İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06

İslami Siyaset, Muhafazakâr Siyasetten Ayrışmakla Başlar

İslami siyaset, bugün hiçbir dönemde olmadığı kadar muhafazakârlığın vesayeti altında bir görüntü vermektedir. Bu vesayet görüntüsü ortadan kaldırılmadığı, İslami siyaset taraftarları, muhafazakâr siyasetin yandaşları değil gerçek alternatifleri olduklarını hem söylem ve hem de eylem bazında deklare etmediği müddetçe bu coğrafyada İslami siyasetin varlığından söz edilemeyecektir.

12 Ekim 2010 4 dk okuma 13,0B okunma
100%

Yaşadığımız coğrafyada İslami siyasetin (Allah'ın dinini/ahkâmını yeryüzüne hâkim kılma mücadelesinin) en büyük handikapı, muhafazakârlıktan tam olarak ayrışamaması / ayrıştırılamaması olagelmiştir.

Mevcut toplumsal/siyasal düzeni her türlü köklü değişim talebinden ve "tehlikesinden" korumayı ve değişimi düzen içi işleyişle sınırlı tutmayı gaye edinen muhafazakârlık ideolojisiyle taban tabana zıt bir dünya görüşü olmasına, önermeleri ve hedefleri itibariyle birbiriyle telif edilmesi imkânı bulunmamasına rağmen İslami siyasetle muhafazakârlık arasına bir türlü net çizgi çekilememiştir.

60’lı yılların sonlarında başlayan tercüme hareketi, muhafazakârlıktan ayrışan ve bağımsızlaşan bir İslami bilinçlenme sürecine kaynaklık etmiş ve bu süreç 90’lı yıllara kadar ciddi bir birikim ve etkinliği beraberinde getirmiş olsa da, bu yıllarda kendisini İslam’ın kavramlarıyla ifade eden muhafazakâr siyasetin güçlenerek cazibe merkezi haline gelmesiyle süreç tersine akmaya başlamıştır.

İlk olarak farklı coğrafyalardan İslami uyanış öncülerinin eserlerinin tercüme edilmesiyle tohumları atılan ve ilerleyen yıllarda kendi birikimini ve hareket hattını oluşturmaya yönelen Türkiye’deki İslami uyanış sürecinin, çeyrek asır sonrasında, güçlenen muhafazakârlıkla arasında akrabalık ilişkisi vehmetmiş olması temelden bir kırılmaya işaret etmekteydi.

Muhafazakâr siyasete gösterilen temayül, bugüne gelindiğinde, İslam'ın hâkim olmadığı mevcut toplumsal ve siyasal işleyişi inkılaba uğratarak İslam’ın öngördüğü toplumsal / siyasal ilişki modelini hâkim kılmayı hedefleyen bağımsız İslami siyaset iddialarının önemli ölçüde terk edildiği ve her geçen gün daha fazla oranda muhafazakâr çizginin destekçisi konumuna düşen bir siyasi çizgiye savrulmayı getirmiştir.

Çoğu daha önce İslami uyanış süreçlerinde yer almış çeşitli kuruluşların son dönemde yayınladıkları deklarasyonlara, ortaya koydukları çeşitli söylem ve eylemlere bakıldığında bu durum rahatlıkla müşahade edilebilmektedir.

Oysa, İslami siyaset bilincine kavuşmuş kesimlerden, muhafazakâr kesimlere, İslam'ın mesajının doğru ve bütüncül anlaşılması noktasında öncülük etmeleri ve bu kesimleri İslami siyasete dahil edecek bir strateji izlemeleri beklenirdi.

İslami siyaset, hayatı yalnızca âlemlerin Rabbi'nin ölçülerine göre anlamlandırma ve bu ölçülerle inşa etme çabasının adıdır. Bu siyasetin başlangıç noktası ise, kaynağını yüce Allah'tan almayan tüm bâtıl düşünce ve yönelimlerden yüz çevirmek, onlardan beraatini ilan etmektir.

