Kölelere Özgürlük!
İnsanları Rablerinin özgür kulları kılmak için gelen İslam bunu “Kölelere Özgürlük” çağrısıyla gerçekleştirecektir. Hazreti Resûlün, Dâr’ül-Erkâm’a astığı bir pankarttı Beled Sûresindeki bu ayet ve o pankartı gören köleler Bilal, Lübeyne, Habbab koşarak peygambere geliyorlardı: Kölelere özgürlüüük!
“1 Mayıs”, 19. yüzyılın sonuna doğru çalışma saatleri ve şartları için mücadele eden işçilerin sınırları aşan mücadelelerinin sembolik adıdır.
Geçen gün Taraf gazetesi ekonomi yazarı Süleyman Yaşar bir okuyucu mektubu yayımladı. Bir tekstil fabrikasında çalışan işçi okuyucu, fabrikanın kriz bahanesiyle işçilerin yarıya yakınını işten çıkardığını, geri kalanları da işten atmakla tehdit ettiğini ama üretimin aynı seviyede sürdüğünü yazıyordu. İşçilerin yarısına yakını işten çıkarıldığı halde nasıl oluyordu da üretim aynen devam ediyordu? İşçilerin çalışma saatleri artırılmıştı ve aldıkları ücret ayda sadece 600 tl idi. İşçilerin çoğunun bacaklarında büyük şişlikler oluştuğunu söyleyen işçi okuyucu kölelik düzeninin açığa çıkmasını istiyordu.
Rüştü Hacıoğlu dostumuz, Beled sûresi 13. ayetinin (fekkü raqabe), meallerdeki yaygın dolaylı tercümelerinin yerine isabetli bir tercihle, kısa ve vurucu bir şekilde “Kölelere Özgürlük” diye tercüme edilmesi gerektiğini söyledi geçenlerde. Mükemmel bir çeviri! Hayata tekabül eden, onu tam ortasından yakalayan bir çeviri… Aynen Esed’in dolaylı anlatımlardan sıyrılıp “Kahrolsun Ebu Lehebin iktidarı!” demesi gibi…
Gazeteye mektup gönderen o işçi hiç şüphesiz modern bir köledir. Ayda sadece 600 lira almakta ve nerdeyse günde 12 saat çalışmaktadır. 1886’dan bu yana, günde 8 saat çalışma talebinden bugün gelinen aşama bize ibretamiz bir tablo sunuyor. Köleler ve kölelik kalkmadı, aynen ve artarak devam ediyor, sadece daha sofistike bir hâl kazandı; insanlar durumu anlayamasınlar diye büyü ve büyücü çeşitleri çoğaltıldı; o kadar.
Forbes dergisi son bir yılda Türkiye’deki milyarder sayısının 13’ten 28’e çıktığını duyurdu. Türkiye’den birkaç ismin de bulunduğu dünyanın en zengin ilk 1000 kişisinin serveti de %50 oranında artmış! İşte, yoksulluk ve çalışma koşulları her geçen gün ağırlaşırken ekonomik kriz söylemlerinin örttüğü bambaşka bir tabloyla karşı karşıyayız! İşte 1Mayıs vicdanlarının dillendirmeye çalıştığı kötücül güçlerin dünyası… İşte kölelerin omuzlarında yükselmek isteyen ve o omuzlardan inmeyi hiçbir zaman kabul etmeyen efendilerin dünyası!
1 Mayısı tamamen bir vicdan ve kölelikten kurtuluş çığlığı olarak değerlendiriyorum. Elbette 1 Mayısın sol hareketlerin neredeyse “en kutsal” argümanı olduğu gerçeğini yok saymıyorum. Sol hareketlerin bayrağı olarak kalsa da 1 Mayısı evrensel bir insallaşma çıkışı olarak kabul ediyorum. Ancak şu da var: Son kriz süreci de gösterdi ki artık sol hareketler insanlık için bir çıkış üretemiyorlar. Bütün dünyanın alt üst olduğu, emekçi kitlelerin büyük yıkımlara sürüklendiği ekonomik buhranda bile sol hareketler, sendikalar bir umut üretemediler, insanları hak ve adalet mücadelesinde mobilize edemediler.
Türkiye’deki sol hareketlerin önemli bir kısmı ulusalcılaşma travmasına yenik düştü. Başka ülkelerde olmadığı kadar halkın değerlerine yabancılaştı, zorba laiklik uygulamalarını özgürleşme zannetti. 28 Şubatlara karşı durmadı! Adaletin ve vicdanın sesi olmayı başaramadı. 1 Mayısın ruhunu yakalayabilecek bir hassasiyetten ziyade ulusalcılık hassasiyetlerinin tutsağı oldu; laiklik paranoyasına kendini teslim etti. Özgürlükçü ve devrimci solun ilkelerine sadık kalanlarını dışarıda tutarak söylersek eğer, imtihanı geçecek bir performans sergileyemeyen solun 1 Mayısla tutarlı bir bağının kalmadığını söyleyebiliriz.
“Emek ve Dayanışma Günü” olarak ilan edilen 1 Mayıs, Türkiye’de çatışmalarla anılan bir gün. Öyle olması iyidir de aslında. Haklar ve özgürlüklerin kazanılmasında çatışma kaçınılmazdır. Egemenler kölelerini kaybetmek istemeyeceklerdir. Naif bir mücadele mantığından bahsetmek ne kadar tutarlıdır? Tabi buradan şiddetin olumlanması sonucu çıkarılmamalıdır. Efendi ile köle arasında sıcak bir mücadele hattı yoksa eğer köleler nasıl özgürleşecekler? İsrailoğulları, Firavun’un boyunduruğundan nasıl kurtulacak?
