İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Süleyman DİLMEN
Süleyman DİLMEN
26 Haziran 2008

Kızlarımızın Tesettürü

Binlerce lira para verilip çocuklar dershanelere yollanıyor, günde beş saat ders çalışılıyor. Sonra liseler, üniversiteler kazanılıyor ve kızlarımız tesettürden gittikçe uzaklaşıyor. “Dünyevi sınavlar” asıl sınava galebe çalıyor ne yazık ki. Tesettürle kazanılacak asıl sınav bir kenara atılıp, tesettürsüzlüğün dayatıldığı “dünyevi sınavlar”a koşturuluyor çocuklar ve bunun sorumluluğu hiç düşünülmüyor.

26 Haziran 2008 12 dk okuma 7,9B okunma
100%

Çok merhametli ve en iyi koruyucu yüce Allah adına

Hamd alemlerin rabbi yüce Allah’a, salat (yolunu sürdürme) ve selam (esenlik ve emniyet) bizim için en güzel örnek Hz. Muhammed ve tüm Peygamberlere (a. s.) olsun.

 

Allah’ın izniyle bu yazımda çok ihmal ettiğimiz tesettürü, özellikle de genç kızlarımızın tesettürü üzerine düşüncelerimi aktarmak istiyorum. Açıkça söylemek gerekirse bu konuda yazı yazmak yaklaşık on aydır gündemimde, fakat hep daha iyisini yazmak niyetiyle bugünlere kadar erteledim. Geçen hafta gerçekleştirilen SBS sınavlarında bir kere daha ortaya çıkan tesettür konusundaki içler acısı duruma tanık olmak, bu yazıyı benim açımdan artık gerekli kıldı.  

 

Yeni bir sistemle İlköğretim 6. ve 7. Sınıfların katıldığı SBS sınavlarında Müslüman ailelerin o yaşa gelmiş genç kızlarının bile tesettürsüzlüğü dayatan bu işleyişe koşturulduğunu görmek beni son derece rahatsız etti. İki milyon öğrencinin girdiği bu sınava nasıl hazırlanıldığı, çocukların nasıl adeta birer “yarış atı”na dönüştürüldüğü artık herkesin malumu. Binlerce lira para verilip çocuklar dershanelere yollanıyor, günde beş saat ders çalışılıyor. Sonra liseler, üniversiteler kazanılıyor ve kızlarımız tesettürden gittikçe uzaklaşıyor. “Dünyevi sınavlar” asıl sınava galebe çalıyor ne yazık ki. Tesettürle kazanılacak asıl sınav bir kenara atılıp, tesettürsüzlüğün dayatıldığı “dünyevi sınavlar”a koşturuluyor çocuklar ve bunun sorumluluğu hiç düşünülmüyor.

 

Yazımızda tesettürün ne olduğu, nasıl olması gerektiği ve farziyyeti üzerinde ayrıntlarıyla durmayı pek düşünmüyorum. Bunun en önemli nedeni, bu konuda yeterince kitap ve makalenin neşredilmiş olmasıdır.

 

Yüce Rabbimiz, örtünme emrini, ilk insanlar olan Hz. Adem ve Hz. Havva ile birlikte yürürlüğe koymuştur. Allah (c.c.) örtünmemizi İnsanlığın var edildiği ilk dönemde yani babamız Adem (a.s.) ve annemiz Havva’ (r.a.) nın dünyaya gelmesi ile istemiştir. Çünkü örtünmenin altında edepli, hayalı ve iffetli olmak anlamları yatmaktadır. Örtünme duygusu, insanoğlunun yaratılışında mayasına işlenmiştir. İnsanoğlu hem edep, haya, namus ve utanma özellikleriyle donatılarak yeryüzüne gönderilmiş, hem de yeryüzüne iner inmez ilk olarak yine bu konuda uyarılmıştır. Allahu teala Adem ve Havva’yı cennetine koyar fakat onlara bir uyarıda bulunarak derki “her şeyden yeyin-için, fakat bu ağaca yaklaşmayın.”

Çünkü Allah bu ağaca yaklaştıklarında sonucundan Allah’ın ve onların razı olmayacağı bir durumun ortaya çıkacağını çok iyi biliyordu. Böylece bizlere örtünmenin ne kadar önemli olduğunu göstermiş oldu. (Bkz. Bakara 19-28)

 

Çünkü Şeytan onları bu ağaçla kandırıp ayıp yerlerini açığa çıkardı. Adem ve Havva, insanoğlunun fıtratında bulunan iffet ve haya duygusu ile hareket ederek, cennet yapraklarıyla ayıp yerlerini kapatmaya çalıştılar. İnsanlığın fıtratına yerleştirilen örtünme duygusu ne zaman ki şeytanın ayartması ve örtüsüzlüğün güzel gösterilmesi ile çıplaklığa meyledildiyse işte o zaman Allah Rasulleri (a.s.) ile bu emrini insanlara hatırlattı. Bu emirle Allah kadının toplumda rahatsız edilmemesini ve maddi bir varlıkmış gibi kadınsı uzuvlarının kulanılarak  üzerinden çirkin kazançlar elde edilmesini önlemek için bütün peygamberlere gönderdiği ilahı vahiyde örtünmenin önemini vurgulamıştır. Allahu Teala son peygamber olarak seçtiği Hz. Muhammed’in (a.s.) toplumunda da bu örtüdeki bozulmaları görmüş ve ilahi kelamda Rasulullah'ın (a.s.) ve onun şahsında tüm insanların insanlığa bu uyarıyı yapması için birçok ayet indirmiştir. (Bkz. 24/ Nur 30- 31, 33/ Ahzab 59, 33/ Ahzab 36, 33/ Ahzab 39)

 

Şunu unutmamak gerekir ki, tesettür başörtüsüyle, ülkemizdeki tesettür yasağı da üniversiteyle sınırlı değil.

 

Pekala dokuz, on yaşlarında ki bir kızın akıl baliğ olduğunu bize ezberletiyorlar da örtünün kendisi için bir iffet ve ahlak nişanesi olduğu bilinci neden verilmiyor?

 

Yani Rasulullah’ın (a.s.) ümmeti olmakla övündüğümüz kadar, O’na hayran olmaktan çok O’nu örnek almak için çabalayan, cihad eden Rasulullah’ın (a.s) ümmetinin ilk şehid ailesi Yasir ailesini neden hatırlamıyoruz.  Sizce Ammar, babası ve annesi  Yasir ve Sümeyye’ye (r.a) uygulanan zulüm ile bize, kızlarımıza uygulanan zulüm arasında nasıl bir fark var? Herhalde sadece zihniyet farkı var. Onlar ayetleri anlamaya ve yaşamaya ihtiyaç duyarak, hissederek, titreyerek okuyorlardı, biz ise laik sistemin sınavlarını geçelim diye teğanni eşliğinde okuyoruz ayetleri anlamadan ve yaşama kaygısı duymadan.

 

Onlar Rasulullah konuşunca, ayet okuyunca pür dikkat dinliyor, ahireti düşünüyor, maddi ölümle başlayan Allah’lı olmayı yani şehadeti manevi ölü olarak yaşamaya tercih ediyorlardı.

 

Onlar bu ayetleri çok iyi biliyor ve ayetleri duydukları gibi her türlü işkenceye rağmen hayatlarına uyguluyorlardı.

 

87/ Ala 9-17:

O HALDE, (hakikati başkalarına) hatırlat, bu hatırlatma ister fayda ver(iyor görün)sün, (ister görünmesin):

(Allah'tan) korkan, düşünüp ondan ders alır,

ona yabancılaşan ise bir zavallı bîçare olarak kalır;

böylesi, (öteki dünyada) büyük ateşe atılacak

ve orada ne ölecektir ne de diri kalacak.

(Bu dünyada) arınmayı başaran ise, (öteki dünyada) mutluluğa ulaşır,

ki böylesi, Rabbinin ismini hatırlayan ve (O'na) ibadet edendir.