Muhafazakârlık ise, bütüncül bir hayat nizamı olan İslam'ı bu bütünlüğünden koparıp, kendi ürettiği formülasyonun bileşenlerinden biri konumuna indirgeyen, onu, "necip millet" ve "devlet-i ebed müddet" gibi argümanlarla formüle edilen  milliyetçi - mukaddesatçı sentezin çimentosu / payandası kılan, "bin yıllık tarih" anlayışı temelli eklektik bir anlayışı ifade etmektedir. Bekir Berat Özipek'in şu tanımı, muhafazakârlığı anlamak için önemli bir ipucudur: "Muhafazakârlık, insanın akıl, bilgi ve birikim bakımından sınırlılığına inanan, bir toplumun tarihsel olarak sahip olduğu aile, gelenek ve din gibi değer ve kurumlarını temel alan, radikal değişimleri ifade eden sağ ve sol siyasi projeleri reddederek ılımlı ve tedrici değişimi savunan ve siyaseti, bu değer ve kurumları sarsmayacak bir çerçeve içinde sınırlı bir etkinlik alanı olarak gören bir düşünce stili, bir fikir geleneği ve bir siyasi ideolojidir." (Bekir Berat Özipek, Köprü Dergisi, 97. sayı / Kış 2007)

Kısacası İslami siyaset, İslami değerlerin hayata ve toplumsal ilişkilere hâkim kılınması / hayatın öznesi olması perspektif ve hedefini  ifade ederken; muhafazakârlık, İslam'ı yukarıda sözünü ettiğimiz cahilî sentez içerisinde eriterek nesneleştirmeye yönelen bir anlayış olarak karşımıza çıkmaktadır.

Başından beri muhafazakâr siyasetin dayandığı temel, bu sentezci anlayıştır. Muhafazakâr siyasetin söylemleri ve eylemlerinin şekillendiği çerçeve ister istemez bu olmaktadır.  İslam'a dair algısı "milli ve manevi değerler" retoriğinin ötesine geçmeyen muhafazakârlıktan, herhalde "cahiliye sistemi" gibi bir tanım ve bu tanıma uygun bir siyaset beklenemez.

Bununla birlikte, muhafazakârlıkla İslami çizginin toplum muhayyilesinde henüz birbirinden ayırılmadığını göz önünde bulundurduğumuzda, buna bir de bugün İslami siyasetin meydanı muhafazakâr siyasete bırakmanın ötesinde onun kanatları altına girdiği görüntüsü veriyor olması hesaba katıldığında, ortada İslami siyaset adına ciddi bir sorun  olduğunu görmek gerekmektedir.

İslami siyaset, bugün hiçbir dönemde olmadığı kadar muhafazakârlığın vesayeti altında bir görüntü vermektedir. Bu vesayet görüntüsü ortadan kaldırılmadığı, İslami siyaset taraftarları, muhafazakâr siyasetin yandaşları değil gerçek alternatifleri olduklarını hem söylem ve hem de eylem bazında deklare etmediği müddetçe bu coğrafyada İslami siyasetin varlığından söz edilemeyecektir.

Bugünün Türkiyesinde İslami siyasetin başlangıç noktasının muhafazakârlıktan ayrışmak olduğunu söylemek sanırız abartılı bir tesbit olmayacaktır.

Paylaş X Facebook

Yorumlar 7

M matav 01 Ocak 2012

“Ama yeniliğin getirdiği acemilikler yapıldı. İslam coğrafyasındaki İslami hareketlerimizin hedef yanlışlığı, bu süreçte iktibas edildi. İçinde yaşadığı toplumu gereğince vahiyle uyarmadan, bu nitelikte bir uyarıcı sosyal model üretemeden, iktidar ve devlet hedefine yönelen stratejik yanlışlık hem metod, hem hedef, hem metodoloji bağlamında İslamcıların dilinde önemli yanlışlar ve acelecilikler oluşturdu.”;
“İslamcıların aşması gereken birinci dil, kendi döneminde yetersizlikleri yanında ileri özellikler de taşıyan birikim ve içtihatlarının, günümüz şartlarında dondurulmasıyla oluşmaktadır. Bu eskiyen, eskimiş veya eski dildir.’Eski dil’, bu donukluğu veya şura içtihadına yönelen dinamik keyfiyetimizi dondurma işlemini ilke ve akidevi netlik olarak sunmaya çalışmaktadır.”
Sükrü kardeşim..Yazını bu paragraflar istikametinde bir daha gözden geçirsen; ki muhakkak okumuşsundur..
Gelişmeleri anlamakta zorluk çekiyoruz,,
Gereği rica,vesselam..

Ş Ş. Hüseyinoğlu 01 Ocak 2012

Değerli kardeşim, alıntıladığın paragrafta dile getirilen “sosyal model üretmeden iktidar ve devlet hedefine yönelmek” ne kadar yanlışsa, bu paragrafın yazarı ve benzeri yazarların bugün gelinen noktada verdikleri, İslami yönetim/İslam’ın hâkimiyeti perspektifini önemli ölçüde yitirmiş, sistemin (eskiden cahiliye sistemi denirdi) yeniden inşasından söz eden ve bu çerçevede söylem ve eylem üreten çizgi görüntüsü de en az o kadar yanlıştır.

