İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Mehmed MAKSUT
Mehmed MAKSUT
31 Mayıs 2011

İzzet Gömleğini Giymek

Yapmamız gereken, ümitsizlik ve gayretsizlik örtülerini üzerimizden atıp, halkın üzerine zorla giydirilen bâtıl gömlekleri çıkarmaya gayret etmek ve onları hakkın ve izzetin gömleğini giymeye dâvet etmektir. Peygamberler gibi bu dâveti öncelikle toplumun tüm etkin katmanlarına iletmektir.

31 Mayıs 2011 3 dk okuma 3,9B okunma
100%

Yüce Allah’ın var ettiği dünyada insanoğlunun her zaman ve zeminde Rabbine karşı, toplumuna karşı, çevresine karşı ve kendisine karşı sorumlulukları vardır. Bu sorumlulukların başında Allah’a kulluk gelmektedir.

Hayatın diğer sahalarını kulluk ekseninde değerlendirmekle sorumlu olan Müslüman, Rabbimizin emrini yaşama ve yaşatma görevini son nefesine kadar yüklenmekle mükelleftir. Bu bilinçte olan Müslümanların, İlahi değerleri yaşama ve yaşatma kaygısı hayatın tüm alanlarını kuşatmak durumundadır.

Beşeri kaynaklı sistemlere karşı nelerin, nasıl yapılması sorusuna bizim vereceğimiz cevabı, Peygamberler hayatlarıyla, gayretleriyle ve yöntemleriyle ortaya koymuştur. Allah’ın arzında Allah’ın hükümlerin geçersiz kılınması, Rabbimizin istemediği bir durumdur. Bu durum, yani insanoğlunun beşeri ideolojilere yönelmesi ve hakkın hâkimiyetinin raflara kaldırılması insanlık ve toplum adına ciddi problemler doğurmuş ve insanı çeşitli zulümlere sevk etmiştir.

Kendisini mustağni gören ve merkeze kendisini alan insan, her şeyi kendi konumuna göre değerlendirecek şekilde diğer mefhumları konumlandırmıştır. Nankörlükte ve sınırı aşmada oldukça ileri giden insan; hayatın içinde Allah’ı, Peygamberi, Kur’an’ı bile kendisine göre konumlandıracak dereceye gelmiştir.

Oysaki konumlanan / konumlanması gereken bizatihi insanın kendisidir. İnsan, Yüce Allah’ın kendisini konumlandırdığı şekilde hareket etmek zorundadır. Kendisi konumlandırılmışken insanın kalkıp hayatı için temel olan ölçüleri kendisine göre konumlandırması Rabbimizce tasvip edilmemektedir.

Yanlış konumlanma sonucu artan sapkınlık ve zulümlerin ardından, insanı tekrar İlahi olana davet için birçok peygamber görevlendirilmiş ve onlar, bu alanda yapılması gerekenleri canla başla yerine getirmişlerdir. Bu misyon, tüm peygamberler üzerinden peygamberlerin sonuncusu Hz. Muhammed’e (s) ve ondan sonra da ümmete intikal etmiştir. Müslümanlar, peygamberlerin misyonunu,  onların uygulamaları ve çizgileri ışığında üstlenmekle mükelleftir.

Bu misyon, insanların bâtılla yönetildiği ve dolayısıyla zulmün yoğunlaştığı, hak ile bâtılın birbirine karıştırıldığı, ümmetin paramparça olduğu bir dönemde daha da bir önem kazanmaktadır.

Yukarıda zikredilen vahim durum (insanın her şeyi kendisine göre konumlandırması) maalesef yaşadığımız coğrafyada da şahit olduğumuz bir durumdur. Bu durumun ortaya çıkardığı sorunlar karşısında ağlamanın, sızlanmanın, pasif bir şekilde yerimizde beklemenin ve işi nebevi yöntemle, tevhidi çizgiyle hareket etmeyen siyasetçilerin net olmayan niyetlerine bırakmamız biz tevhidi Müslümanlara yakışmayacak bir durumdur. Yapmamız gereken, ümitsizlik ve gayretsizlik örtülerini üzerimizden atıp, halkın üzerine zorla giydirilen bâtıl gömlekleri çıkarmaya gayret etmek ve onları hakkın ve izzetin gömleğini giymeye davet etmektir. Peygamberler gibi bu dâveti öncelikle toplumun tüm etkin katmanlarına iletmektir.

