İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
K
Konuk Yazar
05 Mayıs 2013

İslamcılık Teriminin İmkânlarına Dair

İşte İslamcılık bu resim içinde çare arayan; dine dayanmayı çare görmeyen yönetimin dayanak arama tartışmalarında öne sürülen bir adres halinde değerlendirildi. Hatta Türkçülük, Osmanlıcılık, İslamcılık gibi bir çözüm ideolojisi formunda gündeme getirildi.

05 Mayıs 2013 8 dk okuma 2,0B okunma
100%

Dil, onu oluşturan tüm unsurlar, kavram ve kelimeler örgüsü itibariyle düşünme yöntemlerimize etki eder. Bu etkinin izlerini takip ve derecesinin ne olduğunu tespit hususu şüphesiz ihtilaflıdır. Bu ihtilaf dilin geçirip sürdürdüğü gelişim rotası hakkında ve dile dair tasavvurların farklılıklarıyla çeşitlenir.  Bu yazı son dönem Müslüman dilinin düşünme yöntemleriyle etkileşimi; kabul ve retlerimizden hareketle yani inançlarımızdan hareketle dilimizde oluşan etkileşim ayrıca diğer bir etki anlamında dilimizden düşünme yöntemlerimize oradan da inançlarımıza varan sirayete dikkat çekme amacındadır. Böylelikle son dönemde Müslümanın dilinin yeni kavramlar ve bu yeni kavramların anlam alanlarının değişim ve kendilerine yeni alanlar açışının Müslümanın dilinde bulduğu karşılıklara işaret fırsatı gözlenecektir.

Müslümanın yeni dönemde inancına ve akledişine müdahale eder ve onu deforme eder nitelikteki kavramları bir nebze de olsa tartışmaya açmak ayrıca son dönemdeki fiili durumları ve isimlendirilmesi gereken yeni algı ve olguları isimlendirmede hassas olunması gereken hususları tartışmak uyanışa vesile olacaktır. Bu dolayımdan “İslamcılık” teriminin imkânlarını ve kullanışlılığını sorgulama; kullanımının uygun olup olmadığı tartışmalarına içerik kazandırma anlamında katkı yapmak önemsenmelidir.

İnsanın nasıl düşündüğü konusu çeşitli yönleriyle tartışılıyor olsa da düşünürken kelime ve kavramları kullanmakta olduğu açıktır. İnsan olgu algı veya eylem herhangi bir şeyi isimlendirmede ses dizinlerini isimlendirdiği şeyin sembolü olarak kullanır. Bu sembolün yani ses dizininin -yani kelimenin veya kavramın- anlamı kullananın inançları, düşünme biçimi bu sembolleri kullanmadaki genel tarz birbiriyle etkileşim içindedir. Düşünme yani tefekkür bu harmoni içinde oluşan sembollerle yapılır. Bütün bu anlatılanların üzerinde de dili kullanan iradenin varlık, hayat, kendi ve Allah’la alakalı tasavvurlarının bu sözünü ettiğimiz semboller dizinine yani dile etkisi onu biçimlendirmesi söz konusudur.
 
Dil, inanışlar ve düşünme yöntemi etkileşimi, bunların birbirine sirayet etmesi, Muhammed a.s.’a inen vahiy vasatında Arap dilinde olan biten buna örnek verilebilir. Mekke döneminde inzali başlayan vahiy aynı dili konuşan aynı coğrafyada yaşayan insanlar olmalarına karşılık birbirinden farklı söylem ve aklediş biçimleri inşa etmiştir. Allah-ü Taala’nın doğrudan Kelamullah ile Arap diline müdahalesi ve Arap dilinin kelimelerini kavramlarını söyleyiş şekillerini ifade etme tekniklerini hatta gramerini biçimlendirişi söz konusudur ve bu çok önemlidir. Konumuzu ilgilendiren yönüyle Kuran vahyi Arapça kelime ve kavramları yeni bir tadilata uğratmıştır. Aktarmayı hedeflediği her neyse onu aktarmada kullanılabilecek formda yeniden düzenlemiştir. Bu düzenlemeler genel olarak isimlendirmeler veya var olan isimlendirmelerin anlam alanlarını geliştirme, daraltma, farklılaştırmalar ve diğer katkı yapan unsurlar Ümmet-i Muhammed’in dilini inşa etmiştir.
 
