İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
02 Eylül 2012

K. Alpay ve A. Dursunoğlu: Gerçeğin İki Yarısı

Oysa ne Türkiye’nin çelişki ve çıkmazları sıralanarak İran’ın yanlışları yanlış olmaktan çıkarılabilir, ne de İran’ın çelişkileri, çifte standart uygulamaları gündeme getirilerek ABD-NATO ekseninde hareket eden Türkiye’nin çelişkileri ve çıkmazları görünmez kılınabilir…

02 Eylül 2012 3 dk okuma 10,5B okunma
100%

"Yarım hakikat, en büyük yalandır!" sözü, sanki tam da konumuz için söylenmiş... Kimi çevrelerin Suriye ve bağlantılı konularda takındıkları tutumları ve ortaya koydukları söylem ve eylemleri bu çerçevede değerlendirmek pekâla mümkün.

Bu yazıda, büyük acı ve dramların yaşandığı Suriye meselemiz ve bağlantılı konularda Türkiyeli Müslümanlar arasında iki uç tutum olarak beliren farklı iki yaklaşımı, bu yaklaşımların kamuoyu önünde öne çıkan iki temsilcisi üzerinden değerlendirmek istiyoruz.

Kenan Alpay; Haksöz dergisi, Haksöz Haber sitesi ve Yeni Akit gazetesi yazarı... Alptekin Dursunoğlu ise; Yakın Doğu Haber sitesi editörü ve yazarı...

Bu iki yazarın, Suriye ve İslam coğrafyasının bütününde yaşanan sorun ve krizler karşısındaki tavır alışlarını ve bu konulardaki yazılarını göz önüne aldığımızda, tam anlamıyla gerçeğin iki yarısıyla muhatap oluverdiğimizi görmekteyiz.

Matematiksel olarak birbirine eklemek mümkün olsa, iki yazarımızın yazdıklarından hakikatin tanıklığına ulaşmak mümkün olacak, fakat malum ki böyle bir şey mümkün değil!

Kenan Alpay, Yeni Akit gazetesinde Suriye konusunda birçok yazılar kaleme aldı. Aynı yazılar Haksöz Haber sitesinde de yer aldı. Alpay, "Suriye’deki Katliamlarda İran’ın Rolü", "Şebbiha Teslisi: Baba, Oğul ve Rehber" gibi başlıklar taşıyan yazılarla İran'ın Suriye konusundaki tutumuyla ilgili bizce de haklı eleştirilere yer verdi.

Alptekin Dursunoğlu ise, Yakın Doğu Haber sitesinde kaleme aldığı yazılarda ve bu yazıların biraraya getirildiği "Suriye'de Elde Var Sıfır" kitabında, Suriye ve bağlantılı konularda Türkiye'ye yönelik bizim de katıldığımız eleştirilerde bulundu.

Kenan Alpay'ın yazılarını okuyan bir okuyucu, İran'ın çelişkilerinin, çifte standartlarının, çıkmazlarının gayet başarıyla ortaya konulduğunu görürken, Alptekin Dursunoğlu'nun yazılarını (ve şimdi kitabını) okuyanlar ise çifte standartın, çelişkilerin ve çıkmazların "TSE" belgeli olanlarının nasıl da ikna edici örnek ve argümanlarla sıralandığına tanıklık ediyorlar.

İran'ın Libya, Tunus ve Mısır'daki halk ayaklanmalarını desteklerken Suriye'deki halk ayaklanmasına daha ilk günden karşı çıkması, Libya, Tunus ve Mısır sürecinde aklına getirmediği "siyonist ve emperyalist kuşatma" argümanlarını aklına getirivermesi gibi çelişki ve çıkmazlarını K. Alpay'ın yazılarında; Suriye konusunda insan hakları ve demokrasi bayraktarlığı yapan Türkiye'nin Bahreyn, Yemen, Katar, Kuveyt ve Suudi Arabistan gibi dikta yönetimleri ve krallıklar söz konusu olduğunda dut yemiş bülbüle dönmesi gibi çelişki ve çıkmazlarını ise A. Dursunoğlu'nun yazılarında / kitabında uzun uzadıya okumak mümkün.

Ne var ki, her iki yazar da hakikatin diğer yönüyle yüzleşmekten ve okuyucularını gerçeğin bütünüyle muhatap kılmaktan özenle kaçınmaktalar. Ne K. Alpay çelişki, çifte standart ve çıkmazın Türkiye tarafıyla ilgilenmeye yanaşmakta, ne de A. Dursunoğlu Türkiye söz konusu olunca çok da başarılı argümanlarla dile getirdiği çelişki ve çifte standartların İran cephesindeki yansımalarına değinmektedir...

Oysa ne Türkiye'nin çelişki ve çıkmazları sıralanarak İran'ın yanlışları yanlış olmaktan çıkarılabilir, ne de İran'ın çelişkileri, çifte standart uygulamaları gündeme getirilerek ABD-NATO ekseninde hareket eden Türkiye'nin çelişkileri ve çıkmazları görünmez kılınabilir...

Gerçeğin bütünü, görmek ve ona göre tavır alıp duruş sergilemek isteyenler için apaçık ortada durmaktadır... 

Paylaş X Facebook

Yorumlar 35

M matav 01 Ocak 2012

Sen de haklısın:)desem kızmazsın değil mi dostum?Maalesef süreç bunu gerektiriyor gibi.Bu tartışmalarda A.Müftüoğlu’nun temsil ettiği bir yer de var.Keza K.Çamurcu’nun.Ve ilginç bir kamplaşma dönemi daha yaşıyoruz.Bence istenen de buydu ve nitekim başarılı olundu.Ne yazık ki Müslümanlar olarak kamplaşmaya yönelik tarafımız da ağır basıyor.Hülasa bu kavga bitmez.

Ş Ş. Hüseyinoğlu 01 Ocak 2012

Kızmam tabii, ancak meseleyi getirip Nasreddin Hoca fıkrasına dönüştürmenizi doğru bulmadığımı söylemek isterim. Bir konuda mutlaka bir doğru vardır ve birileri o doğruyu söylemelidir, söyleyeceklerdir. K. Alpay’ın konuya AKP’nin “stratejik derinliği” çerçevesinde, A. Dursunoğlu’nun ise İran’ın stratejileri çerçevesinde yaklaştığı açık değil mi? Bu her iki yaklaşımın da İslami adalet ve insaftan uzak oluşları, çelişki ve çıkmazlarla malul oluşları açık değil mi? Hal böyleyken meseleyi NAsreddin Hoca fıkrasına çevirmeye çalışmanın alemi nedir?

M matav 01 Ocak 2012

Kızmam demişsin ama kızmışsın dostum:)Ne alemi vardı ki:)

I ilyas metin 01 Ocak 2012

Duygusal düşünce ne davranışlar aklı devre dışı bırakır.
Herkes için söylüyorum

Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın. Hucurât Sûresi 6

Ş Ş. Hüseyinoğlu 01 Ocak 2012

Matav’a: Kızmamayı becerememişimdir, inşaallah onu da öğreniriz üstad!

İlyas Metin’e: Yorumdaki kastınızı açarsanız iyi olur. Çok belirsiz bir yorum olmuş.

I ilyas metin 01 Ocak 2012

Selamun aleykum

O kadarla yetinmek istiyordum ama siz istediniz şimdi beni de bir tarafa oturtmak isteyeceklerdir

Sağduyu ile yaklaşmaya çalışacağım

Belirsiz bir yorum demişsiniz Hucurat suresi cevabı veriyordu aslında

Esed’in zalimliğinden kafirliğinden söz etmeye gerek bile yok

Kim hangi tarafta duracak iki ucu pis deynek hangi taraftan tutacaksın.

Nato Suriye ye girecek gibi gözüküyor Libya ya girdi gördük her şey bizim istediğimiz gibi mi oldu, sadece Kaddafi gitti o kadar.

Suriye olaylarının büyük israil projesinin bir ürünü olamadığından emin miyiz.
Yarın Hızbullah devre dışı bırakılınca Hamas’ı Ve filistin halkının durumu ne olacak?

Eğer sonuç buraya varırsa (Allah korusun) Başta kendim olmak üzere tüh İran haklıymış demeye utanmayacak mıyız.

Eğer bu mesele bir senaryo bir projenin ürünü ise, benim kanatım o, Durduğumuz tarafatan dolayı Şimdiden Allah’tan af dileyelim.

İranın yanlışlarını eleştirelim ama Nato’yu İsraili Amerikayı u dönüşü yapan hükümetide aynı oranda eleştirelim.

Ş Ş. Hüseyinoğlu 01 Ocak 2012

Ve aleykum selam İlyas abi. Suriye’deki tarafımız ABD-NATO eksenindeki Türkiye politikalarından bağımsız değilse, “Hillary teyze”yle sıkı mesai içindeki Davutoğlu’nun strateji ve telkinlerinden ayrışmıyorsa iki ucu pis bir değnekten söz etmemiz mümkün tabii.

