Kapitalist Kuşatmaya Karşı Çaresiz Miyiz?
Tüm toplumu köleleştirmeye dayalı bu büyük yağma ve yığma sürecine karşı sadece kapitalizme lânet okuyup homurdanmakla yahut da İslam devrimi yaptığımızda bu zalim işleyişi nasıl yerle bir edeceğimizi dillendirmekle mi yetineceğiz?
Satılamayacak ve satın alınamayacak hiçbir değer tanımayan, yağma ve yığmanın ideolojisi olan kapitalizm her yanımızı kuşattı. Banka-borsa-faiz eksenine oturtulan ranta dayalı işleyişe son yıllarda küresel sermayenin önünün alabildiğine açılması da eklenince, yağma ve yığmanın haddi hesabı yapılamaz oldu.
Emek yoğun işletmeler zorlukla ayakta durmaya çalışırken, bankalar ve holdingler her yıl devasa kârlar açıklıyor, borsa rekor üstüne rekor kırıyor. Onbinlerce işletmenin kapısına kilit vurmasına sebep olan ve yüz binlerce işçiyi işsizliğe mahkûm eden ekonomik kriz, banka ve holdinglere kâr patlaması gerçekleştiriyor.
Sermayesi olanın sermayesini kat kat artırırken, buna karşılık yoksulların daha da yoksullaştığı, büyük balığın küçük balığı yutup un ufak ettiği bir ekonomik işleyişe muhatabız.
Milyonlarca insan, tüketici kredileri adı altında tefeciliğin kurumsallaştırılmış hali olan bankaların kölesi haline getirilmiş durumda. İnsanlar, geleceklerini modern tefecilere ipotek ederek ev, araba sahibi olmanın peşinde koşuyor.
Birkaç yıl önce kaleme aldığım “Eskiden bakkallarımız vardı” başlıklı yazıda da ifade etmeye çalıştığım gibi, artık en ücra semtlerde bile hipermarket zincirlerinin şubelerine rastlıyoruz. Artık ailenin rızkını temin amacıyla kıt kanaat imkânlarla kurulan ve zorluklarla işletilmeye çalışılan mahalle bakkalları, manavlar, kırtasiyeler… ayakta durmakta zorlanıyor. Zira hipermarket zincirleri onlara rekabet imkânı bırakmıyor.
Geçtiğimiz yaz, ikamet etmekte olduğum semtte bulunan Çağrı Hipermarket adlı market zincirinin şubesi bir haftalığına onarıma girince, etrafta bulunan esnafın bir haftalık da olsa işlerinin açıldığına tanık olmuştuk.
Peki bizler tüm toplumu köleleştirmeye dayalı bu büyük yağma ve yığma sürecine karşı sadece kapitalizme lânet okuyup homurdanmakla yahut da İslam devrimi yaptığımızda bu zalim işleyişi nasıl yerle bir edeceğimizi dillendirmekle mi yetineceğiz?
Kapitalist sömürü ve köleleştirme karşısında, topluma dayatılan devasa zenginlik-yoksulluk uçurumu karşısında somut bir şeyler yapamaz mıyız? Bu konuda gerçekten çaresiz miyiz?
Bana kalırsa İslam devriminden önce de yapabileceğimiz çok şey var. Âlemlerin Rabbi’nin rızası için ihtiyaç sahiplerine borç verme (Karz-ı hasen) müessesesini aramızda yeniden canlandırabilir, bu konuda dayanışma amaçlı birliktelikler, oluşumlar vücuda getirebilir; hipermarketler yerine mahallemizdeki bakkaldan, manavdan, kırtasiyeden alışveriş yapmayı tercih etmeye çalışabilir, bu konuda da yaşadığımız semtlerdeki duyarlılık sahipleriyle işbirliği içerisine girebiliriz.