Ümmet-i Muhammed’in Allah-ü Taala hakkında, varlık anlayışı ile alakalı, insana dair, hayata dair tasavvurlarının tamamı bu yeni dil ile tefekkür edilmiş anlatılmış aktarılmıştır. Bu tefekkür ve aktarma süreci devam ederken bir taraftan da Arap dili bu yeni duruma uygun hale gelme-getirilme anlamında tadil edilmiş eğilmiş bükülmüş evrilmiştir.  Kelimelerin cahiliye devrinde kullanılıp duran anlamlarına bazen yeni nüanslar eklenerek bazen de tamamen başkalaştırılarak bazen de başka dillerde de Arap dilinde de olduğu gibi yeni kelimeler türetilerek az da olsa bazen de başka dilden kelime ithal edilerek süreç sürmüştür. İşte saadet asrının dili böyle bir tekâmül sürecinin sonucudur.
 
Teorik olarak Müslüman olma vahyin kılavuzluğu ve peygamberin örnekliğinden hareketle mensup olunan inancın dilini yani kavramsal yapısını da kullanmaya onu kullanarak düşünmeye dahil olma anlamına gelir. Tarihimizde bunun örneklerini bulabiliriz. Buna aykırı olarak Esasla alakalanmayan bazı örnekler verile bilse de genel anlamda Müslümanlar Kur’an’ın kavramsal yapısını kullanmada hassas olmuşlardır.
 
Fakat yaklaşık bir buçuk iki asırlık geçmiş dönemde farklı paradigmalara mensup kavramlar temel kodlarını kaybetmeden Müslüman coğrafyada kullanılmaya başlanmıştır. Bu durumu sağlıklı bir şekilde izlemek ve analiz etmek gerekmektedir. Müslümanın dili neden meramını hatta tebliğini anlatmada ve tefekkürde yabancı değerler dizinine - paradigmasına- ait kavramları hatta şeklen değil çoğu kez  felsefeleriyle birlikte kullanma durumunda kalmaktadır?
 
İslam dünyası uzun zamandır fiili anlamda insanlığın önderliğini kaybetmiştir. Fakat asıl kayıp uzun zamandır tefekküri anlamda da önderlik ve örneklik yapacak durumunu da kaybetmişti. Hayatı kendi mensubiyetinin değerlerinden hareketle kuşatamamıştır. Ve maalesef bu durum hala devam etmektedir. Hristiyan dünyasında içten içe devam eden düşünsel evirilişin Fransız ihtilaliyle belirginleşmesi tüm dünyayı etkileyen bir değişim süreci başlatmıştır. Bunun sonucu batıl din olan Hristiyanlık sosyal hayatın düzenlenmesi ve karar mekanizmalarından kovulmuştur. Fransız İhtilâli (1789-1799), Fransa'daki mutlak monarşinin devrilip, yerine cumhuriyetin kurulması ve Roma Katolik Kilisesi'nin ciddi reformlara gitmeye kendini yeniden tanımlamaya zorlanması. Avrupa ve Batı dünyası tarihinde bir dönüm noktasıdır. Bu ihtilalin doğru anlaşılması, değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu gün hemen hemen tüm dünyanın düşünürken, hayata dair çözüm önerilerini değerlendirip sunarken kullandığı kavramsal yapıyı inşa eden temel;  siyasal anlamda kendini Fransız ihtilaliyle belirginleştiren moderniteye ait paradigmadır.
 
İhtilalin sebepleri olarak:  Aydınlanma felsefesi, mantığın, köklü gelenekleri ve siyasal rejimin mutlakiyetçi eğilimlerini ortadan kaldırmayı emrettiğine kanaat getirmiştir. Aydınlanmacılar özgürlüğün tüm alanda olması gerektiği fikrini savunmakta. Descartes, daha XVII yy, aklın ve eleştirel zihniyetin üstünlüğüne vurgu yapmış, Montesquieu ise, yasama erkinin halkı temsil eden vekiller aracılığı ile kullanılmasını ve güçler ayrılığı ilkesinin hayata geçirilmesini önermiştir. Voltaire ' e göre kral, filozoflardan kurulu danışmanların örgütüne uyarak toplumu aydınlatmayı hedeflemeli, İngiliz modelini benimseyerek, parlamenter bir sistemin kapılarını açmalıydı. Rousseau, insanların doğuştan eşit olduğuna inanmakta, çoğunluğun iradesinin (halk egemenliği) siyasal rejim hâkim olması gerektiğini vurgulamaktaydı. Diderot ile d’Alambert ise yasa önünde eşitlik, düşünce ve ifade özgürlüğü gibi talepleri dillendirmekteydi. Aydınlanma filozoflarını etkilerini yanında İngiliz Halklar bildirgesi gibi metinler ve bunların temelini oluşturan John Locke’nin fikirleri ve Amerikan Bağımsızlık Bildirgesindeki dile getirilen demokratik ilkeler ve liberal ekonomi fikirleri burjuvaları hareketlendirmiştir. Fransızlar dışarıdan gelen fikir ve hareketleri içselleştirerek ihtilale zemin hazırlamışlardır.
 