Ancak hem Esed ve onun destekçisi Rusya-Çin-İran ekseninden, hem de leş yiyici ABD-NATO ekseni ve bu eksenin bölgesel temsilcisi Türkiye’nin politikalarından bağımsız, akla karayı ayırdeden, “mevcut zalim gitsin de ne olursa olsun” romantizmi ve ölçüsüzlüğüyle hareket etmeyen, “Ne dikta rejimi ne Amerikan demokrasisi” anlayışını öne çıkaran ve bu anlayışı dillendiren İslami direniş gruplarının arkasında durup onların seslerine ses katmaya odaklanan bir duruş bu çıkmazın dışındadır ve biz her meselede olduğu gibi Suriye meselesinde de zalimlerin akrşısında, amzlumların yanında yer almalıyız. Tabii ki sadece Âlemlerin Rabbi’ne dayanarak ev sadece O’na dayanmaya çağırarak.

H hikmet erturk 01 Ocak 2012

Bizler için zor bir süreç.Olaylar tamda belirttiğiniz gibi.Tartşılacakta bir şey yok.Güzel bir çıkarım olmuş.Allah razı olsun.

S SEZAİ BÜNYAMİN 01 Ocak 2012

kenan beye husumetinizden dolayı Allah tan af dilemeniz lazım - K. Alpay’ın konuya AKP’nin “stratejik derinliği” çerçevesinde,-ne demek Allahtan kork sanki tanımıyorsun sanki akp den nemalanmış bir insandan bahsediyorsun insaf....

Ş Ş. Hüseyinoğlu 01 Ocak 2012

Sezai Bey, bizim İslam düşmanalrından başka kimseyle husumetimiz yok elhamdullillah. Ancak bazı gerçekler çok acı da olsa söylenmeli. K. Alpay’ı tabii ki tanıyorum, A. Dursunoğlu’nu da... Ancak bu her iki tanıdığımın şu an İslam coğrafyasındaki meselelere bağımsız İslami bir duruşla değil, birinin AKP Türkiyesi’nin diğerinin ise İran’ın stratejilerine uygun, o çerçevelerde yaklaştığını görmenin üzüntüsünü yaşıyorum ve bu duurmun sorgulanması için bunu gündemleştirmiş bulunuyorum. Dikkat ederseniz farazi bir yazı yazmış değilim, her iki yazarın yazılarını tanık kılarak içerisine düşülen bir yanlışı tashih etmeye çalışıyorum. K. Alpay’ın AKP’den nemalanmadığını tabii ki biliyorum. Ancak AKP’nin siyasi havzasında mevzilenme stratejik yanlışının bu tür sonuçları doğurduüunu düşünüyorum.

İnşaallah bir sonraki yazımız “Türkiyeli Müslümanlara Çağrı” başlığıyla farklı küresel ve ulusal eksenlerden bağımsız İslami bir duruşu hep birlikte inşa teklifinde bulunacağım. Rabbim biliyor ki niyetimiz bağcı dövmek değil üzüm yemektir.

M M. KOÇ 01 Ocak 2012

Şükrü Bey’e soruyorum: A.dursunoğlu ve K.çamurcunun Kemalist azgınlarla kol kola aynı saflarda yer alması ve açıkça İran’ın politikalarını desteklediklerini beyan etmelerine karşın; bana Kenan Alpayın tek kelimelik AKP yandaşlığını gösterebilir misiniz yazdığı yazılarda. Yorumlarla ulaştığınız zanni kanaatleri değil, birebir AKP övgüsünü ya da AKP’nin siyasi çizgisine angaje olduğunu gösterecek deliller istiyorum. Zira bunu iddia ediyorsunuz, delil getirmeniz gerekir.

İrancılar saflarını açıkça İrandan yana belirleyip velayeti fakihe ettikleri biat gereği İran ne derse o yönde siyaset güdüyorlar. peki burdan hareketle k.alapya’ın da akp ne derse ona göre siyaset belirlediğini iddia etmeniz edebe vicdana ve ahlaka sığar mı. yorumlarınızı yani zanni kanaatleriniz nasıl da genellersiniz.

amerikanın ırakı işgal ettiği dönemde işgale karşı cıkıyordunuz, bu sizi saddam yandaşı mı yapıyordu. öyle değilse akp nin bugun suriye konusunda bizlerle benzer tavır almasının neresi bizi akp güdümünde siyaset yapma sonucuna götürür.

bu topraklarda bir tek siz mi bağımsız bir duruşa ve özgür bir düşünceye sahipsiniz. bu hakkı nerden buluyorsunuz ve kendinizi diğerlerinin hakikatle ilişkisini yargılayacak hakemlik pozisyonuna ne hakla terfi ettiriyorsunuz.

yazınızın girişinde “Yarım hakikat, en büyük yalandır!” diyerek kenan alpaya büyük yalancı diyorsunuz. ben de size zannın çoğunun haram olduğunu hatırlatıp sizi kenan alpaydan özür dilemeye davet ediyorum.

bunu yapmayacağınızı biliyorum. çünkü siz haksoz camiasından öylesine nefret ediyorsunuz ki saldırmak için her fırsatı yokluyorsunuz. bu o kadar bariz ki malzeme bulamayınca bu defa manipüle etmeye ve adaletten sapmaya başlıyorsunuz.

uzatmaya gerek yok son olarak şunu söyleyeyim. bana göre genel olarak suriye konusunda islam ve hayat sitesinin yayın çizgisi gayet güzel ve hakkaniyete dayanıyor (sizin bu yazınız hariç, diğerlerini de okuma gereği duymuyorum bu saatten sonra). ama bu yayın politikası a.dursunoğluna ve k.çamurcuya göre sizi abd’ci ve natocu yapıyor. yani sizin başkalarına reva gördüğünüz sıfatların değişik versiyonları sizler içinde kullanılıyor azizim.

düşmanlığı bırakıp adaletle yazmanız için dua edeceğim. Hesap gününün Rabbi’ne emanet olun!

Ş Ş. Hüseyinoğlu 01 Ocak 2012

M. Koç Bey, siz K. Alpay’ın konuyla ilgili yazılarında, AKP Türkiyesi’nin ABD-NATO eksenli politikalarını eleştiren, Suriye bağlamında Türkiye’nin ABD ve NATO’yu sürekli bölgeye dâvet eden yaklaşımını sorgulayan, Afganistan işgalindeki rolünü ve bölgedeki diğer dikta rejimleriyle ilgili suskunluğunu ve hatta onun da ötesinde dostluğunu gündeme getirip bu ikiyüzlülüğü eleştiren bir paragraf gösterebilir misiniz?

ABD ve NATO temsilcileriyle günaşırı Suriye mesaisi yapan Davutoğlu’nu ikaz eden, geçmişini hatırlatarak Davutoğlu’na yanlış yolda olduğunu hatırlatan bir tek yazısını gösterebilir misiniz Alpay’ın?

Yahut da kendilerini “İslami kuruluş” olarak niteleyen bir kısım kuruluşların, “Suriye’nin Dostları” adı altında Harbiye’de biraraya gelen emperyalist şeflerin toplantı salonunun önünde pankart açarak, onlardan Suriyeli muhalifler için silah dilenmesi gibi yaklaşımları yanlış gördüğüne, bu yaklaşımları eleştirdiğine dair bir satır gösterebilir misiniz?

A. Dursunoğlu’nun veya bir başkasının “Arapların Kemalizmi” Baas rejimine açık destek verecek kadar ölçüyü kaybetmeleri, bizlerin Baas rejimine haklı muhalefet ve husumetimizde ölçüsüzlüğe yönelmemizi meşru kılmaz.

Haksöz - Özgür-Der camiasına yürekten halen dualar ettiğimi, AKP iktidarıyla birlikte içine düştükleri yanlış yönelimlerin farkına varıp yeniden Haksöz’ü Haksöz yapan “cahiliyeden ayrışma” perspektifine yönelmeleri için niyazlarda bulunduğumu Rabbim biliyor.

Bizim bu yazdıklarımız K. Alpay ve A. Dursunoğlu’nun aleyhine değil hayrınadır. Onların yanlışlarını izale etmeye, yanlışlardan arınmalarına yardımcı olmaya yöneliktir.

S sezai bünyamin 01 Ocak 2012

Şükrü bey akp kanalına girmiş dediğiniz Kenan beyin lütfen akp hakkında yazmış olduğu makalelerindende pasajlar koyunda okuyucu kimin haklı olduğunu anlasın zira siz alıntı yapmayacaksanız okuyucuyu kenan beyin yazılarını okumaya davet ediyorum o zaman üzümmü yiyorsunuz bağcıyımı dövüyorsunuz herkes anlasın....

A ADEMOĞLU 01 Ocak 2012

Müslümanlar ve olaylara bakışları titizlikle incelenmekte bizim duyarlı yaklaşımlarımız ve akresifleştimiz her nokta irdelendiği şu ortamlarda şükrü kardeşin meramını anlamaya çalışmak ,söylemlerin boyutunu tarafgirlik boyutunu aşarak anlamaya çalışırsak daha güzel olacak bu herkesin baktğı bir konjoktör var diyemeyiz bunu savunaçak kimsede olmaz çünkü müslümanlar bir vücudun azalarıdır.güzel bir çalışma kardeş yüreğin rahmetle dolsun.