Bu alanda bir taraftan toplumu bilinçlendirmeye çalışırken, diğer taraftan da esnaf arasında dayanışma kurmaya çalışabiliriz. Yağmacılığın modern araçları bankaların ve nihayetinde kapitalizmin mabedleri olarak işlev gören AVM’ler ve kapitalist üretim-tüketim süreçlerini en ücra köşelere taşıyan hipermarketlerin topluma ve esnafa nefes aldırmayan kuşatmasını bu tür çabalarla bir nebze de olsa yarma imkânına kavuşabiliriz.
Birer modern köleler haline gelmemek, içinde yaşadığımız toplum ve insanlığın köleleştirilmesi karşısında lânet okumaktan öte çare üretmek adına kapitalist kuşatmaya karşı somut bir şeyler yapmamız gerektiği açık.
Yukarıda dile getirdiğimiz öneriler bunun için bir başlangıç olabilir diye düşünüyorum.
Yorumlar 11
ABSÜRT BİR YORUM OLSUN!
Tağuti düzene karşıyım, şirki tevhide, zulmü adalete dönüştüreceğim diyenler ve bu nedenle başka bir toplumsallık-yaşama biçimi peşinde koşanlar, artık şu “ümmet” yapısının ekonomik-sosyal-kültürel yanlarını da gösterseler, iyi olacak. Yoksa, yahudiler hesabı ağlama duvarlarında ağlaşıp duracağız!
Ülkenin Müslümanları, islamın yaşam alanının her tarafında temsil edilmesi gereken “adil” ilişki biçimlerini sadece tevhid, adalet diye sloganlara kilitlemeden, habire onları dillendirerek değil, bizzat kendi örgütlenmelerinde örneklendirerek diğerlerine “davet” de bulunmaları gerekmektedir. Ayrışma nasıl olacak aksi halde, ne üzerinde ve nelerde ayrışma olacak da insanlar arasından seçilmiş ümmet olunacaktır. Hakka çağrı, tevhide davet yaşanarak gösterilmeyecekse, karşı çıkılan yaşam biçimleri böyle ortaya dökülüp sergilenmeyecekse, çağrının ve davetin anlamı nedir, mücadele denen şey nedir o zaman?
Nitekim geçmişin nice islamcıları, kendilerine sunulan azıcık iktidar ve rant imkanlarını önlerinde bulunca, tağuti tutumları taklit etmekten başka bir şey yapmadılar. Kimilerini suçlayarak rahatlama derdinde değilim ama şu anayasal değişimden önlerinin açıldığını düşünenlerimizin aslında ne duruma düştükleri, neleri destekledikleri, acı bir tecrübe ile yaşanarak görülecek. Tahlil yapıldıkça, zülümler ortya döküldükçe daha çok görülecek neye destek oldukları.
Küçük bir misal olsun hadi, güya affı düşünülen elektirik, su, doğalgaz, vergi, bağkur, ssk vs borçlarından beklenen meblağ, eski parayla 50 tirilyon, yani 35 milyar dolarmış! Nice garibanlar sevindi sanıyoruz, değil mi? Bilir misiniz, bu paranın 2 yahut 3 milyar doları milyonlarca gariban halk yığınlarının borcudur, fazlası değil. Peki gerisi kimin acaba, kimleri affediyorlar faizler ve gecikme zamlarından. Neden açıklamazlar şu halkın sırtndan geçinen ve tüm servetlerini sömürürüden edinen sülükleri, yeni yetme yahut eski meşhur “milyarderleri”. Hani şeffaf bir iktidar var ya ülkede! Halkın ağzına bir parmak bal, uyusun da büyüsün ninni! Azıcık geliri ile altında ezilip büzüldüğü ve bir türlü ödeyemediği şu elektirk su, bağkur, ssk borçlarının fazilerinden vaz geçince, göstermelik de olsa, vade farklarından vazgeçince, halkçı ve adil bir hükümet olunuyor zahir! Kimler sevindiriliyor, kimler affediliyor aslında, bir açıklasalar da bilsek ya! Hani ülkede demokrasi var, seçilmiş hükümet var ya!