Aslında konumuzu ilgilendiren yönüyle bu yeni varlık ve insan tasavvuru kendini ifade ve paradigmasını inşada vahiyden ve İlahi olandan yolu geçmeyen bir hayatı ikame etmiştir. Liberte çığlığı Allaha dayandığı iddiasıyla dünyayı zindan eden kendini putlaştıran Katolik kilisesinin şahsında tüm dini olandan kurtuluşun çığlığıdır da. Önce hürriyet sonra özgürlük olarak dilimize çevrilen bu kavram gibi eşitlik, kardeşlik, medeniyet, kültür, sivil, demokrasi, cumhuriyet, laik, seküler vs. vs. kavramlar Müslümanın diline bu inanışların, paradigmaların dünyasından transfer edilmiş kavramlardır. Bu kavramlar gelirken mensup oldukları inanışların ilkelerini de bizim zihnimize ilka etme tehlikesi taşımaktadırlar. Aslında kısmen bu gerçekleşmiştir. Müslüman toprakların ahalisi gavurlara ait kavramlar ve gavurlara ait varlık, hayat tasavvuruyla Müslümanlık icadına çabalamaktadırlar.
 
Avrupa’da egemenlik hakkını tanrıdan aldığını iddia eden krallıklar bu ihtilalle yıkıldılar İlkel şekli Yunan şehir devletlerine dayandırılan demokrasi, Kıta Avrupası'nda  gelişmeye başladı ve Batı medeniyetinin vazgeçilmez unsurlarından biri haline geldi. Egemenliğin halka ait olduğu kabul edildi. Yönetim algısının ve yönetici erkinin değişimiyle toplumu algılama değişti artık sosyal sınıflama başka başka saiklerden hareketle kurgulanmaya başlamıştı. Din artık sosyal tasnifte eksen unsur olmaktan çıkmıştı. Onun yerine sınıf mensubiyeti (işçi sınıfı)ulusal mensubiyet (milliyetçilik bizde türkçülük ve kürtçülük)veya zenginliğin oluşturduğu birliktelikler (kapitalizm) toplumu ikame etmede öne çıktı. Tabi bunlar çok geçmeden ideoloji formunda işlendi ve devletlerini de kurdular;  güç sahipleri devletlerini bu anlayışlara dayandırarak güçlü kalmanın yollarını aradılar.
 
İşte İslamcılık bu resim içinde çare arayan; dine dayanmayı çare görmeyen yönetimin dayanak arama tartışmalarında öne sürülen bir adres halinde değerlendirildi. Hatta Türkçülük, Osmanlıcılık, İslamcılık gibi bir çözüm ideolojisi formunda gündeme getirildi. Ve sonra memleketimizde Türkçülük üzerinden devam edildi. Dindar kesimin bir kısım hoca takımı bu Avrupai kavram ile alakalı da sağlıklı bir sınav verebilmiş değildir. Türklükle İslamiyet’in imtizaç ettiği numaralarıyla aslında gavurlara ait bu kavramsallaştırma ve inanışa meşruiyet verme yoluna sapıldı. Artık “Müslümanın dili”, cumhuriyet demokrasi medeniyet özgürlük eşitlik adalet vs. vs. diye şakımaktadır. Kendisinin kurgulamadığı bir dünyada can suyunu mensubiyetinden almayan kavramlarla konuşmaya kendini mecbur zannetmektedir.                                                                                                                                                       
Bu etkiyle savrulan dönüşüp değişen sosyal siyasal ve ekonomik sistem arayışları için İslam; dünyamızda çözüm arayışlarının bir nesnesi bir seçeneği formunda düşünülebilmektedir. Nasıl mensupları tarafından Türkçülük sosyalizm liberalizm vb. ideolojiler toplumsal eksenin ve çözüm adresinin kendi ideolojileri olması gerektiğini söylerken; bir şekilde İslam da bu sıralamada yerini almıştır. Modernitenin biçimlendirdiği bu yapıya İslam’ı çözüm olarak iddia etme hali İslamcı teriminin tanımladığı karşılıktır. Bu kavramın kazandırdığı ve kaybettirdiği kuşkusuz değerlendirilebilir; bu gereklidir de.
 