M M.KOÇ 01 Ocak 2012

AKP’nin sınır dışı etmeye çalıştığı Müslümanların hakkını savunmak için eylemler tertip eden ve bu konuyu sürekli işleyen; Libya’da olduğu gibi Suriye konusunda da dış müdahaleyi asla meşru görmeyip bunu yanlış bulduğunu belirten, ; Afganistan işgali ve ABD emperyalizmi ile ilgili gereği kadar söz söyleyip şahitliğini yapan ve bu konu üzerinde hala hassasiyetle duran; yani tutarlı ve adil davranan Özgür-Der camiasıdır ve K.Alpay’ın yazılarında da bu hususlar olabildiğince vurgulanmıştır. Düşmanlıkla değil açık yüreklilikle yazıları okumanızı öneririm bir kez daha.
Davutoğlu’na yanlış yolda olduğunu hatırlatmadığı için Davutoğlu’nun yanında mı oluyor K.Alpay. Bu nasıl bir mantık yürütmedir. Siz de o zaman Kılıçdaroğlunun kamplarla ilgili uydurduğu hikayeleri eleştirmediğiniz için, yanlış mı yapmış oluyorsunuz, Kılıçdaroğlunun yanında mı olmuş oluyorsunuz bu mantıkla. Yani AKP eleştirisi sunmadan Suriye meselesi konuşulmaz mı diyorsunuz. Ya da Müslümanlar hangi siyasi meseleye dokunursa muhakkak önce AKP eleştirisi ile başlamalı ki muhalif ve adil oldukları görünsün mü demek istorsunuz. Bu koşutluluğa neden mecbur olalım. Suriye’deki katliamın sorumlusu olan zalim Esed’in devirmek amacıyla orada onurlu bir direniş sergileyen mücahitleri desteklemek için illa da ilk elde AKP muhalifliğinin altını kalınca çizmek mi gerekiyor. Düşünce dünyanız karmakarışık, tarif ettiğiniz adalet koşullu olunca neye nasıl bakacağınız da belirsizleşiyor Şükrü kardeşim.
Son olarak sitenizde sürmanşette yer alan Halep izlenimleri haberinde de görüldüğü gibi bölgeyi Ramazan ayında ziyaret eden kardeşler oradakileri mücahit ve şehit olarak tanıtmakta. Bunu sürmanşetten veren sizsiniz. Hani Suriye’de ABD ve NATO emperyalizmi fink atıyordu. O zaman siz yazınızda emperyalistlerin esiri gibi sunduğunuz bu insanları mücahit olarak tanıtan ve ölenleri de şehit sayan bir haber-yorumu sitede neden yayımladınız. (sitedeki pozisyonunuzun şu an ne olduğunu bilmiyorum; şayet yetkili değilseniz bu sorum yetkililere; zira çelişen iki haber aynı sitede yorum olarak yer almaz. Bununla beraber bence Halep gezisini yayımlayarak çok büyük bir hayır işlemiştir İslamvehayat ama ben bu soruyu tutarlılığı tespit etmek adına yöneltiyorum). Hâsılı, Suriye’de direnen Müslümanlarla yan yana durduğunu ilk günden bu yana apaçık ortaya koyan ve elinden gelen desteği sunan K.Alpay ve Haksöz çevresi ile firavun Esed’i direnen bir aslan olarak takdim edenleri aynı safta göstermeye çalışan; ve bu kardeşleri benzeşen yarım-hakikatin eksik ve yalancı parçası olarak yorumlayan bu yazınızdan ötürü sizi şiddetle kınıyorum.
Meselenin polemiğe dönüşmesini istemediğim için yazdıklarıma burada son veriyorum. Vesselam..

EDİTÖRÜN NOTU: M. Koç Bey, evet halen İslam ve Hayat sitesinin yönetimindeyim ve Suriye-Halep izlenimlerini ve oradaki dili benimseyerek sitede yayınladık. Çelişkiyi nereden çıkardığınızı doğrusu anlayamadım. (Ş. Hüseyinoğlu)

F faruk gönül 01 Ocak 2012

"Hükümetin ekonomi politikaları karşısında HAS Parti’nin sergilediği atak siyasi tutumun aynısını ideolojik-kültürel sahada da görmek isteyenlerin toplumdaki oranı hiç de azımsanacak gibi değil. Hükümetin laiklik, Türk milliyetçiliği, Atatürkçü eğitim sistemi, İslami hak ve taleplerin karşılanmasında yaşanan yavaşlıklar, Kürt sorunun çözümünde sergilenen zikzaklar, kamusal alanda devam eden resmi ideolojik endoktrinasyon vs. gibi alanda ciddi eleştirileri hak ettiği muhakkak. Bu eleştirilerin yerine getirilmesinde, bu alandaki muhalif tutumun doldurulmasında ortaya çıkan boşluğu doldurmayı kimse diğerine havale etmemeli.

Hükümetin liberal ekonomi politikalarıyla yol açtığı sorunları dile getirmek kadar resmi ideoloji karşısında takındığı uzlaşmacı ve öteleyerek halletme açmazlarının da gündem edinilip eleştirilmesi gerekiyor. Fakat muhalefetin sırtında devlet yönetmek gibi bir yükü olmamasına rağmen resmi ideolojik yaklaşımlara karşı sergilemiş olduğu söylemlerde Hükümetin dahi gerisinde kalması asıl sorunu teşkil etmektedir. Bu ideolojik boşluk, toplumda açık bir tepki görmese dahi hoşlukla karşılanamayacak kadar önemli ve can yakıcıdır.

Şu husus asla unutulmamalıdır: Tartışmaların yoğunlaştığı bir vasatta “Anayasanın ‘ne’si yeni olmalıdır?” sorusuna AK Parti Hükümetinden daha köklü, daha cesur ve daha kuşatıcı cevap veremeyen siyasi partilerin hem güvenilirliklerini hem de toplumsal tabanlarını genişletme imkânları giderek daralacaktır.

“Türkiye’de her şey yenilensin ama Atatürk ilkelerine uygun biçimde” makamında söylenen anonim Ankara türküsünden hoşlananların, bu türküyü yüksek sesle veya mırıldanarak okuyanların tamamı ahlaken de siyaseten de kaybetmeye mahkûmdur. Ergenekon ve Balyoz cuntasıyla, 27 Mayıs, 12 Eylül ve 28 Şubat dardeleriyle samimi olarak hesaplaşmak isteyenlerin önce repertuarlarından bu Ankara türküsünü silip atmaları gerekiyor.“ Alıntıladığım yazı ”anayasanın nesi yeni olmalı" başlığı altında kenan bey in haksöz sitesindeki yazısından lütfen tüm yazıları bu sitede var, dileyen baksın,baksında şükrü beyin ne kadar gözü kara haksız başkalarının gazına gelerek ithamda bulunduğunu görsün m.koç a yüzde yüz katılıyorum sizide sevdiğimi bilmenizi isterim ancak bu halinizle değil.... selamlar...

F faruk gönül 01 Ocak 2012

Seçkilerden genellemeye varma ve geleceğe dair bir korku atmosferi inşa etmeye bir örnek olması için Ali Bulaç’ın “Suriye’nin Kuzeyine Çekiç Güç” yazısına değinebiliriz. Suriye’de ‘Tampon Bölge’ oluşturmak üzere devreye sokulacak yeni bir ‘Çekiç Güç’ oluşturmanın koşullarından bahsederken Bulaç, sırasıyla şu on kaynağa atıf yapıyor: Eski diplomat M.Bessam İmadi, Suriyeli muhalif hukukçu Behiye Mardini, Foreign Policy dergisi, Yahudi lobilerine yakınlığıyla bilinen Amerikalı siyasetçilerden emekli general Paul E.Vallely, Cumhuriyetçi Senatör John McCain ve Joe Lieberman, bir ABD Savunma Bakanlığı yetkilisi, bir Türk diplomat, İngiliz Daily Telegraph gazetesine konuşan bir yetkili ve Amerikalı yazar-tarihçi Webster Griffin.

Nedir bu tampon bölgenin yakın hedefi? Yapılan alıntılardan anlaşıldığına göre öncelikle şu: “Uzun vadede Irak ve Suriye’den koparılacak parçalarla Erbil’den Akdeniz’e bir Kürt devletinin siyasi coğrafyası oluşturuluyor. Buna güç yetirilirse İran’dan koparılan parça da eklenecek.” Nihai hedefin ise “Türkiye’nin parçalanmasına yol açacak büyük çapta bölgesel bir savaşa doğru atılmış dev bir adım” olacağı öngörülüyor. Tam da Türkiye toplumunun ‘kadim korkularına’ selam duran tahliller…

Bu türden kıyamet senaryoları veya korku ütopyalarını hayata geçirmek o kadar kolay mı? “Batı istedi mi yapar, emperyalizm kafasına koyduğu planlarını tıkır tıkır işletir, en az yüzyıllık küresel hesaplar pratiğe dökülüyor, Suriye’yi halledince sırada Türkiye var” vs. kabilinden kalıp yargılara sahip olanlar için bir şey söylemeye hiç gerek yok. Fakat nasıl olur da Tunus’ta başlayıp Mısır, Libya, Yemen, Bahreyn ve Suriye’ye uzanan halkların despotizme karşı ağır bedeller ödeyerek yükselttikleri mücadeleyi emperyalizmin hesapları bağlamında değersizleştirirsiniz? Siyaset, diplomasi, askeri imkanlar ve en önemlisi toplumsal değişimin yasaları (sünnetullah) böyle bir değersizleştirmeye izin verir mi?


Suriye’yi Üçe Bölen, Türkiye’yi Kaça Böler?

