İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
01 Temmuz 2009

İslam İhtilalci Değil İnkılabcıdır

Hz. Peygamber ihtilalci yöntemlere hiç tevessül etmedi. Şehid Seyyid Kutub’un Yoldaki İşaretler’de vurguladığı gibi, işe öncelikle siyasi erki elde ederek başlayabilirdi, bunun için fırsatlar da vardı. Fakat o, zor olanı, meşakkatli olanı seçti. İşe hafriyat almakla başladı, ardından temel atıp, ince bir işçilikle yeni bir binanın inşasına koyuldu.

01 Temmuz 2009 4 dk okuma 11,0B okunma
100%

Bir toplumsal/siyasal düzenin yerine başka bir toplumsal/siyasal düzen kurmayı amaçlayan tüm hareketler için temelde iki yöntem söz konusudur: İnkılabcılık ve ihtilalcilik. Kullanılan araçlar, uygulanan taktikler, izlenen stratejiler farklı olsa da, neticede tüm toplumsal/siyasal hareketler için bu iki yöntemden biri geçerli olmaktadır. Kısacası bir toplumsal/siyasal hareket, izlediği yöntem açısından ya inkılabcıdır ya da ihtilalci...

Peki, inkılabcılık nedir, ihtilalcilik nedir? İnkılabcılıkla ihtilaciliği farklı kılan, birbirinden ayıran özellikler nelerdir?

İnkılabcılığın temel karakteristiği, toplumsal/siyasal değişimi öncelikle ve asıl olarak tabandan başlayan bir süreç olarak ele alması, fertlerden başlayıp toplumsal organizasyonlara ve nihayet siyasi erke yönelen bir dönüşümü öngörmesidir.

İhtilalcilik ise, inkılabcılıktan tamamen farklı olarak tepeden aşağıya doğru bir toplumsal/siyasal değişimi öngörür. Bunun içindir ki ihtilalcilik için öncelikli olan, bir şekilde siyasi erki ele geçirmektir. Toplumsal/siyasal değişim, öncelikle, bu değişimi gerçekleştirmeyi amaçlayan kadroların siyasi erki elde etmesine bağlıdır.

Toplumsal/siyasal yapıyı bir binaya benzetirsek, inkılabcılık, bu binayı sahip olunan ilke ve ölçülere göre temelden çatıya yeniden kurmayı, tepeden tırnağa yanlış malzemeyle kurulan eskisinin yerine, kendi harcı ve tuğlasıyla sapasağlam yepyeni bir bina inşa etmeyi amaçlar. Bunun için de enerjisini sadece mevcudu yıkmaya harcamak yerine, öncelikle kendi binasını kurmaya, sabırla, ince bir işçilikle kendi binasının temelini atmaya koyulur.

İhtilalci yaklaşıma gelince, o, ya kuruluş felsefesi ne olursa olsun, hangi malzemeyle yapılmış olursa olsun öncelikle mevcut yapıyı elde etmeye ve bunu başarırsa o yapıya kendi rengini vermeye çalışır, ya da kendine ait bir yapı inşa etme gibi bir kaygı duymadan, böyle bir amaç gütmeden salt mevcut yapının yıkım işiyle meşgul olur. Mevcut yapı yıkılırsa her şeyin kendiliğinden yola gireceğini, elde edilen iktidar gücüyle yeni bir toplumsal/siyasal yapı inşa etmenin işten bile olmadığını düşünür.

Rabbimizin Kitab-ı Keriminde bildirdiği ölçü ve ilkeler ve bu ölçü ve ilkeleri en güzel şekilde pratize etmiş olan Hz. Peygamber'in örnekliği, İslam'ın bizlere yol ve yöntem olarak inkılabcılığı vaz ettiğini göstermektedir. Kur'an'da yer alan peygamber kıssaları da bu gerçeği teyid eder niteliktedir.

