İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Sümeyra AKDOĞAN
Sümeyra AKDOĞAN
10 Aralık 2012

KIRMIZI

Ne zamandır senin çocukların bizimkilerden ayrıldı Şam? Ne zaman ‘biz’i unuttuk; sizli cümlelerle utanmadan konuşmaya başladık ki biz? İstanbul, Şam, Mekke, Kahire kim çizdi bu sınırları? Şam demek ben demek olmalıydı o acı benim de lokmam olup yırtmalıydı boğazımı… İdlib’e bir bomba düşüyor, uykularım bölünmüyor. Halep de bir bebek daha kırmızı olup cennete uçuyor. Saçlarımsa hala yerinde duruyor. Mutfağımda hala tatlı pişiyor ekmek kırmızı olurken bir sokakta…

10 Aralık 2012 3 dk okuma 2,1B okunma
100%

Yalpalayan kalemim, içimde taşan öfkenin siyah yüzünü çizebilir mi ufuklara? Ve Ben ne kadar öfkeliyim?

Harflerle olan barışıklığım, sahiciliğini yitirmiş salaş ritimlerde geziyor umarsızca…

Al eline kalemi, çiz; tüm kâfir zalimlerin üzerini; aman ha rengi kırmızı olsun fiyakalı bir duruşu var kırmızının… Kanını akıtmış gibi olursun öyle kalın kalın çizince ve dünya o çizginin gölgesinde rahat bir nefes alır bakarsın… Ve öfken inecek bir çizgi bulduğu için mütebessim silinir gider…

Oysa ben sabahsız gecelerin alacakaranlığında ışık gibi bir kelime arıyorum. Namluya sürüp arkasında sukutu mu güçlü bir sesle bozacağım…

Klavyenin, kalemi unutturan silik duygusallığına, kabaran ve içimi tahrib eden hüznü, salık vermenin bir çaresini arıyorum günlerdir… Hiç bir şey yapamadığımın acınası çaresizlinde kıvrılan ellerim, yitik kelimelerin koyu kayboluşunda sesizliğine ağlıyor… Ağlamak çare değil bilmiyor muyum; ya tutunduğum harfler ?

Yazmak acı veriyor; susmak bin beter. .

Yazmak bir deva değil benim için… Ürpertiyor umursamazlığın kör kuyularına kalbimin düşmesi kaygısıyla…

Yazmak öfkemi dindirecek diye korkuyorum. Rahatlatacak ve ellerim gözyaşlarını siliverecek yaşamak içime batmayacak diye…

Hâlbuki kırmızı Şam’ın kucağına kuruluvermiş… Acı, özgürlük savaşçılarının, kendilerine silah yapıp zalime, kurşun kurşun, sabır sabır ve şehit şehit “dur”u olmuş…

Ne zamandır senin çocukların bizimkilerden ayrıldı Şam? Ne zaman ‘biz’i unuttuk; sizli cümlelerle utanmadan konuşmaya başladık ki biz?

İstanbul, Şam, Mekke, Kahire kim çizdi bu sınırları? Şam demek ben demek olmalıydı o acı benim de lokmam olup yırtmalıydı boğazımı…

İdlib’e bir bomba düşüyor, uykularım bölünmüyor. Halep de bir bebek daha kırmızı olup cennete uçuyor. Saçlarımsa hala yerinde duruyor. Mutfağımda hala tatlı pişiyor ekmek kırmızı olurken bir sokakta… Ankara'da sokaklar ıssızları oynayabiliyor milyonlar şehit kahramanlar olarak kevsere koşarken…

Ya yüreğime kim çizdi bu sınırları? Kim içirdi ayrılığı bize? Kim öğretti bu umursamazlığı? Merhameti ve rahmeti nerelerde bıraktık. Ki hala sinema keyifleri uzun vakitlerde meşgul edebiliyor bizi…