İlkesel olarak bir Batı müdahalesi talep etmenin doğruluğu-yanlışlığı bir tarafa kim, nasıl bir tampon bölge kuracak? İkincisi tampon bölge kurulmasın da Rusya ve İran’ın desteğini arkasına almış Baas-Esed cuntası kitleler halinde halkın kanını dökmeye devam mı etsin? Suriye halkı Esed-Baas şebekesinin katliamlarından korunmak üzere tampon bölge talep ediyorsa siz ne diyeceksiniz? “Sakın ha! Önce Suriye’yi üçe, sonra da Türkiye’yi de şu kadara bölerler” mi diyorsunuz?

Batı’nın Suriye için harekete geçmeye ne niyeti ne de imkanı var. Birincisi Batı, Rusya-İran yanlısı Esed rejimiyle ‘radikal İslamcı’ muhalif potansiyel arasında sıkışmış durumda. Ne yukarı ne de aşağı tükürme durumunda. İkincisi ise seçimlerde kendini kurtarmaya endekslenmiş Obama yönetimindeki ABD ve ekonomik darboğazdaki AB’den bir askeri müdahale beklemek birileri için ham hayal diğerleri için de fobi durumunda. Yaygın olarak söylendiği üzere ABD ve AB, Türkiye’yi Suriye’ye doğru itekliyor değil. Tersine Erdoğan Hükümeti, ABD ve AB’yi Suriye’ye doğru çekiyor. F4 uçağının düşürülmesi sonrasında yaşanan gelişmeler bu durumu bir kez daha teyit etmiştir.

Kimin kimi Suriye’ye doğru ittiği-çektiği meselesinden ayrı olarak şu soruya cevap bulmalıyız: Suriye’de devlet eliyle gerçekleştirilen katliamlar kimler tarafından ve nasıl durdurulacak?

“İran’ı ve Türkiye’yi bekleyen korkunç gelecek” hikâyelerini analiz adı altında tekrar etmenin doğru ve faydalı bir tarafı yok. Ulusalcı sol ve İran menşeli akımlar tarafından sabah-akşam propaganda edilen yıkılma, bölünme, iç çatışma senaryolarını bir de Ali Bulaç’tan dinlemeyelim.

Suriye halkı, sadece Rusya’ya değil İran ve Hizbullah’a rağmen de katil Esed-Baas cuntasını yıkmaya kararlı. Siz bu konuda kendilerine ‘yol göstermeye’ ve yardımda bulunmaya niyetli misiniz? Yoksa Suriye halkının ölümüne giriştiği İslami mücadelesine değil de thing-thank kuruluşlarının senaryolarına kulak vermeye devam ederek korku ve eylemsizlik pompalamakta ısrarcı mı olacaksınız?


şükrü beye alıntı,“İslamcı Aydınlar ve Suriye Karartmaları”başlıklı yazıdan , kardeşim soru sorarak şunlara değinmedi bunları söylemedi diyerek insan yargılamanız en hafif tabirle adaletsizlik alpayın yazılarını önce siz okuyun sonra değindiğiniz konulara değinip değinmediği hakkında ahkam kesin lütfen, vaktim olsa daha çok örnek çıkartabilirim kendinizi küçük düşürmeyin....

Ş Ş. Hüseyinoğlu 01 Ocak 2012

Arkadaşlar niçin bu kadar zorluyorsunuz ki? Yazımızın konusu, Suriye ve bölgedeki gelişmelerle ilgili ortaya konulan yanlış yaklaşımlar. K. Alpay AKP’yi hiç eleştirmiyor diye bir iddiamız mı var? Uludere konusunda yazılması gereken yazılar yazdı mesela. Ancak Suriye’deki halk ayaklanması sürecinde İran’ın yanlışları, çelişki ve çıkmazları konusunda gösterdiği duyarlılığı ne yazık ki Türkiye’nin ABD-NATO eksenindeki yaklaşımından kaynaklanan çelişkileri ve çıkmazları konusunda göstermedi. A. Dursunoğlu ise bunun tam tersini yaptı. Yazımız bu nesnel gerçek üzerine. Bu gerçeği sizlerin yorumlarınız değiştiremez ki! Lütfen kendinizi bu kadar yormayın.

Bu nesnel gerçeği değiştirecek olan sadece her iki yazarımızın bundan sonra bu yanlış, tek taraflı yaklaşımlarının farkına vararak gerçeğin tamamını söylemeleri olacaktır. Bir de yazıda da belirttiğimiz gibi bu iki yazarımız aslında bu konuda iki farklı kutbun temsilcisi hüviyeti taşımaktadırlar ve yazımıza konu olmalarının sebebi de budur.

S Sinan Ön 01 Ocak 2012

Şükrü bey, Kenan Alpay konu ile alakalı yazılarında tutarlı davranmış ve vakanın ilk gününden bugüne kadar aynı doğrultuda yazılar yazmıştır. Yazılarında size göre eksik (!) olduğunu söylediğiniz yaklaşımları onu eleştirene kadar siz yazın bir eksikliği giderirsiniz. Yada kendisini arayarak ona eksiklerini (!) bildirin.Bu dirayeti göstermek daha erdemli değil mi? Bu şekilde insanları karalamaya gerek yok, özellikle yazdıkları olumlu fakat yazmadıkları olumsuz diyerek. Bu ne demek ya adam her yazısında sizin aklınızdan geçenleri söylemediği zaman suçlu mu olacak? Yazmadıkları veya söylemedikleri üzerinden niyet okumalarla ne kadar adaletli olunabilir? Lütfen biraz vicdan!

Ş Ş. Hüseyinoğlu 01 Ocak 2012

Sinan Bey, meselenin yazılardaki eksiklik değil, bir yanlış duruş meselesi olduğunu anlamak istemiyorsunuz, topyekün bir K. Alpay savunması yapıyorsunuz. Burada sorgulanan bir yanlış duruştur. İran’a salvo yaparken ABD-NATo eksenindeki Türkiye’nin politikalarıya eşgüdümlü hareket edilmesidir. Suriye muhalefeti içindeki emperyalist işbirlikçilerini dışlamaktan bile kaçınmaktır, onların öne çıkmasını “Müslümanların vitrin zaafı” argümanıyla geçiştirmeye kalkmaktır. Emperyalist şeflerin toplantı salonunun önünde “Defolun gidin!” demek yerine pankart açarak onalrdan açıkça silah dilenilmesidir. Libya’ya NATO saldırıları planlanırken, Erdoğan’a NATO’yu insani yardımlar ve silah ambargosu konusunda araçsallaştırmaya çalışmasını tavsiye etme sapmasına düşülmesidir. Ki o NATO’nun Libya’ya kısa süre içinde nasıl “insani yardımlar” yaptığını gördük! Suriye’deki katliamlardaki İran’ın rolünü gündem ederken, Afganistan’daki işgal ve katliamlarda kendi ülkesinin ve oy vererek desteklediği partinin sorumluluğunu sorgulamamaktır, onu gündemleşmekten kaçınmaktır. AKP’ye “Bahreyn’deki, S. Arabistan’daki zulmü niçin görmezden geliyorsunuz” diye sormamaktır. Artık bu yanlışlıkların avukatlığını yapmayı bırakın. Bırakın yazar abilerimiz kendilerini sorgulasın ve bu yanlış yaklaşımlardan arınsınlar.

K Kemal Songür 01 Ocak 2012

İran’ın ve Hizbullah’ın Suriye olaylarına yönelik tutum ve söylemlerini kabul/makul görebilmemiz asla mümkün değildir. Fakat bizim söylemlerimizin de dikkatli/adaletli olması gerektiğine inanmaktayım.
İran ve Hizbullah’ın Emperyal/müstekbir dünyaya karşı duruşları/mücadeleleri tümüyle gözardı edilebilecek tarzda söylemlerden de bizler kaçınmalıyız ve asla abd ve israil’in karhanelerine yazılabilecek çıkışlardan şiddetle uzak durmalıyız.
Hataya/yanlışa nişan almalıyız ve hatalıyı tümüyle ötekileştirip yok saymamalıyız. Ümmetin tarihinde bunun sayısız örnek ve ibretleri mevcuttur. Sonra bunun acısını yine ümmetin çekmesi sözkonusudur.
Saygı/muhabbet duyduğum İslam ınkılabı ve Hizbullah’ın Suriye vakasına yönelik bu tutumu/tutumsuzluğu gerçekten hayal kırıklığına uğrattığı ve ümmetin yüreğinde/gönlünde çok zor onarılacak yaralar açtığı aşikardır. İnşaallah bu vahim hatalarından hızla dönerler, yoksa bunun hesabını hem Allah’a hem de ümmete zor verirler.
Kimilerinin Baas eşittir İran diyebilecek kadar zıvanadan çıktığı da görülmektedir, yine kimileri de İran’a yönelik sevgilerini zehirleyerek (tıpkı Hz. İsa’ya duyulan sevginin zehirlenip Allah’a oğul isnat edecek kadar zıvanadan çıktıkları gibi) zulmün ağababalarından olan Baas/Esed alçak rejiminin zulümlerini 'İran’ın hatırına'' görmezlikten gelip ''direniş cephesi'' argümanıyla adaletten yoksun söylemler geliştirmektedirler.
Bizleri T.C’nin tutumu değil, İslam ınkılabının ve Hizbullah’ın tutumu şaşırtmakta/üzmekte ve düşündürmektedir.
Ümmetin çok zor imtihanlardan geçtiği bu dönemlerde adil şahitlerden olmamız-olabilmemiz dualarımızla. Selamlar.