Rabbimiz, toplumsal/siyasal değişimin yasası olarak, temelde toplumların kendilerinde olanı değiştirmesinin gereğini beyan etmektedir. (Bkz. Ra'd 13/11) Zaten tepeden inme yöntemlerle sahici bir toplumsal/siyasal değişimin gerçekleştirilemeyeceği, yukarıdan aşağıya doğru bir değişimin sağlıklı sonuçlar doğurmadığı/doğurmayacağı ortadadır. Bir binanın yapımı temelden başlar/başlamalıdır. Temel kurmadan çatı yapmaya kalkışmak akıl kârı olamaz. İslam, temelden çatıya bütüncül bir toplumsal/siyasal değişimi, yani inkılabı öngörmektedir.

Bu arada şunu ifade etmek gerekir ki, İslam'ın temelde toplumsal değişimi esas almasını, siyasal alanı ikinci plana attığı şeklinde algılamak son derece yanlış olacaktır. Zira İslam, kapısından ancak siyasi bilinçle girilebilen bir tavır, bir duruş dinidir. Yüce Allah'ın ölçülerine tabi olmayan tağuti otoritelere, zulme ve sömürüye "lâ" demeden bırakalım toplumsal değişimi Müslüman olmak bile söz konusu olamamaktadır.

İhtilalci yöntemlerin öncelik olarak ya mevcut yapıyı ele geçirmeyi yahut da kendine ait bir yapı inşa etme gibi bir kaygı duymadan salt mevcut yapının yıkım işiyle meşgul olduğunu ifade etmiştik. Amaç, siyasi erkin elde edilmesiyle yukarıdan aşağı bir değişimi gerçekleştirmektir. Bugün bu tür bir yaklaşımın diğer ideolojik grupların yanı sıra kendilerini İslam'a nisbet eden çeşitli oluşumlar tarafından da benimsendiği görülmektedir. Varını yoğunu bir şekilde mevcut siyasi erki elde etme yoluna harcayan birçok oluşum söz konusudur. Oysa bu tür bir yaklaşım, yukarıda izah etmeye çalıştığımız gibi İslam'ın hedeflerine de, ölçü ve ilklerine de aykırıdır.

İslam, tepeden inmecilik yerine, fertten topluma ve oradan da toplumsal organizasyonlara yönelen temelli bir toplumsal/siyasal değişimden yanadır. Bunun için de, ihtilalci yaklaşımların gerektirdiği ve getirdiği uzlaşmacılık, takiyyecilik, gizlilik gibi yaklaşımlar yerine, Rabbani ilke ve ölçülerin şahitleri olmamızı istemektedir bizlerden. İslam, şahitlik ve davet eksenli bir mücadeleyi öngörmektedir. Davet, bâtıl olandan kopup ayrılma, cahiliyeden ayrışma ve temelden çatıya yeni bir toplumsal/siyasal yapının inşası için Müslümanların temel yükümlülüğüdür.

Hz. Peygamber ihtilalci yöntemlere hiç tevessül etmedi. Şehid Seyyid Kutub'un Yoldaki İşaretler'de vurguladığı gibi, işe öncelikle siyasi erki elde ederek başlayabilirdi, bunun için fırsatlar da vardı. Fakat o, zor olanı, meşakkatli olanı seçti. İşe hafriyat almakla başladı, ardından temel atıp, ince bir işçilikle yeni bir binanın inşasına koyuldu. Zor fakat doğru olana talip oldu. Cahiliyeyle uzlaşmak yerine ondan yüz çevirmeyi tercih etti ve sıfırdan yeni toplumsal/siyasal yapı kurma çabasına girişti. Cahiliyenin Darun Nedve'sine karşı Darul Erkam'ı, ardından da cahiliyenin Mekke'sine karşı Medine'yi inşa etti.

Bugün bizlere düşen de, bugünün Darul Erkamlarını ve Medinelerini inşa etmek olsa gerektir.

Paylaş X Facebook

Yorumlar 10

Ö ömer bitlis 01 Ocak 2012

Şeriat, adalet gelsinde alttan mı gelir, üstten mi gelir benim için farketmez...

1- Medinede Müslümanlar iktidarı sağlarlarken demografik olarak % kaç nüfus oranına sahiptiler?
2- Peygamberin iki Ömerden birinin müslüman olmasını istemesini gözetmemiz ve seçkinci olmanın günah olmadığını düşünüyorum.