Ama hayır, (ey insanlar,) siz bu dünya hayatını tercih edersiniz ,

oysa gelecek hayat/ ahiret daha iyi ve daha kalıcıdır.

 

Hud 113:

Zulmedenlere meyletmeyin; sonra size ateş dokunur (cehennemde yanarsınız). Sizin Allah'tan başka dostlarınız yoktur. Sonra (O'ndan da) yardım göremezsiniz!

 

Mekke müşrikleri önce Ammar'dan (r.a.) kendi putlarına inanmasını istediler, büyük put Hubel'in, Allah Rasulu (a.s.) ve kendisi tarafından reddedilmemesini, kabul görmesini istediler. Ammar’ın gözü önünde anne ve babasına çöl sıcaklarında bacaklarını birbirinde koparana kadar işkence yaptılar. Ammar bu konudaki ruhsatı kullanıp ağzıyla onların istediklerini söylediyse de anne-babası bu en zor zamanda bile Kelime-i Şehadet'i dillerinden ve yüreklerinden düşürmediler. Yani imanı sonuna kadar yaşadılar ve Yasir ailesi Allah katındaki ebedi rızıklandırılmayı hakettiler.

 

Onlar (r. a.), en zor zamanda bile zulmedenlere meyletmediler. Peki biz böyle bir durumla bile karşılaşmış değilken niçin Allah’ın ayetlerini dünyalık hedefler karşılığı terk ediyor, İslam'ın emirlerini ciddiyetle ayakta tutmuyoruz? Hakkı, batıl ve küfürle niçin değişiyoruz. Bilirsiniz, lügatte küfr: Hakkı örtmek ve reddetmek manalarına gelir. Reddetmiyor isek de ayetin yaşanmasını, anlaşılmasını belli bir süreliğine de olsa - ki bu birçok mesleğe göre kızlarımız için emeklilik başlangıcına kadar erteleneceğe benziyor- engellemek/ örtmek manalarına gelmiyor mu? Halbuki Kur’an ayetleri zaman ve mekan sınırlarını aşmış ve kimseyi kayırmadan iman edenlerden olmak isteyenlere sorumluluk yüklemiştir. 

 

Zuhruf 43- 44: Sen, sana vahyedilene sımsıkı sarıl. Şüphesiz sen, dosdoğru yoldasın. Doğrusu Kur'an, sana ve kavmine bir öğüttür. İleride O’ndan sorgulanacaksınız.

 

Bakara 39- 42: Küfür/İnkâr edip ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar cehennemliktir, onlar orada ebedi kalırlar. Ey İsrail oğulları! Size verdiğim nimetlerimi hatırlayın, bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki, ben de size vaat ettiklerimi vereyim. Yalnızca benden korkun. Elinizdekini (Tevrat'ın aslını) tasdik edici olarak indirdiğime (Kur'an'a) iman edin. Sakın onu inkâr edenlerin ilki olmayın! Ayetlerimi az bir karşılık ile satmayın, yalnız benden (benim azabımdan) korkun. Bilerek hakkı batıl ile karıştırmayın, hakkı gizlemeyin.

 

Bakara 85: Bu misakı kabul eden sizler, (verdiğiniz sözün tersine) birbirinizi öldürüyor, aranızdan bir zümreyi yurtlarından çıkarıyor, kötülük ve düşmanlıkta onlara karşı birleşiyorsunuz. Onları yurtlarından çıkarmak size haram olduğu halde (hem çıkarıyor hemde) size esirler olarak geldiklerinde fidye verip onları kurtarıyorsunuz. Yoksa siz Kitab'ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Sizden öyle davrananların cezası dünya hayatında ancak rüsvaylık; kıyamet gününde ise en şiddetli azaba itilmektir. Allah sizin yapmakta olduklarınızdan asla gafil değildir.

 

Bakara 174-176: (Ey iman edenler!) Allah'ın indirdiği kitaptan bir şeyi (ahir zaman Peygamberinin vasıflarını) gizleyip onu az bir paha ile değişenler yok mu, işte onların yeyip de karınlarına doldurdukları, ateşten başka bir şey değildir. Kıyamet günü Allah ne kendileriyle konuşur ve ne de onları temize çıkarır. Orada onlar için can yakıcı bir azap vardır. Onlar doğru yol karşılığında sapıklığı, mağfirete bedel olarak da azabı satın almış kimselerdir. Onlar ateşe karşı ne kadar dayanıklıdırlar! O azabın sebebi, Allah'ın, kitabı hak olarak indirmiş olmasıdır. (Buna rağmen farklı yorum yapıp) kitapta ayrılığa düşenler, elbette derin bir anlaşmazlığın içine düşmüşlerdir.

 

Yüce Allah bize, Fatiha suresinde gazaba uğrayan Yahudilere benzemeyelim diye dua ettirdikten sonra Bakara ve Ali-İmran surelerinde onların özelliklerinden ve sapma nedenlerinden bahseder. (Ayrıntılı bilgi için Bkz. Yahudileşme Temayülü, Mustafa İslamoğlu, Düşün Yay.)

 

Yahudiler, ayetleri ya açıklamıyor ya da maddi menfaatler karşısında değiştiriyorlardı. Günümüzde de durum aynı, yüksek cemaatleri toplamayı başaran liderler başörtüsü farzdır ama insanlığa hizmet de farzdır, kızları evlere mi kapatalım, kızlar en iyisi -emekliliğe kadar- kafir ve zalimlere boyun eğsinler ve açılsınlar, yeter ki bunu yaparken günah olduğunu bilsinler, o zaman küfre girmezler demiyorlar mı?

Ama Allah Rasulü'nden (a.s.) rivayet olunan meşhur Buhari ve Müslim hadisinde, tam iman olmadan cennete girilemeyeceği vurgulanıyor. (Ayrıca Bkz. Bakara 214, Ali- İmran 142) Kur’an’ı Kerim de müminlerin özelliklerini onlarca surede tafsilatlı olarak açıklamıştır. Onlar günahlarında bilerek ısrar etmezler. Sadece bir örnek verecek olursak:

3/ Ali İmran 135: ve o sakınanlar, utanç verici bir iş yaptıkları veya kendi kendilerine (başka türlü) bir zulüm işledikleri zaman, Allah'ı anar ve günahlarının affı için yalvarırlar -zaten Allah'tan başka kim günahları affedebilir?- ve her ne (zulüm) işlemişlerse onda bilerek ısrar etmezler.

Rabbimiz o kadar merhamet sahibi ki bizim asıl yapımızda yani fıtratımızda bulunan bir şeyi  bizlere hatırlatarak benliğimize zulmetmemizi önlüyor.  Ve insanların bizlere dişilik vasfıyla bakılıp da kötü emelleri olanları faydalandırmak yerine bize mümin bir kişilik vasfıyla bakılmasını istiyor. Çünkü kadın da erkek gibi üretebilen, ilişki kurabilen, paylaşmayı önemseyen bir yapıya sahiptir. Ve bu nedenle toplumla iç içedir. Toplumda iyi niyetli Allah korkusu taşıyan erkekler olduğu gibi kötü niyetli kadınların kadınsı özelliklerinden faydalanmak isteyenler de olacaktır ki bu da kadına bir nevi zulümdür. İşte Rabbimiz bu zulmü önlemek ve kadının cinsel bir araçtan çok örtüsü ile iffetli mümin bir kişilik ortaya koyup düşünce ve duygularına önem verilmesi gerektiğini ön plana çıkarıyor.