S Sinan Ön 01 Ocak 2012

Şükrü bey bir önceki yorumunuzda yazının amacını Suriye ve bölgedeki gelişmelerle ilgili ortaya konulan yanlış yaklaşımlar olarak belirleyip itiraz eden arkadaşların zorlamamasını isterken ne kadar tutarsız olduğunuzu ve kastınızın Kenan Alpay ve Haksöz camiası olduğunu bu yorumunuzla beyan ettiniz! Yazdıklarınızın hiçbir tanesi doğru değil ve iftira atıyorsunuz! Sizi tanıdığım kadarı ile saygı duyduğum bir insan olmakla beraber bu yaptığınız beni hayal kırıklığına uğrattı diyebilirim! Bence hesap gününün azametinden korkmalı müslüman kardeşlerimiz hakkında zan yerine samimi duygular beslemeliyiz. Yaptığınız eleştiriler dozunu aşmış ve hududullah sınırlarını zorlamıştır. Bizim kimsenin avukatlığını yaptığımız yok ve buna o insanların ihtiyacı da yok! Sizi tekrar adalet ve vicdan muhasebesine davet ediyorum! Selametle...

Ş Ş. Hüseyinoğlu 01 Ocak 2012

Sinan Bey, yazıda zaten iki uç tutum sahibi kesimden ve bu kesimin temsilcileri olarak kamuoyu önüne çıkan K. Alpay ve A. Dursunoğlu’ndan söz etmiyor muyum? Kalkıp K. Alpay’ı ve Haksöz camiasını kastediyorsunuz demenin alemi var mı? Ya kimi kastedecektim? Yanlış yerde durduklarına inandığım iki çevre var ve ben de bu yazıda onları Allah için uyarmak için yazdım. Böyle alınmaya gerek yok, hakkı ve sabrı tavsiye sorumluluğumuz bunu gerektiriyor.

Diğer yazdıklarınıza gelince: Doğru (!) söylüyorsunuz. Yazdıklarımın hiçbiri doğru değil (!). Hepsini uydurdum (!) sırf sayfalar dolsun diye (!). K. Alpay, adil bir yaklaşımla İran’a salvolar yapmakla kalmadı, ABD-NATO işbirlikçisi Türkiye hükümetine yönelik de bu işbirlikçi politikalarından dolayı eleştiriler yazdı, “Afganistan’da akan masum kanlarında sizin de payınız var” eleştirilerinde bulundu (!) ve İkiyüzlü politikalarını yüzlerine vurdu (!), Bahreyn’i, S. Arabistan’ı gündeme getirdi (!). “İslami kuruluşlar”, Emperyalist şeflerin toplantı salonunun önünde onlardan silah dilenmedi (!), “Emperyalist katiller, defolun gidin” diye pankart açtılar (!).

Ben hamdolsun hesap gününü azametinden korkuyorum ve bu yüzden de zalimlerin hiçbirine meyletmemeyi önemsiyor ve bunu öneriyorum sizlerin savunduğunuz arkadaşlara. Ancak sizler “Söylediklerinizin hiçbiri doğru değil” gibi hakikaten anlaşıması güç savunmamlarla gerçekleri yok sayıyorsunuz. Sizler bilirsiniz. Ben elimden geleni yaptığıma inanıyorum. Hesap görücü olarak Rabbimiz yeter.

A Adem 01 Ocak 2012

Şükrü Hüseyinoğlu’nun olmasını istediği dengeli ve hakikatin yarısına değil de bütününe işaret eden muhtevaya bir örnek:

http://www.islamvehayat.com/yazar_1065_81_ORTADOGU-VE-SURIYE--DE-YASANANLAR-VE-SORUMLULUKLARIMIZ.html
linginde yayınlanan Mehmet pamak’a ait yazıdan alıntı:


İran ve Türkiye Hükümetlerinin Büyük Vebali

İran’ın Adaletsiz Tutumu ve vebali

İran, ulus devlet olmaktan ve ulusal çıkar putunu Kur’ani ilklere tercih etmekten vazgeçip, İslam Cumhuriyeti niteliğine geri dönmeli, Allah’ın emri olan ‘Adil Şahid’ olma sorumluluğunun gereğini geç de olsa yerine getirmelidir.

Bazıları, Suriye’deki ayaklanmanın, önce Suriye rejimini tasfiye edip İran’ı yalnızlaştırmak amacıyla emperyalist devletler tarafından desteklendiğini, esas hedefin İran olduğunu iddia ediyorlar. Emperyalizmin bölgeye yönelik proje ve planlarını bizler de biliyor ve yıllardır bunlara dikkat çekip, bölge halklarını uyarıyoruz. Peki emperyalizmin bu projelerini bildikleri halde, mazlum Suriye halkına on yıllardır zulmeden ve son bir yıldır da vahşi katliamlara muhatap kılan Baas diktatörlüğü ve bütün zulmüne rağmen 30 yıldır onu destekleyen, son katliamlara rağmen de desteklemeyi ısrarla sürdüren İran yönetimi, emperyalistlerin bölgedeki işbirlikçileri midir? Eğer böyle değillerse, emperyalist müdahaleye yol açacak bahaneleri neden üretiyorlar? Neden halka yapılan zulmü ve katliamı durdurup, halkın kaderi üzerinde söz sahibi olmasının önünü açarak, bu emperyalist müdahalenin bahanesini elinden almıyorlar? Neden dünya kamuoyu önünde, emperyalist müdahaleye çanak tutacak katliamları sürdürüyorlar? Neden İran, bölgenin mazlum halkını katliama muhatap kılan alçak zalim Baas rejimini ısrarla destekleyerek, bu halkı, adalet talebini desteklemeyip çaresizlik içinde bırakarak, sözüm ona çok karşı olduğunu söylediği emperyalist devletlerin himayesine muhtaç ediyor?

Dünyadaki tek ve ilk İslam inkılabını (Geleneksel Şia etkisinden tam arınamadan da olsa) gerçekleştiren İmam Humeyni ve İran olduğu için hepimiz ve Şii olmayan bütün İslami kesimler umutlanarak sevdik, saygı duyduk ve destekledik. Hatta bu desteğimiz ve yakınlığımız sebebiyle, uzun yıllar bir çoğumuz, Humeynici ve İrancı damgası yedik. Halen de, İslam inkılabı özelliği oldukça yıpranmasına, hatta yok olmaya doğru gitmesine rağmen, başta ABD ve İsrail olmak üzere emperyalist batıya karşı onun yanında olmaktan vazgeçmiş değiliz. Vazgeçmemiz de doğru değildir. Bizler Müslümanlar olarak, adil şahidler olmak ve her şartta mazlumun yanında ve zalimin karşısında yer almak zorundayız. Bu bağlamda, emperyalizme karşı İran halkının yanında olmaya devam etmek de sorumluluğumuz olmaya devam etmelidir. Haklı da olunsa, kızgınlıkla adaletsizliğe kayılmamalıdır.

Ancak, şunu 30 yılda acıyla gözlemledik ve açıkça tespit ettik ki, İran siyasi kadroları ve Şii mollaları, Allah’ın lütfettiği bu güzel imkanı heba ettiler. Hurafeci, bid’atçı geleneği Kur’an’la ıslah edip, Şii taassubunu aşamadılar. Bazı kadroları, Şii olmayanları Şiileştirmeyi hedeflemekten ve Şii hakimiyeti peşinde koşmaktan bir türlü kurtulamadılar.

İmam Humeyni zamanında var olan görece olumlu ümmetçi çizgiyi daha iyiye götürmek varken, daha kötüye yöneldiler. Şiilik taassubuyla Farisilik karışımı bir ulus devlet olmaya doğru kaydılar. “Ulusal çıkar” putunu, ümmet olmaya, diğer İslami kesimlerin hukukunu gözetmeye, kardeşlik hukukuyla bütünleşmeye, ümmetin maslahatını öne çıkarmaya tercih ettiler. Ve bu anlayışla ümmetin oluşumuna ve birliğine giden yolları tıkadılar. Keşke bu taassubu aşabilselerdi, keşke ümmeti yeniden inşa etmenin önündeki taassupları kaldırabilselerdi. Bu kadar yaşananlara ve artık onulmaz gibi görünen yaralara ve büyük güvensizliğe rağmen, hâlâ İslami kimlik ve akıdevi Kur’anî ilkeleri belirleyici kılarak, gittikleri bu yanlış yoldan uzaklaşıp, Kur’an ahlakını kuşansalar ve samimiyetle bu istikamette çabalar gösterseler, inşallah Allah da rahmetini ihsan edecek ve inşallah bu yaralar kapanarak, yeniden ve daha güzel kucaklaşmaların önü açılabilecektir.

İran, işte bu anlayışla, 30 yıldır Suriye despot kafir yönetimini destekliyor. Önce, Hama katliamında on binlerce Müslüman’ın katledilmesini, on binlercesinin kaybedilmesini, zindanlara tıkılmasını, işkenceden geçirilmesini, bir milyondan fazlasının mülteci olmasını sadece seyretti ve Suriye ile stratejik müttefikliğini, dostluğunu sürdürdü. O zaman İslam inkılabının daha yeni olduğu, inkılabın geleceğinin daha önemli olduğu, yalnızlaştırıldığı dünyada Suriye’nin müttefikliğine ihtiyacı bulunduğu ve bu katliama müdahale edecek güçte olmadığı gibi mazeretlerin arkasına sığınılmıştı. Biz de sineye çekmiş ve susmuştuk.