Ş Şükrü Hüseyinoğlu 01 Ocak 2012

Birinci olarak, hedefe giden her yol meşru değildir. Meşru hedeflere meşru vasıtalarla gidilir.

İkinci olarak, Medine’de İslam iktidarının tesisi süreci, bir inkılab sürecidir. Medine tepeden inme bir yolla İslamlaşmış değildir. Akabe biatları ile başlayan Yesrib’in İslamlaşması süreci, Hz. Peygamber’in davetçi olarak gönderdiği Musab b. Umeyr ve Abdullah İbn Ümmi Mektum’un çabalarıyla büyük bir ivme kazanmıştır. Bu çabalar sonucu toplumsal taban oluşturulmuş ve bunun üzerine Hz. Peygamber’in Medine’ye hicreti gerçekleşmiştir. Müslümanların oranı ilk başta yüzde 10'larda olmasına rağmen, Medine’nin temel direği Hazrec ve Evs’in başta yöneticileri olmak üzere önemli bir kısmı Müslüman olmuştu ve bu da iktidarın Müslümanlarda olması sonucu doğurmuştur.

Son olarak, Hz. Peygamber’in iki Amr’dan (Ömer b. Hattab ve Amr b. Hişam/Ebu Cehil) birinin hidayeti için dua etmesi gayet doğaldır. Toplumun önünde olan, üreten, fikir sahibi insanların İslam’la şereflenmesi tabii ki İslami mücadele süreci için önemli bir kazanımdır. Fakat İslam’ın seçkinciliği reddettiğini Abese suresinden açık olarak bilmekteyiz.

A Ahmet ÖRS 01 Ocak 2012

aslında bu inkılab ve ihtilal meselesinde çizgileri tam çekmemek gerekiyor. medine’de %10 la egemenlik müslümanlara geçtiyse ve bunu yöneticileri yaptıysa burada ihtilalcilik de vardır dense çok aykırı bir şey olmuş olmaz. binaenaleyh tarihsel fırsatlar çıktığı zaman adil br ufukla zalimler “hal” edilebilir. bunu toplumsal ve siyasal şartlar belirler.önemli olan “hak”ka darbe yapmamaktır.

toplumların kendisini değiştirmesi meselesi de bu %10 luk çerçeveden ele alınmalıdır. değişmesi gereken koca bir toplum değildir. öncü bir çevre yeterlidir.

“Zaten tepeden inme yöntemlerle sahici bir toplumsal/siyasal değişimin gerçekleştirilemeyeceği, yukarıdan aşağıya doğru bir değişimin sağlıklı sonuçlar doğurmadığı/doğurmayacağı ortadadır.” Bu alıntıda işaret edilen hikmet tartışmalıdır. Aşağıdan yukarı oluştuğu söylenen İslam toplumu da peygamberden sonra kalıcı olmamış ve dağılmıştır. Dolayısıyla imtihan her koşulda vardır ve birçok farklı sonuç doğurabilir.

M Murat AYDOĞDU 01 Ocak 2012

Siyasi iktidarı sağlayacak kitle haraketi açısından, inkilabi bakış açısında Şükrü kardeşimiz tam anlamı ile haklıdır.
Medine siyasal erkinde, yahudilerin müslümanlarla eşit statüde olduğu düşünülürse ihtilal olarak adlandırmak sığ bir yaklaşım olur. İhtilal daha çok komitacılık ve jakobenlik olarak kitle desteği olmadığı hallerde geçerlidir.