 

Müslüman kadınların kamu dairelerinde açılmasını isteyenler kadar, "açılıp okusanız da sonra kapanırsınız" diyenler de Allah’ın emrine başkaldırmıştır. Onlar bizi ateşten kurtaramaz. Okul okumak adına Allah düşmanlarının emrini dinleyecek değiliz. Her yerde gerçek ilim olan Kur’an ilmini öğrenebiliriz. Şeytan ve adamları tarih boyunca çıplaklık istemiştir. Fakat gerçek Mü'minler ne olursa olsun iffetlerini bırakmadılar. Hz. Meryem, Hz. Asiye, Hz. Hatice, Hz. Aişe sizce bu okullardan mezun olup meslek sahibi olmak için Allah’ın emrini bırakırlar mıydı? Sahte özgürlükler adına onların kölesi olurlar mıydı? Yoksa sadece Allah’a kul olmayı mı seçerlerdi? Mü'min bilerek günah işleyemez.

 

Şu bir gerçek ki, sadece Allah rızasını her şeye tercih edenler kurtulaşa erecektir.

 

Gerçek Müslümanlar/ Mü'minler bunu bilerek her eylemi için hep şu soruları sorar.

 

Acaba bu eylemim:

 

1.Allah rızasına uygun mu?

 

2.Allah rasulleri bunu yapar mıydı?

 

Bu soruyu sorup salih eylem işlemeye girişenler bilirler ki: Hakkı yaşamayı erteleyenler, zamanla batıla bulaşan ve haktan uzaklaşan kimseler haline gelirler.

 

Lütfen yüzde 5 imansızlıktan ne olur demeyelim. Tevhid bütün eski-yanlış inanışları terk edip sadece Allah’a katıksız teslim olmaktır. (Bkz. 30/ Rum 31, 24/ Nur 62)

 

Büyük bir yolcu gemisinde ufak bir delik açıldığını düşünelim:

 

Nasıl  ki kocaman gemi canım ufacık bir delikten ne olur? Diyemiyorsak,

 

SBS, OKS, ÖSS sınavları ve iş hayatı bitene kadar kapılara kadar başımı kapatayım, ne yapayım izin vermiyorlar da diyemeyiz.

 

Bu arada ilköğretim, ortaöğretim çağlarında bilinçli aile çocuklarının okul kapılarına kadar başı kapalı gelmelerinin lise ve üniversite çağlarında genelde devam ettiğini, görmüyoruz. Makyajlar ve dar elbiseler, sonunda başörtüsünü de tamamen çıkartmayı getiriyor, örnekleri hepimiz görüyoruz. Özellikle İmam Hatip liselerine yollamak için 4-5 sene yaşıtlarının yanında açık olmalarına/gönüllerinde olmayanı görüntülerine yansıtmaya razı gelen veliler, çocuklarının haberdar olmadığı imam hatipte sorunlarla karşılaşılabileceklerini biliyorlar. 28 şubat sürecinden sonra 4-5 sene hem imam hatip hem de ilahiyatta başörtüsüne yasak getirilmişti. Şimdi de özgür olarak bilinen bu okullar ve Boğaziçi üniversitesinde öğrenciler sorunlarla karşılaşabiliyor, genelde de bu tür hoca yasağı ya da bölüm yasağı halinde olan bu okulda öğrenciler çok dirençsiz bir haldeler, çünkü zaten başta taviz vermişler, sınava açık girmişlerdi, veya 18 yaşlarına kadar açık okumuşlardı. Ayrıca halen İmam hatiplerde müfettiş gelince de saçlar açılıyor maalesef.

 

Halbuki yüce Rabbimiz ayetleri ayrıntılı olarak açıklamıştır:

 

33/ Ahzab 36:

Allah ve Elçisi bir konuda hüküm verdikten sonra artık inanmış bir erkek ve kadının kendileriyle ilgili konularda tercih özgürlüğü yoktur: (bu, hakkı kendinde görerek) Allah'a ve Elçisi'ne isyan eden kimse, apaçık bir sapkınlığa düşmüş olur.

 

Rasulullah'tan (a.s.) şöyle rivayet olunuyor:

 

Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Esma  Bintu Ebi Bekr (radıyallahu anhümâ), üzerinde ince bir elbise olduğu halde  Rasulullah'ın (aleyhissalâtu vesselâm) huzuruna girmişti. Aleyhissalâtu vesselâm, ondan yönünü ters  istikamete çevirdi ve: "Ey Esma! Kadın hayız yaşına girdi mi ondan sadece şunun ve şunun dışında hiçbir yerinin görünmesi caiz değildir!" dedi ve yüzü ile ellerini işaret etti." [Ebu Davud, Libas 34, (4104).] Tirmizî, Fiten, 44)
 

Sokakta, okulda, evde, çarşıda kamu dairelerinde ve her nerede olursa olsun bu örtü/ tesettür Allah’ın emri olan ve kesinlikle fetvası geçerli olmayan akıl baliğ olmuş Mümin bayanın olmazsa olmazıdır. Tabii ki bu uygulama sadece belirtilen yakınların önünde farz değildir. Tesettür, Kur’an ve sahih sünnete göre karşı cinste hiçbir şekilde şehevi duygulara müsaade etmeyecek şekilde sade, bol ve kadınsı/erkeksi özellikleri kapatacak şekilde olmalıdır. Tesettür sadece başörtüsünden ibaret değildir, başörtüsü sadece şaç, boyun ve göğüsleri tamamen görünmeyecek şekilde kapatmak içindir. ( Tesettür'ün sünnetteki ölçüleri için Bkz. Nasrûddin el-Albanî, Hicab, Beka Yay., Murtaza Mutahharî, Hicab, Şûra Yay., Kuranın gölgesinde kadın, Şehid Seyyid Kutup, Ravza yay., Hicab - Ebu'l A'lâ el-Mevdûdi, Ağaç kitabevi, Kadının Özgürlüğü,ve tesettür, Muhammed Kutup, Ravza yay.,  Kadının Özgürlüğü, Safinaz Kazim, Düşün Yay.)

 

Tabii ki tesettürsüzlük tek problemimiz degil ama en önemli problemlerimizden biri. Çünkü o olmadan gerçek manada iffetli olamayız. İffet duygusu olmadan da maalesef Kur’an’ı kesinlikle tam anlayamayız. Çünkü o ayetleri uygulamamış: Kur’an’ı bölmüş oluruz Allah korusun, kitaplara imanımız tehlikeye girer.

 

Yanlış anlaşılmaları önleme adına belirtmek isterim ki, kızlarımıza tesettürün önemi ve farziyyeti zorla değil sevdirerek anlatılmalı, onları evlere mahkum etmemeli, alternatif eğitim kurumlarına yollamalı, özel dersler aldırmalı kendilerini geliştirmeleri için fırsatlar verilmeli bu noktada öncü kuruluşları desteklemeli ve eğitim ve öğretim taviz verilmeden sürdürülmelidir. Herkes aslında bu imkanlardan haberardır ancak elinden geleni yapmamaktadır. Rahman’a kulluğu/ saygıyı tastamam yerine getirmek isteyenlere selam olsun.

 

Tahrim 6: Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında, acımasız, güçlü, Allah'ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan melekler vardır.

 

Bu ayeti kerime uyarınca bu konuyu önemsenmeli, yakınlarımızı aydınlatma yoluna gitmeliyiz.

 

Tesettür ile ilgili önemli yazarların katıldığı bir program:

 

http://ercuemend-oezkan.com/index.php/component/option,com_seyret/Itemid,30/task,videodirectlink/id,5/

 

Tesettür ile ilgili önemli bir makale:

 

http://www.imamhatip.com/kamusalalan/ceyrek-tesettur-gercek-tesetture-karsi-t46553.0.html   

 

Başörtüsünün Kur’an’ın emri olduğuyla alakalı önemli bir makale:  

 

http://www.islamvehayat.com/1588_Basortusunun-farziyyeti.html

 

Islah edici eleştirilerinizi beklerim. Dua ile. 

 

Paylaş X Facebook

Yorumlar 21

A Ahmet Örs 01 Ocak 2012

Birçok Müslüman çocuğunu tamamen fen lisesine, anadolu lisesine kilitlemiş. hayatımızın bir sınav olduğu bilinci yerine ulusalcı-kapitalist eğitim tarzını hayatının en büyük anlamı-hedefi tayin etmiş.
Başörtüsü mücadelesi bu bağlamda güme giden bir mahiyet kazanmış.
bu problemli duruma düşen kardeşlerimize hakiki imtihanı hatırlatmalıyız.
Bu çerçevedeki yazısı için Süleyman kardeşiimizi tebrik ediyorum.