Ancak, yaklaşık 30 yıl geçti ve Suriye’deki amansız zulüm sürdüğü halde, Müslüman kardeşlerinin hukukunu koruyacak, onları biraz olsun nefes aldırarak rahatlatacak tek bir adım atmadılar. Katil kâfir Baas diktatörlüğünü olduğu gibi kabullenip desteklemeyi sürdürdüler. Şimdi de, bugüne kadar yaklaşık 15 bin insanı katlettiği ve son zamanlarda Hama, Humus ve Hula başta olmak üzere, her gün artık yüzün üzerinde masum insanı (çocuk, kadın, yaşlı, hasta ayırmadan) katletmeyi sürdürdüğü halde, hâlâ kâfir katil Baas despotizmine ilkesiz, ölçüsüz ve ahlaki olmayan bir destekte ısrar ediliyor.

Halbuki İran yönetimi, Suriye mazlum halkının hukukunu da kendi hukuku gibi kabul eden ümmetçi bir yaklaşım ve kardeşlik duygusuna sahip olsaydı, bu kadar uzun bir süreçte, Suriye yönetimiyle bu kadar içli dışlı bir dostluk kullanılarak, halkın zulümden kurtarılıp daha insanca bir hayata kavuşturulması için bazı adımlar atılabilir ve zamanla despotizm bitirilerek, halkın kaderi üzerinde söz sahibi olmasının ve Müslüman’ca bir hayata geçebilmesinin önü açılabilirdi. Ama bu akıllarına bile gelmedi. Ve bu konuda hiçbir çaba gösterilmedi ve milyonlarca Müslüman büyük acılar çekmeye devam ettiler, İranlı yönetimlerin gözleri önünde.

Kendisi için, özgürlük, adalet ve bunu sağlayacak İslam devleti isteyen ve bu amaçla Baas rejimine nazaran görece daha ılımlı despot zalim şahlık rejimini yıkmayı başaran İran İslam inkılabı yönetim kadroları, Suriye halkına aynı hakkı tanımıyor ve onlara zulmeden kafir katil despot rejimi 30 yıl gibi uzun bir süre ısrarla desteklemeye devam ediyor. Yani İslam kardeşlik hukuku gereğince kendisi için istediğini kardeşi için istemekte zaaf gösteriyor. Üstelik kardeş Müslüman Suriye halkının Allah’ın hükmü yerine küfür hükümleriyle yönetilmesine destek verip, küfür sisteminin devrilmesini engelleyerek akıdevi savrulmalar yaşıyor.

Bütün bu yanlışlıklarına, hatalı ulusçu politikalarına rağmen, hâlâ iyi niyetle İran’ın adındaki İslami kimliğe, İmam Humeyni’nin görece daha ümmetçi çizgisine geri dönmesi, Kur’an’ın emirlerine riayetkâr davranması, vahyi ölçülere dönüş yapması, adil şahid olma sorumluluğunu kuşanması ve bu büyük zulme destekçi olmaktan süratle uzaklaşıp arınma sürecine girmesi için dua ediyoruz. “Bir insanı haksız yere öldürmenin bütün insanlığı katletmek” (Maide 32) kadar büyük bir suç olduğunun, “bir Müslüman’ı kasten öldürenin ise ebedi cehennemlik olduğunun” (Nisa 93) bilincine varıp, bunları yapan kafir bir yönetime açıkça verilen desteğin kendisini de aynı konuma sürükleme tehlikesinden korkup tevbe etmek suretiyle, bölgede hızla tırmanan kardeş kavgası zeminine katkıda bulunmaktan kaçınması için dua ediyoruz.

Türkiye AKP Hükümetinin, Çelişkileri, Zaafları, Zikzakları ve Yüklendiği Vebal

Türkiye yönetiminde yer alan AKP kadroları, yaklaşık 6-7 yıl boyunca Suriye despot rejimiyle çok samimi bir birliktelik oluşturmaya çalıştılar. Neredeyse birleşmeye doğru gidiyor havasındaydılar. Ortak bakanlar kurulu toplantılarına, sıfır sorun politikalarıyla vizesiz geçişe, hatta Erdoğan ile Esed aileleri birlikte tatil yapmaya kadar iç içe sarmaş dolaş olmuşlardı.

Ama o sıralarda, Baas rejimin baskıları, zulümleri ve işkenceleri devam ediyor, on binlerce Müslüman zindanlarda zulüm altında, 2 milyona yakını da mülteci konumunda değişik ülkelerde büyük sıkıntılar içinde bulunuyorlardı. Bütün bunlar görülmedi. Kendi Baasçılarını, Kemalist darbecileri, Ergenekoncuları tasfiye etmeye çalıştıkları süreçte bile, Suriye’nin Kemalist darbecilerini baş tacı edip, onlara yönelik ıslah edici tek bir çaba bile göstermediler. Bu süreçte, Suriye Müslüman halkının hukukunu düzeltmeye yönelik hiçbir çalışma, teklif ve uyarıda bulunmayı gündemlerine almadılar. Kendilerini Kemalist Baasçı darbecilerden kurtarmaya çalışırken, Suriye’nin Nusayri Baasçılarına meşruiyet kazandırma, onlara sempati kazandırma çelişkisini yaşadılar. Ancak, Ortadoğu’da ayaklanmalar başlayıp, Suriye’yi de etkileyince bazı reform taleplerini gündem yaptılar, ancak artık geç kalmışlardı.

Daha sonra da birden, ABD, Batı ve NATO eksenli politikalara doğru hızla kayıverdiler. Bunun sebebi, NATO ve Batı ittifakı içinde edilgenlikten ve işbirlikçilikten kurtulup özgün politikalar üretmede yeteri kadar inisiyatif geliştirememeleri olabilir. Bu yüzden, Türkiye’deki Batı yanlısı ılımlı laik-liberal-demokratik değişimin ve modelin öncüsü AKP hükümeti ve Erdoğan, Libya’dan itibaren Batı etkisi altında sürekli zikzaklar çiziyor. Önce “NATO’nun Libya’da ne işi var müdahaleye karşıyım” açıklamaları yapıldığı halde, sonra müdahalenin öncü gücü içinde yer alıp, İzmir üssünü LİBYA’ya müdahale eden NATO komutanlığına tahsis ediveriyor.

Şimdi ise, artık Türkiye’ye, katil NATO ordusu içinde daha önemli temsili konumlar (Genel Sekreterlik gibi) verilmeye çalışılıyor. Üstelik NATO’nun yeni konseptinde İslam ve Müslümanlar (Radikal adı altında düşmanlaştırılarak) hedef kılınmış bulunuyor. Yakın gelecekte, İslam düşmanı NATO’nun Kara Kuvvetlerinin İzmir civarında konuşlandırılacağı konuşuluyor. Afganistan’daki katil NATO işgalci ordusu içinde asker bulundurma sürüyor ve artık daha bir şevkle savunuluyor. TC Desteğindeki bu katil ordu tarafından her gün onlarca mazlum Afganlı sivil, kadın, çocuk katledilmeye devam ediyor. İsrail’e Gazze’de katlettiği 1500 masum insan için “one minute” tepkisi verilirken, Afganistan ve Irak’ta ABD ve NATO’nun katil ordularınca 2 milyon insan katledildiği ve halen de bu katliamlar devam ettiği halde bir kere olsun herhangi bir itiraz ve eleştiri yükseltilmemiştir. “Masum halkların topraklarını işgal edip, katliam yapmaya son vermezseniz NATO içindeki varlığımı sorgulayacağım” ya da “Afganistan’daki askerlerimi çekeceğim” bile denmemiş, tam tersini daha bir şevkle Batının yanında yer alınıp savunulmaya ve NATO içindeki konum büyük misyon olarak nitelendirilmeye başlanmıştır.

Diğer yandan, Malatya Kürecik, Filistin’deki işgali sürdüren ve giderek genişletmeye çalışan ve mazlum halka yönelik katliamları yapmaya, ambargo ve kuşatmalarıyla zulmetmeye devam eden İsrail’i koruma kalkanının merkezi kılınmış bulunuyor.

Siyonist İsrail’i, İran’ın olmadığını ve olmayacağını da söylediği nükleer füzelerine karşı koruyacak olan Kürecikteki NATO füze kalkanı, neden İsrail’in var olan yüzlerce nükleer başlıklı füzelerine karşı, hem de İsrail terör devletinin sürekli İran’a saldıracağını açıkça söylemesine ve bu konuda yüzlerce sabıkası olmasına rağmen İran’ı da korumaya almıyor? Türkiye, bu konuda İran’a karşı saldırgan İsrail, ABD ve NATO katillerinin işbirlikçisi olmayı kabul etmiştir. İran yerine olsanız ne yapar ve nasıl tepki verirsiniz? Adil şahid olma iddiasında olanların, Suriye despot katil rejimini desteklediği için İran’ın karşısında uyarıcı bir tavır koyması, eleştirmesi ve kınaması gerektiği gibi, bu konuda da haklı olan İran’ın yanında yer alması ve Türkiye hükümetinin bu işbirlikçiliğini ve zulme payanda olmasını kınaması gerekmez mi?