İslamcı kavramının Müslüman kavramı varken ortaya çıkmış olması; Müslüman kavramı üzerinde bir farklılaşmanın göstergesi kabul edilmelidir. “Müslüman” dillerde artık bir tip şahsı ifade eden bir kavram değildir. Artık bu sembol ortak mutabakatları temsil etmemektedir. Mesele “Bize bu ismi Allah verdi başkasıyla değiştirmezük” gibi slogan çığırışlarla aşılabilecek gibi değildir. Dolayısıyla “tevhidi Müslüman” gibi zaman zaman bu kavram yanına sıfatlar eklenerek özelleştirilmeye anlam alanı belirginleştirilmeye ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Günümüzde Müslüman kavramının neyi ifade ettiği üzerinde bir nebze detaya girildiğinde ortak bir mutabakatın neredeyse yok olmaya yüz tuttuğu gözlemlenebilir.
 
Müslüman isminden şu ya da bu sebepten vazgeçmek istemeyen kesimler de söz konusudur. Bunlar İslam dinini, sapık modern din algısından hareketle vicdani bir mesele saymaktadırlar. Batıl zanlarınca “dünyevi” saydıkları meseleleri İslam’dan başka adresleri dayanak kabul ederek çözmeyi doğru bulmaktadırlar. Bu durumun isimlendirilmesi gerekirse  “tekfirciliğe” sapmadan bu nasıl aşılacaktır.
 
Başka bir yönden de İslamcı kavramı çözüm önerilerinde İslam adresini kullanmayı doğru bulan demokratik modern toplumun bir kesimini ifade etmeye matuf olarak da kullanılır. Bu tip kişinin müslüman olması da gerekmez o sadece “çözüm adresi İslam olsun” demenin ismi faili olarak İslamcı kavramıyla tesmiye edilir. Müslümanlık iddiasında da bulunmaya bilir.
 
Bu müslüman topraklarında “Kur’an İslam’ı” “Anadolu İslam’ı” “tevhidi müslüman” “İslamcı müslüman” “radikal müslüman” gibi isimlendirmelerin kullanılması gösteriyor ki müslüman kavramı üzerinde anlam karmaşası söz konusudur. Bu karmaşadan kısa sürede genel anlamda kurtulunamayacağı da açıktır. Dolayısıyla bu özürlülük hali sürecinde “İslamcılık” kavramının Müslümanın dilinde onun değer dizinini deforme etmeyecek şekilde özen gösterilerek kullanılıyor olması mazur görülmelidir.
Paylaş X Facebook

