın yok olması müslümanlar için büyük bir kayıp olur.

yüce rabbim inşallah bizleri islam bayrağı altında toplar.amin

K kardeşin 01 Ocak 2012

ümmet için üşüyen tüm yüreklere ve yüreğinize selam olsun

E ENSAR 01 Ocak 2012

İranın butun cinayetlerini savunan bazı gafiller ,her defasında İranın emperyalizme,ABD ye karşı olduğu ve bu nedenlede desteklenmesi gerekir,bu vesileyle de iran ne kadar heta yapsa,velev zalimleri dahi desteklese,katlimkların arkasında dahi olsa makul karşılıyorlar.Her şey ABD ye karşı olmak ise bugün solcular da ABD ye karşıdırlar KADDAFİ de karşıydı SADDAM da karşıydı neden onları desteklemiyorsunuz?Şu an BAAS rejiminin İran ve Hizbullah desteğiğyle suriye de yaptığı vahşet;ABD nin Afganistan,ırak ta yaptığı katliamlardan ne farkı var(bir fark var oda suriye yünetimin şii olması) Allah tan korkun nasıl bu kada iki yüzlü olabilirsiniz?Biraz mert olun ve ağzınızdaki baklayı çıkartın gerçeği süyleyin mesele mezhep meselesi olduğunu itiraf edin,zaten herkes bunu biliyor.Bu gerçeği dile getirenlere iftira atmayın.Bu irana yapılan bir suçlama değil bu gerçeği gürmeyen kür olsa gerek,Suriyeyi bitirebilirsiniz ancak İslam dünyasındaki ateşlendiğiniz fitneyi müslümanların kalbinde ki tahribatı ve alnınızdakı bu kara lekeyi silemessiniz.Vahdet naralarıyla da kimseyi kandıramazsınız artık

M mehmet maksut 01 Ocak 2012

ENSAR kardeşim

eger ithamlarınız bize yönelikse size tavsiyem yazımızı ve önceki iki yazıyı bir daha okumanızdır. daha öncede ifade ettik İran bazı hataları yanlışlarının yanında hayırlı çalışmaları olan bir müslüman ülkesidir. Bizler ne toptan İran islam devletini red ediyoruz ne de isteyerek veya istemeyerek yapyıgı hataları kabul ediyoruz. sadece olayı iç ve dış dinamikleriyle anlamaya çalışıyoruz. yorumlarınızdaki aşırı ithamlarınız bize yönelikse dogru degildir. bu ithamları kabul etmiyoruz. iranın suriyeye yönelik tavrını benimsemediğimiz gibi İranı küresel baskılara karşı yalnız bırakmak hatta yer yer düşman pozisyonunda görür derecede tavır almanında dogru olmadıgını ifade edeyim. biz irana emperyalizme veya abd ye karşı olmasının yanında islami yönünden dolayı destek verilmesi gerektiğini düşünüyoruz. bu destek herşeyi desteklemek olarakta anlaşılmamalıdır. zaten bizde bu konudaki tavrımızı ikinci yazıda ve bu yazıda ifade ettik. ayrıca İran islam ınkılabını sol ve kominist devletlerle kıyaslamanızın da dogru olmadıgını düşünüyorum. sol kesim de emperyalizme ve abd ye karşıdır. müslümanlarda . fakat bizim veya iranın karşı duruş argumanlarıyla kaddafinin saddamın argumanlarının farklı oldugunu düşünüyorum. İranın ABD emperyalizmi karşısındaki tavrını kaddafi veya saddam özelinden kıyas yapmanız dogru bulmuyorum.

ayrıca yazımızda da ifade ettik. İran suriyeye mezhebi anlamda degil siyasi çıkarlarından dolayı destek veriyor. hem beşar esad yönetimi de şii degildir. bunu da hatırlatmak isterim. eger mesele salt mezhep meselesi olsaydı o zaman şii olan İran sünni olan Hamasa bunca yıl yardım etmezdi. yani kardeşim mezhep unsurunda öte bölgedeki devletsel hesaplardan dolayı bu tür ilişkiler kuruluyor. dogru da bulmuyoruz. zaten yazımızda da ifade ettik. müslüman düşmanına göre safını belirlemez; safına göre düşmanını belirler. İrana da diger başka ülkelerdeki müslümanlara da adilce yaklaşmanın dogru olacagını adaletinde bazı unsurlara kurban edilmemesi gerektiğini düşünüyorum. bizi adaletten ve haktan saptıracak aşırı sevgi ve nefretlerden uzak kalmalıyız.

