İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
22 Haziran 2011

İslam Coğrafyası, Türkiyeli Müslümanlar ve Üç Tutum

Filistin’de, Irak’ta, Afganistan’da, Suriye’de ve coğrafyamızın sair bölgelerinde yaşanmakta olanlar konusunda gösterilen refleksler ve takınılan tutumlar, kimin neyi öncelediğini net şekilde ortaya koyuyor.

22 Haziran 2011 4 dk okuma 10,7B okunma
100%

Dünya istikbarı, Komünist blokun çökmesiyle birlikte, Amerikan emperyalizmi öncülüğünde İslam’ı ve Müslümanları yeni düşman olarak ilan etti ve planlarını İslam coğrafyası üzerine yoğunlaştırdı. Bu yeni konseptle birlikte Batı blokunun İslam coğrafyasına yönelik saldırı ve  işgalleri birbirini izledi.

Batı blokunun yanı sıra, bu süreçte bölgesel güç olarak temayüz eden Rusya, Çin, Hindistan gibi güçler de işgalci olarak bulundukları İslam beldelerindeki baskı ve saldırılarını artırdı.  

Soğuk savaş döneminden kalma “müttefiklik” ilişkisini bu süreçte de sürdürerek, Amerikan emperyalizminin hizmetinde bir savaş ve işgal üssü olarak işlev gören Türkiye, S. Arabistan ve benzeri “İslam ülkeleri”, bu süreçte güçlü ve bağımsız ülkeler olmanın (!) keyfini çıkardılar!   

Evet, bugün İslam coğrafyası tam anlamıyla bir ateş topu. Müslüman toplumların bir kısmı emperyalist işgallerle kan ağlarken, bir kısmı da İslam dışı rejimlerin vesayet, baskı ve saldırılarına muhatap.

İslam’a ve Müslümanlara “NATO’nun yeni düşman konsepti” çerçevesinde açılmış ve kanlı şekilde sürdürülen savaşta bir NATO üyesi olarak fiilen Batı bloku safında yer alan bir ülkede yaşayan Müslümanlar olarak bizler hangi safta yer alıyoruz? Bizim açımızdan önemli olan, bu sorunun cevabıdır.

Bu çerçevede son dönemde Türkiyeli Müslümanların İslam coğrafyasında yaşananlarla ilgili aldıkları pozisyonları, ortaya koydukları tepki ve refleksleri değerlendirdiğimizde, üç farklı tutumun belirginleştiğini görmekteyiz.

Bugün bir kısım Müslümanların İslam coğrafyasında yaşanan hadiselere yönelik değerlendirme ve reflekslerinin, Türkiye’deki mevcut hükümetin pozisyonuyla eşgüdüm görüntüsü verdiğini, onunla paralel yürüdüğünü görmekteyiz.

Diğer bir kısım Müslümanların ise, emperyalizmin birincil hedefi konumundaki İran’ı tüm değerlendirmelerde merkeze aldıkları ve reflekslerini, İran’ın kendi güvenliği çerçevesinde geliştirdiği politikalara endeksledikleri görüntüsü içerisinde olduklarını müşahede ediyoruz.

Bu iki tutumun ortaya çıkmasında, her iki kısımda yer alan Müslümanların değerlendirmelerinde reel politik ve maslahat düşüncesinin baskın hale gelmesinin etkili olduğunu söyleyebiliriz.

Bir de, İslam coğrafyasının maruz kaldığı işgal, katliam ve baskı politikalar karşısında, “Müslümanların kardeş oluşu” (Hucurât 49/10), “Müslümanların bir saldırıya maruz kalmaları durumunda hep birlikte karşı koymaları gerektiği” (Şûra 42/39) şeklindeki Kur’ani ölçüleri, tüm reel politik ve maslahat hesaplarının üzerinde tutarak hareket eden ve tutumlarını şu veya bu ülkenin pozisyonuna göre değil, bu ölçülere göre belirleyen Müslümanlar vardır.

Bugünlerde söz konusu üç tutumun giderek daha da belirginlik kazındığını görmekteyiz. Filistin’de, Irak’ta, Afganistan’da, Suriye’de ve coğrafyamızın sair bölgelerinde yaşanmakta olanlar konusunda gösterilen refleksler ve takınılan tutumlar, kimin neyi öncelediğini net şekilde ortaya koyuyor.

Bakıyorsunuz sesleri epey gür çıkan ve Filistin, Suriye, Libya konusunda basın açıklamalarıyla, yardım kampanyalarıyla duyarlılıklarını taze tutan bir kısım mahalle sakini, söz konusu olan Afganistan ve Pakistan’daki ABD-NATO işgali ve katliamları olunca dut yemiş bülbüle dönüveriyor.

Şu son birkaç hafta içerisinde Afganistan ve Pakistan’dan en az dört defa katliam haberleri geldiği halde mahallemizin gür seslerinden bir çıt çıktığına tanık olmadık. Oysa aynı süre içerisinde Gazze ve Suriye ile ilgili birçok eylem ve basın açıklaması yapıldı.

Hatırlanacağı gibi Mayıs ayı sonunda Mavi Marmara’ya siyonist işgal çetesince yapılan kanlı saldırının yıldönümüydü ve bu vesileyle İstanbul Taksim’de binlerce kişinin katılımıyla bir eylem düzenlenmişti. Bu eylemden bir gün önce, NATO’nun Afganistan’ın Helmand eyaletinde 2’si kadın, 7’si çocuk 14 kişiyi katlettiği haberi gelmişti. Takip edebildiğim kadarıyla ne yazık ki o eylemde Afganistan’daki NATO katliamı gündeme bile getirilmedi.