Yorumlar 5

M mehmed CAN 01 Ocak 2012

Sayın Pehlivan;Er meydanına çıkışınız hayırlı olsun,olsun,da bari pehlivanların ayağına giydiği kısmetin hatırına islamcılığın uluorta kullanımına ‘mazur görülmelidir’ demeseydiniz.Sizinde yazınızda tarihi dökümanlar la verdiğiniz gibi üretilmiş bunca kavram kargaşasından sonra dedimki heralde bir projesi veya çözüm önerisi var diye beklemiştim.ama nafile bunlar hep biliniyordu söyleniyordu zaten.Eğer bütün bu kalabalık görünen yazı islamcılık kavramını meşru kılmak içinse bunca lafa gerk yoktu son iki paragrafta Kuranda geçen ‘müslim’ kavramını kullanmasında ısrar edenleri yererek bunu demişsiniz zaten. Ve size bu konuda Mehmet pamak abinin neden kullanmamamız gerektiği konusun da ısrarla Kur’an-i kavramların taşıyıcı özellikleri vardır diye adeta feryad edişini dikkate almanızı öneririm.Bu sitede yazıları çoktur.Kavramları salt anlamlarını kullanıldıkları ve ortaya atıldıkları zamanın eşgüdümlü siyasi politikalarından kopararak değerlendirmeniz her ortaya atıla kavramı Kuranın kavramları anlaşılıncaya kadar kullanılmasını meşrulaştırarak, gerçek ‘müslim’ kavramının manasının anlaşılmasını engelliyecektir. Gerçi size göre bu çığırışlar yazınızda verdiğiniz kaba örneğe göre““Bize bu ismi Allah verdi başkasıyla değiştirmezük” gibi slogan”..olarak değerlendirmeniz pek mazur görülür cinsten değildir, Bu ukalalık Allahın bizatihi vahyine saygısızlıktır. Kuran kavramlarına sahip çıkmaya çabalayanlara haksizlıktır. Buda böyle biline varsa başka çözüm öneriniz buyrun açıkça dillendirin bizde duyalım görelim ve dikkate de alalım...yoksa size kolay gelsin mazur görmeye devam edin.
Aşağıda alıntı yaptığım yazının son sözündeki ‘Müslümanın dilinde’ dediğiniz kişileri-Müslümanı, islamcılardan ayıran özellikleri siz neye göre nasıl belirliyorsunuz?Bu ayrımı neye göre ve nasıl ayırıcılar kullandığınızı söylemediğiniz sürece, bunu Kuranın kavramlarıyla açıklayanları, hedefi tekfircilik olmıyan ama Kuran kavramlarını yerleştirmeye çığırışanları eleştirirken kendiniz kendi dediğinizle ters duruma düşeceksiniz.O sözünüzdeki ‘Müslüman’ ile ‘islamcı’ arasındaki farkları sizden bekliyorum.Amma tekfirciliğe sapmadan!
Bir ilavem daha olsun, yazınız beliğ değil. Daha fasih bir dil kullanmalısınız.Buna uzunlukda eklenince takibide anlaşılmasıda zorlaşıyor.

.....Dolayısıyla bu özürlülük hali sürecinde “İslamcılık” kavramının Müslümanın dilinde onun değer dizinini deforme etmeyecek şekilde özen gösterilerek kullanılıyor olması mazur görülmelidir.......

K Kemal Songür 01 Ocak 2012

Çok derinlikli ve içeriği önceleyen tespitlerle yoğrulmuş makaleniz için teşekkür ederiz. Her zaman dile getirdiğim gibi ''islamcı'' kavramını kullanmaktan yana değilim, fakat içeriğini değerler dizinine gölge düşürmeyerek kullanılmasında mahsur görmeyenlere ve kullananlara karşı abartılı yaklaşımları da yanlış bulmaktayım. Aslolanın içerik olduğunu düşünenlerdenim. Birileri de çıkıp ''müslüman'' kavramıda üretilmiştir ve bu kavramı kullanmamalıyız, Kur’an’i kavram olan ''Müslim'' kavramını kullanmalıyız demekteydi.
Hüseyin kardeşim zihnine sağlık. selamlar.

Ş Ş. Hüseyinoğlu 01 Ocak 2012

Farklı bir sitede, Hüseyin Pehlivan kardeşimizin bir yorumu vesilesiyle de konuyu tartışmıştık. Yazıda verilen bir örnek üzerinden bir değerlendirme yapmaya çalışacağım inşaallah: “Tevhidi Müslüman” ifadesi veya benzeri ifadeleri, Müslim/Müslüman kavramı toplumun algısında Kur’ani bağlamından epey uzaklaşmış olduğu için anlatım kolaylığı sağlaması açısından zaman zaman bizler de kullanmaktayız. Ancak bu ve benzeri asıl kavramı takviye edici kullanımlarla, “İslamcılık” ve “İslamcı” terimlerinin son derece farklı şeyler olduğunu düşünüyorum. Birincisi, burada asıl olan kavramın yani Müslim/Müslüman kavramının terki söz konusu değildir, sadece anlatım kolaylığı açısından bir takviyeyi ifade etmektedir. İkincisi de, bu tür kullanımlar Müslüman kavramına alternatif bir içerik ifade etmemekte, o kavramın içerdiği her ne varsa onu içeren bir yaklaşımla kullanılmaktadırlar. Oysa “İslamcılık” terimi ve ona taraftar olma anlamındaki “İslamcı” isimlendirmesi, içerik olarak da Müslim/Müslüman isminden bir farklılığı ifade etmekte, kullanım olarak da bu inzal olunmuş kavramın yerine ikame olunmaktadırlar. Yani bir anlatım kolaylığı aracı, bunu sağlayan bir takviye olmaktan ziyade, asıl kavramın yerine ikame olunan, farklı içerik ve çağrışıma sahip alternatif bir kavramsallaştırma söz konusudur.