AKP’nin TMSF eliyle geçen yıl borçlarını sildiği güya batık ama hala byük iş adamı olarak piyasada iş yapmaya devam eden “karunlardan”, hazinenin alacağı tutar, 97 katrilyon yani 70 milyar dolar civarı rakamı sildiğini hatırlayan var mı? Kimin bu paralar, kimin sırtından çıkıyıyor bu rakamlar, kim ödüyor bu paraları? Hazine halktan topladıkları dışında zenginlerden de para alıyor mu, ne dersiniz?
Vatandaşın üç kuruşluk borcunu silerken bir de lütuf yapıyor sevgili islamcı hükümet, alem keriz ya! Dünyada elektirik ve suyu bedavaya kullandıran devletler var, sen devlet değil misin, devletin varlık gerekçesi nedir? Devlet özel sektör gibi kar etmek zorunda mıdır, nasıl bir anlayıştır bu, sorgulayan var mıdır? Yıllık milli gelir şu kadar mış da, ülke kalkınıyormuş da! Kimmiş kalkınan bir görelim hele? Etrafınıza bir bakın bakalım, kalkınan kim, nasıl kalkınmış bu adam? Aradan sıyrılan bir kaç dolandırıcı, sanki kırk yıllık sanayici ya da tüccar, o ne biçim sermaye edinmek yahu, dünyada benzeri görülmüş müdür nedir bu? Ama değiller. İktidar yanlıları bunlar, eskisi ile yenisi ile, bilinmesi gereken bu. Zalimlere yakın olmak ve zulme-sömürüye ortak olmak yeterlidir bu işler için, öyle değil mi?
Ankara ticaret odası açıkladı geçenlerde, ülkeye son dört yılda giren yabancı para toplamı kadar bu yıl para girmiş, kabaca 33 millyar dolar. Bir kısmı devlet tahviline, bir kısmı borsaya, bir kısmı bankalara faizli mevduata, az bir kısmı da ekonomik pyasaya. ABD, Japon, Fransa, İngiltere, Almanya gibi ülke iş adamlarının (!) ve onların yerli işbirlikçilerinin paraları bunlar... İşin ilginç yanı şu; Bu para sahipleri, kendi ülkelerinde 50 yahut 100 yılda kazanabilecekleri paraları, Türkiyede 1 yılda kazanabiliyorlarmış! Yanlış okumadınız, aynıyle vaki! İyi mi? Adı adalet soy adı kalkınma olan bir iktidar var ülkede, bu da iyi mi? Bunlar islamcı, kuran talebeleri, bu da iyi mi? Aklımız ermiyorsa bir düşünelim şimdi, bu paraları kim ödüyor sanıyoruz? Uzaylılar değil herhalde! İktisat bilmeye gerek var mı? Gelsin laiklik tartışmaları, gitsin başörtüsü çatışmaları, yargı organları imiş, ordu imiş, anayasa babayasa imiş tartışıp duralım bizler, ötekiler baksın işine, birazcık anlaşıldı mı?
Türkiyenin dış borç toplamı 110 milyar dolarmış, başbakan gururla açıklıyor. Bu borcun 70 milyar doları ana para, kalanı faiz, iyi mi? Bu kısım açıklanmıyor nedense. Yüzde elli faiz ile borç alışverişi, bu günkü şartlarda tefecilerde bile yok, iyi anlamalı bu söylenenleri! Dünyanın neresinde var böyle bir fazicilik, tefecilik, bir de böyle bakalım meselelere. İç borçler mı dediniz, yaklaşık 300 milyar dolarmış, onun fazini konuşmaya gerek kalmadı nasılsa! Bunları kim ödüyor dersiniz, uzaylılar mı, o meşhur iş adamları mı, kim? Onların taktıkları vergi vs borcu sil gitsin, onlar iş adamı sen ben köleyiz ya, efendileri beslemeye devam! Ha gayret, az kaldı kalkınacağız, zengin olacağız!