Ö Ömer Faruk Özdemir 01 Ocak 2012

Selamunaleyküm süleyman abi, Yazdığın konu öyle yazılması bahsedilmesi gereken bir konu ki susuz kalmış bir insana su vermeye çalışmış gibi oluyorsun. Allah devamını nasip etsin ve seni bu yoldan ayırmasın. Aslında bahsettiğin konu tesettürü içine aldığı gibi bununla beraber çıplaklık, haya, utanma, cinsellik gibi birçok kelimeyi de barındırıyor. Belki de ahir zaman gençliği olarak bizim en çok zorlandığımız konunun bu kavramlar olduğunu iddia edebilirim. Aksine bu sorun daha çok genç müslümanların yüzeysel olarak değilde arka planda gözükmeyen hayatlarında yaşadığı küçük gibi gözüken ama aslında çok büyük bir sorun. Ben inanıyorum ki Mustafa İslamoğlu’nun da dediği gibi ''İnsanoğlunun buraya çizgi çekiyorum dur!" diyemeyeceği tek konu olan cinsellik ve buna bağlı olan örtünme, haya, edep gibi kavramlar zamanımızdaki bizi açık açık konuşamayacağımız paylaşamayacağımız bir ruhi sıkıntıya ve onun arkasından gelen zincirleme gevşemelere götürüyor. Allah yar ve yardımcımız olsun ve bizi nefsimizle başbaşa bırakmasın.

A Ayfer EREL 01 Ocak 2012

İlk cümlelerinizle bu coğrafyadaki başörtüsü konusunda oluşan genel durumu belirtmişsiniz. Bu durum tesbiti ve duyduğunuz kaygı ve üzüntüler benimde düşündüğüm, duygulandığım ve bu konuda bir şeylerin yazılıp söylenip dile getirilmesini hissettiğim şeylerdi.
Madem eleştiri mahiyetinde bir yazı yazmamızı istediniz. Faydalı olacağını umduğum acizane bu yazı ve düşünceleri sizlerle paylaşmak istiyorum.
Konuya girişiniz başörtüsü emrinin sanki fıkhi temellerinin ve meşruiyetinin halk tarafından anlaşılamamış olduğu izlenimini bende uyandırdı. Niçin örtünmek gerektiği konusu da elbette bilinçli bir Müslüman açısından önemli bir konudur. Fakat mesele halkın başörtüsü emrini bilmemesinden veya bu konudaki bilincinin eksikliğinden kaynaklanmamaktadır. Asıl bilgisizlik daha derinlerde olan yeryüzünde halifelik görevi verilen insanın buna uygun bir hayat sürüp sürmemesi amacıyla yaratılmış olması meselesidir. İnsanın nefsi özellikleri kuranı kerim’in ifadesiyle hep negatif yönlüdür. Malumunuz insan acelecidir, nankördür, bencildir vb. işte bu yönümüzle her zaman her konuda insana ait olan duygu düşünce, fiil amel sanat üretimi yaparken negatif yönümüz devreye girmekte ve kararları aldırırken etkin ve etken olmaktadır.
Cennetteki yasak ağaç örneğini vermenizden önce, insanın yaratılış amacının yeryüzünde hilafet yapmak olduğu önemle vurgulanmalıydı. Çünkü başörtüsü de yeryüzünde hilafet yapmanın bir yönünden başkası değildi.
Hilafet yapabilmemiz nefsi özelliklerimizle olmayacağına göre bu iş fıtratımıza bir manada genlerimize kodlanan isimlerle doğrudan alakalıdır. İşte Adem’e isimlerin öğretilmesi ve bunun arkasından meleklerin secdeye çağrılması bize yüklenen esmayı gündeme taşır. En can alıcı nokta bu esmanın eşyanın isimleri değil, Allahın kendi esmasının küçük dozajlı düşük yoğunluklu bir yansıması olduğudur. Burası çok önemli bir tesbittir. Örneğin; Allah alimdir biz de alimiz Allah görendir bizde göreniz, Allah hükmedendir biz de hükmedeniz, Allah merhamet edendir bizde merhamet edeniz vb… görüldüğü gibi rabbimizde sonsuz sınırsız mutlak manada bu Esmaül Hüsna kullanılırken bizdeki bu isimlerin uygulaması sınırlı, sonlu ve düşük ölçeklidir.
Bize emanet edilenlere bakacak olursak
a) Nefsi ve fıtri özelliklerimiz
b) Mal (servet, yer altı yerüstü kaynakları)
c) Evlat (nüfuz, şan vb) olduğunu görürüz.
İşte bu yukarıda sayılanlar üzerinden hilafet yapmakla görevli yaratılmışız. Fakat insan iki yönlü bir özelliğe sahip olduğu için ister bunlar üzerinde hilafet (vekaleten) yapar isterse asaleten yapabilir. Yani asil ve asıl Malik, hâkim, Rezzak vb yi Allah’a verebilir. Ya da kendisi bu verilenler üzerinden asalete soyunur.
İşte “fıtrattaki hayâ ve benzeri” dediğiniz şey aslında Esma-ül Hüsna’nın insana kodlanmasının bir göstergesi ve delilidir. Bu temel anlaşıldığında başörtüsü örtüp örtmemenin de, oruç tutup tutmamanın da bizlerin yeryüzünün halifesi olup olmamaya karar vermemize bağlı olduğunu gösterir. Elbette ki bunun insanlık tarafından, kurandaki Adem kıssasıyla ve diğer peygamberlerinde bu hilafeti nasıl uyguladığıyla ilgili ayetlerin bilinmesi şarttır. Ondan sonraki mesele ise işin bilgi boyutu değil nefsi özelliklere rağmen hilafeti yeryüzünde gerçekleştirmeye gayret içindeki insanın üzerine düşen sorumluluk bilincidir. Yani bunun kendisi tarafından uygulanması. Örneğin hiçbir mazereti olmadığı halde oruç tutmayan bir insan geleneksel fıkha göre hükmü nedir? sadece günahkardır. Ama halife olma sorumluğu açsından baktığımızda yani yeryüzüne gönderiliş amacımız açısından baktığımızdaki maalisef çoğu alim!ler bu açıdan hiç bakmaz ve baktırmaz. Oruç tutmayan bir insan diliyle tersini de söylese pratikte Allahın Rezzaklığını kabul etmemiş ve rabbimizin rızık konusunda ki tek etken ve etkin oluşunu yani kısaca son noktada Rab oluşunu kabul etmemiş demektir. Çünkü dünyamızdaki sistemi kuran ve bizim rızık elde etmemizi sağlayan O iken biz sanki rızkın asıl ve asil sahibi gibi davranıp gerçek Rezzak olan rabbimizin emrine göre hareket etmemiş ve halifelik misyonunu yerine getirmemişizdir demektir. Başörtüsünü de buna kıyaslayabiliriz. Çünkü ortalama 60 yıllık bir hayatın sonucunun sonsuz cehennem ya da cennet oluşunu düşündüğümüzde hangi amelimizle böylesi sonsuz bir yaşamı hak ediyoruz? Ettiğimiz sorusu gündeme gelir oturur. İşte cevabı başımızı örtüp örtmemek ya da oruç tutup tutmamak gibi dar alanlı bir konu değil. O’nun emir ve yasaklarına uyarak yeryüzünde O’nun vekili yani halifesi olup olmamakla alakalı bir konu olduğu görülecektir.
Şeytana izin verilmesini Rabbimiz: Allaha inananı inanmayandan ayırmak için değil “Ahirete” inananı inanmayandan ayırmak için olduğunu belirmesi gerçeğini dikkate alacak olursak; şeytan ve dostları aslında bize ait olan tüm fiil amel ve sanat işlerimizde duygu ve düşüncemizde dünyayı hedeflememizi ve onun uğruna yaşamamızı istemektedir. İşte imtihanımızın içyüzü de burasıdır. Neden başını açar insan? neyi hedefler ve bu hedefi ona kim telkin etmiştir?. Bunu fıtratına yani vicdanına sormalıdır. Ve Halife olma becerisini de ancak Ahirete gerçekten inanan dışındakilere zor geleceği unutulmamalıdır. Şeytan dünyayı süslemiş ve güzel göstermiştir. Nefsi özelliklerimiz de rahata konfora bencilliği sabırsızlığa hazır beklemektedir ki bu engelli konuşu da çoğumuz döküleceğimizi de kuranı kerim bizlere söylemektedir.
Sonuç olarak sorun, şeytan ve dostları olan tağutların varlığı bunların Rabbimiz olan Allah’a ait bir takım özeliklerini asıl ve asil sahibiymiş gibi kendilerini görmeleri ve göstermeleri ile bunlara kısa dünya hayatındaki az bir fayda veya zararından korunmak için kulluk gösteren geniş halk yığınlarının varlığında somutlaşmaktadır.
Ayfer EREL