Özeleştiri yapmalı ve yeni şeyler söylemeliyiz kuşkusuz, fakat bu temel İslami argümanlardan uzaklaşarak olmamalı.

Ö ömer bitlis 01 Ocak 2012

İran da İslam Devrimi “Muhafazakar” mollalar eliylemi yoksa “Devrimci” müslümanlar eliyle mi gelmiştir?

İmam Humeyni mi? Ali Şeriati mi?

Bence yazı Türkiyedeki gelişmeleri doğru çözümleyememiş.

Bu topraklarda yada herhangi başka topraklarda oluşacak bir dönüşümün halktan (muhafazakarlıktan) kopuk olmayacaktır,olmasıda mümkün olmamıştır.
Gerek rasullerin mücadelelerinde gerekse tarihin akışında halkın değerlerini dönüştürme çabasını görüyoruz. Bunu muhafazakarlığa dönüşmek olarak yorumlamak doğru değildir.

Ş Ş. Hüseyinoğlu 01 Ocak 2012

Ömer kardeşim, İran’da devrim, muhafazakârlığın aşılmasıyla mümkün olmuştur. Bunda da Ali Şeriati’nin büyük etkisi olduğu bilinmektedir. İmam Humeyni İslam’ı üst kimlik olarak kabul etmeyip, muhafazakârlığın öngördüğü şekilde kimliklerden bir kimlik / alt kimlik olarak görseydi “İslam devrimi” yapması nasıl mümkün olurdu? İmam Humeyni devrim yaptığı için Ahbâriler tarafından Şia’ya ihanetle bile suçlanmıştır. Muhafazakârlık aşılmasaydı, İran’da devrim için hâla Mehdi bekleniyor olacaktı! Geleneksel de olsa İslam’ı üst kimlik ve bütüncül hayat nizamı kabul eden bir anlayış muhafazakârlık olarak adlandırılamaz.

N necati türkoğlu 01 Ocak 2012

şükrü kardeşim, gerçekten temel bir konuya değindiniz tesbitinide güzel yaptınız .muhafazakarlıktan hiçbir islami hareketin meydana gelemeyeceğini artık islamla ilgilenen islamı kendisine bir yaşam tarzı olarak bilen herkes tarafından bilinmektedir. bazı arkadaşlar bu muhafazakar kesimin kendileri için bir malzeme olarak gördükleri için pek tabir caiz ise küstürmek istemiyorlar ama bunun doğru olmadığını düşünüyorum siz kurana uygun harekette bulunun söylemleriniz kurani olsun burada rahatsız olanlar olsun önemli değil. tesbitleriniz için teşekkürler.

C Coşkun Uzun 01 Ocak 2012

Hüseyinoğlu kardeşimiz bu yazısında, ince bir çizgiyi netleştirmeye çalışmış kalemine sağlık.

Geleneği eleştirmek veya gerektiğinde onu reddederek ondan ayrışmak, elbette ki İslami Siyasettir ve müslümandan beklenen muvahhidçe bir tavırdır.

Aslında meselenin özünün, temsiliyet ve örneklikte yattığını hala bilmeyenlerimiz ve anlamayanlarımız acaba çok sayıda mı yoksa azınlık mıdırlar? Örneklik etmeyenlerin, insanların önüne geçerek önder olması ve toplumu Tevhidî dönüşüme doğru sevk etmesi beklenemez doğrusu!

İlişkilerini ve yürüyüşünü velâ/berâ eksenine oturtmak, zalimlerden, çoğunluktan, cahillerden, batıl ideolojilerden olduğu kadar, muhafazakar zihniyetten de ayrışmak bu yolculuğun ilk adımlarından değil midir?

Taklit değil gerçek, ilk değil asıl, alternatif değil, bizzat doğru seçenek ve tercih oluşumuzu bütün yönleriyle netleştirerek içinde yaşadığımız kozmopolit topluma deklare edemezsek eğer, bulanık suda balık gibi avlanmaya devam ederiz!

İlk mesajlarda, ayrışmak ve kendi yolunu çizmek, çevresini ve çerçevesini oluşturmak, ilkeli ve tavizsiz durmak, açık, anlaşılır ve net olmak istenmiyor muydu Hz. Peygamberden?

Evet, bizler de birilerinden beri olduğumuzu, kendilerine meyletmeyeceğimizi, binbir türlü hastalıklarla malûl illetli toplumda temiz kalmak istediğimizi gür bir sesle ve örnek yaşayışımızla ortaya koymak zorundayız. Kim ne derse desin!

M mehmet maksut 01 Ocak 2012

Yerinde, güzel bir yazı olmuş kardeşim...Emeginizden dolayı teşekkürler

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Şükrü HÜSEYİNOĞLU — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.