Dua etmeyi de mi unuttuk ki halimiz içler acısı oldu. Sen kıpkırmızı rengini bayraklara verme mücadelesindeyken biz evlerimizden çıkıp “Kardeşiz biz!” demeye vakit bulamadık. Heyecanlı şahadet marşları söyleyen adamların düm tekli sözleri salonlar doldururken hınça hınç; sokaklar pankartsız ve kardeşsiz kaldı… Eylemci olmak boş iş olarak kabul görüldü… Ve bir avuç olup rezil olmak mazeretleri dağlar gibi önümüze sürüldü de sürüldü…

Çare mi sloganlar? Çare mi sokaklarda kardeşlik yumruklarının havalanması?

Ya sokaklara, çocukların top oynadıkları arsalara düşen binbir sesli bombaların, kaç çocuğun geleceğini yok saydığı, anneleri çocuksuz, çocukları kardeşsiz ve babaların omuzlarını düşürüp hayatlarını kaydırdığı kırmızı topraklarda, kardeşlerimize kardeşleri olduğumuzu hatırlamanın başka yolunu bulabilir miyiz?

Öyle şiirler okuyup acıklı ezgiler söylemekle ve internetin sosyal ağlarında kahrolsun paylaşımları yapmakla yetinebilir miyiz?

Salonları hınca hınç dolduran Müslümanlar, kısa bir süreliğine bile sokakların cehresini değiştirebilecek güce sahip değillerse Hak katında hangi mazeretin arkasına sığınmamız kurtaracak bizi?

Cennet ceplerimizi boşalttığımız bozuk paralarla alınacak kadar ucuz mu? Eski yırtık ve kirli eşyalardan kurtulduğumuz bir çöplük mü?

Kırmızı Gazze’ye de çöktü yine, yeniden… Yeryüzünde tek bir inanmış kalmasın diye topla tüfekle saldırıyorlar. Kimi şehirler kıpkırmızı oluveriyor.

Bir de televizyonlar, kiralık aydınlar, bulanık kitaplar, lüks vitrinler ve pahalı dünyalıklarla saldırılan şehirleri görmelisiniz. Sarılabilecek renk kalmamış… Renksizliğin garip, acınası, yıkık girdabında çırpınıp duran bir biz… Duyarsız, bencil, sadakatsiz yığınlar… Sokaklarımızdaki tahribat öyle büyük ki…

Ellerinden geleni ardına koymuyor kâfirler Gazze kırmızı, Şam kırmızı…

Ya İstanbul?

Ya Ankara?

Ellerimin alfabeden seçtiği yürek yangını satırlar kırmızı değil, , sadece bulanık bir gri…

Ne Şam, ne Gazze… Yanan bir Ankara’dan bir yardım çağrısı ellerimin ağladığı çaresizlik…

Affet kalemle yazmayı öğreten!

Paylaş X Facebook

Yorumlar 3

K Kemal Songür 01 Ocak 2012

Ümmetin vahdeti hayati öneme sahiptir diyenler ciddi mi? söylüyorlar...
Kahrolsun zalimler diyenler ciddi mi? söylüyorlar...
Kardeşlik bilincini kuşanmamız gerekir diyenler ciddi mi? söylüyorlar...
Hısımlığımızı müslümanlara hasımlığımızı zalimlere haykıralım diyenler ciddi mi? söylüyorlar...
Bütün bunlar ciddi olsaydı ümmetin hali böyle mi olurdu?
Elinize/yüreğinize sağlık kardeşim