A Ali 01 Ocak 2012

İnşallah bu konuda önce kendimizi sonra çevremizdekileri en güzel çekilde bilinçlendirebiliriz. Allah’ın emrini küçümsemiş olabileceğimiz ihtimali bile imtihanda bizi sonu hiç de belli olmayan bir yola sürükleyebilir.
“Peygamber bunu yapar mıydı, sav?”
“Fatıma annemiz nasıl davranırdı, ra?”
“Ömer r.a. bunu nasıl karşılardı?”
gibi sorulara daha güzel karşılıklar bulabilmek için onları çok iyi anlamamızı sağlıycak yazıları, anlayışı hidayeti Allah cc.dan bekleyerek elimizden geldiğince okumalıyız, uygulamalıyız, anlatmalıyız.

N nuray şah,n 01 Ocak 2012

selam.yetkiyi eline geçirmiş bir grup insanın önünde müslüman kitleler maalesef eridi.çünkü birlikten kuvvet doğar anlayışını yeşertemedik.bölündük,parçalandık.yalnız kalan müslümanların çoğunun kızlarını üniversiteye göndermelrini yadırgamıyorum,hatta bazen zorunda kaldıkları için Allah’ın bu emrini yerine getirmediklerini ve çok fedakarlık yaptıklarını düşünüyorum.çünkü ben bu toplumda yaşıyoyorum;inançlı olan doktorlar,avukatlar,memurlar,hemşireler,öğretmenler,siyasetciler görmek istiyorum.ben bir müslüman genç kız olarak imam hatip lisesinden sonra eğitimime devam etmedim.tam 9 yıl bölük pörçük çalışmaların içine girerek kendimi yetiştirmeye çalıştım.ama bir meslek sahibi olamadım,ihtiyaç sahibi olsaydım yani çalışmak zorunda olsaydım doğru düzgün bir iş bulamazdım.ama okuyup doktor olacak kadar kabiliyetim vardı. Allah rızası için insanlara bu şekilde yardım edeceğimi düşünüyordum.ben 9 yıl içinde okulu bitirmiş ve doktor olarak çalışıyor olabilirdim,ve kimsen yardım beklemeden.ama ben sabtertim bu sabrın meyvesi tam 9 yıl sonra akademik bir şekilde eğitimimi tamamlama imkanı verdi.
yanlız kalan ve kız çoçuklarının ayakta durabilmesi için iyi bir eğitim almasını isteyen aileler mi suçlu yoksa hali vakti yarinde olan duyarsız müslümanlar mı?siz müslüman erkekler olarak yapılan zulme ne kadar ses çıkardınız.biraraya gelmek için ne tür çalışmalar yaptınız.müslüman bacılarınız bunları yapmaya çalıştı onları da ilk önce eleşriren siz oldunuz.meslek sahibi yapacak alternatif bir lise,üniversite sundunuzda oraları dolduracak müslüman genç kın mı bulamadınız.siz yolumuzu açın biz doldururuz.selametle...

M mutlu özbay 01 Ocak 2012

Meraba arkadaşlar
emaile gelen bir mesaj üzerine giridm bu yazıya...Arkaşın yazısı okudum .Kendisi bay olmanın rahatlığıyla bir bayan sorununu yazıyo kendi düşüncesidir.Olaylara bir diğer sorunlarla birklikte bakın ...mesala sahabeyi kendi çağınıza getirip ne yaparlardı diyrsunuz...ben de bayan arkadaşların modern toplumun mabedlerine girmesinler ne olur diyorum ...lakin siz erkekler siz bu sistemin mabedlerinden uzakmısınnız....sizler bu tağuti sitemin asker ocağında askerlik yapmadınızmı...ordaki tavırlarınızı bayanlar görse sisler için ....sizlerin başörtüsü için yazdıklarından daha çok çey yazarlardı emimim ....her sabah and la yeminle islami olmayab bir ortamda askerliğinizi tamamladınız...yani şunu demek istiyorum sizin kabul ettiğiniz dinin bu topraklarda yeri yok ....o sahabe sizin yaşadığınız şehre girmezlerdi bile ...sizler bu rejimin kontrolundeki camilerinin imamlarının arkasında durmuyormusunuz....işe ordan başlayın ....terkedin islamın yaşanmadığı ortamları çıkın ofislerinizden şirketlerinizden ...şehirlerde var ım demekle sistemin içine girmektesiniz...peygamber mekkeyi hangi sıkıntıdan terketti...terkedin sizde şehirleri...söleyin kitap yazan abilerinize çıksınlar onlarda gerçekten samimi ise şehirlerden ....köy bulsunlar orda yaşasınlar ne olur....bu sorunlar bitmeyecek arkadaşlar....du din yaşanılır ...ahkem kesmeyle kitap yazmayla olmuyo...inanıyorum peygamber şin di olsa yazı ve kitap yazmaz kuran okur yaşardı...bu şehirdede yaşamazdı...kendine bir köy bulurdu ....fazla şeyler yazmak isterim ama güneşin altında yeni bir şey yazılmadı.....insanlar ya ilahi olanın ya insani olanın taklitçisidir....ilahi olanın taklit edilmesi ümidiyle...kuran la kalın ...tek ve temel kaynağınız kuran olsun ....