Bu ülke kalkınıyor arkadaşlar! 8 yıllık islamcı iktidar ve 20 yıllık belediyeler sayesinde! Evvelkileri savunmuyorum bu arada, yanlış anlaşılmasın. Hani onlar zalim ya, beklentimiz olmadığı için konuşmuyoruz. Bu gün Ülkenin %40 yoksulluk sınırı altında yaşıyor burada. Milyonlarca çalışan asgari ücrete kölelik yapıyor bu ülkede, o da iş bulabilirse. Çiftçisi, küçük esnafı vs aynı durumda. Romanın köleleri, Kureyşin köleleri daha mutluydular, herhalde, hiç olmazsa barınma ve beslenme problemleri yoktu! Efendisinin dininden olması da önemli değildi, nasılsa köleydi ya! Bizlerse özgür bir ülkede, kendi seçtiğimiz iktidarlar altında yaşıyoruz, ne mutlu! İşkence kalktı bu ülkede arkadaşlar, haberiniz olsun! İşkence de neymiş, özgürlük var ya!
Bir ülkeye market zincirleri girmişse, o ülke kapitalizmin kucağına düşmüş demektir. Bu serbest ticaretin ve sermaye gücünün karşısında Kemalizm dahil hiç bir vesayetçi güç dayanamaz, milyonlarca askeri olan hiç bir ordu duramaz, teslim olur. Nitekim bu ülkede olanlar da budur... Şu canhıraş destek çağrısı yapılan anayasal özgürlükler sana bana değil hemşerim, sermayenin çıkarlarına ve efendilerin saltanatına yöneliktir. Ah burayı bir anlayabilsen, idrakin bir yetse! Özgürlük tartışmaları falan da işin örtülü sosudur, oyalan dur kıyamete kadar? Yoksa sana da mı bir şeyler düştü, sus payı olarak, nedir bu telaşın arkadaş!
Burayı görmeden, kim neye hizmet ediyor anlamadan, kim kimin hesabına iktidara getiriliyor çözümlemeden özgürlük türküleri söylemek, halkı aldatanlarla beraber koyun koyuna yatmaktır, bunu böyle bileceğiz, yoksa aldatılmaya devam abi! Gerisi fasarya, burayı da iyi anlayalım lutfen! Bu bir sistem meselesidir, küresellik denen şey bu. Bakkal meselinde çözüm yok, içimiz acısa da böyle bu. Burada işine bakıp geçemezsin ama işin aslını da görmek zorundayız, değil mi?
Siyaset, iktidar, nihayet dağıtım-bölüşüm ve üretim ayarlamasıdır. Neye göre nasıl yapacaksın, ona bakmalı. Adil olmak ya da olmamak, iktidarların buralarda göstereceği uygulamaları, hangi hukuka dayandırdığına bakarak çözeceğiz... Gavur bile olsa yöneticinin “adil” olması yeterlidir diye laiklik savunusu yapanlar, salak değilseler bir projeye hizmet etmekteler! Kapitalist sermaye ve soyguna ömründe bir tek laf etmeyenler, bu işlerin hangi hukukla yürütüldüğünü sorgulamayanlar, Marks’ı mezarından hortlatıp çıkartacaklar, iyi mi? Neyle hükmettiğine bakmadan adalet-zalim ölçüsü koyanlar, hangi Allaha tapıyorlar, doğrusu merak ediyorum!