Üstelik Türkiye AKP hükümeti, Mavi Marmara katliamı, Gazze katliamı ve ambargosu konusunda tek bir özür dileyici ve düzeltici adım atmadıkları halde, İsrail’i İran’a karşı koruyucu kalkan Küreciğe yerleştiriliyor. Tıpkı “One miniute” dedikten sonra, hiçbir taviz almadan, Gazzeye yönelik ambargoyu kaldır talebi gibi basit bir talepte bile bulunmadan, İsrail terör devletinin 20 yıldır kapısında beklediği OECD üyeliğini hediye olarak onaylamaktan çekinmediği gibi.

Bugünler Mavi Marmara katliamının yıldönümü. Bu vesileyle aziz şehidlerimize rahmet diliyor, katilleri ve işbirlikçilerini lanetliyoruz. İki yıldır komadan çıkamayan Uğur Süleyman kardeşimize de dua ediyoruz. Rabbimiz onurlu ailesine sabır ve güzellikler yağdırsın, kendisine de dünya ve ahreti için en iyi ve en güzel olan sonucu takdir etsin inşallah.

Bir başka dikkat çekici hususu daha vurgulamak isterim: NATO’nun İslam düşmanı emperyalistlerin katil silahlı gücü olduğu ve Afganistan’da nasıl bir vahşeti, nasıl bir ahlaksızlığı ve nasıl bir insandışılaşmayı temsil ettiği, bölge halkının ödediği acı faturalarla apaçık ortaya çıktığı halde, hata en son Libya’da nasıl hukuksuzluklara, katliamlara imza attığı görüldükten sonra, Erdoğan, Suriye sınırındaki bir iki küçük sınır ihlalini bile hemen NATO’yu müdahaleye çağırmaya ve 5. Maddenin işletilmesini istemeye vesile kılabiliyor.

İran, Türkiye ve Bölge Müslümanların Sorumlulukları

Bu kadar açık bir zulüm ve emperyalist oyun karşısında, İran, zalimin safında yer almaktan ve kendisinin de kaybedeceği sonuçlara yol açacak biçimde emperyalist orduların bölgeye gelmesine zemin hazırlamaktan vazgeçmelidir. Türkiye’de NATO’nun ve ABD’nin, Batının katil ordularının Afganistan, ırak ve Libya’da nasıl katliamlara ve yıkımlara yol açtığı gerçeğini unutarak, ikide bir NATO’yu göreve çağırmak aymazlığından, işbirlikçiliğinden utanmalıdır. Hele de Türkiye’deki generallerin neredeyse büyük ekseriyetinin Baas zihniyetine sahip olduğu gerçeğini hatırlamalı ve böyle bir savaş halinde NATO’nun da askeri olan bu generallerin askeri vesayet rejimini tekrar kurup, bizzat AKP kadroları başta olmak üzere bu toplumun dindar insanlarına çok büyük acılar yaşatabilme potansiyel tehlikesini teşkile devam ettiklerini göz ardı etmemelidirler.


İnsafsız bir avcı gibi pusuda bekleyen Batı emperyalizminin tuzağını, oyununu boşa çıkarmak, oldukça geç kalınmış olsa da, hâlâ elleri Suriye halkının kanına bulaşmış İran ve Türkiye hükümetlerinin elindedir. Yaptıkları yanlıştan dönüp ele ele verip zalim yönetimi başına gelecek büyük felakete karşı uyararak ikna edebilirler ve böylece emperyalist müdahaleye gerek kalmadan sorunu çözecek ortak bir projeyle halkın iradesini serbestçe kullanarak kaderi üzerinde söz sahibi olmasının zeminini hazırlayabilirler. Böylece hem giderek bir mezhep çatışmasına ve bölünmeye kadar gidebilme tehlikesinin baş gösterdiği ortamı da bu barış zemininde yumuşatabilirler, hem de bölgenin zulme uğrayan halklarının zor durumda kalarak batılı emperyalistlerin kucağına düşmesini engelleyerek emperyalist yönlendirmeleri boşa çıkarmış olurlar. Bunu başarmaları halinde, belki de bugüne kadarki haksızlıkları sebebiyle kendilerine karşı duyulan kinin, öfkenin bir nebze de olsa yatışmasına da zemin hazırlamış olurlar.

Aksi takdirde, bu ahmakça politikalar, ulusal çıkar ve mezhepçilik putları uğruna yapılan büyük yanlışlar sonucunda, Allah korusun, bölgemiz, mezhep çatışmaları da dahil büyük bir savaşa sürüklenebilecek, büyük kan akıp, herkesin kaybettiği bir ortamda da, el altından buna sebep olmuş emperyalist devletler bölge halklarını kurtarmak gibi kamuflajlar altında bölgeyi işgal edip, İsrail’in de arzu ettiği istikamette bölgeyi yeniden şekillendirip, hegemonya ve sömürülerine yol açacak yeni bölge düzeninin kuracaklardır. İnşallah Allah, bölge yönetim kadrolarının bu ahmaklıkları, beyinsizlikleri yüzünden bütün bölge halklarının büyük acılar çekeceği bu kötü senaryonun gerçekleşmesine fırsat vermez. Bunun için hepimizin sorumlu olduğumuzu unutmamalıyız. İtiraz eden, mazlumun hukukunu savunan, zalimleri ve işbirlikçilerini uyarıcı, bölge insanına ve İran ve Türkiye’ye tehlikeyi hatırlatıcı sesimizi yükseltmeli ve yanlış politika sahiplerini uyarmalı, hepimiz, zalimlere karşı mazlum halkların yanında yer almalıyız.

Suriye üzerinden bağnaz taraflar haline gelmeden, emperyalizmin işine gelecek cepheler halinde parçalanmadan, bir kavme olan kinimizin bizi adaletsizliğe sürüklemesine fırsat vermeden adil şahidler olmaya çalışmalıyız. Mümkün olduğunca, oluşan tarafları da anlamaya çalışarak, her tarafın doğrularını destekleyip yanlışlarına karşı çıkarak, cepheleşmelere engel olmaya ve yaşanan büyük zulmün sona erdirilmesine katkı sunmaya çalışmalıyız.

Özellikle, sistem içi demokratikleşmeye aktif destekçi rol aldıkları için yandaş medyada akredite olan ve bu sebeple yaptıkları çalışmalar haber yapılarak kamu oyu oluşturma imkanına sahip bulunan, kendilerini “İslami Kuruluşlar” olarak tanımlayan çevreler; yazarlarını, aydınlarını, akademisyenlerini, kanaat önderlerini bir araya getirerek, hep birlikte İran ve Türkiye hükümetlerinin kapılarına dayanarak büyük sorumluluklarını ve ağır veballerini hatırlatan ciddi sesler vermelidirler. Bu ateş bölgemizi kuşatmadan, emperyalistler bu sefer de kurtarıcı rolünde bölgemize gelmeden, bu sorumluluk yerine getirilmeli, gerekirse bu heyet Tahran’a medya eşliğinde gidip, bu ağır vebali yüklenmemeleri konusunda İran hükümetini ve Ankara’da da AKP hükümetini İslam dünyası önünde baskı altına almalıdırlar.

S Sinan Ön 01 Ocak 2012

Şükrü bey siz insanları söyledikleri ile değerlendirin! Söylemedikleri fakat sizce söylenmesi gerektiğini düşündüğünüz varsayımlarınızı ise bu insanlar söylemiş gibi yansıtmayın! Kenan Alpay ve Haksöz senin benim gibi insanlardan oluşmuş bir teşekkül! yanlış veya farklı tutumlar ortaya koyabilirler! Bununla alakalı ben size yapmam gereken adaletli olma, samimi olma tavsiyemi yarine getirdim! Bundan sonrası isterseniz çalar isterseniz oynarsınız! Sorumluluğu tamamen size aittir.. Selametle...

S sezai bünyamin 01 Ocak 2012

Mehmet Pamaktan örnek veren arkadaşlara bu zatın ne kadar tarafgir davrandığına bir örnek: Mazlum Müslüman Suriye halkına yönelik, kafir zalim Baas katliamı giderek soykırım boyutlarına tırmandırılmaktadır. Artık, günde yüze yakın kişinin katledildiği haberleri, yerini topyekun bombalama ve katliamlarla kimi yerleşim merkezlerinin haritadan silinmesi haberlerine bırakmaktadır. Bir yılı aşkın zamandan beri sürdürülen bu büyük vahşete karşı itiraz ve tepkilerimizi ilk günden beri adaletle ortaya koymaya, mazlum Suriye halkına olan destek ve dualarımızı sürdürmeye çalıştık.

Ancak yandaş medya görmezden geldiği ve kartel dışında kalan ve çok tıklanan internet siteleri ile yazılı ve görsel medyanın tamamı da, sistem içi demokratikleşme aşkına yandaş olmayı tercih ettiği için, bu yaptıklarımız sadece İLKAV, “İslam ve Hayat”, İktibas Dergisi”, kısmen de “Özgünyürüyüş”, “Islahhaber” vb kardeş internet sitelerinde yer alma imkanı bulabilmektedir. Bu sebeple de, kamu oyunca yeterince takip edilememekte, haberdar olunamamakta, kimi Müslümanlar da zahmet edip bu sitelere bakmak gereği duymadıkları için haberdar olamamakta, sonuçta bu konudaki tavrımız dedikodu konusu yapılmakta, tutumuzla ilgili spekülasyonlar ısrarla sürdürülmektedir" verdiği örnekte bu arkadaşların ortalıkta esamesi okunmazken bulunan özgürder nerede acaba unutmuşmu yoksa görmezliktenmi gelmiş insaf sahibi olanların takdirine....