S Süleyman DİLMEN 01 Ocak 2012

NURAY VE MUTLU HANIMLARA CEVABIMDIR:
NUR 31. Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mümin kadınlar), ellerinin altında bulunanlar (köleleri), erkeklerden, ailenin kadınına şehvet duymayan hizmetçi vb. tabi kimseler, yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına zinetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar (Dikkatleri üzerine çekecek tarzda yürümesinler). Ey müminler! Hep birden Allah’a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.
(TDV MEALI)
VE 33/ AHZAB 59 DA YÜCE ALLAH, BAYANLARIN TESETTUR EMRINI PEGAMVERIN SOYLEMESINI ISTER. PEYGAMBERIMIZ A.S DE BIR ERKEKTI, MUMIN KADINLAR HASA ONA CEKIL YOLUMUZDAN SEN ERKEKSIN, TESETTURU BIZE ÖĞRETECEK DEĞİLSİN DEMEDILER, ONU DİNLEDİLER ANLAMAYA ÇALIŞTILAR VE ONA HER KONUDA VAHİYLE KONUŞMUŞ OLDUĞU İÇİN İTAAT ETTİLER, İŞTE O ZAMAN GERÇEK TAKVAYA ERDİLER. KUR’AN EVRENSEL OLDUĞUNA GÖRE BİZ DE ERKEK OLARAK EŞİMİZE, KARDEŞİMİZE, KIZIMIZA VE ÖĞRENCİLERİMİZE BUNU BELİRTMELİYİZ, YA DA VELİLERE BUNUN ÖNEMİNDEN BAHSETMELİYİZ. BUNU BAYANLAR DA YAPMALI ANCAK ERKEKLERİN ROLÜ DE ÖNEMLİDİR, ALLAH HAKKI ANLATMA KONUSUNDA CİNSİYET AYIRIMINA GİTMEZ. YAZIMDA KİMSEYE SALDIRMIŞ DEĞİLİM, YAZIMDA HAKKIN NE OLDUĞUNU DELİLLERİYLE BELİRTTİM. AMACIM TESETTÜRÜN HAFİFE ALINMASINA DUR DEMEKTİR BU KONUDA YAPILACAK TEK ŞEY TABİKİ BU DEĞİLDİR, ÜLKENİN ÇEŞİTLİ YERLERİNDE YILLARDIR TOPLANTILAR, İSTİŞARELER, EYLEMLER YAPILMAKTADIR, EN AZINDAN BİR ERKEK DE OLSA ELİNDEN GELENİ YAPMIŞ OLAN, KİMSENİN “siz müslüman erkekler olarak yapılan zulme ne kadar ses çıkardınız.biraraya gelmek için ne tür çalışmalar yaptınız.” DEMEYE HAKKI YOKTUR, GAYBI MI BILIYOR KI BU KIMSE BENI TANIMADAN BUNU DIYEBILIYOR, NASIL TESETTÜR MÜCADELESİ VERDİĞİMİZİ BİLMEDEN NASIL BÖYLE KONUŞABİLİYOR, AYRICA BENİM EN YAKINLARIMDAN KAÇ HANIM TESETTÜR MÜCADELESİ VERDİ VE BEN ONLARA BU YAZIYI GÖSTERMEDEN, OKUTMADAN YAYINLAMIŞ DA DEĞİLİM. AMACIM DAHA ÇOK TESETTÜRÜN ÖNEMİNİ ANLATMAYAN VELİLEREYDİ BENİM UYARIM BUNU DA ASR SURESİ, TAHRİM 6 VE ZARİYAT 55 GİBİ BİRÇOK AYET IŞIĞINDA YAPTIM ELHAMDULİLLAH, ŞEHİR TERKİ MESELESİNE GELİNCE ALLAH RASULU NE ZAMAN VE NE KOŞULLARDA VE HANGİ BUYRUKLA TERKETTİ MEKKEYİ, MEKKE İSTANBUL GİBİYDİ MEDİNE DE KÖY GİBİ BİR YER MİYDİ? BİZ ALLAH RASULU KADAR HAKKI YAŞADIK, ANLATTIK VE MÜSLÜMANLAR İŞKENCELERE BOYKOTA MAHSUR KALDI DA ALLAHIN GÖÇ BUYRUĞU MU GELDİ DE HİÇRET EDECEĞİZ. NEREYE VE NİÇİN HİCRET EDECEĞİZ, NEREDE BİZİ MUHAMMED AS İ MEDİNE DEKİ KARŞILAMIŞ GİBİ OLAN HALK. KAÇMAK KOLAYLIKDIR, BURADAKİ İNSANLARI HAKKIN HUZURUNA DÖNÜŞTÜRMEK İSE ZOR OLAN CİHADDIR, YAZMAK, EĞER YAŞIYORSAK HAKKI OKUMAK KADAR ERDEMDİR (BKZ.İKRA SURESİ) BİR KİŞİ DE OKUYARAK HAKKI AZCIK OLSUN DAHA İYİ ANLAYACAKSA Kİ BUNA OLAN İHTİYAÇ ORTADA BU BİZİM İÇİN SEVİNÇ KAYNAĞIDIR. BEN HAK OLAN KURAN AYETLERİYLE DAHA ÇOK OLMAK ÜZERE SAHİH HADİSLERLE DE YAZIMI GÜÇLENDİREREK HAKKI GİZLEMEME VE ÖNÜNÜ AÇMA VE AÇIKÇA TEBLİĞ YOLUNA GİTTİM, AMACIM KIZLARI KARALAMAK DEĞİLDİ HAŞA, YAZIYI DİKKATLİ OKURLARSA GÖRECEKLER KENDİLERİ. BU YAZIYI MÜSLÜMAN BİR HANIM YAZSAYDI, Kİ MUTLAKA BU KONUDA YAZILMIŞ YAZILAR VARDIR, O ZAMAN DA MI ELEŞTİRECEKTİ, MUTLU VE NURAY HANIM O KİŞİYİ? MÜSLÜMAN ERKEKLERİN HATASI YOKTUR, ONLAR TÜM İMTİHANLARINI GEÇİYORLAR KOLAYLIKLA GİBİ BİR MANADA ÇIKARILAMAZ BU YAZIDAN. MÜSLÜMAN ERKEKLERİN HATALARI VARSA BAZI KONULARDA KURANA AYKIRI MUTLU VE NURAY HANIM DA BİZLERİ VAHİYLE, SAHİH SÜNNETLE GELSİN UYARSIN VE YAHUT OTURUP YAZSIN DA BİZ DE AYDINLANALIM, ALLAH RAZI OLSUN DİYELİM, MÜSLÜMAN ERKEKLER DE YAZABİLİR TABİİ Kİ... VESSELAM VEDDUA

M mutlu özbay 01 Ocak 2012

selam arkadaşım ....önce ben erkeğim ikincisi ..sizi eleştiriken komple islamcılaraıda içine alan bir elleştiri yaptım ...inanın ev muhabbetlerinde yaptığınızla dışardaki konuştuklarınız birbiirni tutmuyo.Ben eleşetiriyi komple yaptım sizler değilmisiniz ki yoldaki işaretleri okuyup insanlara tepliğ eden ....yoldaki işaretleri yazan kelle verdi...eğer vizyona meydana indiyseniz hakkını verir......benim bahsetiklerim farklı ve uzatmadan kuranla kalmanız ve kuranıı yaşamanızı tememni ederim

R rabia 01 Ocak 2012

Selamunaleyküm biraz geç oldu ama yazıyı ve yorumları ancak dün okuma fırsatı buldum ve bazı yorumlar beni çok düşündürdü. Özellikle mutlu özbay isimli kardeşimizin yorumu.Daha önce sadece okumayı tercih ederken bu sefer belki de biraz kızdığımdan yazmak istedim. Bir konuda Allah’ın hükmü varsa diğer düşüncelerin ya da hükümlerin hiç bir değeri olmadığı gibi bu hükmün kim tarafından hatırlatıldığınında bir önemi yoktur. Bana göre bu hatırlatmaya verilen tepkiler Allah’ın hükümlerini yerine getirmemenin verdiği vicdan rahatsızlığını belki biraz hafifletebilmek için ortaya konan çabalardır. Bu nedenle yazarın tek suçu “kim olursa olsun ne gibi hatalar yaparsa yapsın ” sadece insanların yüreklerinde zaten hissetmiş olduğu rahatsızlığı harekete geçirmiş olmasıdır. Bende bir bayanım ve maalesef düne kadar kabul etmediğim bu sistemin öğrencisiydim. Yani insanın Rab olarak kabul ettiği yegane hüküm koyucu olduğuna inandığı bir varlığın kesin ,değişmez ,eğilip bükülemez bir hükmü konusunda verilen tavizin ne demek olduğunu utanarak söylüyorum ki bilen biriyim. Sizi anlamıyor değilim. Ama hiç bir zaman işlemiş olduğumuz bu günahı bir başkasının üzerine yıkmaya çalışmamalıyız . Ya da evet biz hata yapıyoruz ama sizde şunu bunu yapıyorsunuz diyerek hesap gününe mazeret hazırlamamalıyız. Aynayı biraz kendimize yöneltmeyi bilmeliyiz. Aynadaki halimiz ilk etapta belki biraz korkunç gelebilir ama toplumların düzelmesi tek tek bireylerin öncelikle aynayı kendilerine çevirmeleri daha sonra ise bozuk olan düzeltilmeye ihtiyacı olan taraflarını düzelmeleriyle mümkündür. Zaten Rabbimiz de din gününde oluşacak manzarayı bizlere haber veriyor yüce kitabında. O gün maalesef tek başımıza olacağız hesabımızı tek başımıza vereceğiz. “Allah’ım sen bize başınızı örtün dedin ama bizim yaşadığımız toplumda erkekler şunu şunu yaptılar da bizde başımızı onlara bakarak açtık sen bunun hesabını git onlara sor” diyemeyeceğiz. Rabbimiz bize sen ne yaptın diye soracak siz ne yaptınız değil. Tek başımıza vereceğimiz hesabı yine tek başımıza yaşadığımız islami (kurani) hayatla kolaylaştırmalıyız. Yazara yazısıyla yapmış olduğu hatırlatmadan dolayı çok teşekkür ediyorum. Bu hatırlatmayı kendi sözlerinizden ziyade Allah’ın kelamı ile gerçekleştirdiğinizden ötürü de ayrıca teşekkür ediyorum. Allah razı olsun. Selam ile...