Başbakanının “sermayenin dini-imanı” olmaz dediği bir ülkede, sömürü ve zulmün daniskasına destek çıkan ülkenin, kuran islamcısı, vakıfçısı, dernekçisi bu kadar olur, başka ne bekleyecektik ki? İkinci kurtuluş savaşı öyle mi, islamcı çalışmaların önü açılacak öyle mi? Ne kadar da aza kanaat ettin öyle, hiç düşündün mü?Bu zulme ortak olmak yeter de artar bile, başka günaha gerek yok ki! Olmadı garip gurebanın, fakir fukaranın cebine üç beş kuruş yardım ver olsun bitsin, bu kadar mı? Peki bu harçlıkları kimden topluyorsun, açlıktan nefesi kokan, devletin sömürdüğü aynı adamlardan. Nasıl beceriyorsun bunu, reklamla, acındırarak, vicdan sömürüsü yaparak, öyle değil mi?
Bir günden bir güne bu adamlar niye böyledir, şu işin aslı faslı nedir diye düşündün, gündem yaptın mı? Bu işin sistematik bir şey olduğunu görüp insanları uyaramaya, asıl zalime dikkat çekmeye çalıştın mı? Yoksa başka işler peşinde misin nedir?
Evet abi, uzatmayalım, çağrına evet ama çözüm bu değildir. Ufka bakacağız, ütopyamız olacak, tevhidi hakikatleri yaşayarak örnekleyeceğiz ve gerçek çözüm için koşturacağız. Zalimleri ve ortaklarını ortaya çıkartarak teşhir edeceğiz. Yaptıklarını ve gizlediklerini açık edeceğiz ki insanlarımızın gözü açılsın, olan biteni görebilsin. Muhtemelen işe müslümanlardan başlamak gerekiyor, iyi mi? Ne kadar üzücü ama gerçek de bu ne yaparsın!
Daha yazıyı tamamlamadan yeni bir başlangıç yapmışsınız demeye kalmadan siz sonlarda kullanmışsınız. Fakat yinede bir başlangıç olarak algılyorum.
bizler hicretten önçe yani yeni yaşam alanlarımıza geçmeden güzel bir sistem vardı yardımlaşma sistemi bundan hemen hemen tüm kardeşler faydalandı ve banka, faiz gibi revacta olan kapitalist somürüyü dışlmıştık fakat yanlız başlarımıza kaldıklarımızda bunu yapamadık
sonucu çok acı oldu.
müslümanlara yapılan çağrılar ne yazıkki hep sonucsuz kalmakta ve duyarsıklar buna enel olmakta. Bizler bunu yapabilmek için ebuleheplerin biran önçe ellerini kurutmanın zamanı geldi ve gçmekte öyleyse imanlı yürekleri davet ediyorum sadece yazı yazıp uyarıda bulunmak yeterli değil saf tutup birlik olmaya varmısınız.
Alternatifler üreterek direnmek kadar, mevcut durumu kitlelere anlatmamız gerekmektedir.Soyal dayanışma kadar, siyasal organizasyonlar, örgütlenmeler halkın çaresizliğini öfkeye dönüştürüp, bizlerin üzerinden kapitalist bloku yarmaya çalışmalıyız.Bunun başaracak güçümüzün olduğunu düşünmeliyiz. Çünkü biz inanıyoruz.
Bu sadece kapitalist kuşatma ile sınırlı değildir. Genel oalrak beşer fıtratı dört bir cepheden kuşatma/muhasara altındadır. Sadece bir beşeri felsefenin kuşatmasından sıyrılmak, bu noktada çözüm arayışları sanırım islahati kalır. Açılım isteyen bir ifade olacak belki ama bu konuda fıtrat üzerindeki muhasarayı aşacak rabbani yol un pratik olarak işlerlik kazandırılması tüm kuşatmaları aşacaktır. Yazınızda örnekledikleriniz birer vakıa. Borsa-faiz-döviz piyasalarındaki gelişmeler; özellikle bu piyasaya akan küresel sermaye; ben hiç unutmam bir gecede 10 milyar doların dısarıya aktarıldığı gün esen piyasalardaki kasırganın bir ertesi gun imf nin 1 milyar doalr krediyi serbest bırakmasıyla nasıl sukunet bulduğunu. Bu bir çark/düzen. Kapitalist düzen, cahili bir sistem. Manav/market v.b toplumdaki ekonomik yapılanmalar sadece bu beşeri felsefenin kana emen bir yüzü.Yazınızda bahsi geçen dayanışmadan önce çizgi/duruş noktasında ortak paydaları yakalamalıyız.Allah için birbirimizi sevdiğimizi ifade edebildiğimiz günler sanırım kuşatma bir nebzecikte olsa aralanmış olacaktır. Selam ve dua ile...