H HÜSEYİN ALAN 01 Ocak 2012

farklı bir bakış!

Nereden geldiği, nerede durduğu, nereye evrildiği konusunda bilgi sahibi olmamak, varoluşa dair kafa yormamak, bu dönemin ve neslinin resmini mi açığa çıkartıyor nedir? Modern düşünüşe karşı olduğunu söylese de tipik bir modernist gibi düşünerek geleneğini tümden reddetmek, semantik ve gramer teknikleriyle nassı daraltıp türedi “Müslümanlık” üretmek, başka nasıl sonuç verir ki bilmiyorum?

İmparatorlukların yıkıldığı, dini meşruiyetlerin göklere itildiği, toplumsal kimliklerin dine referans edilmekten vazgeçildiği, tartışılır olsa da hılafet yönetimlerinin ilga edildiği dönemler, aynı zamanda modern akledişin, bilimsel hakikatçiliğin ve rasyonel düşünüşün baştacı edilip etkinleştirildiği dönemlerdir. Müslümanların da dolayısıyla fiziki hayatta tarih dışı kaldığı ve tümüyle kolonileştirildiği dönemler.

Dine dayalı ve onun tam zıddı modern akledişin varoluş anlayışının tarihsel olarak karşılaştığı bu devrelerde, Müslüman ülkelerde iki tür strateji ve toplumsal akım öne çıktı. İlki, dine karşı olan, dini bilgiyi ve akledişi reddedenlerdi ki genel adlandırmayla modernist olarak nitelendirilirler. laikliği, sekülerliği savunanlar da bunlardır. Geçen yüzyılın galipleri, devleti ve toplumu bu ilkelere göre şekillendirenler bunlar olduğu gibi bu yüzyılın belirleyicileri de bunlar gözükmektedir. verili şartlar geçerli olduğu ve yeniden bir düzenleme gerçekleşmediği sürece.

İkincisi, dini referans alarak yeniden ihya olmalı, bunun için de dinin asıllarına yeniden dönmeli, dini bilgiyi yeniden üretmeli ve ümmet birlikteliğini hayata geçirmeliyiz diyenler ki genel adlandırmayla da bunlar da İslamcılardı. Laikliği, sekülerliği reddedenler, dini bir devlet peşinde koşanlar bunlardır.

İslamcılığın devlet, siyaset ve toplumsallığı öne alması, hedef olarak islam devletini belirlemesi, yukarda özetlenen kendi tarihsel şartlarıydı. evvela bu gerçeği tespit edelim. konuya dair bilgi eksikliği olanlarımız lütfen dönüp kendi yakın tarihini bi zahmet okusun. okusun da hangi pozisiyonda duracağını belirlesin ve neyin takipçisi olduğunu gösterebilsin.

Bu gün kendini bir şekilde islamla ilişkilendirenlerin tümü, gerek beslendikleri kaynakları ve gerekse ortaya sürüp savundukları fikirleri itibarıyla, o islamcılara borçludur. Bu hakikati teslim etmek öncelikle bir vefa, sonra da had bilmekle bağlantılıdır. Bu bağlamda yenilerin kendilerine has bir görüşleri de yoktur. bu da normaldir çünkü dinde yeni bir anlayış veya süregelenden bir kopukluk olmadı ve olmayacak.

İslamcılığın süreç içinde modernizmden etkilenerek kendi kaynaklarını rasyonel düşünüş biçimiyle okumaya başlaması, bu akımın en büyük riski olmuştur. Bu risk dolayısıyla pozisyon belirlemekte güçlük çekenler ve duracağı yeri karıştıranlar, hakkı batılla karıştırıp post modern varoluşun ve seküler hayatın içinde kendini koruyacağını sananlardır. malum cemaat oluşumları, sivil yapılanlamalar ve partili siyasetler, bu etkilemelerin en çok gözlendiği örnekliklerdir. buna rağmen onların da derinden gelen damarı kaybolmaz, bu da biline. Çünkü ben müslümanın diyen her bir kul, eninde sonunda kendini kurana refere etmek zorundadır.