S selim 01 Ocak 2012

süleyman bey hakikaten cok güzel yazmişsınız,hatırlatmışsınız Allah razı olsun mutlu bey sizinde neden müslüman erkekleri suçladıgınızı anlayamadım siz gidin köyde yaşayın cok istsyorsanız siz süleyman beyin ev muhabbetini dinledinizdei ''...inanın ev muhabbetlerinde yaptığınızla dışardaki konuştuklarınız birbiirni tutmuyo.'' diyebiliyorsunuz cevabınızı bekliyorum Allaha Emanet

İ İbrahim Sarmış 01 Ocak 2012

Süleyman bey’in yazasını okudum. Kutluyorum. daha geniş ufuklar ve boyutlar kazanarak gelişmesini bekliyorum.
Toplumda herkesin şartları eşit veya aynı değildir. Dilek ve yasaklamalarda istisnaları da gözönünde bulundurmamız iyi olur. Selamlar, Allaha emanet olunuz. İbrahim Sarmış

M mutlu 01 Ocak 2012

meraba arkadaşlar; yanlış anlaşılmaları düzeltme adına tekrar yazma greği duyorum..başörtüsü ile ilgili sıkıntı çeken insanların Allah rızasını umarak yaşıyolarsa ve bunu tavizsiz hayatlarında gösteriyorlarsa bunun mükafatını alacaklarını sizlerde biliyorsunuz Allah müjdeliyor...siatem için de yaşıyan müslümanların sadece başörtüsü sorunu yok ..en büyük sorun sistem ve gelenek inançı ..kadınlar mücade le ediyorlar erkekler şunu bunu yapıyolar ifadesi değil bu mücadele topyekün ben müslümanım diyen ..hayatımı kuranla şekillendiriyorum diyenler için d e geçerlidir...ev muhabbetlerinindeki konuşmalarınızla sokaklardaki tavırlarınız bir değil derken ....tüm türkiyedeki islamcıları kastederek yazdım.. arkadaşla aynı ev içi muhabbeti yapmadım ...bu çoğrafyada evlerde ne muhabbet, edilir her kez bilir evlerde tv izlemediler bu insanlar kuranmealleri okudular ...o emeklerin yansımasını sokaklarda göremedik....bunu eleştirdim ....evet okuduğunuz ifadelendirdiğiniz islamın bu topraklarda yeri yok arkadaşlar....köy bulun derken ..islamcılar sistemin içide hem olıcaz hemde yaşıyacağız derseniz sonuç alamazsınıa....bir şekilde islam bu topraklarda mahkum edilmiştir...islam esir dir ..islam yaşanma alnı bırakılmamış islam adına yaşanılan yer sadece sitemin denetiminde ki camiler ve oraların bekçileri köleler vardır...evet arkadaş lar islam nasıl yaşanması gerekiyosa öle yaşanması gerekir pazarlıksız net açık gizlenmeden......imamların arkasınsan namaz kıl bahçeye çık kahrolsun tağutı rejim ..kahrolsun demorkrasi .....böle isami mesaj verilmez verilmedide millet sıloganlarını tükettii.....türkiyedeki tüm islami oluşumlar ...kurandaki dini yaşamak zorundalar...şimdiye kadar tevhidi düşünenler küçük bir anadolu köyüne göç etmiş olsalardı şim di devlet kurarlardı....köy bulmak şehri terketmek basite alınacak bir haraket değil...şehirlerde yaşarsanız sistemin derdiyle yaşar kamusal alanın içinde yok olur gidersiniz....Allahın arazisi bol ve geniş...hicret etmeyenlere melekler demiyolarmı neden hicret etmediniz Allahın arz ı geniş değilmiydi.....ama sizler illa sistemin mabedlerin görev almak istiyorum ...birde sağlam bi r işe ayak atarsam hayatım rahat derseniz ...o da sizin bileceğiniz bişey...zaten bir sürü bedenini beynini sisteme köle etmiş kendini tevhidi mücadelede önemli sayan önemli hocalar da var zaten .....küfür rejimin gölgesinde islami yaşantı olmaz...olsada rahat olmaz....herkesi başta yazıyı yazan arkadaşıma ve tüm not yazanlara kuranın tek ve temel kaynak bilinciyle yaşamalrını bedenlerini iman la teslim etmelerini ALLAH TAN DİLERİM

N nebe 01 Ocak 2012

Es selamu aleykum kardeşlerim;

kardeşlerim tesettür şüphesiz Allah’ın emridir ve sınırıdır.İnananlar ise güçleri yettiğince bu sınıra riayet ederler.Ben de tesettür sebebiyle üniversiteyi terkettim fakat herkes aynı dirayeti gösteremeyebilir.Hanım kızlarımıza da tek tavsiyem şayet imanlarında samimi iseler asla ya hep ya hiç demesinler.gücü yeten güzelce uysun bu emre yetmeyen ise şayet samimi ise bu sınırı kabul ederek sadece ve sadece başını açsın.“la yukellifullahu nefsen illa vusaha”Eğer ben müslümanım diyen bir bayan başörtüsünün farziyyetini kabul ediyor ise sadece mesleğini icra ederken makyajsız ve gösterişsiz bir biçimde sadece başını açsın ve dışarıda yine örtsün balkonunda örtsün.beni görüyorlar biliyorlar diye örtmemezlik yapmasın.gücünce günahtan kaçsın.her bakışın her etkilemenin günahı ayrıdır.kırk saat okulda geçiyorsa işyerinde geçiyorsa gerisi de evde dışarda geçiyor.ve bu şekilde safını belli etssin inanın bu çok önemlidir.onu dışarıda gören amiri,arkadaşı,öğrencisi,hastası onun mazlum olduğunu bilir mecburen açıldığını anlar safını elli etmiş zulmu provoke etmiş olur.ama bir bayan yasağı bahane edip daracık kotlarla bluzlarla çalışıyorsa hiç bahane etmesin bugun hiçbiir yerde seksi giyinme mecburiyeti yok.Hiç açılmayan bayanlarımıza da Allah rızası için beyleri aileleri bir çiçek gibi davransın nazlarını kahırlarını çeksinler.tam olarak örtünen bayanlar şu ahir zamanın pırlantalarıdır ve Allah’ın işaretleridir.onlar Allah’ın hatırlatıcısıdırlar.Onlara yardımcı olalım,kısıtlanmışlıklarını bilip değer verelim rahatlatalım,rızkımızın bereketi bilelim...başka hataları da olsa onlar iffetin ve saf ruhun hatırlatıcısıdırlar.eğer onlar olmasa sınır diye birşey kalmaz.onlar olduğu halde insanlık fuhşa doğru gidiyor ya bir de olmasalar.