İlahi mesajın tüm toplumsal tabakalarda mâkes bulması için mücadele etmek, nebevi diriliş ve direnişin gereğidir. İslami dâvetin hiçbir ayrım olmadan tüm toplumsal katmanlara, yaşlara, renklere, dillere, sınıflara ve mesleklere indirilip iletilmesi üzerimize farzdır. Bundan dolayı İslami harekette sınıfsızlık esastır ve İslami hareket salt kendisini bir sınıf, renk, bölge, dil, meslek ve yaş üzerinden kurgulayamaz. Böyle bir kurgunun olması nebevi harekete uygun değildir. İslam’ın evrenselliğine aykırıdır.

Toplumun tüm katmanlarına vereceği mesajı olan İslam’ı, insanlığın gündemine evrensel İslami çizgide taşımak, toplumsal değişim ve dönüşüm açısından oldukça önemlidir. Toplum dediğimiz olgu unutmayalım ki homojen değil heterojendir. Bu konuda nebevi hareket metodundaki yapı, bizim için modeldir. Genci yaşlısı, fakiri zengini, kadını erkeği, siyahı beyazı, kölesi efendisi, tüccarı meslek erbabı, muallimi talebesi hep birlikte İslam’ı kuşanmış olan fertlerden oluşan topluluk, arzulanan İslami toplumu oluşturmuştur.

Türkiye’de 1960’lı yıllarda temeli atılan tevhidi uyanış sürecinin, yukarıda saydığımız bütünlüğü bir türlü istenilen düzeyde ortaya koy(a)madığını belirtmemiz gerekir. Farklı İslam coğrafyalarındaki islami uyanışlardan etkilenerek gerçekleşen Türkiye’deki uyanış, aradan geçen yaklaşık yarım asra rağmen bir türlü tüm toplumsal alanları kuşatamadığı gibi istenilen ve arzulanan ilahi toplumsal değişimi gerçekleştirecek bir yapı ve tecrübe de biriktirememiştir.

“Topluca İslam’a giriniz”İlahi emrindeki topluluğu oluşturamadığımız için, barış ve güven ortamını / toplumunu maalesef yaşadıgımız bölgeler özelinde bile oluşturmayı başaramadığımızı görmekteyiz. 

Paylaş X Facebook

Yorumlar 10

F fatma 01 Ocak 2012

Sa.Beğeniyle okuduk,Allah razı olsun.Bir sorum var cevaplamanız mümkün ise; “Tevhidi müslüman” kavramını açıklayabilir misiniz?

M M.FURKAN 01 Ocak 2012

“(Resulüm) Onların (inkârcıların) sözleri seni üzmesin. Çünkü bütün izzet (ve üstünlük) Allah’ındır. O, işitendir, bilendir.” (10/65) Bu dava ve yol İzzeti yalnızca Allah’ın yanında aramak davasıdır. Hayatı yeniden vahye göre okumak, gözden geçirip ilahi emirlere göre inşa etmek için sizinde belirttiğiniz gibi izzet gömleğini giymek gerekmektedir. Gömlek deyince elbette ki ilk akla gelen Yusuf’un iffetini koruma sembolü olan gömleğidir. Bugün bizimde gömleğimiz tüm yönlerden yırtılmaya çalışılıyor, gömleksiz çırılçıplak kalmamız isteniyor, tıp ki şeytanın Âdem ile Havva’ya yapmaya çalışıldığı gibi. Gömleği yırttırmamak hiçbir zaman mümkün değildir, önemli olan arkadan yırttırmaktır. Allah’ı Tek İlah ve Rabb kabul ederek bütün değeri, sevgiyi, izzeti, takdiri, onuru, başarıyı yalnız O’nda aramalıyız. Bunlar zor ve meşakkatli şeyler kardeşim. Rabbim bizleri kendisinden gereği gibi sakınarak zoru başaran ve Müslüman olarak kendisine dönen az bir topluluktan eylesin. Çünkü onlar her zaman az bir topluluk olmuşlardır. Okumak, yazmak ve yaşamak her zaman olduğu gibi bugünde şeytana ve dostlarına karşı en büyük silah ve kalkandır. Rabbim bizleri bu silah ve kalkanla donanmamızı nasıp etsin. Allah’a emanet olun.

M mehmet maksut 01 Ocak 2012

xuşqameyé fatıma... sılaw jı wéra

yazıyı begeniyle okudugunuz için teşekkürler. umarım faydalı olabilmiş ve sizde faydalanmışsınızdır. emek ve vakit sarfettiğiniz Dualarımı sunarım...

sorunuzu önemsiyorum . belkide ayrı bir yazı olarak yazılacak bir yazıdır. ama velakin yogun bir sınaw maratonundayız. eger acil degilse sınawlardan sonra bunu ayrı bir yazı olarak yazmaya çalışsak ve istifadenize sunsak olur mu?

anlayışla karşılayacagınızı umut ederim. dualarımı hüseyni kıyamın zeynepleri olmaya aday tüm bacılarıma sunarım...