S sefai 01 Ocak 2012

Her şey iyi, güzel de ben şu iki Ömer meselesine taktım. Hadisin sahih olup olmadığı beni ilgilendirmiyor. Eğer dua yolu ile iki Ömer’den biri Müslüman olduysa, kusura bakmayın bu işte gariplik var!.. Hz. Muhammed’in böyle bir tasarrufu var idiyse, ikisi de Müslüman olsaydı, hatta diğerleri de, kötü mü olurdu?
Yapmayın dostlar… Kur’an ve sahih gelenek dediğimiz şey bu mu oluyor şimdi?
Hadisin rivayet zincirinde problem yoktur diye Kur’an’ın temel esprisine ters olsa da kabul etmek zorunda mıyız?
Biraz aklımızı kullanıp, düşünelim lütfen!
Böyle söyledim diye de hadis inkârcıları zümresine katmayın beni.
Hz. Peygamber’in bu tarz duaları varsa, öncelikle onu himayesine alan ve onu emanında tutan Ebu Talip için dua etmesi ve oluyorduysa şayet onun Müslüman olması gerekmiyor muydu?
Bir de yorumlarda zikredilen seçkincilik meselesine dikkat çekmek isterim. Eğer böyle bir mantaliteniz varsa, buyurun kolay gelsin!
Peygamberimiz mi uygulamış bu seçkinciliği?
Tabii ki iki Ömer diye tutturursak olacağı budur!
Tevhidin tebliğ sürfeci ve biçimi bir başka konu ama yazı içeriği olması gerekene işaret etmiş zaten…Şu iki Ömer meselesini Hüseyinoğlu ve diğer Müslümanlar düşünsünler biraz..
Allah yolumuzu açık etsin, ne diyelim!

O omer bitlis 01 Ocak 2012

“Ey Musa Firavuna git, çünki o azdı.” kime gidilecek , firavuna. Firavun düzelecek, halk kurtulacak.
Arkadaşlar bu işler yukarıdan aşağıya olur, halk yığınlarını harekete geçirmeye çalışırsanız vakit kaybedersiniz. Onlarada zulm etmiş olursunuz.

1-Sürekli ve herkese tebliğ,
2-İktidarı ele geçirip, adaletle yönetim
3-halkın rızasını kazanma

Ş Şükrü Hüseyinoğlu 01 Ocak 2012

İnkılabi yöntem ne salt tabana ne de salt tavana odaklanmayı kabul eder. Toplumsal ıslah mücadelesi ile iktidar mücadelesin birarada, eşgüdüm halinde yürütülmesini öngörür. Bunu Hz. Peygamber’in mücadelesinde de çok açık olarak görmekteyiz. Salt iktidar mücadelesine odaklanmak da, iktidar mücadelesini arka plana atmak veya ertelemek de sahici bir toplumsal değişime engeldir.

S SERKAN 01 Ocak 2012

^İNSANLIK GELECEĞİNİ ANCAK HZ.MUHAMMED İ ANLADIKÇA VE TANIDIKÇA KURTARABİLİR^ ÜNLÜ ALMAN DÜŞÜNÜR VE EDEBİYATÇISI, GOETHE...

S SERKAN 01 Ocak 2012

ALLAH KURAN DA HZ.MUSA İLE HARUN A ^ FİRAVUN A VARINDA YUMUŞAK SÖZ SÖYLEYİN OLUR Kİ NASİHAT DİNLER^ KAVGA,GÜRÜLTÜ,ŞİDDET YOK ARKADAŞLAR..BİRBİRİMİZE BANA BAK BİLE DEMEYİN

S SERKAN 01 Ocak 2012

ARKADAŞLAR MESELE ŞERİAT MESELESİ DEĞİL..SORUN EĞİTİM MESELESİ..EVET İÇİMİZDE ŞERİAT İSTEYEN ARKADAŞLAR VAR,NASIL SOSYALİSTLERE SAYGI DUYUYORSAM ONLARA DA DUYUYORUM..AMA BU ARKADAŞLAR ŞERİAT İSTERİZ DİYORLAR FAKAT ÇOĞU KURAN DAN Bİ HABER YAŞIYOLAR..ÖNCE ŞU HURAFELERİ,İSLAM IN İÇİNE GİRMİŞ YANLIŞLIKLARI DÜZELTİN..ŞERİATSA GİDİN AVRUPA YA ORDA ALASI VAR..BIRAKIN DOĞU YU..ORDA DA AYRI BİR ŞİRK,KÜFÜR VAR..BEN GENE DE DEMOKRASİ DEN AMA GERÇEK DEMOKRASİ DEN YANAYIM..KURAN I GERÇEKTEN ANLARSANIZ BANA BİRAZ HAK VERİRSİNİZ.MESELA KAFİRUN SURESİNİ OKUYUN..

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Şükrü HÜSEYİNOĞLU — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.