M Müslim 01 Ocak 2012

Sezai kardeş, Mehmet Pamak’tam söz ederken “bu zat” ifadesini kullanmanız doğru mu? Eleştirilerimizi doğru üslupla yapalım, saygı sınırlarımızı aşmayalım derim.

A Adem 01 Ocak 2012

Müslim kardeşim bu tür hizipçi çevrelerin yaygın ve sürekli hastalığıdır saygısızlık. Lütfen kusuruna bakmayın, mazur görün ve sadece şifa dileyin.

Bunların adaletsizlikleri de aynı hastalığın sonucudur. Bu hastalıkla malül oldukları için yazılanları bile önyargıyla okurlar ya da sadece şöyle bir göz gezdirip, tam anlamıyla okumadan ve anlamadan, önyargı olarak barındırdıkları hükümlerini damga olarak basıp mahkum ediverirler.

Mesela sezai beyefendi, alıntı yaptığı paragraflarda söylenenleri anlamaya bile ihtiyaç duymadan ve sizin de tespit ettiğiniz gibi saygısız bir üslupla, yazarı “tarafgirlikle”, “özgürder”e haksızlık yapmakla, onun çabalarını görmezden gelmekle, “insaf sahiplerinin takdirine bıarakmak” suretiyle “insafsızlık” yapmakla suçlayıvermiştir.

Halbuki ben bu iki paragrafı okuduğumda, yanlış anlamaya fırsat vermeyecek bir açıklıkla, anlama özürlü olunmadığı ya da önyargılı bir düşmanlıkla yaklaşılmadığı takdirde, vasat zekalı herkesin kolayca anlayabileceği şu hususların zikredildiğini anladım:

1 - İLKAV’ın Suriye ile ilgili bir şey yapmadığı dedikoduları üzerine yapılan bir açıklama olduğu.

2 - İLKAV’ın başından beri bu konuda çok çabalar ve etkinlikler ortaya koyduğu, ancak yandaş medya ve haber ahlakından yoksun yayın organları tarafından görmezden gelindiği, bu sebeple de kamu oyuna ulaşılamadığı.

3 - İLKAV’ın bu tür etkinliklerinin haberlerine ise, “sadece İLKAV, “İslam ve Hayat”, İktibas Dergisi”, kısmen de “Özgünyürüyüş”, “Islahhaber” vb kardeş internet sitelerinde yer verildiği”. Bu sebeple de bu sitelere girmeyenlerin İLKAV etkinliklerinden haberdar olmayarak suizanda bulundukları.

Evet tamamen bu konuyu izah eden bir muhtevada Özgürder’e yer verilmesi neden gereksin ki? ve yer verilmediği için bir Müslüman neden görmezden gelmekle suçlansın ki? tam tersine İLKAV’ın faaliyetlerine haber sitelerinde, basın ve yayın organlarında yer vermeyenlerin, İLKAV’ı görmezden gelmekle, haber ahlakına uygun davranmamakla eleştirlmeleri gerekmez mi?

Böyle bir muhtevada özgürder niye yer alsın ki? Yukarıda sıralanlar İLKAV haberlerine yer veren haber siteleri, isimleri de bu sebeple zikredilmiş. Bunların arasında özgürderin de zikredilmesini beklemek sapla samanı karıştırmak, alaksız konuları bir arada düşünmek ve akıl tutulması değil de nedir? üstelik böylesine anlamsız ve saçma bir gerekçeyle bir Müslüman hakkında iftirada bulunmak, onu önyargılarla suçlamak zulüm değil de nedir?

Sezai bey, bu haksızlığı sebebiyle her halde helallik talebiyle yazarı arayıp özür dileyecektir. Ancak bu yetmez, bundan sonra da böyle önyargılı ve vakıayla alakasız iddialarla insanlar hakkında atıp tutmamayı öğrenerek nefsini ıslah çabası içine girmelidir.

S Said 01 Ocak 2012

Sezai bey saygısız bir üslupla bühtanda bulunacağınıza, Mehmet pamak’ın fikirlerini ortaya koyduğu yazının muhtevasına dair bir düşünce birikiminiz, fikir beyanınız varsa onları açıklasanız da istifade etsek.

S sezai bünyamin 01 Ocak 2012

ademve sait efendi bana akıl vereceğine terbiyeli olması gereken sensin "bu yaptıklarımız sadece İLKAV, “İslam ve Hayat”, İktibas Dergisi”, kısmen de “Özgünyürüyüş”, “Islahhaber” vb kardeş internet sitelerinde yer alma imkanı bulabilmektedir. Bu sebeple de, kamu oyunca yeterince takip edilememekte"bu alıntı zatı muhteremden, önce kendi üslübana dikkat et ve kendi aklını kontrolden geçir ki sapla samanı kim karıştırıyor, tekrar oku özgürdere yapılan haksızlık varmı yokmu beni terbiyeye davet edenler önce kendi üslüplarına dikkat etsinler o zatta önce özgürder camiasından özür dilesin sıra bize gelsin vesselam....gerek şükrü bey ve gerekse m.pamak takip edildiğinde görülürki referandum sonrası özgürder ve haksöz camiasına üstü açık-kapalı haksız eleştiriler yapmaya başladılar insaf kardeşim uyarmak başka bühtan başka....

M Müslim 01 Ocak 2012

Sezai Bey, bir çevreye yönelik hakkı ve sabrı tavsiye niteliğindeki eleştirileri niçin adeta saldırı gibi algılıyor ve hırçın bir şekilde ortalığı velveleye veriyorsunuz? Bahsettiğiniz yazarların söz konusu çevreye yönelik eleştirileri referandumdan çok önce başlamıştı. Demokratik söylemler, sivil anayasa talepleri vs söz konuus çevreden arkadaşalrın dilinde yer etmeye başladığından itibaren kardeşçe uyarılar yapılmaya, bu yolun yol olmadığı analtılmaya çalışılmıştı. Ne var ki bu kardeşçe eleştirielre kulak veren olmadı ve batıl bir sisitemin batıl anayasasının revizyonuna açıkça destek verilen sürece gelindi. Eleştiirler bu süreçte de haklı olarak sürdürüldü. Ancak o eleştirilerin kimi ağır da olsa kullanılan dil ve üslup İslam kardeşliği çerçevesinde kalma özeniyle yapıldı. Fakat alınan karşılık “tekfirci, harici, hatta ve hatta ergenekoncu” gibi ucuz yaftalamalar oldu. Lütfen süreci doğru okuyun ve laf dalaşına girmek yerine yeniden Kur’ani ilkeler üzerinde kardeşelşmemizin için her iki tarafın da üzerine düşeni yapması için gayret gösterin, derim.

A abdullah akdemir 01 Ocak 2012

Sezai bunyamin kardesim. Butun yorumlarinizi okudum ama hala ozgurdere yonelik hak ihlalinin ne oldugunu anlamadim. Ozgurderin ilkav haberlerini yayinlayan haber siteleri arasinda zikredilmesi gerektigini mi kastediyorsunuz? Lutfen atif yaptiginiz paragraflardaki ozgurdere dair hak ihlalini net olarak gosterir misiniz?

A Ali 01 Ocak 2012

Sezai bey!

yorumları okuduğumda, haksız yere bir sürü suçlama yapıp, bu suçlamalarınızın delilini göster denilince ortadan kayboluvermişsiniz. Çünkü herkes tek okuyuşta, alıntı yaptığınız yazıda özgürderi ilgilendiren hiç bir ifadenin yer almadığını görebiliyor.

buna rağmen, özgürdere haksızlık yapıldığını ve utanmadan ısrarla ikinci defa “o zat” dediğiniz müslümanı tarafgirlikle yaftaladığınız halde, bu hususu bir türlü göremeyenlere, hangi sebeple bu tarafgirliğin ve haksızlığın yapıldığını gösterememenin aczi içerisinde, geçmişte yapılan yazılarda bunların yapıldığını söyleyerek yeni bir haksızlıkla üste çıkmaya çalışmışsınız.

ve şimdi de bütün bu adaletsizlikleriniz sebebiyle özür ve helallık dilemek yerine susmuşsunuz. halbuki ahiret var, hesap var, bu tür adaletsizlikleri dünyadayken telafi etmeye çalışmak ahiretiniz için doğru olmaz mı?

S sezai bünyamin 01 Ocak 2012

ali deni,len zat ben kaçmıyorum ancak anlamayanlarla cedelleşmek istemiyorum Allah ahiret günü anlayıpta anlammazlıktan gelenlerle bizi hesaba çekecel O en iyi hesap görendir

A abdullah akdemir 01 Ocak 2012

Sezai kardes!
Tamam cedel yapma da, hic degilse iddianin dogrulugunu ispatla ve atif yaptigin paragraflardaki ozgurdere yonelik hak ihlalinin ne oldugunu goster. Nunu yapmamakta israr etmenizi gercekten anlamak mumkun degil. Size adil olmayi tavsiye ederim

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Şükrü HÜSEYİNOĞLU — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.