Y Yakup Döğer 01 Ocak 2012

.....Oysa bizler,yeryüzündeki bütün kırmızıları ve küfrün siyah renklerini Allah’ın rengine çevirmek,Allah’ın rengiyle boyamak için gelmiştik.İlahi bir ideal uğruna,ütopya diye yorumlansada,derdimiz renkleri İlahi renge çevirmekti.Lakin marjinal kalma anlayışın efsunlu ufku...mudur karartan cesaretimizi,yada samimiyetten yoksun inanç algımızmı bizi yerimize çivileyen....Bir yerlerimizden bağlanmışız ne lazım dediğimiz şu yalan dünyaya...Biz laf mücahitliği yaparken salonlarda yada karşıt görüşlü cengaverlerle,sabah namazına bile kalkamayan benliğe bürünmüşüz ağlayamayan yüreğimizle.Kırmızılar hayatının rengi olan ümmetin adanmışları,geceleri teheccütlerle Rabbe niyaz ederken,aramızdaki fark bütün barizliğiyle gözlerimizin içine dikmiş gözlerini.
Oysa,birilerinin mümkün görmediği,birilerinin nostalji dediği,birilerinin ütopya dediği birlik olgusu uğrunda mücadele en temel aktivitemiz yani ütopyamız olmalıydı.Belkide ciddiyetten uzak düşüncede, gönlü yüzeysel mutmainle,tatmin olma yolunu seçtik....Biz başka olmalıydık,ne yaşamımız,nede ölümümüz,sıradan olmamalıydı.Şimdi hayatımız,sıradan bir yaşamın yarınlarından endişelenen anlayışıyla,gelecek kaygısına odaklanmış olarak geçip gitmekte.Sabah hiç bir şey yokmuş gibi işine giden,akşam bir haber duyduğunda yüreği sızlayan,ama hayatı hergün aynı devam edenler olduk.
Ne yapılabilir...ne yapabiliriz bilmiyorum...Ne yapacağını bilmeyen,yada yaptıklarının yetersiz ve kifayetsiz kaldığını gören biri olarak,anlatsan anlamaz,anlasa dinlemez kitleler arasında kaybolma korkusuyla yaşıyoruz.Tam bu noktda Ahmet Yasinin sözü çınlıyor kulaklarımda, “Biz ümmetin adanmış kurbanlarıyız,biz öleceğiz ki,ümmet dirilecek.”Budanıyoruz şimdi,bir dahaki bahara daha güzel açmak için,yeryüzünü bahara çevirmek için.Bütün renkleri bertaraf edip Allah’ın rengiyle boyamak için.Elimizden gelen bu(mudur)...Ama ben ancak bu kadarını yapabiliyorum.

A ali derda 01 Ocak 2012

Kaleminize sağlık ama kaleminizden önce yüreğinize sağlık. Çünkü yürekten dökülmüş bu yazılarınız, direk yüreklere hitap ediyor. Az önce dört yazınızı okudum ve hepsindede hüzün ve özlemi okudum.Çokta haklısınız ve inşaallah kanayan beyinlere merhem, sağlam yüreklere ise kalkan olur/olmuştur.

Ben şahsen çok faydalandım. Okurken farkına varıp, hatırladığım ise; Allah’ın bizlere olan nimetleri oldu. Kur’an nimeti, peygamber(ler) nimeti, hadis nimeti, siyer nimeti, müctehid(ler) nimeti....saymakta güçlük çekeceğimiz Rahmetinden kopan nimetleri. Çünkü aslında bu saydıklarım ve daha say(a)madıklarım..hiç biri olmasada aslında sadece akıl ve yürek nimetinin hidayeti hakeden için yeterli olduğu/olacağıdır. Rabbimiz bizi sadece düşünmek ve hissetmeklede imtihana tabi tutabilirdi. “Al işte sana akıl ve yürek, yürü yoluna devam et. İster İbrahim ol, istersende Nemrud. Karşılığını mahakkak bulacaksın..”

Size nacizane tavsiyem ise; Aynen devam..
Ciltlerce kitap yazıp,hergün ayrı bir makale savuran, ayetleri kendi fikirlerine değnek olarak kullanan yüklü yazar olmaktansa, uyanışa ve irkilmeye faydalı olacak akıl ve duyguları harekete geçirecek böyle içli ve safiyane bir kaleme devam...

Allah yardımcınız olsun.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Sümeyra AKDOĞAN — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.