Türkiye’de gerçekleştirilen son seçimlerden bir gün öncesinde ise, Pakistan’da ABD’nin insansız uçak saldırısıyla 15 kişi katledilmişti. Seçim zaferi konuşmasında çeşitli İslam beldelerinden söz eden AKP lideri Başbakan Tayyib Erdoğan haliyle NATO bünyesinde işgalin parçası olduğu Afganistan ve Pakistan’dan söz etmediği gibi, tepki ve reflsklerini iktidara endekslemiş görünen mahalle sakinleri de bu katliamı gündem etme gereği duymadılar.      

Yine bakıyorsunuz bir kısım mahalle sakini, İran’ın yaşanan hadiseler karşısında aldığı pozisyonu tüm ölçülerin üzerine çıkararak olayları bu şekilde değerlendirme yoluna gidiyor. Bu sebeple de, mesela Suriye’de yaşanan Baas vahşetine açıkça tavır almaktan imtina edebiliyor, Baas’ın Muhaberat’ı tarafından Suriyeli Müslümanlarla ilgili üretilen komplo teorilerini gündem edebiliyor.

İslam coğrafyasının yaşadığı acılar karşısında, Müslümanlardan ve mazlumlardan yana ayrım yapmadan tavır almayı ve tepkisini ortaya koymayı bile başaramayan, reflekslerini vahyin ölçüleri yerine, Türkiye hükümeti veya İran’ın reel politik ve maslahat değerlendirmelerine endeksleyen mahalle sakinlerini, “iliştirilmiş / embedded duyarlılıklar” olarak gördüğümüz bu yaklaşımlarını gözden geçirmeye dâvet ediyoruz.   

Paylaş X Facebook

Yorumlar 5

Z zülküf arslan 01 Ocak 2012

Doktor kendine gelen hasatanın,hastalığın doğru teşhis koyamasa acaba ne olur...

Bu sorunun cevabını düşününce aklıma gelecek olan cevapla irkiliyorum FACİA OLUR..Yani hastayı öldürmese ki ecel vakti gelmese bile hasta acılar içinde kıvranır durur hastalığıyla kangıren olmuş olsa İKİDE BİR Bİ AZASINI KOPARIRLAR...

Neyse konuyla ne alaka diyeceksiniz ona deyineyim acizane....İSLAM COĞRAFYASAI,İSLAM CEMAATi gibi sözlerle başlangıç yapan bütün araştırmacılar ve en önemlisi müslüman zannına kapılanlar doğru bi teşhis mi yapmaktalar ki doğru bir tedaviye yönelsinler,neden peki islam coğrafyasıdiye başlanılmaması lazım cümelere nedenide ŞU ALLAHIN HÜKÜMLERİNİN YERYÜZÜNDE SİLİNMESİYLE VE BEŞERİ HÜKÜMLER,YASALARALA İNSANLARIN İDARE EDİLMESİYLE O BELDELER DOLAYISIYLA İSLAM COĞRAFYALIĞINDAN ÇIKAR ,Ve müslüman olan peygamberler ve bu çizgide olan müslüman alimlerin hepsinin VARDIĞI Bİ DOĞRU TESPİTTİR BİR COĞRAFYA ALLAHIN HÜKMÜYLE HÜKMEDİLMESE O COĞRAFYA İSLAM COĞRAFYASI OLMAZ...

Bunun içindirki islam coğrafyası oluşması için O COĞRAFYALAR ALLAHIN ANAYASAI OLAN KURANLA HÜKMEDİLMESİ LAZIM DEĞİL Mİ...

Ş Ş. Hüseyinoğlu 01 Ocak 2012

Zülküf kardeşim, hassasiyetin ve ilgin için teşekkür ediyorum. Allah razı olsun. “İslam coğrafyası”, “İslam dünyası” gibi tabirler sosyolojik tabirlerdir ve kendilerini İslam’a nisbet eden toplumlara ait coğrafyaları ifade etmek için kullanılır. Ben de yazıda İslam coğrafyası tabirini bu anlamıyla kullandım.

Tabii ki bir toprak parçasını İslam beldesi kılacak olan temel özellik, o toprak parçasında İslam’ın hâkim olmasıdır. Bunda şüphe yoktur. Zaten dikkat etmişsen Türkiye ve S. Arabistan’dan söz ederken İslam ülkeleri tabirini tırnak içinde kullandım. Allah’a emanet ol kardeşim.

I i.metin 01 Ocak 2012

afganistan ve pakistan konusunda duyarlılığına şahidiz ,eger başkaları bu duyarlılıgı göstermiyorsa onları uyarmaya devam etmeliyiz
zülküf kardeşin yorumuna da katılıyorum, gerçi sen de hakvermişsin kendisine .
ben islam ülkeleri sözünü de dogru bulmuyorum
halkı musluman ülkeler tanımı daha uygundur diyorum. selametle

N nevzat güven 01 Ocak 2012

şükrü kardeş çeçenistanı unuttun orasıda hepten unutuldu

A Ahmet Yasin 01 Ocak 2012

Bu mahallenin bazı sakinleri bir köşede yazılar yazıp başka bazı sakinleri eleştiriyorlar. Bunun yerine meydana çıkıp (sayıda önemli değil) bahse konu ülkeler için eylemler yapsalar bizde bu eylemlere iştirak etsek. Diğer mahalle sakinlerinede bak siz yapmasanızda biz her yerde zulümlere karşı çıkıyoruz desek.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Şükrü HÜSEYİNOĞLU — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.