bundan dolayı bana yöneltilen şii sempatizanı, gittiği yerlerden hemen etkilenen gibi ithamların dogru olmadıgı ifade edeyim. ayrıca yorumunuzdaki gafil, iki yüzlü,korkak, iftira atan, kör ithamlarınız bize yönelikse kabul etmiyoruz. agzımızda bakla da yok kardeşim. bunu bilesiniz. biz vahdet naraları degil vahdetin nidasını haykırmaya çalışıyoruz. bölgemizde ciddi emperyal planlar yapılıyor. mezhep savaşlarının tekrardan ortaya çıkarılacagına dair bir çok haber var. zaten zemini oluşturuluyor. medyadan bazı islami aydınların haberlerini takip ederseniz nasıl bir tehlikenin kapımızda durdugunu görürüsünüz.

selametle kalınız

E ENSAR 01 Ocak 2012

Değerli Mehmet maksut kardeşim;Dile getirdiğim bazı gerçekleri yazdıklarım ilk önce size yünelik olmadığı belirtmek isterim zaten sizin yazılarınızda bu anlamda bir şey çıkarmadım;
Ancak birkaç hakikatı bilginize sunuyorum
Lakin bunlarda ''itham''olmadığı gün gibi ortada gerçekler…

Mezhepçilik fitnesinin başlatıldığını özülerek süylemek isterim ne kadar sakladık daha da alevlendi bunu yapan da Şii lerden başkası değil!Bu Irak’ta El Hekim’e bağlı Bedir Tugayları ve Mehdi Ordusu el ele vermesiyle Sünni avı başlamasıyla fiiliyata dünüştü ve biz yine de iyimser olmaya çalıştık,ardından ABD’nin Irak’ı Dava Partisi, Sadrcılar, El Hekime teslim etmesiyle Şii yönetimin Sünni halka zulmü daha da büyüdü ve şu an SURİYE de Şii nüseyri BAAS zalimi İRAN ve HİZBULLAH ın açık askeri ve maddi desteğiyle çoluk çocuk demede bir soykırım bir katliam işlenmektedir.
Bu katliamları Zulümleri meşrulaştırmak için İran lobisi başta Nureddin ŞİRİN Velfecriyle beraber yalan haberlerle,hilelerle Zulümleri meşrulaştırmak için Bu vahşeti kınayanları dahi ABD İSRAİL ajanı damgasını vurmaya çalıştı.Suriye Dramının bir an ünce son bulması için bir iki yazı dahi zorlarına gidiyor… Sırf İran ve Hizbullah’ın çıkarları için maslahat için bu kadar Müslüman kanı akıtılıyor!Bu nasıl bir maslahat ki on binlerce müslümanı kurban ediliyor?Bu nasıl insanlık nasıl müslümanlık?Bu nasıl emperyalizme islamın kalesi olmak!Bunu biraz ferasetle bakılırsak bir Mezhebi maslahattın ta kendisi olduğunu güreceğiz,zaten gelen haberler bunu doğruluyor,sizler hala mezhep çatışması zemini oluşturmasından bahsediyorsunuz.

Soruyorum size!
İran İslam cumhuriyeti değil mi?
Kuruluşundan beri müstazaf ve mazlümların yanında olduğunu vurgulamıyormu?
Nerde kaldı?
Bırakın Şİİ-Sünni çatışması bugün Suriye de binlerce insan katlediliyor, Bırak karşı olması resmen destekliyor,yardım ediyor bil fiil müdahil olarak beraber işliyor.

Biliyorsunuz İran desteği olmadan Suriye rejimi İki gün ayakta duramaz,İran bugün istese bu vahşet durur.aynı şekilde İran istese Irak ta mezhep savaşı hemen durur…Bunlar iranın bilgisi dahilindedir böyle biline….

A Adem 01 Ocak 2012

Kardeşim iran dış siyaseti özellikle suriye siyaseti hakkındaki bu değerli çalışmaınızdan dolayı teşekkürler.ümmetin vahdete ihtiyacının olduğu bir dönemde birliğe katkı sağlayacak üslübla konuyu ele almanız güzel olmuş. rabbim çalışma ve gayretlerinizi büyük hayırlara vesile kılsın.
iran konusunda kısaca sözüm şudur ki iran bir islam devleti olarak tamamen kur an dan beslenen bir inkılabı gerçekleştirse idi bu gün ümmeti kuşatan birleştiren değerlere sahip olurdu.Ümmetin yüzü gülerdi.

peygsmberlerin ''ey kavmimiz sizin ondan başka ilanız (tanıyacağınız hakimiyet otorite,üstün güç) yoktur.'' sedasını tüm dünyaya haykırsa idi.dünya coğrafyasında imamesi kopmuş tesbih taneleri gibi dağılan ümmet bu nidaya karşılık verirdi. ümmetin özlediği beklediği bu çağrı.Ama malesef durum hiç deböyle değil.Dar bakış açısı, mezheb taassubu...devrimin etksini ve gücü azaltmmış. rabbim sırat ı müstakimi görmeyi ve o yolda istikamet üzere olmayı nasib etsin selam ve dua ile...

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Mehmed MAKSUT — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.