Kapitalist kuşatma karşısında makro çözüm tabii ki kapitalizmin sömürü çarklarını kırıp parçalamak ve yerine İslam’ın tekelciliği önleyen ve paylaşımcılığı esas alan sistemini ikame etmektir. Lakin bu makro çözüm için gayret ederken mikro planda yapabileceğimiz şeyleri de ihmal etmemek gerekir. Mesela yoksullara yardım etmek nasıl ki yoksulluğun gerçek çözümü değilse, aslolan tekelciliği yıkıp İslami paylaşım sistemini ikame etmek olduğu halde, lokal çözüm olarak insani yardımdan da geri durmamak gerekirse, bu konularda da bu tür lokal çözümler üretmek gerekir.
Mahrum bırakılan toplum kesimlerine hep gelecek vadetmektense, pratik bir şeyler de yapabilmeli, onlarla somut dayanışma eylemleri içerisine girebilmeliyiz.
Emekli mantığı işte!
Maldı mülktü, paraydı puldu, olmayan bişeyi paylaşmak çok kolaydır diyorlar..
Bide şöyle bişi diyenler var: Balığı paylaşmak değildir esas olan, tutmayı öğretmektir..
Sizce bu sözleri söyleyenler kimlerdir?
Madem öyle basit ama realiteden bahsedeyim: Mahallemdeki bakkalda atıyorum çay on iki lira ama diğer AVM’ lerde on lira. Şimdi ben niye iki lira fazla vereyim kardeşim?
Bu hesabı total anlamda aylık yap, aradaki rakamsal değer bakkallar aleyhine..
Çarp bunu on iki ayla, yine öyle..
Niye aylık yüz liralık mutfak vb. masrafımı bakkalın hatırına, güya kapitalizmin ayağına çengel atmak adına yüz yirmi beş lira ve daha fazlasına çıkarayım ki?
Emekliyim ben efendim emekli, duyun feryadımı!!!..
Ne kaldı şunun şurasında ömrümü tamamlamaya?
Bırakın da günümü kurtarayım ben!
!!!
Hüseyin kardeşim gerçekten absürd yorumda bulunmuş..
Parasızlık, pulsuzluk, yolsuzluk, arsızlık ne ki bizim ideallerimizin yanında..
Birileri aç da kalsa ne gam?
Hem ispat etsenize, kim çalmış, kim çırpmış dosyları versenize şikayet makamlarına..
Öyle diyorlar, üç beş arsız niyetine niye tüm AKP’lilere çamur atıyorsunuz diye yırtım yırtım yırtınıyorlar..
Boş verin üç beş kendini bilmezi..
Yeter ki AKP iktidarda kalsın.. Yeter ki Ergenekoncular içeride kalsın..
Yeter ki askerler, hukuksuz hukukçular hizaya şekilsin..
Yeter ki üç beş başörtülü kız okusun..
Yeter ki üç beş kardeşimiz makam mansıp, kariyer, itibar kazansın..
Yeter ki.. diye bu böyle gider..tarzı söylemler..
Bakın bir kardeşimiz, İslamcı Ergenekoncuların oluşumuna dikkat çekmiş..
Bir arkadaşımız da İslamcıların içe kritik bakış yapmalarını tavsiye etmiş..
Ama sırası mı be kardeşim?
Hazır iktidara gelmişken biraz da biz ölelim, neyinize gerek muhalefet?