I i.metin 01 Ocak 2012

kısa ve etkili bir yazı olmuş Allah razı olsun

A Adatepeli 01 Ocak 2012

Mehmet kardesimizden Allah razi olsun böyle seviyeli yazi yazan genc kardeslerimiz bizi gururlandiriyor, Rabbim sayilarinizi artirsin insaAllah...

Mehmet kardesime ve diger sinav maratonunda olan müslüman kardeslerime Rabbimden zihin acikligi ve kolaylik ve basari diliyorum...

selam ve dua...

F fatma 01 Ocak 2012

Thanks for your best wishes;

Madem bu konuda bir yazı yazmaya karar verdiniz; farklı bir açılım getirmesi hasebiyle “tevhidi müslüman” ve (varsa eğer)“tevhidi olmayan müslüman” kavramlarını zıddıyla beraber almanızı nezaketinize sığınarak rica edebilir miyiz.

Rabbim kolaylıklar versin, çabalarınızı doğru ve daim kılsın.

M mehmet maksut 01 Ocak 2012

fatma bacım

eger mahsuru yoksa sizin sordugunuz soruyu mail üzerinden degerlendirsek. ayrıca yazı yazarım inşallah. eger cevabınız olumluysa editöre mailinizi gönderebilir iseniz o bize ulaştırır. duyarlılıgınız için teşekkür...

F fatma 01 Ocak 2012

Sa:
Bu yazınızda da , ‘konum sorunu’ başlıklı yazınızda da kullandığınız benzer ifadeler üzerine...

İslam’ın evrenselliği ve fark gözetmeksizin(yaş,cins,ırk,soy,eğitim...vs..) her insana sunulmuş olması ile onun topluma yerleştirme metodolojisi arasında yakından bir ilinti kuruyorsunuz.

Bu da; kaynağı vahy olan pratiğin ve müslüman toplumun inşası olan nebevi hareket metodunun algılanmasını etkilemekte kanaatimce..

Türkiyedeki tevhidi!uyanışın istenen birikim,yapı ve tecrübede olmadığından dolayı başarılı olmadığını ifade etmişsiniz.“Asrı saadet”in oluşumunu sağlayan tevhidi uyanış algısıyla bakarak,ilk müslümanların ilk zamanlardaki; bilgi, tecrübe ve birikimlerinden biraz bahsedebilir misiniz?

U urfadan ismail 01 Ocak 2012

muhterem kardeşim öncelikle yazın için teşekkürler.allah razı olsun.acizane tavsiyem yapılan yorumlara ve eleştirilere karşı verdigin cevaplarda duygusal bir dil kullanmamandır.ayrıca toplumun her kesiminin anlayacağı bir dil ile cevap vermeliyiz.yoksa bizi bir yerlere yamarlar ve istemedende bize taban tabana zıt olan kesimlere fayda vermiş oluruz kanaatindeyim.selametle kal kardeşim

M mehmet maksut 01 Ocak 2012

urfadan ismail agabeyime selamlarımı sunarım. evvela bizlere göstermiş oldugunuz ilgi ve mekten dolayı müteşşekirim.

tavsiyelerini önemsiyorum her zamanda sizin gibi degerli agabeylerimin nasihat ve rehberliğine ihtiyaç hissetiğimi belirtmek isterim...

yorumlarda duygusal bir dilin oldugunu sanmıyorum... ayrıca agabey yazıda anlaşılmayacak bir şey ve dil yok...sadece selam kısmını kürtçe yazdım diye eger birileri bizi bir yerlere eklemliyecekse bu bizi tanımamalarından kaynaklanır. iki kelime kürtçe konuşmak ve yazmak niye bu kadar bizi endişelendiriyorki. bizler adil ve ümmet çizgisinde konuşup düşünüyoruz. diller renkler bölgeler bizim nazarımızda pek fazla önemli degildir. ama mazluma sahip çıkmak ve bazen mazlumların diliyle yazmak tevhidi müslümanları kaygılandırmamalı . nitekim bu bölgede nice diller var ve sistem hepsini tektipleştiriyor. yıllarca türkçeyi konuştuk kimse kaygılanma dı

karşıt görüşe yamayacaklar veya onlara fayda verecekler diye bir şey yok . hem bu endişelerden dolayı ana dilimizi kullanmayalım mı. bu dili sadece pkk ve yandaşları kullanmıyorki agabey...

sizleri duayla anıyor nasihatlerinizi önemsiyorum. her nasihat yeni bir sorguyu her sorgu yeniliği getirir... bu minval üzere özlem duydugum kardeşlerime ve urfaya selamlar... bı sılaw u hewi birayé zelal ( selam ve umut ile aziz agabey)

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Mehmed MAKSUT — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.