Her şeye rağmen dini referanslarla hayatını ve toplumsallığı yeniden dizayn etmek isteyen, insanlığa dini hakikatin bilgisini ve örnekliğini ulaştırmakla sorumlu olduğunu düşünenler hep var olacaktır. Bu akımın bu manada nasıl adlandırıldığından çok neyi ifade ettiği bu nedenle çok önemlidir.

İslamcılık akımı, rasyonel düşünüşün etkisiyle fikri bir hareket, sivil bir kulüp faaliyeti, manevi bir yolculuk, gizemli keşifler gibi dini gerçeğinden saptırıcı yorumlarla doğru yolundan saptırılamaz. Bu hem tarihen ve hem de varoluş gerçeği olarak mümkün değildir. İslamcılığa eleştiri getirenlerin argümanlarına bu açıdan da bakmak faydalı olabilir. Bu akım, çeşitli nedenlerle zayıfladığı, etkisiz kaldığı devreler olsa da kendi küllerinden yeniden doğmasını bilir. çünkü gerçek olan, gerçekten de tek evrensel olan akım budur. Çünkü temel referansları, iddiaları ve itirazları bu akımı hep var kılacaktır, ismi değişse de bile. Çünkü insanlık tarihiyle var olan tek düşünüş ve yaşam tarzı budur. Bundan gerisi her zaman türedidir, moda gibidir gelir ve geçer. hangi şartlarda doğduysa, o şartların değişimi ile yok olur gider.

Modern akledişle kuran okuyanlarımız salt semantik çalışmalarıyla nasıl yanlış yorumlar üretiyor ve anlamı daraltıyorlarsa keza gramer teknikleriyle de yanlış sonuçlar ve keşifler üretiyorlar. Bu nedenle kavram tartışmaları yapılırken, kavramın kendisine, dar anlamlılığına değil o kavramın kendi sistematiği içinde diğer kavramlarla birlikte ve bütünsel olarak düşünceye ve tavırlara nasıl yansıdığına veya değiştirdiğine bakmak daha önemlidir.

İslamcılığı eleştirebilirsiniz, bazı haklı gerekçeleriniz de olabilir ama bunun karşısına aynı muhtevayı havi doğru açılımlar getirmelisiniz. Ama ne ifade ettiğini hesaplamadan konuyu salt kavram tartışmasına boğarak ve koskoca bir tarihsel duruşu ve var oluş mücadelesini yok sayarak bunu yapamazsınız.

hala kavram tartışmasıyla konuyu sınırlandırmaya çalışanların şu sorunun cevabını vermeleri gerekir: Bu günkü müslümanlar, karşı çıktığını söylüyor olsalar da modernizmin etkisiyle kendi geleneklerinden kopmuş, rasyonel akılla kuran okumaları sonucunda siyasi ve toplumsal tüm iddilarını bu nedenle yitirmiştir. Siyaset, devlet gibi temel konularda artık tipik bir Hıristiyan gibi düşünmeye, devletsiz bir islamı mümkün görmeye hangi gerekçeyle başlamıştır. Cevabı verirken dini salt siyasal alana hapsettiğimiz ve işi gücü bırakıp iktidara kilitlendiğimiz gibi bir duyguya kapıldığımızı söylemeden! Bo soruda salt bu içerik yoktur, bu da biline!

Ayrıca belirtmeli ki, sorumuz, yazı sahibine de yöneliktir çünkü kendisiyle bu konu hakkında tartışmamız henüz bitmemiştir. Bu yorum dolayısıyla yazı sahibini destekleme amaçlı değildir. Zaten yazar ne söylemek istediğini söylüyor.

H HÜSEYİN PEHLİVAN 01 Ocak 2012

yazının adı “SON DÖNEMDE MÜSLÜMANIN DİLİ 1. -İSLAMCILIK TERİMİNİN İMKANLARINA DAİR-” dir. Bu açıklamayı yorum yazan kardeşlerin abilerin konuyu islamcılık üzerine kapamaları sebebiyle yazmak luzumu hissettim. Yazının ve nasipse devamlarının konusu son dönemde müslümanın dili dir. Yayınlamayı uygun görürseniz 2. si medeniyet terimiyle alakalı olacak. İnş...
Bu vesile yazıyı yayınlamanız sebebiyle teşekkür ederim. İnşaallah yazdıklarımız, yaptıklarımız hakkın divanında mükafatı mucib olurlar.
amin

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.