S süleyman dilmen 01 Ocak 2012

Mutlu bey insanları tanımadan onlar hakkında nasıl zanda bulunursunuz
ben hayatımın 15 yaşından sonraki kısmını Kur’an’ın temel kaynak olduğunu anlamak ve anlatmakla geçirdiğimi belirtmek isterim. Ayrıca nasıl yaşadığımızı bilmeden yaptığınız genellemelerin hesabı Allah katında ağır olabilir, bunu tebliğ etmek isterim.
Zan, Kur’an’ın defalarca sakınmamzı emrettiği hastalığımız..
Doğru tesettüre çağırmak Kur’an’a aykırı hareket midir?
Ben ıslah edici eleştiri isterken, delilli konuşmanızı rica ediyorum
Yani yazımın neresinde Kur’an’a ya da sünnete ters hareket etmişim onu delillendirin ve doğrusunu söyleyin.
vesselam veddua

S süleyman dilmen 01 Ocak 2012

a.s. Nebe hanım yorumunuz için teşekkür ederim. ancak katılmadığım bazı bölümler var ben tavizsiz tesettürden bahsederken, siz belli zaman ve yerde nasıl başı açık durmalarının normal olacağından bahsedebiliyorsunuz. Bu, tesettürün hafife alınmasına ve dolayısıyla Kur’an’ın hükümlerinin hafife alınmasına vesile olmuyor mu? Yazımın tam anlaşılmamış olduğundan endişeliyim. İnşallah Hakkı anlar ve yaşarız

M mutlu 01 Ocak 2012

sayın süleyman dilmen arkadaşım... sizi tanımam.. zanda bulunduğum yok türkiyede yaşadığınız yazılarınızdan belli ben de bu ülkede yaşıyorum ...bu ülkede yaşayan islamcıların da sorunnları birbiirnden farklı değil ....seninle aynı yerde olamma gerek yok türkiyede kim ne yapıyo belii zaten....ateş olan yerden duman çıkar ....ortada ateş de duman da varsa belli olur....sizin yazınızla türkiyedeki islamcıları eleştirdim ...kuranın tek ve temel kaynak aldığınız belli oluyo...diğer yazılarınızda buhariden baya haber naklaet miisniz ...buhariyide ve diğer hadis ravilerini yeniden okumanızı tavsiye ederim ...buharılerin ..muslimlerin ...ebu davutların ...ve diğer lerinin islamı aşağılayan nasıl riyavatler yaptığını yeniden bir görün ...kurandan başka hangi hadise yani söze inanacaklar ayetinide (mürselat 50) ekleyerek sizleri kuranla başbaşa bırakıyorum ...tekrar yazayım arkadaşlar bu memlekette islamın yaşama alnı yoktur ..ne kadar sistemle ilgikli eleştiri yaparsanız yapın fark yok islamcıların birbirinden ...eleştirip yeniden aynı yere gelmektesiniz bu sadece başörtüsüyle ilgili değil ...tağut anlayılınız ..parti düşünceniz....cami cemaat anlayışınız ....içine sistemle karşı karşıya koyduğunuz ne varsa çözümsüzdür hep eleştirdiğiniz yere gelmektesiniz......kuran tek millet ten bahsederken ..fırkalara ayrılmayın derken ....mezhepleşme ...cemaatleşme ...partileşme ...farklı abiler peşinde koşmayı bize hangi kuran o ayeti öğretiyo ....Allah katında bunların hesabı ağır olamyacakmı ...son olarak burdaki başörtüsyle ilgili yazıdan yola çıkarak ...erkeklerin de bu sosyal yapıda yanlışlarının olduğunu dile getirdim ...yazı sahibini tanımıyorum zanda bulunmadın sadece bu yazıdan yola çıkarak türkiyedeki islamcıları tutarsızlıklarından bahsettim ...aynı çoğrafyayı paylaştıkğımız için kim neler okur her kez bilir düşüncesiyle ev muhabbetlerinden sokatakiyle aynı paralelde olmadığı yazdım ... islamın yaşama alanın olmadığı için kaliteli yapılanma ve haraket olması amacıyla kamusal alanıın yoğun olduğu şehir hayatından uzaklaşıp peygamberin mekkeden çıktığı gibi alternatifler üretmemiz gerektiği yazdım ...islamın olduğu yerde mutlaka şirk olacaktır islami haraket savunma gücünü şirkten alır...lakin islami düşünce dekiler şirkin madetlerinden uzak olarak bu gücü kazansınlar ...şirk mabedleri islamcıların gücünü ve hevesini zaman geçtikçe parçalamakla ve islamcıların dirençlerini sistemin içine almakla kırmaktadır....daha düzeyli ve samimi hatraketler görmemiz ve şahit olmamız ümidiyle kuranla yaşayın kuranla kalın

O Orhan Albayrak 01 Ocak 2012

Sn, Nebe Hn. Allah’ın dinine katkıda bulunmak hiç kimsenin haddine değildir.Ya örtünme emrine itaat edeceksin yada reddedeceksin iksi arasında ortalama bir yol yok.Ben kafama göre hareket edeyim maslahat gözeteyim,gibi çıkarımlar yapmaya hiç birimizin hakkı yok.Bu Allah’ın değişmez ve eğilip bükülemeyecek bir hükmüdür."Allah ve Rasülü bir işe hükmettiği zaman, mümin bir erkek ve mümin bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve rasülüne isyan ederse artık gerçekten o, apacık bir sapıklıkla sapmıştır." Ahzap-36

M mehmet burak 01 Ocak 2012

s.aleyküm abi gerçekten doğru bir karara varmıssın

M M.BURAK 01 Ocak 2012

S.ALEYKÜM ABİ GERÇEKTEN DOĞRU BİR KARARA VARMISSIN. GÜNÜMÜZ İNSANLARI NE YAZIIKKİ BÖYLE DÜNYEVİ ŞEYLERLE MEŞGUL OLMAKTA AMA NE YAZKKI UHREVİ HAYATIN BİLİNCİNDE DEĞİLLER. KEŞKE HERKES SİZİN GİBİ DÜŞÜNEBİLSE. ALLAH SİZDEN VE SİZİN GİBİ DÜŞÜNENLERDEN RAZI OLSUN.

K kardelen 01 Ocak 2012

Süleyman Abi düşncelerini paylaştıp bizleri biraz daha aydınlatp bilnçlendirdiğin içn Allah razı olsn.. Öyle olması gerekn şeyler ki dile getrdiklerinz .. ve bizm bunlara karşılk verdiğimz bahanelerde o kdr gerekszki.. yok sistem yok başka bahane.. insan ilk önce nefsini dizginleyebilmeliki sonra dierleriyle mucadele edebilsin.. yorumlarıda okudum .. aslnda cogu kişinn bahsettiği aynı şey islamiyetin yaşanışıyla ilgili baskıcı tutum .. bunun köy veya mekanla ilgisi yok türkiye bi butun heryeri gelşmiş veya gelşmemş bizim toplum kultr dil din aynı.. eer peygamberlik gunumuzdede devm etseydi onun bu konuda seçme hakkı tıpkı eski zamnlardaki gibi kendisnn değil Allahn istediği gbi olacaktı.. köy hayatı diyip orda islamın daha yaşanılr oldugunu da düşnmeyn, geleneklerine bağlı olmak ayrı dini dogru yaşamk apayrı .. yanlış anlaşlsn istemem ama trakya köylerini ele alırsak ne demk istediğimi belki anlarsınz ..bnde oralıyım ve islamı kendine göre yorumlamş o kdr din cahili insanlar oldugunu göruyorum ki.. Allah*ın hepimizi batıl ve din cahilliğinden koruması ve öle olmayı engellememize yardmcı olması dileğiyle ..

Y yorgun 01 Ocak 2012

Süleyman abi yazdıkların ve dünyaya bakış acını bizimle paylaştıgın için çok teşekkürler... Allah razı olsun.herkes o kadar dünyevi olaylarla meşgul ki..diger yaşamın hala bilincinde degiller. keşke herkes sizin gibi düşünüp böyle dogru kararlar verebilse ve bunu söyleyebilse ... Allah sizden ve sizin gibilerden razı olsun.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Süleyman DİLMEN — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.