Diye soruyorlar hemen yakınımızdakiler..
Basiretsizliğin, pişmiş aşa su katmanın ne alemi var diye söyleniyorlar..
Hele şu askerlerden, hele şu hukukçulardan, hele şu YÖK vb. yerlerdeki bürokratlardan, senyörlerden hesap soralım, sonra veririz size üç beş bişi diyorlar..
Ya sabır efendim, ya sabır!..
Aceleniz ne, suyunuz mu çıktı dostlar, haksız mı adamlar?
Eskinin İslamcıları, şimdinin para babaları, makam mansıp düşkünleri?
Ama sorulduğunda, kendim için istiyorsam namerdim diyenler..
Ama sorulduğunda, Müslümanlar şöyle bir rahat nefes alsın, maksat özgürlükler artsın diyenler..
Diye diye canları çıkacak vesselam..
E, biz de kalacak değiliz herhalde!
Allah razı olsun şükrü kardeşim. senin yazını okuduktan sonra hüseyin alan abimizin yazısıda ayrı bir tad kattı. Bencede çözüm bilinçlenmeden geçiyor. seçici olmanın gerekliliğine inanıyorum. avm leri bitirirken karşımızda desteklediğimiz insanların durumlarıda önemli bence. bizler öncelikli olarak müslümanların çıkarlarını düşünerek hareket etmeliyiz. avm leri dolaşarak alışveriş yapan küçük esnafıda unutmayalım.sadece iş bizlerde bitmiyor onlarında uyması gerek bu istediğimiz ve ulaşmak istediğimiz hedefe.
Alışveriş merkezleri, hipermarketler vs., kapitalist örgütlenme içerisinde anaparanın daha hızlı ve toplu olarak döndürülmesini sağlayan entrümanlar. Gerçekten Şükrü Bey’in belirttiği gibi, tekelci bir yaklaşıma sebep olan bu toplu satış yerlerinin engellenmesi mecburiyet arzediyor. AKP hükümeti de bir takım kısıtlamalar getirmeyi düşündü ise de başarılı olamadı. Serbest piyasa müdahaleyi haram saydığı için müdahale şansı yoktu çünkü. İslam toplumunda böyle bir ihtimal sözkonusu bile olamaz. Geçmişten beri yapılan kapalı çarşı mantığı ise bunlardan farklı. Tabi bunların teati edilmesi ve netleştirilmesi gerekiyor. Yalnız yazıda geçen ‘kapitalıst sömürü’ denirken müslümanlar dışlanmış oluyor. Halbuki işin merkezinde müslümanlar yer alıyor, sistemin her iki yanında da müslümanlar var. Bunun adına hala kapitalist sömürü denilebilir mi ya da müslüman kapitalistler mi denmeli? Bir de kapitalist ve sömürü kavramları İslami ıstılaha ait olmayan kelimeler oldukları için İslami amaçlarla, fikrimizi aktarmak için kullanılabilir mi? Bunların yerine bunları daha ‘güzel’ tanımlayan İslami kavramlar ikame edilemez mi?
Şükrü Bey’e yorumu için tekrar teşekkür ediyorum.
Allah’a emanet olun.
Bireysel alışverişlerimizden tutalım da geniş siyasal eylemliliklerimize kadar bir bütün halinde mücadele kaçınılmaz.
Ben şahsen genellikle bakkallardan alışveriş yapmaya çalışıyorum yıllardır ve diğer küçük esnaftan. bunu da çevreme her fırsatta öneriyorum.
Ancak kesin çözüm, asıl mücadele tercihi bu mudur, asla!
İslamcı çevrelerin pek rağbet etmediği bir mücadele alanı olarak eylemlerimizde yeni bir yöntemi denemeliyiz.
Geçen yıl Tokat’ta TOKAD olarak gerçekleştirdiğimiz “asgari ücret köleliktir”, “1 mayıs”, “tekel direnişine destek” gibi eylemlerin diğer şehirlerde de yaygınlaşması gerkiyor.