Şair İsmet Özel’in devrimci zamanlarından kalma harika şiirinin başlığına dikkat çekmek isterim: “Evet, isyan!”
‘Kölelere Özgürlük’ şiarını sayfalarına işleyen Yüce Kitabımız bize bu iki kelimeyi bilinçli bir şekilde imana giriş cümlesi olarak söylüyor aslında: “Lâ ilâhe illallah!” Nasıl “Evet, isyan!” başlığı bilerek, kabul ederek, uzun düşüncelerin, kararlaştırmaların bir sonucu olarak doğmuşsa egemenlerin, sahte ilahların reddiyle imana giriş de o kararlılığı ifade eder ve bu iki söyleyiş birbirini tamamlar!
İnsanları Rablerinin özgür kulları kılmak için gelen İslam bunu “Kölelere Özgürlük” çağrısıyla gerçekleştirecektir. Hazreti Resûlün, Dâr’ül-Erkâm’a astığı bir pankarttı Beled Sûresindeki bu ayet ve o pankartı gören köleler Bilal, Lübeyne, Habbab koşarak peygambere geliyorlardı: Kölelere özgürlüüük!
1 Mayısı bu anlam alanıyla birleştiren bir özgürlük çağrısı her türlü köleleştirme biçimine karşı adaletten ve Hakk’tan yana bir tavırla meydanlara yürümeli ve yeni bir vicdan çağının kapısını aralamalıdır.
Yorumlar 6
kölelik düzeni devam ediyor. küresel kapitalist sistem kendi krizlerini “fırsat”a çevirirken, fırsat dedikleri daha çok işsiz, daha fazla emek sömürü ve daha fazla eşitsizlik yaratmak oluyor. gelir dağılımındaki adaletsizlikler her geçen gün çoğalıyor.
tüm bunlar yaşanırken müslümanların bu konuda sesiz kalması düşünülemez!
1 mayıs’ta meydanlarda olmak, ekonomik sömürüye karşı da kendi duruşumuzu ortaya koymak ve müslümanca tavır almak anlamlı bir çıkış olacaktır.
islamcılar, ak parti’nin ekonomi politikalarını bu konuda ciddi bir eleştiriye tabi tutmadılar. akp ve chp kıskacında, bir nevi ya kemalist statüko ya da özgürlük gibi ikilemlere sokuldular ve bu süreçte ak parti’ye karşı da safını netleştirebilen alternatif bir islami muhalefet dili ve pratiği maalesef gerçekleştiremediler. bu sıkıntılar artık gün yüzüne çıkıyor.
oysa ki mevcut tablonun hangi ekonomik kavgaların neticesinde oluştuğunu sorgulamadan yapılan tartışmaların bir ayağı eksik kalıyor. ak parti politikalarının nasıl bir ekonomik düzeni devam ettirdiğini ve nasıl bir sınıf kavgasının tezahürü olduğunu görmeden yapılan değerlendirmeler, tüm süreci halk için mücadele edenlerle halka mücadele edenlerin kavgasıymış gibi gösteriyor. bu yanılgılardan kurtulmak lazım.
belki 1 mayıs’ta bu politikalara ilişkin de bir takım sorgulamalar başlar...
1 mayıs da alanlardayız hocam yanınızda!
hep beraber kölelere özgürlük demeye kurtuluş çığlığı atmaya.insanlığı özgürlüğe ve adalete çağırmaya.hep birlikte meydanlardayız (fekkü raqabe)demeye inş.
Üstad önemli bir duyarlılık çağrısında bulunmuşsun, yüreğine, kalemine sağlık. Fakat 1 Mayısta meydanlara yürümek konusunda enine boyuna bir düşünmek, işçi kesimine yönelik özellikle de kriz ortamı bahane edilerek ayyuka çıkan zulüm ve sömürüye karşı itirazımızı daha özgün şekilde nasıl pratize edebiliriz, bunu tartışmak lazım diye düşünüyorum. 1 Mayıs bir vicdan ve kölelikten kurtuluş çığlığını içerse de temelindeki ideolojik formasyonu görmezden gelemeyiz. Neticede sınıf mücadelesi çerçevesinde şekillenmiş bir kutlama biçimidir. Biizm konuya dair sözümüzse sınıf mücadelesi çerçecesinde dğildir, olamaz.
Beytullah Emrah tespitlerin mükemmel. banada tercüman olmuşsun. saol.
Mücadelemiz sınıf eksenli bir anlayışa indirgenemez. Ancak onuda kapsar. Zaten biz egemenlerin saltanatını yıkmak idealine sahipsek ,ki olmak zorundayız, süreç bizi sınıfsal bir tavır alışa zorlar. İçinde yaşadığımız toplum sınıfsal çelişkiler ve sömürü üzerine kurulu bir sosyal yapıdır. Tıpkı mekke gibi. Mekkede de meselenin sadece 5 tane puta saygı sorunu olmadığını asıl çatışma ve sorunun sınıfsal egemenliğin altüst oluşuyla ilgili olduğunu düşünüyorum. Bu anlamda 1 mayısda meydanlarda olmanın dili doğru belirlenirse sorun olmayacağını hatta meydanlarda olmanın gereklilik olduğuna inanıyorum.
bizim sistem eleştirimizin dayanakları da bizce olmalı...bizim davetimiz ÖZÜ GÜR olmaya....özgürlüğe değil!bizim çağrımız kopya gerektirmez islam tarihi malümaliniz mustazafların mücadelesi örnekleri ile doludur...iBADETE yalnız ALLAH’a kulluk daveti özgürlük söylemi ile örtüşmez..bunlar tek zaviyeden bekılacak olaylar değil.arka planı ön planı iyice ölçülüp tartılmalı...atış devenin tümüne..