Ocak ayında yeni asgari ücret, kölelik ücreti açıklanacak, bu, farklı şehirlerde yaşayan bütün dostlar için bir başlangıç olabilir.
Şehirlerin orta yerinde kapitalist sömürüyü teşhir edersek mustazaflar için bir umut fişeği ateşleyebiliriz.
öncelikli olarak, islamı gereği gibi anlayıp, gereği gibi yaşamaya çalışan, o uğurda gayretlerini esirgemeyen, tüm mümin kardeşlerimizi allahın selamıyla selamlıyorum. şükrü kardeş, isabetli bir konuyu açtınız. islam hepimizinde bildiği gibi sadece tebliğ etmekle yetinilmez birde bunun yaşam tarzı vardır . zaten sizde bunun vurgusunu yapıyorsunuz . kapitalizm acımasızdır, çünkü kapitalizmde mülkün sahibi bireylerdir. insanlar bu bireylerin insafına kalmış. islamda ise mülkün sahibinin allah cc dir . müslümanlara burada düşen görev allahın bizdeki emaneti olan mülkü allahın istediği gibi kullanmaktır . müslümanlar şunu iyi bilmeliki. islam 1-birey olarak yaşanacak konular vardır. 2-cemaat olarak yaşanacak konular vardır.3-devlet olarak yaşanacak konular vardır.şimdi biz devlet olmadığımıza göre bizi nasıl bir yaşam tarzı bekliyor.birden fazlada müslüman olduğuna göre ! demekki bizler yani müslümanlar islamın ön gördüğü islamda cemaat olarak yaşamamız gerekiyor. aksi taktirde kaybedenlerden oluruz. bu ülkede kaç senedir islam anlatılıyor müslümanlar haddinden fazla da bilgi sahibi ancak anlamak istemedikleri bir şey var, oda mekkeden medineye, hicret eden müslüman kardeşleriyle medineli müslüman ların tüm mal varlıklarına ortak eden anlayıştır. böyle samimi ,imana sahib olmadan kimse kusura bakmasın ? yaşanmış bir cemaatleşme sürecinden küçük bir bölüm aktarayım ! yıllar öncesinden küçük denecek bir şehirde islamı kavradıktan sonra bizler sekiz on kişi bu islamda cemaatı bizler oluşturmuştuk, üçbeş sene devam etti .riya olmasın, ismimde belirtilmesin bir kaç örnek vereceğim .yapılan işler :öncelikli olarak bir ağabimiz vardı ,ona tabiidik temsilcisi bize ders veriyordu. neler yapacağımızı şurayla karar veriyorduk. yaptığımız bir fon oluşturduk ihtiyaç sahiplerine yardım ulaştırıyorduk . hastaneler ziyaret ediliyordu kimsesizlere yardımcı olunuyordu. sabah namazı hepimiz bir araya geliyorduk, namazdan sonra ders çalışıyorduk.belli saattede haberleri dinliyorduk saat 8 de iş başı yapıyorduk .herkes okuyordu tamirhanelerde kitablıklar vardı, ve en önemlisi o şehirde her konuda gündemi bizler beliliyorduk. bu tarz yaşam biçiminden, rahatsız olanlar oldu. sistemin memurları herkesi tehdid etmeye başladı, içimize sızanlar oldu .gerisini anlatmayım sonucu dağılmakla son buldu . işin içine madde girdimi insanlar geri duruyorlar, anlamamış gibi davranıyorlar. ben sizi anlıyorum, şükrü kardeş allah gönlüne göre versin . daha yaşanan çok şeyler varda gerek görmedim selamlar.
Önce tüketme.
Sonra tüketeceksen bildiğin firmaların ürünlerini, bildiğin yerlerden al.
Sonra arta kalanı mücadeleye aktar.
